HDP kapatılamaz mı?

Tam mavi gökyüzü altında HDP’ye açılan kapatma davasıyla ilgili söylenmemiş söz kalmadı diye düşünmeye başlamıştık ki sahneye Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu çıktı.

Kanadoğlu, HDP’nin kendini feshetmesi durumunda kapatma davasının düşeceğini savunuyor ve “Sanki bu dava sonuçlanabilir gibi kendilerini kandırıyorlar. HDP kapatılamaz” diyor!

Türkiye’nin aşırı hareketli gündemine kurban giden bu çıkışın üzerinde yeterince durulmadı. Eğer Kanadoğlu haklıysa ortada gerçekten ciddi bir sorun, hatta kriz var demektir.

Bir küçük rakam verip Kanadoğlu’nun iddiasına öyle dönelim.

1 Ocak 2015-1 Mart 2021 tarihleri arasında HDP’nin 16 bin 700 üyesi hakkında terörden soruşturma açıldı. Ve aralarında iki eş başkanın da bulunduğu 3 bin 600 HDP’li tutuklandı! Acı ama gerçek. HDP işte böyle bir parti. 

İl binalarına ön kapıdan giren gençlerin arka kapıdan dağa yollandığını bizzat gözü yaşlı analar dile getiriyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 609 sayfalık iddianamede yazanlar ortada. Hal böyleyken, HDP yasadaki boşluktan dolayı kapatılamıyorsa bunca zamandır bu tartışma niye yürütüldü? Türkiye’nin enerjisi neden tüketildi?

Kanadoğlu’nun iddiasını MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’a sordum. Yıldız’a göre, Kanadoğlu Siyasi Partiler Kanunu’nun 108. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından 2010 yılında iptal edilmesini yanlış yorumluyor.

Anayasa’nın 68, 69 ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 110. maddelerini hatırlatan Yıldız, “Hukuk kendiliğinden kapatma işlemiyle kanuna karşı yapılacak hileye izin vermez. Bir siyasi partinin kapatılması davası açıldıktan sonra, o partinin yetkili organları tarafından kapatılma (infisah) kararı alınması yoluyla, bazı partilerin yasaklı hale gelmekten kurtarılması, partiye ait menkul ve gayrimenkullerin kaçırılması ve davanın etkilerinin önlenmesinin yolu açılmış değildir” diyor.

Özetle... HDP kendisini feshetse bile kapatma davasının gayrimenkul ve siyasi yasaklarla ilgili kısmı devam edecek.

POLONYA SÖZLEŞMEYE NEDEN KARŞI?

Zbigniev Ziobra... İstanbul Sözleşmesi’ne neredeyse bir yıl önce karşı çıkan Polonya’daki sağcı hükümetin Adalet Bakanı.

Ziobra, İstanbul Sözleşmesinin “Ebeveyn haklarını ihlal ettiğini” savunuyor. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere Polonyalılar meseleyi kadınlar üzerinden değil çocuklar üzerinden tartışıyor. Doğrusu da bu zaten. Kimsenin kadına yönelik şiddetin önlenmesine bir itirazı olamaz. Ne Türkiye’de ne de Polonya’da...

En çok da çocuklara cinsiyet eğitimini zorunlu kılan maddeye tepki gösteriyor Polonya Adalet Bakanı. Bu maddeyle biyolojik cinsiyete karşı sosyokültürel cinsiyetin dayatıldığını öne sürüyor. Meşhur LGBT meselesi...

Ziobra’nın şu sözlerinin altına imza atmayacak Türk ebeveyn yoktur kanaatindeyim: “Polonyalı gençleri, cinsiyetin insanların istedikleri gibi seçebilecekleri bir şey olduğuna dair eğitmemiz isteniyor. LGBT topluluğu kendi cinsiyet anlayışlarını İstanbul Sözleşmesi üzerinden bütün halka kabul ettirmeye çalışıyor. Bunu kabul edemeyiz.”

Kadın örgütlerinin İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmasını anlıyor ve destekliyorum. Ama bir baba olarak çocuklarımıza sosyokültürel  bir cinsiyetin dayatılmasına da sonuna kadar karşıyım.

Bu arada sözleşmeye itiraz eden tek Avrupa Birliği (AB) ülkesi Polonya değil. Bulgaristan, Çekya, Macaristan, Letonya, Litvanya ve Slovakya’da sözleşme yürürlüğe girmedi. 

Tıpkı AB üyesi olmayan İngiltere, Ukrayna, Moldova, Lihtenştayn, Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan’da olduğu gibi.