İkonik olmaya hazırlanıyor.

14 Mart 2022

Benim de içinde bulunduğum neredeyse yarım yüzyıla dayanan futbol izleyiciliği ve takipçiliğinde Fenerbahçe adına hep bir “ikonik oyuncu” beklentisi olmuştur.

1980’lerde başlayan gençleşme hareketinin meyvelerini 1990’lı yılların başlarında toplayan Beşiktaş; Metin, Ali, Feyyaz üçlüsüyle ikonik hale gelen ancak içeriğinde Rıza, Ulvi, Kadir gibi oyuncuları da barındıran, sonrasında buna Sergen Yalçın’ın da katılmasıyla bambaşka bir anlama kavuşan süreci Fenerbahçeliler “bir gün bizden de çıkacak mı acaba?” sorgulamasıyla geçirdiler.

Yine 1990’lı yılların başında Fatih Terim’in genç milli takımın başına geçmesiyle hem orada kurduğu kadroyu Galatasaray’a katması, hem de Okan, Emre, Bülent gibi altyapıdan çıkan oyuncuların oluşturduğu farklı bir enerjiyle hem “teknik direktör” hem de futbolcu grubu bakımından Galatasaray ikonik bir boyut kazandı. Bunun ekmeğini neredeyse 30 yıl yedi; futbol iklimimizin belirleyicisi oldu.

Bu süreçte Fenerbahçe de sürekli arayış halindeydi. Hep bir beklenti içindeydi. Ancak hem sabırsızlığı hem camianın sahip olduğu genel karakter hali hep ham meyveyi dalında koparma anlayışıyla her türlü gelişiminin önünde engel oldu.

Geride bıraktığımız yıllarda Fenerbahçe’nin çok iyi bir altyapısı da oluştu. Yıllarca ülkenin çeşitli takımlarında bu oyuncuları Fenerbahçe’den yetiştiğinden habersiz bir şekilde izledik, durduk.

Ancak bir taraftan da eksik kalan bir şeyler vardı.

Ne kadar gelecek umudu olsa da bu oyuncu grubunun içinden ne bir Emre Belözoğlu ne de Rıdvan Dilmen gibi ikonik bir karakter çıkabildi.

Fenerbahçe’nin bugün kadrosunda kaç yabancı oyuncusu var biliyor musunuz?

Yazının devamı...

"Boz şu yeminini Fenerbahçe!"

5 Mart 2022

Yine travmatik geçen sezonlardan birinin sonuna doğru Fenerbahçe kritik bir karşılaşmaya çıkıyor.

Rakip Trabzonspor.

Travma diyoruz ancak bu sadece futbolla da sınırlı kalmıyor. İki gün önce Euroleague platformunda Anadolu Efes’le karşılaşan Fenerbahçe Beko’nun özellikle ilk yarıda sergilediği performans takımlarının önceki sezonlarda yaşadığı başarılara alışmış taraftarı için oldukça üzüntü verici oldu, içini acıttı.

Buralarda yaşananlar öğrenilmiş derslere dönüşüyor mu bilemiyoruz, bugünden kestirmek zor, önümüzdeki süreçte yaşanacak pratiklerle anlamış olacağız ancak Fenerbahçe’nin geride bıraktığımız 4 yılı hiç de kolay geçmedi.

Kulübün tamamının yönetilememesi ayrı bir sorun olmakla birlikte futbol takımı özelinde yaşananlar kuşkusuz sadece talihsizlik, şanssızlık veya bir türlü istenen seviye yakalanamadı ile açıklanamayacak derecede net sorunları içerisinde barındırıyor.

Fenerbahçe hiç bu denli çaresiz kaldığı bir dönemden geçmemişti.

Mevcut yönetimin bugün yapabildiği tek şey “gücü yeten varsa aday olsun” demenin ötesine geçemiyor ve bunun temel nedeni geldiği günden bu zamana sürekli köpürterek ortaya koyduğu mali tablonun sadece bir kişi tarafından karşılanabileceğine yönelik oluşturulan bir algı olması da bu çaresizliği daha çok derinleştiriyor.

Bir büyük karşılaşma öncesinde neden futbol adına değil de yönetimsel sorunları ortaya koyan bir başlangıç oldu diye sorabilirsiniz, ancak tam da bununla bağlantılı olduğu için özellikle “çaresizlik” olgusuna dair vurguyu güçlü yapmaya çalışıyorum.

Yazının devamı...