Sporda adalet, hayatta adalet

2012 Londra Olimpiyatları’nda Türkiye’yi tarihinde ilk kez kadınların erkeklerden daha fazla temsil ettiğini biliyor muydunuz? Katılan 114 sporcunun 66’sı kadındı. Yani yüzde 58’i. Bu da, daha fazla kadın sporcunun olimpiyat kotası kazandığı, bir başka deyişle, kadınların takım oyunlarında daha başarılı olduğu anlamına geliyor.

Artan kadın sporcu sayısı Türkiye’ye aynı zamanda madalya olarak geri dönüyor. Mesela 2008 Pekin Olimpiyatları’nda alınan 8 madalyanın 4’ü, 2012 Londra’da kazanılan 5 madalyanın da 3’ü kadın sporculardan gelmiş. Son yıllarda dünya şampiyonalarında alınan 20 madalyanın 10’u kadın sporculardan.

Erkeklerin neredeyse 2 katı kadar kadın sporcunun yarıştığı atletizm branşında da Türkiye ilk altın madalyasını bir kadın sporcu sayesinde kazanmış.

Gereken yasa

Şimdi bu kadarcık bilgiye bile bakınca, bugün Türkiye’de hâlâ “Futbol kadına yakışır mı, yakışmaz mı?” diye tartışılmasının resmen cehalete delalet olduğu ortaya çıkıyor.

Hakeza, dünyanın büyük çoğunluğunda sporda kadın-erkek ayrımı çoktan ortadan kalkmış durumda. Her ne kadar 100 yılı aşkın bir geçmişi olan olimpiyatlarda hâlâ kadın ve erkek sporcu sayısı eşitlenmiş olmasa da, oranlar birbirine epey yaklaşmış. Mesela 2012 Londra Olimpiyatları’na katılan 11 bin sporcunun 4.900’u kadınmış. Bu, olimpiyat tarihindeki en yüksek rakam.

Bununla birlikte, katılan birçok ülkenin kadın sporcusu erkekten fazlaymış. Sayı olarak ise başı ABD çekiyor. Amerika’nın bu başarısının arkasında da ülkede 1972’de çıkarılan bir yasa yatıyor. Title IX denilen bu yasa, ABD’de eğitim kurumlarında kız ve erkek çocuklarına fırsat eşitliği getirmiş. Bu yasal düzenlemeyle, tüm okullarda kamu maddi kaynaklarının (spor burslarının) kız-erkek öğrenciler arasında eşit bölünmesi zorunlu kılınmış. Bu da kadınların spora, böylelikle eğitim hayatına da çok daha fazla katılmasına vesile olmuş.

İşte sonuç olarak da o zamandan beri hızla artan kadın sporcu sayısı sayesinde, ABD Londra Olimpiyatları’nda kadın atletleriyle öncülük etmiş.

Spor Bakanlığı’nın önemi

Elbette Türkiye’nin kadın sporcu yetiştirmede yakaladığı ivme de yadsınamaz. 1980 öncesi olimpik kafilelerde kadınlar nerdeyse hiç yokken, bugün ulaşılan rakam önemli. Bununla birlikte, 2002’de toplam lisanslı sporcuların yüzde 23’ü kadınken, 2020’de bu oran yüzde 36’ya ulaşmış. Yükseliş elbette sevindirici ama yetersiz.

Bir kere her şeyden önce daha hâlâ çoğu aile kız çocuğunu antrenmana göndermekten çekiniyorsa, kız çocukları “Ben futbol oynayamam ki” ya da “Erkekler gibi akşam antrenmana gelemem ki” diye çekiniyorsa... Öncelikle bu ön yargı duvarlarının yıkılması gerekiyor.

İşte tam da bu yüzden yukarıdan aşağıya bir hareketle, bir yasa çıkarmak gerekiyor. Yoksa tabanda verilen çabalar bir yere kadar yeterli oluyor. İki yıl önce Gençlik ve Spor Bakanı olan Mehmet Muharrem Kasapoğlu, herhalde bunun en iyi örneği. Koltuğa oturduğundan beri “Kadın odaklı spor stratejisi” deyip duruyor. “Her evde en az bir kadının spor yapması lazım. Çünkü kadın aynı zamanda bir eş, bir anne. O spor yapınca, sonra kocası da başlıyor. Çocuğu da spora gidiyor. Tüm aileyi dönüştürüyor. Kadınlar bir birey olarak toplumun öncüleri” diyor.

Bakan Kasapoğlu kadını merkeze koyan bir kampanya başlatmış. Belediyelerle protokoller imzalayarak, onları kendi yetki alanlarında kadınları spora başlatmaları için teşvik ediyor. Mesela Kilis Belediyesi iş birliğiyle başlattığı “15 bin eve 15 bin bisiklet” sloganıyla bisiklet dağıtılması ve yine hayata geçirdikleri “Pilates Kampanyası” bu kapsamda.

“Kadınlarımızı spor alanlarına çekmek için onların ihtiyaç ve taleplerine göre spor alanları planlamanın, imkânları artırmanın ve erişimlerini kolaylaştırmanın gayreti içindeyiz” diyor her fırsatta. Ancak dediğim gibi, bu hedefin tam amacına ulaşabilmesi, tüm ülkede yaygınlaşması ve kalıcı olabilmesi için yasal bir yaptırım uygulanması şart.

Sporun ötesi

Elbette kadınların getirdiği uluslararası başarılar, kadın sporcuların ülkeye kattığı prestij, çektikleri sponsorluklar, vs... Birçok getirisi var kadın sporcu yetiştirmenin. Ancak asıl gözden kaçırılmaması gereken şu: Burada mesele sporun çok ötesinde. Mesele, spor üzerinden kadını toplumda görünür kılmak ve ön yargıları kırmak. Hele ki futbol! Toplumda en çok sevilen ve en yaygınlaşmış spor dalı olduğu için, Türkiye’de algıları olumlu yönde değiştirmek için en uygun araç.

Hep dediğim gibi, kalıpları spor sahasında kırarsanız, hayat sahasında da kırmış oluyorsunuz. Bir kadın spor sahasında olunca, aslında hayat sahasında oluyor. Tam da bu yüzden, kadınların hayat sahasında yaşadıkları adaletsizlikleri engellemenin yolu, spor sahasında adaleti sağlamaktan geçiyor.