Hıza hazır mısın?

Hiçbir şey bir anda olmuyor. Taş taş üstüne zaman içinde konuyor. Mesela bir buz parçası; sıcaklık arttıkça zamanla gevşiyor. Ama işte öyle bir an geliyor ki sıfır dereceyi geçer geçmez katı halden sıvı hale geçiyor. Bir anda su oluyor. O an geldiğinde her şey birdenbire değişiyor.

Şu an içinde bulunduğumuz durum da aynen böyle. Onlarca yıldır “Geliyorum” diyen gerçekliği, ancak koronayla birlikte fark ettik. Kendimizi bir anda evlerimizden çalışır, çocukları bir anda evden eğitim alır halde bulunca uyandık. Sıfır dereceyi geçtiğimizi anladık. Şimdi yepyeni bir haldeyiz. Ama işte bu buz onlarca yıldır erimekteydi aslında.

Web 2

En sevdiğim yazarlardan, “Sanal Toplum” kitabının yazarı Howard Rheingold ta 1984’te bu teşhisi koymuştu. Bilgisayarın hayatlarımıza girişiyle birlikte şöyle yazmıştı: “Artık her masaüstü bilgisayarı, dolayısıyla her birey potansiyel bir canlı yayın merkezi, bir pazar yeri, bir okul. Bir merkezi otoriteye, bir mekâna, belli bir zaman çizelgesine bağlı değiliz bundan böyle. Herkes herkesle iletişimde. Film izlemek için evden çıkıp video dükkânına gidip video kiralamak ve bunu izleyebilmek için evinize bir sistem kurmak zorunda değilsiniz artık. Acaba bu teknolojinin eğitim için ve başka bir sürü sosyal amaç için kullanılabileceğini, henüz büyük kâr sağlamadığı için duymuyor olabilir miyiz?”

İşte bahsettiği o “kâr” düzeneği açığa çıkınca, internetin eğitim dâhil birçok sosyal amaç için kullanımı da ortaya çıktı 20 yıl önce. Pek tabii çoğumuzun kullandığı o meşhur cep telefonu markasının ortaya çıkışından bahsediyorum. Sonra her şey o kadar hızlı gelişti ki... Bir anda alışverişten eğlenceye, her şeyi o bir avuçluk aletle yapar olduk. Bulut sistemi, Netflix gibi portallar, yapay zekânın gelişimi... “Web 2” denilen ve inanılmaz bir hızla gelişen bu teknolojik süreçle tüm bunlar zaten gönüllerimizde çoktan taht kurmuştu bile.

Ama işte 5G’nin hayata geçmek üzere olduğu şu günlerde, artık Japonya’daki bir doktor Nijerya’daki hastayı uzaktan ameliyat edebiliyor hale geliyor. Yani mekândan, aracılardan, araçlardan tamamen bağımsız bir şekilde. “Dolayısıyla, hıza dayanıklı olmalıyız. Hız, hayatımızın en önemli parametresi artık. Hızı hesaba katmaz, bir şeyleri yavaşlatmaya çalışırsanız ‘olmazsınız’. Değişimin hızına dayanamıyorsanız, artık yoksunuz” diye özetliyor durumu, Levent Erden. Sert mi geldi sözleri? Ama gerçek.

Standardın ölümü

Next Academy Başkanı Erden bunu 20 yıldır söylüyor. Ancak işte bazı şeyler yüz kere söylense de, vakti geldiğinde duyuluyor belki de. Kovid-19 ile birlikte fark etmeye başladık içinde bulunduğumuz yeni hali. Öncesinde üst düzey bir yönetici bir toplantı için kalkıp Hong Kong’a gidiyordu. Belki siz sadece bir toplantı için evinizden çıkıp trafikle iki saat cebelleşip, sonra yine iki saatte evinize dönüp tüm gününüzü harcamış oluyordunuz. Ya da koronadan önce de e-alışveriş her ne kadar mümkün olsa da yine de mağazalara gidiyorduk. Kısacası, mekânlar, araçlar, aracılar, onlarca yıldır “Ben geldim” diyen teknolojik değişime rağmen yine de hayatlarımızdaydı.

Şimdi el mahkûm evlere tıkılınca, o “sıfır derecesini” geçmiş olduk. Artık sıvı haldeyiz hepimiz. Daha akışkan, daha hızlıyız. Anda yaşıyoruz, o bir anın içine her şeyi sığdırmaya çalışıyoruz. Aksi takdirde o eski alışkanlıklarımız hızımızı kesiyor günün sonunda. Kurumlar, mekânlar, yollar, araçlar, aracılar, topluluklar... Hepsi yavaşlatıyordu bizi. Düşünün ki iş öyle bir raddeye vardı ki: Bugün en köklü kurumlar bile işlerin çoğunda iletişimi e-mail yerine Whatsapp üzerinden yapıyor. “Merhaba” diye başlayıp “sevgiler” diye biten o eski, resmi email’ler nerede şimdi? İki kelimeyle Whatsapp’tan halloluyor artık hepsi. Günlük yazışmada ise daha da hızlandık, “emoji çağı”ndayız. Koy bir gülen surat, yorma o güzel parmağını harflere basarak. Değil mi?

*

“Hıza dayanıklılık kitleseli de öldürdü” diyor Levent Erden. Yani geniş kitlelere göre uyarlanmış olan standartları. Eskiden reytingi yüksek diziyi seyretmeye mahkûmken, şimdi Netflix gibi platformlarda sayısız seçenek arasından size hitap edeni seçiyorsunuz. Bizlere göre biçilmiş ortalama’lardan, zoraki seçimlerden kurtulduk. Böylelikle daha özgürleştik, hafifledik, hızlandık.

*

Kısacası, korona süreci artık iyice gözümüzün içine soktu: Eski “katı” yapıların ve alışkanlıkların yerini “sıvılaşma”nın aldığını. Su gibi hızla akan bir döneme girdiğimizi. Yüklerini atmayan, esnemeyen, bu hıza ayak uyduramayanlar zamanla sistem dışı kalacak bundan böyle. Kendini uyarlayamayan kurumlar, kişiler, düzenler sürüklenip gidecekler. “Eski” olacaklar.

Bugün “Acaba uzaktan eğitim iyi mi, kötü mü?” diye tartışanları hatırlattığımda, Levent Erden lafı uzatmadan cevabını veriyor: “Onlara benden şu türkü gelsin: Evlerinin önü mersin, ah sular akmaz tersin tersin”. Haklı, su nasıl akacağını bilir vesselam.