“Sınav endeksli robotlar yetiştirmiyoruz”

9 Ocak 2021

İTÜ ETA Vakfı bünyesine katılan Doğa Koleji’nin, pandemi sürecindeki çalışmalarını, eğitim içeriklerini ve öğrenci odaklı online sistemi, İTÜ ETA Vakfı Başkanı ve Doğa Koleji kurucu temsilcisi Prof. Dr. Mehmet Karaca ile konuştuk

Uzaktan eğitimin devam etmesi, zorlukların yanında, yeni eğitim modellerinin gelişmesine de olanak sağladı. Okullar, dünyanın dört bir yanındaki sayısız içeriği, öğrencilerine sunup, hem düşünme hem deneyim alanları yaratıyor. İTÜ ETA Vakfı bünyesine katılan Doğa Koleji de, yenilikçi eğitim modeli ve Doğa’m Evimde Dijital Eğitim Platformu ile fark yaratan kurumlar arasında. İTÜ ETA Vakfı Başkanı ve Doğa Koleji kurucu temsilcisi Prof. Dr. Mehmet Karaca, Doğa Koleji’nin yenilenen yüzünü anlattı.




Doğa Koleji’nin İTÜ çatısı altına girmesiyle neler değişti?

Doğa Koleji, İTÜ ETA Vakfı ile buluşunca bir yılda 247 yaş büyüdü. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 1773’ten bu yana oluşan akademik birikimini, tüm yaş gruplarımıza yansıtmaya çalışıyoruz. Saygın akademik kadromuz, teknolojik altyapımız ve e-doğa platformu bir araya geldi; senkron ve asenkron olarak kesintisiz bir online eğitim süreci sağladık. Doğa’m Evimde uzaktan eğitim programımızı, temel derslerle sınırlı tutmadık. Çocuklarımız, velileriyle birlikte, ukulele dersleri de aldı, aynı anda 3 bin kişilik satranç turnuvası da yapıldı. Yabancı dil, kodlama ve robotik, müzik, görsel sanatlar, ekoloji, beden eğitimi, rehberlik, drama ve satranç içerikleri sunduk. Tüm bunların çocukların verimli öğrenmesine çokça katkı sağladığını düşünüyoruz.

Yazının devamı...

2020’ye oyunlu veda

26 Aralık 2020

Yılbaşı ve devamındaki dört günlük sokağa çıkma kısıtlamasıyla anne babalar paniğe kapılmasın. Çocuğunuzla birlikte evde keyifli vakit geçirmenin birçok yolu var

Zor günlerden geçiyor olsak da, çocuklarla evde vakit geçirmek giderek zorlaşsa da, yılbaşı gecesini daha keyifli hale getirmek ve unutulmaz kılmak bizim elimizde. Yılbaşı gününe beraber evi süsleyerek başlayabilirsiniz. Hatta süslemeleri kendiniz yapabilirsiniz.
Yılbaşı menüsünü çocuğunuzla birlikte belirleyin. Sokağa çıkma yasağı başlamadan birlikte alışveriş yapabilirsiniz. Mutfakta ondan küçük de olsa destek istemeniz keyifli bir aktivitenin yolunu açar. Hatta zevkinize göre bir yılbaşı pastası sizden, süslemesi mutfaktaki minik şeften olabilir.

Ahşap bloklardan oluşan bir denge oyunu olan Jenga ve 28 taşla oynanan domino hem dikkat gerektiren hem herkesin eşlik edebileceği hem de eğlenceli oyun seçenekleri arasında. “Pire Kimde” ve “Hızlı ve Dikkatli” de bu ara bizim favorilerimizden.

Sessiz sinema, binbir surat ya da taklit etme gibi oyunlar evde kaldığımız zamanlar için ideal. Televizyonu kapatın ve eğlencenin keyfini çıkarın. Bu tip oyunlar çocukların beden dilini kullanma ve sözsüz ifade yeteneğini güçlendirme açısından da çok faydalı oluyor.

Sinema gecesi yapın. Mısır patlatın ve birlikte karar verdiğiniz bir filmi izleyin. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, hem küçük hem büyük yaşlara göre yeni yıl temalı harika filmler var.

Yazının devamı...

Çocuğumuzu sanal tehlikelerden nasıl koruruz?

19 Aralık 2020

Çocuklarımızın sanal dünyada karşılaşacakları tehlikelerin boyutunu düşündüğümüzde, onları korumak amacıyla yaptıklarımızı da yeniden gözden geçirmemiz gerekiyorGeçen hafta porno sektörünün çocuklara ulaşmak için kullandığı yollar ve bu tehlikeye karşı çocuklarımızla nasıl iletişim kurabileceğimizden bahsetmiştik. Bu hafta ise işin teknik ve hukuki kısmını ele almak istedim. Porno ile mücadele konusunda yıllardır çalışan Prof. Gail Dines’ın söyledikleri hepimizi ürkütmüş ve tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermişti.

Prodaft Siber Güvenlik Teknolojileri Şirketi Kurucusu Koryak Uzan kullanacağımız hiçbir otomatik çözümün, çocuğumuzun dijital hayatını bizim gözlerimiz kadar iyi gözetemeyeceğini söylüyor: “Özellikle bilgisayar okuryazarlığı yüksek olan genç bireyler, kurduğunuz her türlü önlem ve yazılımı kolaylıkla yok edebilir. Bu nedenle ailelerin, çocuklarının oynadıkları oyunlar, izledikleri videolar, görüştükleri kimseler ve ziyaret ettikleri sitelere göz atmaları, gerektiğinde onlarla konuşarak neler yaptıklarını anlamaya çalışmaları son derece önemlidir.”

Hedefli ve hedefsiz tehlikeler

Çocukların sosyal medyada maruz kalabileceği “pasif” ve “aktif” iki temel tehdit bulunduğuna işaret eden Uzan, “Doğrudan çocuğun kendisini hedef almayan, ancak yanlışlıkla ya da isteyerek gireceği pornografik içerik, vahşet içeren bir video ya da bir cinayet haberi birer ‘pasif’ içeriktir. Bu içeriklerin çoğunu engellemek için, basit bir ‘ebeveyn kontrol’ yazılımı kullanmak ve belirli aralıkla kullanılan cihazlardaki sohbet, oyun geçmişlerine göz gezdirmek yeterli olur. Asıl tehlike ise ‘aktif’ tehditlerdir. Bu, bir siber saldırganın, çocuğunuzu hedef aldığı, uzun süreli durumlardır” diyor.

Bir çevrimiçi oyunda kaybeden, çocuğumuzun yaptığı bir YouTube videosuna sinirlenen ya da rastgele hedef seçen birçok siber saldırganın varlığına dikkati çeken Uzan, kimi saldırganların asıl maksadının oyun hesaplarını çalmakken, kiminin bilgisayarda tutulan fotoğraflar olduğunu anlatıyor: “Siber saldırganlar, zararlı yazılımlarla çocuğunuzun cihazında kontrol sahibi olabilir; web kamerasını, mikrofonunu etkinleştirerek çocuğunuzun ses ve görüntüsünü ele geçirebilir. Bu şekilde farkında olmadan görüntüleri ele geçirilerek şantaj yapılan çok fazla çocuk var. Türkiye’de her yıl en az 200 bin cihaza bu şekilde zararlı yazılımlar yükleniyor.”

“Kameraya bant yapıştırın”

Biraz “sıra dışı” bir önlem olsa da, bilgisayar ve tabletlerin web kamerasına, kullanmadığınız zamanlarda bant yapıştırın. Zararlı yazılımların yüzde 90’ı android cihazları etkiliyor ve büyük bir kısmı “onaylanmamış kaynaklardan” dosya indirilmesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle android cihazlarda “onaylanmayan kaynaklardan dosya indirme” özelliğini kapatın.

Hiçbir çözüm, tam koruma sağlamaz ama önemi büyüktür. Ebeveyn kontrol yazılımları genel geçer pornografik içeriklere karşı koruma sağlarken, antivirüs programları bazı zararlı yazılımlara karşı koruma sağlar. Sizin belirli sıklıklarla yapacağınız kontroller teknik olarak zararlı olmayan, ancak kötü niyetli kişileri tespit ederken, web kamerasına yapıştıracağınız bant gibi basit ancak etkili yöntemler, diğer tüm önlemlerin aşılması halinde gelebilecek zararları önler.

Yazının devamı...

Porno kültüründe çocuk yetiştirmek

12 Aralık 2020

Porno sektörünün Instagram ve Snapchat üzerinden çocuklara ulaştığına dikkat çeken sosyolog Gail Dines internet ve sosyal medya aracılığıyla çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikeleri anlatıyor.

Massachusetts Wheelock College’da sosyoloji ve kadın çalışmaları yürüten ve hayatını pornografiyle mücadeleye ve çocukların esnek dayanıklılıklarını artırmaya adayan Prof. Gail Dines, Türkiye’deki ebeveyn ve uzmanlara “Porno Kültüründe Çocuk Yetiştirmek” başlıklı online bir seminer verdi.

İnternet ve sosyal medya aracılığıyla çocuklarımızın karşı karşıya kaldığı tehlikeleri dinlerken, nefes alamadım ve bedenim kaskatı kesildi. Evet, durum bu kadar vahim. Günümüzde tüm görsel uyaranlar, filmler, reklamlar, dijital oyunlar cinsellik ve şiddet mesajları içeriyor. Başta biz ebeveynler ve uzmanlar el ele verip, bunu bir toplumsal mücadele haline getirmezsek, psikolojileri bozuk, narsist, mutsuz, empatiden yoksun bir nesil yaratacağız.

“Bir halk sağlığı sorunu”

“Pornografi: Eşitsizlik Üretimi ve Tüketimi” ile “Pornland” kitaplarının yazarı ve pornografiyle mücadele için Amerika’da kurulan Culture Reframed’in CEO’su olan Gail Dines pornografinin bir halk sağlığı sorunu olduğunu söylüyor: “Ne yazık ki dünyadaki pek çok çocuk için pornografi temel seks eğitimidir. Şiddet dolu görüntüler çocukların psikolojisini bozuyor ve beden bütünlüğü algısına zarar veriyor. Araştırmalara göre, ebeveynler çocuklarının izlediği porno oranının, gerçekte izlediklerinin 10’da biri olduğunu düşünüyor. Ve pornonun ne olduğunu anlamıyorlar. Standart bir porno sahnesinde kadın hem fiziksel hem psikolojik her tür şiddet ve aşağılanmaya maruz kalıyor. Hiçbir seks deneyimi olmayan çocuklar bunları izliyor ve travmatize oluyor. Yıllardır yaptığım çalışmalarda, şiddet içermeyen bir porno sahnesi görmedim.”

“Porno izleme yaşı ortalama 11”

Yapılan bir araştırmada, en çok izlenen 304 sahnenin yüzde 90’ının kadına karşı şiddet içerdiğini ve bu sahneleri izleyen erkek çocukların yaş ortalamasının 11 olduğunu söyleyen Dines, “Empati ve şefkat eksikliği porno kültüründen öğrenilen bir tepki. Cinsel şiddet izleyip travmatik tepkiler geliştiren bir nesil var ve konuşabilecekleri kimse yok. Travma konuşma kapasitesini kısıtlar ve travmayı çözmezsen kendini tekrar eder. İşte bu da porno bağımlılığına sebep oluyor” diyor.

Yazının devamı...

“Uykuya dalmak öğretilen bir şey değil”

28 Kasım 2020

Uyku danışmanı ve psikolog Melis Keşan ile uyku sorunlarındaki artış ve yeni kitabı “Uyanış” hakkında konuştukSon aylarda hemen her evde uyku sorunları yaşanıyor. Tüm gün evde ve ekran başında kalan çocuklar geceleri uyumakta zorlanıyor. Hayatımızda pek çok değişikliğe yol açan pandemi, çocuklarda uyku sorunlarının artmasına da neden oldu. Uyku danışmanı ve psikolog Melis Keşan, Diyojen Yayıncılık’tan çıkan yeni kitabı “Uyanış”ta azalan hareket, açık hava eksikliği, değişen rutinler ve artan stres nedeniyle uykumuzun olumsuz etkilendiğini söylüyor. Özellikle çocukların uykuya dalmakta zorlanmalarının bir yardım çağrısı olduğunu belirten Keşan, “Bu noktada çocuğun hayatına bütünsel bakılmalı, sinir sistemini rahatlatacak ve güvende hissettirecek düzenlemeler tasarlanmalı. Uykunun hayatla iç içe aktığını unutmamamız ve sorunları çözmeye hayattan başlamamız gerekir” diyor.



“Sağlıklı uykunun ilk şartı rahatlamak”

Sağlıklı bir uykunun ilk şartını, çocuğun uyku sinyallerinin dikkate alınması ve fiziksel ihtiyacının karşılanması olarak tanımlayan Keşan, ikincisinin dengeli, kendini güvende hisseden yani “regüle” bir halde uykuya geçiş olduğunu anlatıyor: “Uyutma yöntemleri veya bebeğin nerede yattığı bu konunun sadece birer parçası. Önemli olan uykudan önce rahatlamaya, dışavuruma, bedenin ve zihnin sakinleşmesine, güvende hissedip regüle olmasına izin verilmesidir. Kaliteli uykunun en önemli sonucu rahat, toleransı yeterli, algıları açık, normal çocuk gelişimine alan tanıyan bir uyanıklık ve beden/ruh sağlığı sağlamasıdır.”

“Kapalı alanlar, artan ses etkiliyor”

Yazının devamı...

“Evrensel dilimiz oyun”

22 Kasım 2020

Her yıl dünyada 110 ülkeden öğretmenlere verilen Küresel Öğretmen Ödülü’nün sahiplerinden biri de Türkiye’den Yudum Özkan oldu. Oyunlaştırılmış eğitim içerikleri geliştiren Yudum Öğretmen “Evrensel dilimiz oyun” diyor

Hindistan’da düzenlenen, 110 ülkeden mesleğine olağanüstü katkı sağlamış öğretmenlerin aday olduğu Küresel Öğretmen Ödülleri’nde (Global Teacher Award 2020), İzmir SEV Ortaokulu Eğitim Teknolojileri Uzmanı Yudum Özkan büyük bir başarıya imza attı. Özkan, eğitim ve araştırma kuruluşu Alert Knowledge Service (AKS) tarafından düzenlenen yarışmada uzaktan eğitimin daha ulaşılabilir ve anlaşılabilir olmasına yönelik yaptığı projeler ve ülke genelindeki eğitim çalışmalarıyla dikkat çekti. Türkiye’deki tüm öğretmenlerin katılımına açık olan eğitim portalı ve Minecraft’ın eğitim sürümüyle hazırladığı oyunlaştırılmış eğitim içerikleriyle ödüle hak kazanan Özkan’la 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesinde bu başarısını konuştuk.
Sizi ödüle götüren çalışmalarınızı anlatır mısınız?

Bilişim teknolojileri uygulamalarının sınıf dışına çıkarak diğer derslerle bütünleşmesi için çalışmalar yürüttüm. Mesleğimdeki dönüşüm, dünyadan 300 öğretmenin seçildiği Toronto’da gerçekleştirilen Microsoft Global E2 konferansında aldığım birincilik ödülüyle başladı. İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen 7. Uluslararası Future Learning 2018-Eğitimde Dijital Dönüşüm Konferansı’nda iki ödül aldım ve 2019 yılında OECD TALIS Tartışması’nda bulundum. Öğrencilerimle ulusal ve uluslararası birçok yarışmaya katıldım ve çeşitli dereceler aldım. 2018 yılında “Cesur Kızlar Hayallerini Kodlar” projesiyle kız öğrencileri STEAM alanlarında cesaretlendirmek adına bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdim Özellikle uzun yıllardır teknoloji entegrasyonu ve dijital oyun tabanlı öğrenme üzerine  çalışıyorum. Öğretmenlerin ve kurumların teknoloji entegrasyonu sürecinde nelere ihtiyaç duyduğu, Milli Eğitim ya da uluslararası standartlara yönelik nasıl bütünleştirme yapılabileceğiyle ilgili birçok çalışmam var. Çocukların çok sevdiği ve en çok oynanan oyunlardan biri olan Minecraft’ın eğitim sürümü üzerinden, oyunlaştırılmış ders içerikleri hazırlıyor ve öğretmen eğitimleri yapıyorum.



Yazının devamı...

Anne-baba yardım et!

14 Kasım 2020

Çocuklar yaşadıkları stresle başa çıkabilmek için ebeveynlerinin yardımına ihtiyaç duyar

Koronavirüs salgını, deprem haberleri, uzaktan eğitim derken yoğun gündem çocuklarımız için de zorlayıcı geçiyor ve davranış değişikliklerine sebep oluyor. Çocuklar öfke nöbetleri geçirdiğinde biz de öfkeleniyor ya da kendimizi çaresiz hissediyoruz. Kriz anlarında çocukların davranışlarını durdurmaya çalışmak, öfkelerini artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu noktada yol gösterici kilit soru: “Çocuğumun stresini ne tetikledi, rahatlamak için neye ihtiyacı var?” Bunu yapmak elbette söylendiği kadar kolay değil. Peki, nasıl bir yol izleyeceğiz?

“Çocuğun Duygusal Dünyası”, “Kusursuz Ebeveyn Yoktur” adlı    kitapların yazarı, psikoterapist Isabelle Filliozat, geçtiğimiz günlerde online bir seminer verdi. Çocukların yaşadıkları stresle başa çıkmaları için ebeveynlerinin yardımına ihtiyaç duyduklarını söyleyen Filliozat, “Bağırmak, cezalandırmak, hor görmek, teslim olmak çocuğun aşırı davranışlarına verilen yersiz tepkilerdir. Çünkü sebebi ele almaz, beyni strese sokar. Çocukların gerçek duygularını gösterebilmeleri için kendilerini güvende hissetmeleri gerekir. Sorunu çözmek için davranışı değil, duyguyu ele almalı ve önce çocuğumuzu sakinleştirmeliyiz” diyor.

“Sınır koymak  sorunu çözmez”

Çocuklarımızın istenmeyen davranışlarıyla karşılaştığımızda genelde sınır koymamız gerektiği söylenir. Oysa Filliozat, kriz anlarında otoriter davrandığımızda amigdalanın (ilkel beyin) devreye girdiğini, yani çocuğun karşıda bir tehdit algıladığını ve beynin savaş ya da kaç tepkisi verdiğini söylüyor. “Hayır” dediğimizde bize vurması ya da “seni sevmiyorum” demesinin, bize olan öfkesi değil, amigdalanın tetiklenmesi olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bu biyolojik yanıtı görmezden gelirsek, sorunu çözemeyiz. Taşan sütün kapağını kapatmanız bir işe yaramaz, ocağın altını kapatmanız gerekir. Aynı şey duygular için de geçerlidir. Davranışa değil, strese yönelik hareket etmemiz gerekir.”

“Yanlış davranış problem değil semptomdur”

Şüphesiz, çocuklarımız yaşadıkları stresle başa çıkabilmek için bizlerin desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu noktada, yanlış davranışın, bir problem değil, bir semptom olarak görülmesi gerektiğine işaret eden Isabelle Filliozat, önceliğin çocuğu sakinleştirmek ve sonra empati yaparak sorunun nedenlerini belirleyip, çözüm üretmek olduğunu söylüyor. Bunu yaptıkça ve kendimiz de çocuğa model oldukça, çocukların bizden bağımsızlaşacağını vurguluyor. Sarılmanın ve temasın iyileştirici gücünü pek çoğumuz biliyoruz. İşte kriz anlarında da amigdalanın sakinleşmesi için oksitosin salgılamaya yani temasa ihtiyacı var. Filliozat, “Sevgi bir ödül değil, davranışı değiştirmek için bir yakıttır. Oksitosin salgılanabilmesi için temasa, dokundurtmuyorsa da nazik bir bakışa ihtiyaç var” diyor.

Yazının devamı...

'İdeal anne olmadığı gibi ideal baba da yoktur'

31 Ekim 2020

“Bana Hazır mısın Baba?” kitabının en önemli tarafı annenin rolü, önemi ve kutsallığından sıklıkla bahsettiğimiz çocuk yetiştirme sürecinde, babaların nasıl geri plana itildiğini hatırlatmasıÇocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Şirin Seçkin’le psikanalist Prof. Dr. Gökhan Oral’ın imzasını taşıyan “Bana Hazır mısın Anne?”nin ardından devam kitabı “Bana Hazır mısın Baba” bu hafta çıktı. Remzi Kitabevi’nin yayımladığı kitap, tüm babalara, baba adaylarına ve tabii annelere rehber olacak nitelikte.
“Bana Hazır mısın Baba”, günümüzde aile içi bağların zayıflamasıyla birlikte babalık kavramının içinin boşaldığından ve babanın işlevinin giderek azaldığından, bunun da yeni nesiller üzerinde yarattığı olumsuz etkiler ve çözüm yollarından bahsediyor. Dr. Şirin Seçkin ile babanın çocuğun gelişimindeki rolü ve vazgeçilmezliğini vurgulayan yeni kitabı hakkında konuştuk.




Kitabınızda babalık kavramının içinin boşaldığını söylüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Bu durum babanın kendini tamamen para kazanmakla sorumlu hissetmesi ve neredeyse vaktinin çok büyük bir kısmını iş hayatında geçirmesinden kaynaklanıyor. Babalar, “Ben kendi payıma düşeni yapıyorum” diye düşünerek çocuğun eğitimini, ev içindeki düzeni ve kuralları anneye devretmiş durumda. Kural koymak, sınırları çizmek, düzeni sağlamak eril bir işlevdir. Burada baba işlevlerini üstlenmiş ebeveynden, yoksa da amca, dayı, teyze, hala gibi aile büyüklerinden bahsediyoruz. Çoğu çocuk babasını belli bir yaşa gelene kadar çok az görüyor, birlikte az vakit geçiriyor. Bu da, babanın ev içindeki konumunu ve otoritesinin önemini epeyce kaybetmesine yol açtı.

Yazının devamı...