İşte yüzyılın sorusu!

Tabii ki salgın bitecek, gidecek. Aşı çıksın çıkmasın, bu da geçecek. Ekonomi yine büyüyecek, misafirliklere yine gidilecek. Gün gelecek birbirimize 1.5 metreden daha yakınlaşıp kucaklaşacağız elbette. Ama bazı şeyler artık hiç değişmeyecek. Tüm dünyayı bir anda olağanüstü hale sokan ve tüm insanoğluna aynı deneyimi yaşatan bu pandemi sonrasında, yeni bir düzene uyanmış olacağız. Şu an kökten, ta derinden değişen sistemin yeniliklerini daha açık göreceğiz o zaman.

Değişen ekonomik düzen

Bir önceki yazımda, Çin’de salgının kontrol altına alındığını, ekonominin salgın öncesi haline dönmek üzere olduğunu, hayatın da yeniden canlandığını yazmıştım. Ancak! Hiçbir şey eskisi gibi değil. Kökten değişen düzen, bundan böyle bizimle.

Bu değişimin başında da “dijital devrim” geliyor. Her ne kadar bizde Çin’deki kadar ileri ve yaygın seviyelere ulaşmış olmasa da, yine de dijitalleşme bizim de hayatlarımızı daha da sardı. İnternet üzerinden alışverişin ve sosyalleşmenin artması, vaka sayısını takip etmek için cep telefonlarımıza indirdiğimiz uygulamalar... Hepsi, Çin’i iyice saran dijital tahakkümün yakın gelecekte bizde de kaçınılmaz olduğuna delalet.

Bir diğer değişen, değişmek zorunda kalan şey de ekonomik düzen. Bunun ilk işaret fişeğini Çin mayıs sonunda vermişti. Çin Ulusal Halk Kongresi, bu yılki zirvesinde tarihinde ilk kez “insan odaklı büyüme”ye odaklanmıştı. Bunu yapan dünyanın en büyük 2. ekonomisi olunca, bu değişimin ne anlama geldiğine iyice bakmak gerekiyor.

***

Her şeyden önce şunu hatırlayalım: Çin Ulusal Halk Kongresi, yılda bir kez toplanan bir yasama organı. Ülkeyi 54 yıldır tek parti iktidarıyla yöneten Çin Komünist Partisi, devleti de yönettiği için bu şu anlama geliyor: Kongre aslında Parti’nin çıkardığı yasaları onaylayan bir kol.

İşte bu yıl Kongre, tarihinde ilk defa “insan odaklı büyümeye” dayalı bir sisteme geçtiğini ortaya koydu. Zirveye “Daha fazla insana nasıl istihdam yaratırız?” sorusu damga vurdu. Yani Pekin artık sadece ne kadar büyüdüğünü değil, asıl olarak nasıl büyüdüğünü önemseyeceğini, refahı kurumlara ve topluma daha eşit dağıtarak büyümek istediğini ilan etti.

Telefonda konuştuğum Asya uzmanı ve Atlı Global’in Kurucu Başkanı Dr. Altay Atlı bunu şöyle özetliyor: “Diyelim yüzde 10 büyüdün. Tamam da, kim büyüdü? Nasıl büyüdün? Gelir eşitsizliğini artırarak mı büyüdün? Halkını yoksullaştırarak mı büyüdün? Şimdi Çin bunu sorguluyor.”

Çin’in dönüşümü

Gerçi Çin uzun zamandır böyle bir yapısal dönüşüm içindeydi. “Devlet kapitalizmi” son 10 yıldır Çin’i artık “kesmiyordu”. Sebebi de şu: Çin’in dünya pazarlarında en büyük avantajı, ucuz iş gücü ve düşük maliyetleri olagelmişti. Ancak zaman içinde ekonomisi hızla büyüdükçe, maliyetler de arttı. Öyle olunca da Çin’in yerini 4’te 1’i kadar maliyet sağlayan Endonezya, Vietnam, Hindistan gibi ülkeler almaya başladı. Dolayısıyla, Çin bu avantajını kaybetti.

Bunun üzerine 2008 itibarıyla Çin ekonomik modelini değiştirmeye başladı. Ucuz iş gücüne dayanan, yani emek yoğun üretimden teknoloji yoğun üretime geçiş yaptı. Katma değeri yüksek mallar üretmeye başladı. “Ben neden Amerikan malı iphone’ları üretiyorum? Kendi iphone’umu kendim üretir, kendim kazanırım” deyip teknolojiye yatırım yapmaya, dünyada bu yönüyle öne çıkmaya başladı. Zaten tam da bu yüzden ABD Çin’e “soğuk savaş” açtı.

Kısacası zaten 12 yıldır sürmekte olan Çin’in yapısal değişimi koronayla birlikte iyice hızlandı, şekle, şemale büründü. Bundan böyle ana gündemi, istihdam   yaratacak sektörleri geliştirmek ve böylelikle refahı insanlara daha fazla dağıtmak olacak.

***

Peki, bir yandan dijitalleşme tavan yapmışken ve Çinlilerin hayatı robotlara, yapay zekâya, 5G’ye göbekten bağlı hale gelmişken... Diğer yandan yüksek teknolojiye bağlı sektörler yerine insan odaklı sektörlere yönelmek nasıl olacak? Bu ikisi beraber nasıl yürüyecek? Hangi eğilim sonunda galip gelecek? Önümüzdeki yüzyılın sorusu da zaten bu...

Aslında her kriz, sistemin kendini yenilemesi için bir fırsat. Zira mevcut sistemin zayıflıklarını, kırılganlıklarını ortaya saçıyor. Tam da bu yüzden tarihte her büyük savaştan ve salgından sonra yeni bir düzen kurulmuş. Şimdi korona da dayandığımız küresel sistemin tüm aksaklıklarını turnusol kâğıdı gibi açığa çıkarıyor. Bunu gören Çin gibi ülkeler de rüzgâra göre hızla dümen kırıyor.

Yukarıdaki sorunun cevabıyla devam edeceğiz...