Kaybedecek tek gün kalmadı

Pandemi yakında sona erecek. Aşı inanılmaz bir hızla bulundu ve yaygınlaşıyor. Yeni varyantlara da uyarlanıyor. Bizler de sürekli salgını konuşuyor, geriye kalan zamanda da siyasetle oturup kalkıyoruz. Oysa dünya şu anda bambaşka bir şey konuşuyor ve her şey bunun üzerine yeniden kurgulanıyor.

Bu “şey”, çevre krizi. Zira küresel ısınma bu yüzyılın sonunda, pandemiye göre her yıl beş kat daha fazla ölüme neden olacak. Yani Kovid salgını çevre krizinin yanında solda sıfır kalacak.

Bill Gates’ten acil eylem

Tam da bu yüzden -biz farkında olmasak da- dünya oturup kalkıp, yaklaşan bu felaketi konuşuyor ve acil bir çözüm bulmaya çalışıyor. Geçen hafta “İklim Felaketi Nasıl Önlenir” adlı yeni kitabını yayınlayan Bill Gates, tüm ülkeleri acilen teyakkuza çağırdı. Microsoft’un kurucusu Gates, çevre krizinin sadece doğal felaketlere değil, muazzam göç hareketlerine de yol açacağı uyarısında bulundu ve hükümetler ortak politikalar benimserse 2050’ye kadar dünyada karbon emisyonunun sıfıra ulaşabileceğini söyledi. Bunun için de bir yol gösterdi.

“İklim değişikliğini çözmek insanlığın başardığı en muhteşem şey olacak” dedikten sonra, eylem planını anlattı. Gates’e göre, fiziki ekonominin tümünde bir yenilikçiliğe ihtiyacımız var. Karbon salımının yüzde 70’ine sebep olan çelik ve çimento fabrikalarını, hava taşımacılığını ve elektrik şebekesini değiştirmemiz gerekiyor. Bunun için de hem hükümetlerin bir Ar-Ge bütçesi olması hem de bu yenilikleri destekleyecek bir sermaye girişimi lazım. Yani büyük şirketlerin ortaklığı ve bu ürünleri satın alarak, hacmi artırıp fiyatları düşürecek birilerinin olması şart.

Bugün en büyük sorun ise, karbon emisyonu yaratırken verdiğiniz zararı görmememiz ve karbonun kaynak olarak ucuz olması. Gates yeşil, temiz alternatif kaynaklara geçilebilmesi için “yeşil değer” (Green Premium) adını verdiği bir ek maliyet öngörüyor. Bunun da düşük gelirli ülkelerin ödeyebileceği kadar düşürülmesi gerektiğini vurguluyor.

Yeni ABD, yeni Çin

Tam da aynı günlerde yeni ABD Başkanı Joe Biden “İklim krizi varoluşsal bir tehdit, kaybedecek tek bir gün yok!” diyerek hemen işe koyuldu. Başkan olur olmaz ilk işi ABD’yi 2050’ye kadar “sıfır karbon salan ülke” haline getirme ve iklim değişikliğine karşı Paris İklim Anlaşması’na yeniden taraf olma sözü vermek oldu. Bununla birlikte, federal arazilerde petrol ve doğal gaz işletim sözleşmelerinin durdurulması, fosil yakıtlara devlet desteğinin azaltılması, yoksullarla azınlıkların yaşadığı bölgeleri kirlilikten korunması kararnamelerini imzaladı.

Zaten göreve geldiği ilk gün Kanada ile yürütülen ve çevrecilerin karşı çıktığı “Keystone XL” petrol boru hattı projesini iptal etmişti. İmzaladığı temiz enerji kararnamesi de toplu taşımada fosil yakıtsız araçlara geçişi teşvik ediyor. Hedefi, 2035’te ülkede yüzde 100 temiz elektrik (rüzgâr, güneş, nükleer dâhil) üretiliyor olması.

Tüm bu hedef ve projeler için trilyon dolarlık bütçeler ayırması ve çevre ekibinin yönetimine Ulusal Ekonomi Konseyi’nin başkanını getirmesi de bu konuyu ne kadar önceliklendirdiğinin ve aynı zamanda bir ekonomi meselesi olarak gördüğünün göstergesi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de ekim ayında ülkesini tamamen “yeşil” kalkındıracağını ve dünyanın “yeşil merkezi” yapacağını duyurmuştu, hatırlarsanız. ABD ile aralarındaki en büyük rekabet alanı da zaten sürdürülebilirlik, finans ve teknoloji. Ki bu üç alan artık tamamen iç içe geçmiş durumda. Yani çevre konusu artık sadece bir çiçek-böcek ya da hayır meselesi değil. Finansın, ekonominin, teknolojinin de merkezine oturmuş durumda. Dolayısıyla, bugün dünyanın en stratejik konusu.

Zira, sanılanın aksine, insana ve çevreye yararlı olmayı hedef alan şirketler, insanlar ve ülkeler aslında daha fazla kazanıyor. Gelir dağılımı, iklim, çevre konularında duyarlı olan bir kurumun finans ilişkileri de daha sağlıklı oluyor, daha rahat kredi buluyor. Tüketiciler, vatandaşlar artık bir markanın dünyaya zarar verip vermediğiyle yakından ilgileniyor. Böylelikle  yeni “Marka Ligleri” oluşuyor. Çevreyi önemseyenler yeni dönemin yükselenleri olurken, bu duyarlılığa sahip olmayan ve insan canını, çevreyi hor kullananlar cezalandırılıyor. Alt lige itiliyor.

Kısacası, çevre konusu artık aynı zamanda bir materyal değer ve milli güvenlik meselesi. Yeşil dönüşüm, 21. Yüzyılın hikâyesi.

Devam edeceğiz.