Mesajlar ve gerçekler

Eski yıla veda ederken, “neler yaşadık” diye geriye dönüp bakmak adettendir. Ama 2013 öyle bir yıldı ki; son iki gününe gelmemize rağmen gündem hala durulmadı. Pek durulacak gibi de görünmüyor... Öyle son dakika gelişmeleri yaşanıyor ki, vatandaş “Ülke reklam arası verse de az soluklansak” diyor... Oysa 2013’e girerken, bugün “İstiklal savaşı” başlatanlar ne demişti:
“Uzlaşıyı, istişareyi, diyaloğu, temel alan politikalarımızla, devletle millet arasındaki mesafeleri kaldırdık. Milli birliğimizi, kardeşliğimizi, dostluğumuzu güçlendirme yolunda önemli adımlar attık. Toplumumuzun bütün kesimlerini kucaklayan, demokratikleşme, adalet, temel hak ve özgürlükler alanında ileri seviyeler, evrensel standartları yansıtan yeni anayasamızı milletimize kazandırmanın gayreti içinde olacağız...”
Gezi Parkı olayları ve sonrasında diyalog, istişare, uzlaşının ne anlama geldiğini, adalet, temel hak, özgürlükler konusundaki hassasiyetin ise nasıl yorumlandığını ve kimler için geçerli olduğunu gördük, görüyoruz. Dün, başkalarının hak, hukuk çığlıklarına kulak tıkayan, dahası “Adaletin terazisi”, “destan yazdı” diyerek savcı ve polislerin arkasında duranlar, bugün o savcı ve polisleri hukuksuzluk yapmak ve örgüt elemanı olmakla suçluyor...
Ya öteki gündem
Bu köşedeki “Neden Sokaktaki İnsan” başlıklı ilk yazımızda “işsiz, evsiz, işçi, memur, emekli, dul, yetim, öğrenci, öğretmen, çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek, asker, polis, hakim, mahkum, evsahibi, kiracı, esnaf, sanatkar, sanatçı, akademisyen, muhafazakar, demokrat, liberal ve yazamadıklarımız. Yani halkın ta kendisi” diyerek sessiz çoğunluğun sesi olacağımızı duyurmuştuk. Geride bıraktığımız yıl boyunca da öyle yaptık. Daha doğrusu ülkenin öteki gündemine yoğunlaştık. İşte birkaç örnek:
* Gazlanan, dayak yiyen, Toma’ların altında kalan “çapulcu”lar, sorgulanan, sürülen öğretmen ve doktorlar.
* Mobbing, keyfi uygulamalar, ekonomik sorunlar, eşitsizlik gerekçeleriyle intihar eden ya da ordudan ayrılmak zorunda kalan astsubaylar, benzer nedenlerle canına kıyan polisler.
* Günlük 60 lira için, ocak denilen kaçak ölüm kuyularına inen sosyal güvencesiz maden işçileri.
* Sahte ilaç çetesinin eline düşen kronik kanser ve böbrek hastaları.
* Terörle mücadelede kopan bacağının yerine takılan protez için para talep edilen gaziler.
* Cinsel istismara uğrayan, çetelerin eline düşen, devletin bile sayısını bilmediği sokak çocukları.
* 3’üncü havalimanı, 3’üncü köprüye karşı çıktıkları için iktidarın hışmına uğrayan çevreciler.
* Kentsel dönüşüm adı altında yerlerinden edilen garibanlar.
* Atanamayan gıda mühendisleri, sosyologlar.
* Mobbing davası açtığı için sürülen akademisyenler... Ve daha niceleri...
Çok değil 24 saat sonra yeni bir yıla adım atacağız... Umudumuz adalet, temel hak ve özgürlüklerin mesajlarda kalmaması, herkes için geçerli olması ve 2014’te her iki gündemde de bize yazacak iç açıcı bir yoğunluk olması. Dertlerin az, barış ve sevginin bol olduğu bir yıl dileğiyle...

Mesajlar ve gerçekler

Gazetecinin kaderi

Haber uğruna gittiği Suriye’de kaçırılan foto muhabirimiz Bünyamin Aygün’den 34 gündür haber yok. Daha doğrusu tek bildiğimiz hayatta ve hem rejime hem de Özgür Suriye Ordusu’na karşıt radikal bir grubun elinde olduğu. Ve serbest kalmasına yönelik girişimlerin devam ettiği. Zamanla yarışan bir gazeteci için en kötü şey zamanın durmasıdır. Bünyamin maalaseef bunu yaşıyor. Düşünebiliyor musunuz bu 34 günde sadece ülkemizde nelere tanık olduk. O nedenle tek beklentimiz Bünyamin’in özgürlüğüne kavuşması ve yeni yılı vatanında, sevdikleriyle karşılaması...

Sahte içkiye dikkat!..

İstanbul ve Ankara’daki baskınlarda yine öldüren, sakat bırakan sahte içkiler yakalandı. O yüzden tedbirli olmakta yarar var. Sakın ola ki; bandrolü olmayan ya da bandrolü kapak açma yerinden yırtık olan şişeleri satın almayın. Eğlence yerindeyseniz içkiyi orijinal ambalajında isteyin ve masanızda açtırın. Karaf ya da kadehle gelenleri kabul etmeyin. Çünkü sahte içki tadından değil, etiketinden anlaşılır.