İmamoğlu’nu ‘Bir bölen’ ilan etmeleri yakındır

İki gündür Ekrem İmamoğlu’nun çok merak edilen Karadeniz gezisiyle ilgili yorum ve analizleri inceliyor, haber kaynaklarımla görüşüyorum. Sadece CHP Genel Merkezi’ne yakın kaynaklar değil İmamoğlucu diyebileceğimiz isimler de gezinin tam bir hayal kırıklığına dönüştüğü düşüncesinde.

Bunun çok basit bir sebebi var. Siyaset bir iddia işidir. Hele gönlünüzden Cumhurbaşkanı adaylığı geçiyorsa bu iddianızı göğsünüzü gere gere ortaya koymak zorundasınız. İmamoğlu bu cesareti gösteremiyor. Aday mısınız sorularına “Havet” demekle yetiniyor.

80’ine merdiven dayamış Murat Karayalçın bile bu konuda ondan daha kararlı ve cesur bir söyleme sahip. “Genel Başkanım aday olmazsa ben aday olurum” diyor. İmamoğlu bunu bile söyleyemiyor! Ve o çok istediği havayı bir türlü yakalayamıyor.

Partiye ve Kılıçdaroğlu’na rağmen Cumhurbaşkanı adayı olamayacağının farkında belki de. An itibarıyla CHP Genel Başkanlığı onun için daha makul bir hedef gibi görünüyor. Ama bu gidişle o hedefi de yakalaması zor. Çünkü siyasi zekâya sahip bir ekiple hareket etmediği çok belli. Medyada, siyasette, sokakta İmamoğlu’nun genel merkezi karşısına alarak yaptığı gezi değil yanında götürdüğü gazeteciler tartışılıyor. Gazeteciler gezinin önüne geçti! Bu nereden bakarsanız bakın bir iletişim hatasıdır. Daha yolun başında çuvalladığınızın göstergesidir.

Buraya kadar eksiklikleri yazdık. Her şeye rağmen İmamoğlu’nun Karadeniz’den verdiği mesajların CHP ve 6’lı masaya yansımaları muhakkak olacaktır. İmamoğlu artık genel merkezle ipleri tamamen kopardı. Yakın dönemde partisi tarafından muhalefeti zayıflatan “Bir bölen” ilan edilmesi ihtimal dâhilinde. Artık geri adım atma, ilişkileri tamir etme şansı da pek kalmadı. İleri vites yapmak dışında bir seçeneği yok gibi. Yazın bir köşeye... Muhalefet blokunda CHP’nin merkezinde olacağı bir fırtına patladı, patlayacak...

Düşük profilli Cumhurbaşkanı mı?

Recep Tayyip Erdoğan, halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak göreve başlarken çerçeveyi gayet net çizmişti: Koşan, terleyen bir Cumhurbaşkanı.

Bu, Erdoğan’ın tercihi olmanın ötesinde, tarihin yeniden yazıldığı bir konjonktürün dayatmasıydı aslında.

Bu gerçeği görmezden gelen muhalefet 9 yıl sonra Türkiye için düşük profilli yeni bir Ahmet Necdet Sezer arıyor!

Ellerinde bu tarife uyan tek isim Mansur Yavaş gibi görünüyor.

Meşhur 6’lı masa eninde sonunda Yavaş üzerinde bir uzlaşıya varırsa şaşırmayın. Çünkü masanın sakinlerinin siyasi hayatının devamı adayın düşük profilli olmasını zorunlu kılıyor.

Yavaş etliye sütlüye karışmaz. Protokol kurallarına riayet eden bir Cumhurbaşkanı olur. E sosyal medyayı da iyi kullanıyor. Akşener dışındaki liderlerin koltuğunu da tehdit etmez. Daha ne olsun değil mi?

Mesele şu ki... Türkiye ve dünya çok değişti. Daha da değişecek. Dünya egemenleri yeni bir düzen kurmaktan, sınırların değiştirilmesinden bahsediyor. Dünyanın iki büyük tahıl üreticisi şu an savaş halinde.

Enerji ve gıda krizleri piyasaları sallıyor. Yeni ve büyük göç dalgaları, bölgesel savaşlar, yeni pandemiler bekleniyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin koşan, terleyen bir Cumhurbaşkanına mı yoksa düşük profilli yeni Ahmet Necdet Sezer’e mi ihtiyacı var?

İsimlerden bağımsız olarak adayın kim olacağı sorusuna bu düzlemde yanıt aranması gerekiyor sanki...

Sadece Suriyeliler değil provokatörler de gitsin

En sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim.

İktidar bu Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlılar meselesini öyle ya da böyle çözmek zorunda.

Mesele sadece iç savaş kışkırtıcılığı yapan provokatörlerin tahrikleri değil.

Sokaktaki adam, tarladaki çiftçi, dağdaki çoban, AK Parti’nin kendi tabanı da dâhil herkes memleketin birincil sorunu olarak bu meseleyi görüyor.

Dünyada 280 milyon insanın doğduğu toprakları terk ederek Batı’ya doğru harekete geçmesi...

Türkiye’nin coğrafi konumu sebebiyle göç dalgasının geçiş güzergâhında kaldığı için bu kadar çok sığınmacının akınına uğraması...

Dünya üzerinde bu meseleyi en sağlıklı ve gerçekçi şekilde idare eden ülkelerden biri olması.

Komşumuz İran’ın son dönemde Türkiye’nin dış politikada attığı adımlar ve Pençe Kilit operasyonundan duyduğu rahatsızlıkla kendi topraklarındaki Afgan ve Pakistanlıları bizim sınırımıza doğru hareketlendirmesi...

Son derece profesyonel çekimler ve kurgularla sosyal medyaya servis edilen videolardaki FETÖ parmağı...

Bu gerçeklerin tamamı maalesef vatandaş nezdinde kabul görmüyor. İnsanlar ekonomik anlamda yaşadığı sıkıntıların kaynağı olarak sosyal hayatta her geçen gün biraz daha görünür hale gelen sığınmacıları görüyor. Büyükşehirlerdeki anormal kira artışlarının sebebi olarak bile artık Suriyeliler gösteriliyor!

İktidarın şu ana kadar dönen 495 bin kişiye ek olarak 1 milyon Suriyeliyi daha güvenli bölgelere yollama kararı son derece yerinde. Bazı aklıevvellerin “Düne kadar göndermeyeceğiz diyorlardı, şimdi geri adım attılar” yalanına sarılması bu kararın iktidarın elini güçlendireceğini görmelerinden.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır Suriye’de oluşturulacak güvenli bölgelerden ve briket evlerden bahsediyor ve Batı’dan bu konuda destek istiyor. Bkz. 2019 BM Genel Kurul konuşması. Ama o destek her zamanki gibi gelmedi. Türkiye’nin bu meseleyi çözecek gücü de imkânı da var. Çok kısa bir sürede 1 milyon kişiden çok daha fazlası Suriye’deki güvenli bölgelere dönecek.

Yeter ki o güne kadar provokasyonlara karşı dikkatli olalım. Afganistan’da, İran’da çekilen görüntüleri Türkiye gibi yayan ve sonra pişkince özür dileyen iç savaş kışkırtıcılarının oyununa gelmeyelim. Keşke Suriyelilerle beraber o provokatörleri de Türkiye’den uğurlasak. Sadece kendi adımıza değil insanlık adına da büyük bir iş başarmış oluruz.