Marmara'nın altı da üstü de alarm veriyor

Geçen hafta sonu gerçekleştirilen 3. Marmara Denizi Sempozyumu’nda müsilaj, deniz kirliliği, biyoçeşitlilik, balıkçılık ve deprem gibi konular ele alındı, daha doğrusu, sorunların geldiği boyut bir kez daha irdelendi. Bir kez daha diyoruz çünkü 2010'daki 2. sempozyumda da Marmara Denizi'ndeki kirlenmenin boyutları, müsilaj oluşumu, bakteri kirliliği ve halk sağlığı açısından oluşturacağı tehlikeler uzmanlar tarafından aktarılmıştı. Aynı şekilde, Marmara'nın altından geçen fayın yarattığı deprem tehdidi de. Yine aynı konular ve riskler 1999 depreminin hemen sonrasında, 2000'deki ilk sempozyumda da dile getirilmişti. Dolayısıyla, buna bir anlamda zamanda geçmişe yolculuk da denilebilir. Tabii sadece takvim yaprakları olarak, yoksa içerik hep aynı. Hatta özellikle Marmara'nın kirlilik ve azalan balık çeşitliliğine dönük uyarılar 1999'dan bu yana pik yapan deprem farkındalığından çok daha eskilere uzanıyor. Bunu da herhangi bir internet arama motoruna "Marmara Denizi sorunlar" diye yazıp her an test etmek olası. Yani öldü, ölüyor denilen Marmara'nın altı da üstü de aslında yıllardır uyarı veriyor, bunu da uzmanlar dile getiriyor ama pek aldıran yok. Hem yetkililer hem de vatandaş açısından. Bugün geldiğimiz nokta ise tam anlamıyla alarm durumu. Dahası, korkulan İstanbul depremi konusunda bilim insanlarınca öngörülen periyotta kum saati de dolmak üzere. Nasılını Marmara Denizi’nde deprem araştırmalarını başlatmasındaki öncü rolüyle ödüle layık görülen Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Naci Görür anlatıyor:
"1999 depreminden sonra bütün araştırmalar yapıldı, alarm verildiği gibi bekleniyor. 2000 senesinde Parsons'un (ABD'li jeofizikçi) 1999'dan itibaren her an dâhil 30 yılda (artı eksi 15 yıl) Marmara Denizi'nde 7'den büyük bir depremin olma olasılığı yüzde 62 çalışması dünyanın en saygın dergisi National'de yayımlandı. Benim başkanlığımda süren bütün çalışmalarda da yaptığımız ölçüler, vs. Marmara'da fay sisteminin aktif olduğu ve burada büyük bir deprem beklendiğini ortaya koyduk. Marmara'nın altındaki fay sistemini de üç kola ayırdık. Biri, adaların güneyinden geçen fay kolu. Bu 45 kilometre uzunlukta ve kilitlenmiş vaziyette. Bu ne demek? Herhangi bir deprem üretmiyor, sürekli stres biriktiriyor, eninde sonunda da kırılacak. Ne zaman? Parsons'un dediği periyot içerisinde. Bu kırılırsa, 6'lar mertebesinde, en fazla 7'lik deprem olur. İkincisi, Kumburgaz kolu. O da Yeşilköy açıklarından başlıyor Silivri açıklarına kadar uzanıyor. 65 kilometrelik o kol kırılırsa da mimimum 7.2'lik deprem üretir. Üçüncü kol Tekirdağ bölümü hakkında ise görüşlerimiz tartışmalı."

Hangi anlamda?

"Deniz altında yaptığımız gözlemlerde bu fay boyunca bazı açık çatlaklar, üzerine malzeme çökelmemiş kırıklar tespit ettik. Dedik ki bu fay yeni kırılmış olmalı, yeni kırılma da 1912 Şarköy depremi. Dolayısıyla, bu Tekirdağ kolu muhtemelen Şarköy depremi sırasında 1912'de kırıldı, onun için bir büyük deprem üretmez diye içimizde tartışmalara girdik. Bazı bilim insanları ise 'Kırılmamış gördüklerimiz gaz çıkışlarıyla ilgilidir” dedi. Şimdi eğer kırılmamışsa ve o da kendi başına kırılırsa, 7.2'lik deprem üretir. Hepsi birden kırılırsa da en fazla 7.6 oluyor. Bu da bir ihtimal dâhilinde çünkü 1766 depreminde Marmara Denizi'nde iki ay arayla peş peşe 7'nin üstünde iki deprem oluyor. Dolayısıyla, bütün bu veriler yazıldı, söylendi, şimdi 10-15 sene falan geçince, millet ne oldu, ne değişti diye soruyor. Değişen bir şey yok, bu verilen uyarı sözlerinin hepsi bugün aynen geçerliliğini korumakta. Periyodun doluşunun 22. yılındayız, demek ki tehlikeli zamana daha da yaklaşıyoruz.

Kum saati doluyor yani?

"Tabii ya. Şaka değil bu. Kumburgaz ve Adalar fay kolları, ikisi de kilitlenmiş durumda. Şu an stres biriktiriyorlar. Kumburgaz fayı tek başına kırılırsa, minimum 7.2, Adalar kırılırsa, en fazla 7'lik deprem olur."

Ya ikisi birden kırılırsa?

"Adalar ve Kumburgaz faylarının ikisi birden kırılırsa aşağı yukarı 7.4, 7.5'e gider. Tekirdağ dâhil hepsi kırılırsa 7.6'lık deprem olur."
Özetle; müsilajı görünce kirliliği, yaşanan her sallantıda da Marmara'nın altından geçen fayı ve deprem gerçekliğini hatırlamanın, konuşmanın anlamı yok. Yapılması gerekenler bilim insanlarınca defalarca,

çok net dile getirildi. Dolayısıyla, artık konuşmak yerine, çözüm önerilerine, özellikle de depremin her an olacağı gerçekliğiyle hazırlıklı olmaya odaklanmak daha doğru. Çünkü bu konuda zaman tükenmek üzere. Hatta öngörülen süredeki artı eksi 15 yıllık dönemin eksi ve her an olasılığı dikkate alınırsa durum daha da vahim.