AVRUPA’NIN ÇIKMAZI

İngiltere’nin ayrılma kararından sonra, Avrupa Birliği’nin geleceği de sorgulanmaya başlandı. Öncelikle, Birliğin merkezi sayılan Brüksel’deki bürokratik yapı sorgulanıyor. Brüksel, her şeyi denetlemekten ve detaylara inmekten, piyasalaşmayı baltalar hale geldi. Birliğe yatırım yapmak isteyenler, büyük bürokratik engelleri aşmak zorunda kalıyorlar.

Avrupa Merkez Bankası’nın aldığı kararlar, istikrarı sağlama adına yapılırken, büyümeyi göz ardı ediyor. Ayrıca, ülkeler arası farklılıklar da gözetilmiyor. Hiçbir zaman borcunu ödemeye yanaşmayan, Birliğin şımarık üyesi Yunanistan, her karara veto koyabiliyor ve her sorununda Birliği arkasına almayı beceriyor. Kayıtsız şartsız Yunanistan’ın desteklenmesi, Birlik’le hiç ilgisi yokken Ermeniler hakkında karar alınması gibi olaylar Birliğe güveni azaltıyor.

Darboğazlar neler?

Birliğin karşılaştığı darboğazları şöyle sıralayabiliriz:

Birinci ve İkinci Dünya savaşları ile bu savaşların öncesinde yaşanmış olan trajik olaylar, Birliğe dâhil ülkeleri tedirgin etmeye devam ediyor.

Başta Fransa, Macaristan, İtalya ve Polonya olmak üzere, ortak kültür yerine milliyetçi duyguları önde tutan ülkeler var. Milli kimliklerin yok olması olasılığından bahsediliyor.

Avrupa Birliği tam bir Hıristiyan topluluğu oldu. Ama Katolikler, Ortodokslar ve diğer dini inançlar birbiriyle ciddi biçimde çekişiyor.

Ülkelerin görüşleri ikiye ayrılıyor. Brüksel’in daha güçlü hale getirilmesini isteyenler ile bürokrasinin azaltılmasını isteyenler çatışıyor.

Antik Yunan’daki kölelik düzeni, Roma İmparatorluğu zamanında esirlerin aslanlara parçalatılmasının eğlenceye dönüştürülmesi, Sanayi Devrimi sırasında işçilerin çok düşük ücretlerle çalıştırılması ve Hitler’in soykırım dâhil getirmek istediği düzen, her adımda sorgulanıyor.

Avrupalı uzun yıllar kendisini üstün insan olarak gördü. Şimdi bunun diğer insanları sömürerek, köleleştirerek elde edildiğini anlamış olmalılar.

Çözüm üretilemiyor

Avrupa Birliği’nin sorunlarını çözmek üzere üretilen tüm çalışmalar, çözümün değil, yeni problemlerin bir parçası oldu. Müslüman ülkelerin dışlanması bile, bir anlamda ırkçı görüşlerin kararlarda önem kazandığını gösteriyor.

“Birleşik Avrupa” ideali tam anlamıyla bir çöküntü yaşıyor. Ekonomik gelişim sağlanamıyor. Almanya gibi bazı ülkeler kendi refahlarından fedakârlık yaparken, Yunanistan gibi bazı ülkeler çalışmadan işi idare etmeyi başarıyor.

Her ülkedeki sağ eğilimli lider, başa gelir gelmez referandum yapacağını ve Euro’dan ülkesini çıkaracağını söylüyor.

Avrupa Birliği, ürettiği malları içeride rekabete dayalı biçimde, mümkün olduğu kadar verimli üretme; dışarıya karşı ise, ülkeler şirketlerinin toplu olarak korunması esasına dayanan bir ekonomik modelle kurulmuştu. Artık bu politika geçerliliğini yitirdi. Avrupa yeni pazarlar bulmak, yeni stratejiler geliştirmek durumunda.

Kısacası, Avrupa Birliği gerçekçi (realist) bir politika üretemiyor.