Yeni partiler ne kadar yeni?

TV’de gazetecilerin sorusu üzerine Memleket Partisi’nin “bir ihtiyaçtan doğduğunu” söyleyen Muharrem İnce, nasılını ve niyesini şöyle açıkladı:

“Türkiye’de AK Parti’ye 19 senedir oy verip, bugün memnun olmayan kitle var. Eli de CHP’ye gitmiyor. ‘Vermeyeceğim bir defa ama CHP’ye de vermem’ diyor. ‘Kime vereyim?’ diyor. Onlara diyoruz ki, ‘Senin adresin Memleket Partisi’. ‘AK Parti gelmesin diye CHP’ye kerhen oy veriyoruz’ diyorlar. Ülkücülerin bir kesimi ‘Biz AK Parti’nin yanına yanaştık, rahatsızım bu işten’ diyor. HDP’nin bir kesimi ‘Bunlar bir arpa boyu yer almıyorlar, Türkiye partisi olmuyorlar, terörü kınamıyorlar’ diye tepki veriyor.”

Yani İnce’nin hedef kitlesi tüm partilerdeki kızgın, küskün seçmenler. Öncelikli hesaplar ise kamuoyu araştırmalarına da yansıyan AKP oylarındaki erime ve bunun CHP’ye yansımamasına dönük veriler üzerine. Bu bağlamda ciddi oranda kafası karışık ya da küskün, kararsız seçmenden söz ediliyor. Dolayısıyla, hedef kitlesi daha çok da koptuğu partinin tabanına odaklı görünüyor. Bu öngörülerin hepsi olasılık dahilinde ama olabilirliğinde hem ülkedeki genel siyasi konjonktür hem de “Neden tercih etsin?” noktalarında hesapları iyi yapmak kaydıyla... Şöyle ki; Türkiye’nin son yıllarda inanılmaz şekilde kamplaşıp, kutuplaştığı herkesçe malum, herkes kendini bir yere ait hissediyor. O nedenle de sorun kararsız seçmen değil, aslında kararlı ama kararsızım diyerek kendini gizleyen seçmenler. Çünkü mevcut ortam nedeniyle insanlar kimi zaman gerçek tercihlerini söylemekten kaçınıyor, çekiniyorlar. Ya da bir partiye oy vermeyeceği halde vereceğini söylüyor. Yani tercihini söyledi diye başına bir şey gelir endişesi taşıyan insanlar var ama seçmenin kendisini gizlemesindeki asıl neden bölgeye, yöreye göre değişen mahalle baskısı. Onun için de insanlar fikrini açık açık söylemek yerine kararsızım diyebilir, diyor da...

Gelelim ikinci ama esas nokta “Neden tercih etsin?” konusuna. Burada da aslolan sorunları sıralamak değil çözüm odaklı olmak ve seçmene güven vermek. Bir başka deyişle, kitlelere umut olmak. Özellikle de 7 milyon oyu olan Z kuşağına yeni bir şeyler söylemek. Yani bildik siyasi söylemlerden farklı olmak. Örneğin, çevre sorunlarına odaklanmak gibi. Ki bunlar sadece İnce değil son dönemde yine “ihtiyaç” gerekçesiyle ortaya çıkan diğer yeni oluşumlar için de geçerli. Çünkü 2020 yılının başlarından itibaren arka arkaya 30’a yakın yeni parti kuruldu, başkaları da yolda. Henüz düşünce aşamasında olanlar da var. Dolayısıyla, siyasi arena kıpır kıpır. Medyaya hemen her gün yeni bir parti ya da oluşuma dönük A takımı bilgileri sızıyor ya da sızdırılıyor. Bu bağlamda da toplumun her kesiminden birçok yeni isim söz konusu ama hepsinde de başı çekenler siyaseten bildik, tanıdık simalar. Söylemler, mesajlar dahi aynı, sadece parti logoları ve isimleri yeni. Hatta konuştuğum bir siyasetçinin buna dönük yorumu şöyle:

“Niçin Almanya, Fransa ya da İngiltere’de durmadan parti kurulmuyor? Çok farklı bir ideoloji varsa o zaman çıkıyor. Şimdi bizde kimsenin farklı bir ideolojisi yok ki, hepsi birbirine benziyor. Eskiden otobüs firmaları vardı; mesela, Serhat Kars, onun rakibi Öz Serhat Kars çıkardı ya da Erzurum Dadaş ve Es Dadaş gibi. Yani yeni kurulan partiler farklı bir ideoloji koyuyor mu? Hayır. Diyor ki ben mevcudun daha iyisiyim...”

Açıkçası birbirlerinin içinden çıkmış, birbirinin benzeri partiler, yani Matruşka durumu söz konusu. Ve birçoğunun hedef kitleleri de daha çok koptukları partilerin tabanlarına odaklı. Dolayısıyla, bu noktada akla gelen soru da şu:

Bu sadece ittifak sisteminin yarattığı doğal bir sonuç, iktidar veya muhalefet blokunun 50 artı 1 hesaplarına dönük oyunlar, kurgular mı? Yoksa hem iktidar hem muhalefet kanadındaki yıpranma ile geçmişteki pazarlık ve bu yolla parlamentoya kolaylıkla girme örneklerinin koltuk sevdalılarını daha da cesaretlendirmesi mi?

Yanıt: Elbette her ikisi de. Bir başka deyişle, kazan kazan durumu. Yine parti kurma ivmesini, hevesini artıran bir başka etken de siyaset yapma zemini, adresi bulamama durumu. Buna bağlı olarak da kendine yeni alan açmak girişimi. Yani siyasette genel söylem ülke, sokak meselelerine çözüm gibi damara odaklı olsa da algı ağırlıkla bölme, çıkarma, toplama hesabı ile siyaset yapacak adres bulamamaktan kaynaklı havasında. Dolayısıyla da  “ihtiyaçtan doğuş” gerekçesi bazı partiler için daha çok “kişisel” izlenimi veriyor.