‘Milliyet bizim hayatımız’

Dün MİLLİYET’in 70. kuruluş yıldönümüydü. Koronavirüs salgını nedeniyle ailece toplanıp pastamızı kesemedik ama ellerine, yüreklerine sağlık arkadaşlarımız öyle bir MİLLİYET yapmıştı ki bu gururu en çok hak eden okurlarımızla birlikte yaşadık...

Hem onurlandık hem de anılara daldık.

Dolayısıyla bugün sizlere gazetem MİLLİYET’i anlatmak istiyorum...

Ama o herkesin bildiği doğru haberleri ve sorumlu yayıncılık anlayışıyla haklı olarak basında güven madalyasıyla taltif edilen, sporda liderliği asla tartışılmayan, keza dış haberler, ekonomi ve kültür-sanat gazeteciliği, sayfalarıyla yenilikçiliğin öncülüğünü yapan, bunun yanı sıra gazetecilik faaliyetiyle hayatın her alanına sosyal ve kültürel gelişmeye katkıda bulunma sorumluluğu taşıyan, dahası Çanakkale Abidesi’nin inşasından Zap Suyu’na köprü yapılmasına kadar birçok sosyal sorumluk projesine damga vuran MİLLİYET’i değil, O MİLLİYET’in iç dünyasını...

Nesiller değişse de hep aynı kalan ruhunu...

Çalışanlarının MİLLİYET’e olan büyük sevdasını, aşkını...

Tabii MİLLİYET’in bu 70 yıllık yolculuğuna 66 yıl boyunca katılan ve halen de yazılarıyla çalışmaya devam eden Sami Abi’mizin (Kohen) izniyle...

Çünkü 40 yıl önce Milliyet Ailesi’ne katıldığımda ilk kez ondan ve bugün aramızda olmayan Turhan Aytul, Namık Sevik, Doğan Heper, Hasan Pulur, Orhan Tokatlı, Mehmet Ali Birand, Mete Akyol, Bedri Koraman, Turhan Selçuk, Örsan Öymen, Metin Toker, Teoman Erel, Güngör Gönültaş, Halit Çapın, Özer Oral, Dinçer Güner, Altan Erbulak, Yalçın Çınar, Vasfiye Özkoçak, Nilüfer Yalçın ile adlarını burada yazamadığım abilerimiz, ablalarımızdan, yani Abdi Bey’in yol arkadaşlarından duymuştum bu aşk hikayesini...

‘Milliyet bizim hayatımız’


Önceleri pek anlam verememiştim ama ustalarla tanıştıkça ve günler geçtikçe gördüm ki MİLLİYET bir gazete ve okul olmasının ötesinde hiç sönmeyen meşalesinin ısıttığı sımsıcak bir yuvaydı aynı zamanda. Ve o yuvada, ilkelere eskiye, geleneklere olduğu kadar, yeniye de sahip çıkma adına ne ararsan vardı. Her köşesi de sevgi, saygı ve paylaşma üzerine kurguluydu... Bunlar göstermelik, dönemlik değil, ebediydi. Unutmak unutulmak yoktu. Örneğin;

1 Şubat 1979’da katledilen Genel Yayın Müdürümüz ve Başyazarımız Abdi İpekçi’nin 38. yıl anmasına Abdi Bey’in ölümünden sonra onun koltuğuna en uzun süre oturan eski genel yayın yönetmenlerimizden Doğan Abi’yle (Heper) kol kola gitmiştik. Sağlık nedenleriyle uzun süre ayakta kalamıyordu ama bana tutunarak anma etkinliğinde baştan sona dimdik durmak için inatla direnmişti. O gün Abdi Bey’in mezarı başında yaptığı son konuşmasında da “Onun hatıraları önünde hürmetle her zaman eğiliyorum ve onu hatırlamak için de odamda halen resmini ilk gündeki gibi muhafaza ediyorum” demişti...

Artık O’nunla da ölüm yıldönümlerinde kabri başında buluşuyoruz... Daha önce tek tek yitirdiğimiz diğer ustalarımız gibi. Dün bu nedenle gazetemle gurur duyarken, Doğan Abi’nin “Kardeşim Tunca’ya” diye yazıp imzaladığı “MİLLİYET’le 50 yıl” kitabında yer alan şu sözlerini bir kez daha okudum:

“Milliyet benim hayatım. Çünkü ben bu gazete için 50 yıl çalıştım. Artık ‘Milliyet benim hayatım’ oldu. Gece, gündüz tatil demeden hep onunla yaşadım...”

İşte MİLLİYET’i diğerlerinden ayıran ve 70 yıldır ayakta tutan şey de buydu aslında...

İçim acıdı çünkü Doğan Abi’nin gazetesinin dünkü baskısını görmesini, şimdilerde Abdi Bey’in koltuğunda oturan MİLLİYET Okulu’ndan yetişme Genel Yayın Yönetmenimiz Mete Belovacıklı’nın emanete nasıl sahip çıktığına ve meşaleyi devralan Bertan Ağanoğlu, Menderes Özel, Kemal Bulut, Didem Özel Tümer, Ersoy Diyar, Azmi Yılmaz, Şebnem Hoşgör, Şükrü Andaç, Pınar Aktaş, Levent Köprülü, Şahin Bayar, Tayfun Bayındır, Bünyamin Aygün, Gülden Öktem, İlknur Taş ile isimlerini yazamadığım MİLLİYET sevdalılarının değişmez ilkelerimizden “haber odaklı gazetecilik” adına yaptıklarına tanık olmasını çok isterdim.

Eminim müthiş gurur duyardı. Hele de duvarları, her köşesi Abdi Bey’le birlikte O’nun yol arkadaşlarının fotoğraflarıyla dolu MİLLİYET’in Demirören Medya Center’daki sımsıcak yuvasını gördüğünde nasıl da mutlu olurdu...

Sen çok yaşa MİLLİYET... Ailemize sıcaklık, ülkemize  ışık veren meşalen asla sönmesin...