Zafer sadece Yunan’a karşı kazanılmadı

Çünkü; Yunan ordusu bugünün deyimiyle tam anlamıyla bir vekalet savaşçısıydı. Arkasında İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, hatta Amerikalılar vardı. Yani bugün dünyanın her köşesini karıştıran, ayak bastığı her yeri bataklığa çeviren ABD o günlerde de vatanımıza dönük kirli tezgâh ve planlar peşindeydi. Evet İngiliz ve Fransızlar ya da İtalyanlar gibi doğrudan işgalci sıfatıyla çok ön planda değildi ama ta Çanakkale Savaşı’ndan bu yana her türlü hasmane faaliyet ve kumpas içindeydi… Şöyle ki; I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri yanında ve ABD İtilaf Devletlerinde yer aldı ama birbirlerine savaş ilan etmediler. Fakat ABD, Çanakkale Savaşı sırasında İtilaf Devletleri’nin savaş malzemelerini taşıyordu.

1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yenilince ve Mondros Mütarekesi imzalanınca İtilaf Devletleri İstanbul, Marmara ve yeni kurulacak Büyük Ermenistan’ın Amerikan mandasına girmesini istediler. Hatta bütün Anadolu’nun ABD’nin kontrolünde tek bir manda halinde olması fikri ortaya konuldu. ABD’nin maskeli savaşma nedeni Türkiye’deki misyoner kuruluşları, Amerikan enstitüleri ve onların faaliyetlerine son verilmemesi içindi.

ABD İtilaf Devletleri’ne Osmanlı’nın Anadolu’da kalan topraklarının işgalinde de yardımcı oldu. Ve bu yardım sadece lojistik destekle sınırlı kalmadı. ABD, İzmir’in işgaline üç tane savaş gemisiyle koruma sağladı. ABD savaş gemileri Rum çetelerine destek olmak için Samsun ve Trabzon’u da bombaladılar.

Yani ABD’nin sinsi, kirli tezgâhları Osmanlı’nın son dönemi ve Türkiye’nin Kurtuluş Mücadelesi günlerinden bu yana devam edegelen bir süreç. Ve bugün olduğu gibi de pervasızlıklarla dolu...Örneğin; vatanı işgalden kurtarmak için Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ateşini yaktığını günlerde sınırları içine yedi Türk vilayetini alan Yeni Ermenistan Devleti’nin kurulması kararı Amerikan Senatosu’nun onayından geçmişti. Başkan Wilson’un Paris’te başkanlık ettiği İngiltere, Fransa, İtalya temsilcilerinin katıldığı Dörtler Meclisi, Yakındoğu ve Ortadoğu’da kararlaştırılan hükümleri uygulama görevini üzerine alan Amerika’ya, Ermeni Devleti’nin kurulacağı yerde alınacak tedbir ve yapılacak uygulamalar için tam yetki tanımıştı. Bu bağlamda da 1 Eylül 1919’da Amerikan Kuvvetleri Başkomutanı General Peshing’e tanınmış yetkilerle Major (Tüm) General James C. Harbord İstanbul’a gelmiş, ardından da sözü edilen illeri incelemek amacıyla Anadolu’ya geçerek Sivas’ta Mustafa Kemal Atatürk’le görüşmüştü. Tabii 22-24 Eylül 1919 gün ve gecelerinde devam eden Sivas Mülakatındaki Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlılığı ve anlattıkları ile generalin daha sonra gezip gördüğü yerlerde tanık olduklarından sonra bu kirli plan bir hayal olmaktan öteye geçememişti. O günleri de zaferden sonra Mustafa Kemal Atatürk sırdaşı Kılıç Ali’ye (Hulusi Turgut’un derlediği Atatürk’ün sırdaşı Kılıç Ali’nin anıları)” şöyle özetler:

Amerika sahip olduğu olanaklarla bir dünya devleti...Temsil ettiği özgür düşünce felsefesiyle de bize yakın...Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti’ni olduğu gibi tanırsa aramızda gerçek bir dostluk kurulur ve bu dostluk iki taraf için olduğu kadar dünya içinde hayırlı olur. O günlerde General Harbord’a gerçekleri anlatmayı başaramasaydık çözümü güç oldu bittilerle karşılaşabilirdik...”

***

Amerika’nın fiilen savaşmadığını ama hem Yunanlılara verdiği askeri destek hem de yürüttüğü misyonerlik faaliyetleriyle Türk toprakları üzerine dönük sürekli hesaplar içinde olduğunu belirten eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, anlatıyor:

“30 Ağustos 1922’de sadece Yunan ordusu yenilmedi. Arkasında İngilizler, Fransızlar vardı hatta Amerika vardı. Çünkü İzmir’e çıkışlarında Amerikan bayraklarıyla çıktı Yunanlılar. Bende resimleri var. ABD mandası altında olmayı talep eden bazı kişiler var Türkiye’de… Hatta bunu kontrol için bir komisyon geliyor. Ama yapılan araştırmalarda Anadolu coğrafyasını kontrol edebilmek için çok büyük bir askeri güce ve paraya ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Diğer taraftan da Mustafa Kemal Paşa Sivas kongresinde özellikle ‘manda ve himaye kabul edilemez’ çıkışıyla bu zihniyette olanları alt ediyor. Ondan sonra milli mücadelenin asıl safhası başlıyor...

ABD’nin derdi hesabı neydi?

“Bu coğrafyada bir güçlü devlet ABD’nin işine gelmiyor. Anadolu’da ve Rumeli’de toprağı olan bir devlet her zaman büyük devlet olur. Tarih boyunca böyle olmuştur. Sadece Anadolu’da olursanız olmazsınız. Onun için bizi Rumeli’den atmaya çok çalıştılar. Bir de Akdeniz’de ticaret açısından Amerika’nın Osmanlı Devleti’ne ödediği vergiler tarafı var. Amerikan gemileri Akdeniz’de Osmanlı’ya vergi veriyorlardı. Onun için ABD’nin Türk toprakları üzerine hesapları ve misyonerlik faaliyetleri ta 1845’lere dayanır. 1900 yılına geldiğimizde 60’dan fazla Amerikan okulu var Osmanlı topraklarında 23 bin öğrenci okuyor. Müslüman öğrenciler de var...”

***

Özetle; bugün ülkemize yönelik kirli hesaplar, tezgahlar dünün devamı bildik şeyler aslında...Tabii sonunun buna yeltenenler açısından yine hüsran olacağı da...26 Ağustos 1922’de başlayan 30 Ağustos 1922 günü Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruzla ülkeyi esaretten, kurtaran, bu toprakları yeniden vatan yapan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile dün olduğu gibi bugün de o toprakları korumak için gözünü kırpmadan canlarını feda eden tüm vatanseverleri saygı ve minnetle anıyoruz...