Zeynep İşman

Zeynep İşman

zeynepisman@gmail.com

Tüm Yazıları

“Bugünkü davranışlarımızın, çözemediğimiz sorunların cevapları hep kendi çocukluğumuzda” diyen Şermin Yaşar’la “Hıhıcık”, “Pekicik” ve “Dahacık” üçlemesi ile öykü kitabı “Kalk Yerine Yat”ın çıkış hikayesini konuştuk

Hıhı, peki, daha... Bu ifadeler size tanıdık geliyor mu? Çocuğundan hep daha iyisini isteyen, olanla yetinmeyen, “uslu” çocuk olursa sevileceği mesajını veren, çocuklarıyla iletişim kurmayan ebeveynlerin dünyasına hoş geldiniz dedirten bir üçleme geldi: “Hıhıcık”, “Pekicik” ve “Dahacık”.

Haberin Devamı

Yazar Şermin Yaşar’ın yeni çıkan çocuk kitapları “Hıhıcık”, “Pekicik” ve “Dahacık”ta sadece çocuklara değil, anne babalara da mesajlar var. Doğan Kitap’tan çıkan üçlemenin ardından kısa bir süre geçmişti ki yazarın 12 hikâyeden oluşan öykü kitabı “Kalk Yerine Yat” çıktı. “Çocukluklarımız bizim için müthiş birer kaynak kitap” diyen Yaşar’la okuyanları kendi içinde yolculuğa çıkaracak kitapları hakkında keyifli bir sohbet yaptık.

“Çocukluğumuz müthiş bir kaynak kitap”

“Hıhıcık”, “Pekicik” ve “Dahacık” üçlemesi nasıl doğdu? Sizi diğer çocuk kitaplarınızdan farklı bir tarzda yazmaya yönlendiren şey neydi?

Etrafım Pekicikler, Dahacıklar ve Hıhıcıklarla dolu. Hepsi yetişkin. Kendi aramızda konuşurken “Ben hayır demekte zorlanıyorum”, “Hep anne babama kendimi kanıtlamaya çalışıyorum”, “Anne babamın yanında konuşamıyorum” gibi o kadar çok yaralı söz duydum ki, bugün, şu an, şu dakika yetişmekte olan küçük Pekicikler, Hıhıcıklar, Dahacıklar için bir şey yapmak istedim. Çok küçük bir gayret. Ama şu bir gerçek ki; mükemmeliyetçi bir anne babanın çocuğu olarak dünyaya gelebilirsiniz. Bu sizin elinizde değildir. Sizden hep daha fazlası istenebilir. Siz de müthiş bir çabayla hep daha fazlası için uğraşabilirsiniz. Her seferinde olmaz ve her seferinde daha iyisi için yeni bir koşuya hazırlanırsınız. Ne zaman ki büyürsünüz ve -şansınız varsa- sorunun sizden kaynaklanmadığını anlarsınız, o zaman biraz sakinleşir ruhunuz. Ya da çok sessiz, konuşmayan, birbiriyle iletişim kurmayan bir ailede büyüyebilirsiniz. Öyle ya, konuşmayı sevmiyorlardır. Peki çocukların suçu ne? Daha ötesi, çocuk sevmeyen bir anne babanın çocuğu, çocuk sevmeyen insanların torunu, öğrencisi, akrabası olabilirsiniz. Her yerde böyle insanlarla karşılaşılabilir.Çocuk bu karakterleri önceden tanırsa, ben onun kendini sevme-tanıma-bilme yolculuğuna katkı sağlayabilirim belki, diye baktım.

Haberin Devamı

Anne babasının her istediğini yerine getirmek üzere şartlandırılan bir “Pekicik” bu kitabı okuduğunda nasıl bir farkındalık yaşayacak?

Bugün pek çok evde çocuklar kendi ihtiyaçlarının farkında değil. Ne yiyeyim diye anne babasına soranlar, benim uykum geldi mi diye, nereye oturayım diye soran çocuklar var. Bu çok uç görünebilir, ama öyle değil. Anne babalar uslu çocuk istiyorlar. Ne kadar uslu olursa o kadar iyi, ne kadar az sorun çıkartırsa o kadar mükemmel ne kadar az soru sorar, ne kadar az konuşursa o kadar harika. Ben çok “uslu” çocuk gördüğümde açıkçası niye böyle ki diye düşünüyorum. Neden bu kadar “Pekicik”? Her şeye peki diyen, kendi ihtiyaçlarını bilmeyen, istemediği şeyleri kabul görmek için yapmak zorunda olan ve böyle büyüyen çocukların yetişkin olduklarında da aynı davranışları sergileme ihtimalleri sanıyorum artıyor.

Haberin Devamı

Her şeye peki demekten başka bir çaresi olmayan “Pekicik”in ailesi karşınıza çıksa onlara ne söylerdiniz?

Buralarda sorun büyük oranda anne babanın kendi çocukluğunu unutmasından ve kendi çocukluğundan uzaklaşmasından kaynaklanıyor. Sadece Pekicik’in anne babasına değil, herkese önerim sık sık kendi çocukluklarına yolculuk yapmaları. Çocukluklarımız bizim için müthiş birer kaynak kitap. Bugünkü davranışlarımızın nedenleri de orada, çözemediğimiz sorunların cevapları da.

Kendi olmasına izin verilmemiş “ideal çocuk Pekicik” yetişkin olarak nasıl bir karakter olurdu?

Ben bir yetişkin Pekicik öyküsü yazsaydım, yani bir yetişkin öyküsüne kahraman olsaydı Pekicik -ki hemen her kitabımda böyle kahramanlar olur- büyüdüğü ve kendi hayatını kurduğu halde, hâlâ anne babasına kendisini beğendirmeye çalışan, mutlu muyum-mutsuz muyum diye sormayan, eşinin, anne, babasının, arkadaşlarının onu sevmesi ve onaylaması için durmadan çırpınan bir öykü karakteri çizerdim. Bunun için de büyük bir hayal gücüne ihtiyacınız yok. Kalabalık bir yerde kolunuzu şöyle bir uzattığınızda onlarca Pekicik’e çarpıyorsunuz.

En iyisini, daha iyisini, ondan da iyisini isteyen, eğer uslu bir çocuk olursan seni severim diyen, çocuklarıyla sözel iletişim kurmayan anne babalar size bir çift lafım var, çocuklara da bu tutumların farkında olun çağrısı var üçlemede. “Hıhıcık, Pekicik ve Dahacık”lar bu kitapları okuduğunda ne hisseder sizce?

Kitaptaki kahramanlar anne babalarıyla çatışıyorlar ama bu aslında bir yetişkin-çocuk/çocuk-çocuk çatışması. Çocuk mükemmeliyetçi karakterlerle okulda öğretmeni vasıtasıyla da karşılaşabilir yahut çok sevdiği arkadaşı böyle bir karakter olabilir. Kişinin sürekli daha iyisini yapması için zorlanması büyük bir haksızlık. Bugün mükemmel kelimesi o kadar çok kullanılıyor ki, çocuklar doğal olarak her şeyin mükemmelini arıyorlar. Mükemmel çocuklar olmak, mükemmel anne babalar olmak, mükemmel ödevler yapmak, enstrümanı mükemmel çalmak gibi. Elimizden geleni yapmak ve birlikte geçirilen mükemmel zamanlara odaklanmak da bir seçenek.

“Çocukluğumuz müthiş bir kaynak kitap”

“Kalk Yerine Yat” Doğan Kitap’tan çıktı.

Her biri temelde koşulsuz sevgiye çıkıyor. Bu sevgisizliğin çaresi var mı?

Galiba çok sıkıştırıldık. Ne yapmamız gerektiği ne söylememiz gerektiği, nasıl anne baba olmamız, nasıl çocuk olmamız, evde ne yapmamız, tatilde ne yapmamız ne yapmamamız ve ne demememiz gerektiği sürekli bir yerlerden söyleniyor. Kitaplar, uzmanlar, aile büyükleri, arkadaşlar, konu komşu herkes bir yerden tavsiye veriyor. Kafam dağılsın diye sosyal medyaya giriyorsunuz, en az on mesaj aynı anda size şöyle anne baba ol-olma diyor. Çocuğun çantasını açıyorsunuz, içinden mesaj çıkıyor. Neredeyse marketten aldığınız makarnanın, çamaşır deterjanının bile içinden size nasihat çıkıyor. Bu bombardımanın içinde sanıyorum gönlümüzden geçeni, içimizden geleni, kalbimizin, ruhumuzun söylediğini duyamaz olduk. Biraz sakinleşip ben ne istiyorum ne diyorum, biz ne istiyoruz, çocuğum nasıl biri, bize ne iyi geliyor diye sorup kendi ahengimizi, kendi ritmimizi bulmak iyi bir başlangıç olabilir. Bunu derken bile bir öneri sunmuş olduk.

“Bildiğimi yapmaktan geri durmazdım”

Sizi sevsinler diye uslu bir çocuk olmaya çalıştınız mı hiç?

Evet, ama bununla birlikte ben kendini iyi tanıyan ve kararlı bir çocuktum. Çok eleştiri, uyarı alır, ama yine de kendi bildiğimi yapmaktan geri durmazdım. Anne babamı ve büyüklerimi kendi düşüncelerim konusunda ikna etmek için çok uğraşırdım. Bu daha da uyarı almama ve ortamın gerilmesine sebep olurdu ama genellikle de kazanırdım. Şimdi bakınca iyi ki de böyle olmuş diyorum.

Bu üçleme pedagojik olarak hangi yaş grubu için uygun olur?

Çocuk edebiyatı ürünlerinin alt yaş sınırı vardır, üst yaş sınırı yoktur denir. Bu kitaplar için 8 yaş üstü diyebiliriz.

“Bir gün yerini bulma umudu”

Bu arada yeni öykü kitabınız da çıktı. “Kalk Yerine Yat”, önceki öykü kitaplarınız “Deli Tarla” ve “Gelirken Ekmek Al”daki gibi insanın içini ısıtan, tanıdık hissettiren, içimizden karakterler ve hikayelerle örülü. Devamı niteliği taşıyor mu? Ortaya çıkış hikayesini anlatır mısınız?

Devam niteliğinde değil. Birbirinden bağımsız on iki öykü var. Her biri çok tanıdık, bildik, hepimizin hayatına bir ara uğramış kahramanlar.

”Kalk Yerine Yat” ailesi, sevdikleri tarafından görülmeyen, duyulmayanların hikayelerinden oluşuyor. Kimse kendi hayatının başrolünde değilmiş gibi. Onlar için umut var mı?

Bu aslında biraz uyku sersemliği. Hepimiz bir yerlerde uyuyakalıyoruz, eğer biri de gelip “kalk yerine yat” demiyorsa- ki bu “kalk yerini bul, rahat edeceğin, kendin olacağın yeri bul” demek- insanın ağrısı burada başlıyor. Size ait olan yeri bulduğunuzda ağrılar diniyor. O yüzden bugün tutulup kalmış olan herkesin, yaşı kaç olursa olsun, hali vakti ne olursa olsun, yine de bir gün yerini bulma umudu var. Yeter ki bir şefkatli el onlara “kalk yerine yat” desin.