Apartheid 2.0

"Trump ve Netanyahu, bir koyunu nasıl yiyeceklerini tartışan iki kurt gibi davranıyorlar. Bu plan Güney Afrika’daki apartheid’dan (ırk ayrımcılığı) bu yana görülmemiş derecede bir eşitsizlik doğuracaktır. Bu, Filistinlileri İsrail tarafından kontrol edilen toprak parçalarında kafese kapatan bir Bantustan planıdır. (Bantustan, Güney Afrika’da siyahilerin yaşamasına izin verilen alan).

Plan, “Apartheid 2.0” versiyonu için yeni bir yol haritasıdır. Bu plan ne barış getirecektir ne de uygulanabilir iki devletli bir çözüm. Filistin liderliği bu planı ancak reddedebilir. Avrupa’yı da Trump’ın planını reddetmeye ve iş işten geçmeden İsrail’in Filistin’i ilhak etmesine karşı ciddi önlemler almaya davet ediyoruz.”

Bu açık mektubu The Independent’a yazarak Trump’ın açıkladığı “İsrail’in Filistin’i ilhak planı”nı kınayanlar, bizzat İsrail’in siyaset ve bürokrasi dünyasının önde gelen isimleri. Aralarında eski büyükelçiler, eski parlamento üyeleri ve ödüllü birçok İsrailli akademisyen-yazar var. Kendilerini “barışa adamış, önde gelen İsrailliler olarak” tanımlayan bu kişilerin içinde İsrail’in eski Türkiye Büyükelçisi Alon Liel’in ismini görünce, telefona sarıldım.

Seçim öncesi ilhak

Liel söze, “Bu planı Trump ilan etti diye sakın Amerikan yapımı olduğu zannedilmesin. Metinde geçen bazı imla hatalarından çok belli, İsrail’deki sağ kanat tarafından kaleme alınmış. Bu plan onların dileklerinin toplamı” diyerek başlıyor. Bunun bir “apartheid planı” olmasını iki sebebe bağlıyor. 1.si; Filistin topraklarının sadece İsrail polisi/askeri değil, tamamen İsrail toprakları tarafından çevrelenecek olması. “Filistin adeta İsrail içinde küçük bir belediye gibi kurgulanmış” diyor.

2.si; bu plan hayata geçirilirse “iki devletli çözüm” ihtimali tamamen ortadan kalkmış olacak. Bu da, burada yaşayan 7 milyondan fazla Filistinlinin vatandaşlık haklarını kaybetmesi demek. Yani mesela genel seçim olduğunda, toplam nüfusun (Filsitinli-İsrailli) yüzde 40’ının seçme ve seçilme hakkı elinden alınmış olacak. Dolayısıyla, iki çeşit vatandaşlık ortaya çıkacak: 1. sınıf ve 2. sınıf vatandaşlar. Bu da “apartheid” kelimesinin herhalde en açık karşılığı.

***

Durumu daha da zor hale getiren ise, İsraillilerin desteği. Yapılan anketler, toplumun ortalama yüzde 50’sinin plandan hoşnut olduğunu gösteriyor. Zaten bu planın tam da şimdi açıklanmasının sebebi de, İsrail’de 2 Mart’ta yapılacak olan seçimlerde Başbakan Netanyahu’ya hayat öpücüğü vermek. Planın toplumdan gördüğü bu destek de Netanyahu’nun seçimlerde elini güçlendiriyor.

Alon Liel tam da bu yüzden Başbakan’ın seçimi kazanmayı garantilemek için 2 Mart’tan önce harekete geçeceğini ve planı parlamentoya oylamaya sunacağını düşünüyor. Trump ve damadı Kushner bu adımı seçim sonrasına bırakmasından yana. Yani nispeten insaflılar! Ama Liel, Başbakan’ın ABD’ye rağmen önümüzdeki 2-3 hafta içinde bunu yapacağı kanaatinde. Hele ki seçim anketleri durumunu kritik gösterir ise...

Adaletin taraftarı olmak

Uluslararası toplumdan hiç ses çıkmaması, çıkan seslerin de cılız olması ise bu duruma tuz biber ekiyor. Zaten İsraillilerin yayınladığı mektupta da, “Avrupa Birliği’nin şu ana kadarki zayıf tepkisi bizi son derece endişelendiriyor” deniliyor. Arap dünyası deseniz, zaten bazıları bu planın bizzat destekçisi. Diğerleri ise sesini neredeyse çıkarmıyor.

Bu yüzden Türkiye’nin üstlenebileceği “yapıcı” rol çok önemli. Bunu yaparken bir büyük destekçisi, BM’nin 2334 sayılı kararı, yani “İsrail’in yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukukun bariz ihlali olduğunu ve yasal geçerliliği olmadığını belirten” kararı olacaktır. Bir diğeri de, bu mektubu yazan İsrailliler gibi adaletin taraftarları. Çünkü burada mesele ne İsrail’in ne de Filistin’in taraftarı olmak. Mesele, adaletten yana olmak.