Yeşil Türkiye

Bugüne kadar alışık olduğumuz dünyada, bir ülkenin coğrafi konumu belki de her şeyden önemliydi. İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir” demesi boşuna değildi. Mesela Bulgaristan Avrupa kıtasında olmasa, belki hiçbir zaman AB üyesi olamazdı.

Ama bugün coğrafya kaderinizi bir yere kadar belirliyor. İşler değişti. Mesela birer Uzakdoğu ülkesi olan Singapur ve Güney Kore, Batı dünyasının parçası sayılabilirler. Benzer ekonomik düzen, siyasi sistem, teknolojik altyapı, birçok kültürel-sosyal değer paylaştıkları için. Bugün iki farklı coğrafyada bulunan İngiltere ile Singapur arasındaki benzerlikler, aynı kıtada bulunan Kuzey Kore ile Singapur arasındaki ya da İngiltere ile Bulgaristan arasındaki benzerliklerden çok daha fazla.

İşte bu yeni dünya da Türkiye için büyük fırsatlar sunuyor.

Yeni anlaşma

Birkaç yazıdır yazıyorum: Yerkürede yeni bir “küresel değerler ağı” oluşuyor. İnsana ve dünyaya değer veren, yani çevre, iklim, gelir dağılımı, cinsiyet eşitsizliği, sağlık, eğitim gibi konuları önemseyen ülkeler yakınlaşıyor. Coğrafi konumdan bağımsız, bu değerlerden oluşan yeni bir medeniyet doğuyor.

Bu trend son yıllarda zaten ortaya çıkmıştı. Ocak 2016’da Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”, ülkeleri aynı hizaya getirmek için ortaya çıkmıştı. Bu “Küresel Amaçlar”, yoksulluğu azaltmak ve çevreyi korumak için yapılan bir evrensel eylem çağrısıydı. Ama pek bir sonuç vermedi. AB de 2019 sonunda bir “Yeşil Anlaşma” imzalayarak aynı hedefleri kendi üyelerine benimsetmek için önemli bir adım attı.

Yine ABD’de özellikle son yıllarda Demokrat senatörler sık sık çevre duyarlılığını gündeme getiriyorlardı. Başta eski Başkan Barack Obama olmak üzere, “Yeni bir dünya için yeni bir görüş” (New Deal) çağrısını yapanlar hız kazanmıştı. Bu lakap aslında 1932’de dönemin Başkanı Roosevelt’in ABD’yi Büyük Buhran’dan kurtarmak için uyguladığı ekonomik, sosyal ve siyasal reform paketinin adıydı.

Dolayısıyla, korona salgınından önce de; yeni bir dünya oluştuğunu, çevreyi ve insanı merkeze koyan bir sisteme acil geçmek gerektiğini söyleyenler çoğalmıştı.

Ama bu salgınla birlikte bu trend muazzam hız kazandı. Temiz hava solumanın ve açık havanın değerini anlayan geniş kitleler, bir anda kendi sağlıklarını ve çevrenin temizliğini en ön plana koymaya başladılar. Bu da insanların siyasi ve ekonomik tercihlerine bire bir yansımaya başlayınca (geçen hafta Fransa’da Yeşiller Partisi’nin tüm büyük şehirleri kazanması gibi), hükümetler ve iş dünyası da çok daha fazla önem vermeye başladı. Çevreyi koruyarak üretim yaptığını ilan eden şirketler birbiriyle resmen yarışıyor bugünlerde.

Geniş Batı

Türkiye için bu yeni “küresel ağ” büyük bir fırsat sunuyor. Eğer ki Ankara “yeşil bir başlangıç” yaparsa ve devlet kurumlarını / iş dünyasını bu yönde dönüştürme yoluna girerse, AB ile de yeni bir dinamik başlatabilir. Eski TÜSİAD Genel Sekreteri, Bosphorus Enstitüsü’nün Başkanı olan Dr Bahadır Kaleağası, bunun Türkiye-AB ilişkileri için bir dönüm noktası olabileceği görüşünde. Zira yeni küresel değerler zincirindeki ülkelerin siyasi, ekonomik, sosyal olarak birbirlerine yakınlaşacağını anlatıyor.

Bahadır Bey, Türkiye-AB ilişkisinin “sürdürülebilir kalkınma hedefleri” çerçevesinde yeni bir çerçeveye oturtulması gerektiği görüşünde. Buna Gümrük Birliği’nin bu çizgide güncellenmesiyle başlanması gerektiğini söylüyor. “Yani Gümrük Birliği 2.0’dan değil, Gümrük Birliği 4.0’dan bahsediyoruz” diyor. Bu yapıldığı takdirde tüm dünyadan gelecek doğrudan yatırımın ve turizmin büyük hızla artacağına, Türkiye’nin marka değerinin yükseleceğine dikkat çekiyor.

“Bu ekonomik fayda AB ile siyasi sorunları aşmak için de kolaylık sağlar. Unutmayın, Türkiye-AB ilişkileri tarihinde süreçlerin bizatihi kendisi fayda sağlıyor. Süreçler sonuç vermese de, her zaman çözümü tetikliyor” diyor.

Gelelim bir diğer fırsata. Bugün “Batı dünyası” dediğimiz yer sadece Avrupa ve ABD’den ibaret değil. En başta da yazdığım gibi: Artık dijital ekonomi, çevre ve sosyal kalkınma politikaları gibi unsurlar üzerinden birbirine bağlı bir “Geniş Batı” var. Eğer Türkiye bu yeni kalkınma hedeflerine uyum gösterip kendi konumunu Geniş Batı’da sağlamlaştırırsa... Aynı zamanda bunun dışında kalan yeni küresel güçlerle (Çin, Hindistan, Rusya gibi) iyi ilişkileri olduğu için, son derece özel bir duruma gelir. Bu da ülkeye büyük bir güç bahşeder.