Kodlama eğitiminde doğru bilinen yanlışlar

25 Temmuz 2021

Son yıllarda eğitimdeki popüler kavram “kodlama”. 3 yaştan itibaren, kodlama eğitimi vermeyen okul neredeyse yok. Peki, nedir bu kodlama eğitimi ve ne işe yarar?

Okul öncesinden itibaren, neredeyse tüm okullar “en iyi kodlama eğitimi bizde” reklamı yapıyor. Yaz okulları ve online aktivitelerde bile kodlama var. Çocuğuna kodlama eğitimi aldırmamış veliye uzaylı gibi bakılıyor. Peki, kodlama eğitiminin gerçekte ne olduğunu, hangi amaçla kullanılması gerektiğini, çocuklar için ne kadar gerekli olduğunu biliyor muyuz? Yoksa bu konu da diğer pek çok kavram gibi bir süre sonra unutulup gidecek mi? Yıllardır bu alanda çalışan çok değerli uzmanlara sordum.

ETZ Eğitim Danışmanlık Kurucusu Dr. Işıl Boy Ergül: 

“Her kodlama çalışmasının içi dolu değil”

Nedir bu kodlama ve hangi yaşta başlamalı?

Küçük yaş grubunda bahsedilen kodlama daha çok sıralı işlem kurma ve algoritmik düşünme becerileri üzerine kurgulanır ve bu beceriler kodlamanın ileri seviyeleri için önemli bir zemin oluşturur. Kodlama eğitimleri; problem çözme, sıralama, hata ayıklama ve bilgi işlemsel düşünme aktivitelerini içermelidir. Kodlama aslında kavramsal olarak ele alındığında programlamanın bir alt basamağıdır. Bu nedenle her yapılan kodlama çalışmasının içeriği dolu değil. Her yaş seviyesinde farklı etkinlikler yardımıyla başlanabilir. Duvar örmek gibi düşünülebilir. Doğru beceri setleri verildiğinde küçük yaştan itibaren yapılan çalışmalar ileriki yıllarda alana daha kolay adaptasyon ve daha büyük etki yaratabilir. Daha öncesinde oluşması gereken beceriler de göz önüne alındığında en etkili yaşın 5 olduğunu söyleyebiliriz.

Ebeveynler ne öğretildiğini bile tam anlamadan kodlama sevdasına düşüyor ama esasen neyi sorgulamalılar?

Yazının devamı...

Dijital oyunlar tehlike saçıyor

18 Temmuz 2021

Tatilin başlamasıyla dijital oyuna ilgi arttı. Pandeminin de tetiklediği dijital oyun bağımlılığı, çocukların uygunsuz içeriklere maruz kalma oranını da artırıyor. Çocuklarımızı şiddet görüntülerinden ve uygunsuz içeriklerden nasıl koruyacağız?

Pandemi ve şimdi de yaz tatiliyle çocukların ekran kullanımı katlanarak arttı. Bu da dijital oyun tüketimini tetikledi. Ekran bağımlılığının yanı sıra çocuklar küçük yaşlardan itibaren şiddet, cinsellik, küfür gibi pek çok uygunsuz içerikli oyunla temas ediyor.

Çok masum görünen bir oyunun içinden bile dehşete düşüren görüntüler çıkabiliyor. Üstelik pek çok araştırma, düzenli olarak şiddet içeren içeriklere maruz kalan çocukların, şiddete eğilimlerinin de arttığını gösteriyor. Peki, çocukları bu uygunsuz içeriklerden nasıl koruyacağız? Daha doğrusu, uygun içerikleri seçmeyi ve şiddet dolu bu dünyanın içinde şiddeti tercih etmemeyi onlara nasıl öğreteceğiz?

Bu çok önemli konuyu, teknoloji alanında uzmanlıkları olan eğitimci iki anne ile konuştum.

Anadolu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Aysun Güneş:

“Günde 8 saat ekran karşısındalar”

Pandemi ve beraberinde gelen uzaktan öğrenme süreci, çocukların ekran başında geçen sürelerinin yüzde 60 artmasına sebep oldu (Amerikan Pediatri Akademisi, 2021). Maalesef Türkiye’de pek çok çocuk günde ortalama sekiz saatini (We are social digital-2021 raporu) ekran karşısında geçiriyor. Çocukların ekranda neye maruz kaldıklarını bilmiyoruz. Öyle ki çok masum görünen bir bebek giydirme oyununda ya da bezelye ekip inekleri beslediği bir çiftlik oyununda, gerek yaşına uygun olmayan reklamlar gerekse de chat (konuşma) kısmında tanımadığı insanlarla girebileceği sohbetler, çocuklarımız için büyük bir tehlike oluşturuyor. Ayrıca yine oynadığı oyunlarda çocuğunuzun yaşına uygun olmayan şiddet ve cinsellik ögelerinin de bulunması mümkün.

Yazının devamı...

“Çocukların başkaları tarafından tanınmama hakları olmalı”

11 Temmuz 2021

Sosyal medyada çocukların fotoğrafları da filtreleniyor. Bu konuda Norveç Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığı, örnek alınması gereken bir yasa çıkardı. Filtreli fotoğraf paylaşan ünlüler, influencerlar bunu belirtmek zorunda kalacak; aksi halde cezaya tabi tutulacak

Sosyal medyada kullanılan filtrelerin, beden algısı üzerinde yaptığı olumsuz etkiler uzun zamandır tartışma konusu. Özellikle ünlü kişilerin fotoğraflarını filtrelemesi ve standart bir güzellik algısı yaratılması nedeniyle sosyal medyada gördüğümüz herkes birbirine benziyor. Bağımlılık yapan filtreler yüzünden, bir süre sonra aynada gördüğümüz insandan mutsuz olmaya başlıyoruz. Daha da korkuncu, sosyal medya üzerinden para kazanan, reklam paylaşımları yapan influencer’lar, çocuklarını da filtreli olarak paylaşıyor. Bu konuda Norveç Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığı, tüm dünyanın örnek alması gereken bir yasa çıkardı.

Norveç Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığı’nın kararına göre, Instagram, TikTok, Facebook, Snapchat ve Twitter gibi sosyal ağlarda ünlüler ve influencer’lar tarafından paylaşılan görsellerde yapılan değişikliklerin belirtilmesi zorunlu kılınıyor. Yasaya uymayanlar para ve hapis cezasına çarptırılacak. Kanunun amacı ise görseller üzerindeki değişiklikleri fark edemeyen çocuk ve gençlerin uğrayabileceği algısal zararı en aza indirmek. Ne diyeyim; darısı başımıza…

Yarının yetişkinleri olacak çocuklarımızın gizlilik haklarını ihlal eden bu çok önemli konuyu, Klinik Psikolog Özge Çivci ile konuştuk. Çivci, “Çocukların başkaları tarafından tanınmama hakları olmalı” diyor.

“Çocuklar kendini değersiz hissediyor”

Özge Çivci, sosyal medyanın sınırlarının, hatıraları paylaşmanın çok ötesine geçtiğini ve iyi niyetle yapılan paylaşımların yanında, pek çok mecrada, çocuğun gizlilik sınırlarını ihlal eden, beden bütünlüğüne saygı duymayan; çocuğu bugün ve gelecekte utandıracak, etiketleyecek pek çok paylaşım yapıldığına işaret ediyor. Bir çocuğun hiç tanımadığı birileri tarafından kişisel bilgilerinin bilinmesinin, yüzünün tanınır hale gelmesinin, bu çocuğun dünyayı algılama şekli ile ilgili karmaşa yaşamasına sebep olabileceğini söyleyen Çivci, “Çocukların başkaları tarafından tanınmama hakları olmalı. Bir çocuğun erken yaşta para kazanır hale gelmesine yarayan sosyal mecralarda yer alması, çocuğun fotoğrafları üzerinden para kazanılması, o çocuğun aile içinde koşulsuz ve her haliyle kabul gördüğü, sevildiği ve onaylandığı hissine zarar verebilir. Para bir karşılık demektir ve koşulsuz bir ilişkinin içinde yer aldığında bu koşulsuzluğu bozar. Çocuğun sosyal medya üzerinden küçük yaşta para kazanır hale gelmesi, aile içindeki ‘değerlilik’ hisleri ile ilgili sorgulamaları beraberinde getirir.” diyor.

Kıyaslanan bedenler ve kaygı sorunları

Ruhsal ve bedensel gelişimi devam eden çocuk ve ergenlerin, kendisiyle kıyasladığı, olmayı arzu ettiği bedenleri en çok sosyal medyada bulduğunu, özellikle ergenlerin filtrelerle donatılmış, “mükemmele yakın” bedenlerle çelişen bedenlerinden ötürü kendilerini eksik ve hatalı hissettiğini anlatan Çivci, şu uyarıda bulunuyor: “Bu çocuklar, yeme bozuklukları, beden dismorfik bozukluklar, kaygı ve özgüven sorunları gibi pek çok konuyla boğuşuyor. Her dönemin anne babası çocuğunu bir şekilde yaralamıştır. Dünün anne babaları çocuklarını ‘görmeyerek’ yaralıyordu. Bugünün anne babaları çocuğunu fazla görerek ve göstererek yaralıyor. Dünün görülmemiş çocukları, bugün anne baba oldu ve istiyor ki, çocuğunu herkes ‘görsün’. Ama bir şeyi kaçırıyor; o yara başka, bu çocuk başka. Eski çocuk kendini değersiz hissediyordu; sandı ki çocuğunu değerli hissettirmenin yolu onu ‘göstermekte’. Gizliliği ihlal edilen o çocuk, kendini değerli hissedebilir mi?”

Yazının devamı...

Çocuklu tatil rehberi

4 Temmuz 2021

Çocuklarla tatile hazırlanırken tüm olasılıkları hesaplamak, minimum eşyayla maksimum ihtiyacı karşılamak gerekir. Bavul hazırlamadan önce verdiğimiz ipuçlarına göz atın

Çocuklu tatil hem keyifli hem zahmetli. Tatilde tüm gün yatmak yerine, aksiyon sevenlerdenseniz, çocuklu tatilden de zevk alabilirsiniz. Küçük yaştan itibaren, çocukları seyahate, farklı yerlerde kalmaya alıştırmak, ilerisi için büyük kolaylık. Bu sayede, hayatın sürprizlerine, anlık değişimlere hazırlıklı bireyler yetiştirmiş oluyoruz bana göre. Hayat her zaman ev konforunda değil ne de olsa! Yaz tatili planları yaparken, çocuklu tatile çıkış rehberi hazırladık. En pratik şekilde nasıl valiz hazırlanır ve seyahat edilir? Buyurun yazımıza…

Her zaman listeniz olsun

Kızımla doğduğu andan itibaren gerek iş gerek gezi amaçlı çok seyahat ettik. Uygun olan hemen her yere onu da yanımda götürdüm. Çocukla seyahatin olmazsa olmaz eşyası var. Bu herkes için değişebilir. Bunları belirleyip bir liste yapın. Bu liste her zaman hazır bulunsun. Çocuğunuz büyüdükçe, listeyi revize edebilirsiniz. Örneğin ateş ölçer, ateş düşürücü, burun açıcı, yara bandı, alerji ilacı, uyku oyuncağı, en sevdiği kitap gibi ihtiyaçlar her zaman yanınızda olmalı. Bunlar için küçük bir çanta ayırabilirsiniz.

Günlük plan yapın

Seyahat edeceğiniz yerin hava durumuna uygun, ancak pratik, az yer kaplayan ve gerektiğinde hızlı yıkanabilecek kıyafetler almalısınız. Kafanızda günlük bir plan yaparsanız, fazla eşya almanın önüne geçersiniz.

Esnek olun

Gittiğimiz yerlere, çocuğumuzun tüm eşyasını götürüp, rahat etmek istiyoruz. Ancak seyahat, biraz da yeniliklere, farklılıklara açık olmak demek. Siz ne kadar esneyebilirseniz, çocuğunuz da değişimlere o kadar kolay uyum sağlar. Ev düzeninde ısrar etmemek, rutinleri esnetebilmek hepinizi mutlu eder. Mama sandalyesi, büyük puset, ana kucağı, blender, su ısıtıcısı gibi büyük parça eşyayı taşımak sizi zora sokar. Bunun yerine gideceğiniz yerle önden konuşup, tatilinizi kolaylaştıracak ekipmanın orada bulunup bulunmadığını öğrenebilirsiniz.

Yazının devamı...

Çocuklara dopdolu bir yaz

27 Haziran 2021

Aşılamanın hızlanması ve 1 Temmuz itibarıyla kısıtlamaların kalkması yaz planlarını hızlandırdı. Okulların da tatil olmasıyla keyifli önerilerle dolu bir yaz çocukları bekliyor

Belirsizlik, kaygı, stresle geçen bir dönemin ardından yaz geldi. Başta ebeveynler ve çocuklar biraz olsun nefes almak, rahatlamak istiyoruz. Bu süreçte ailelerin aklındaki soru yine “çocuklarla yaz tatilini nasıl geçireceğiz?” Bu yaz ister online ister yüz yüze değerlendirilebilecek pek çok alternatif var. Ben öncelikle gerilen ilişkilerimizi düzenlemek, dijital yorgunluğu üzerimizden atmak ve hem kendimizle hem çocuğumuzla ilişkimize öncelik vermemiz gerektiğinden yanayım. Tüm günü aktivitelerle doldurmak yerine, daha çok göz göze baktığımız, konuştuğumuz, ekranlardan uzak kalabildiğimiz bir yaz dilerim hepimize. 

Çevrimiçi Yaz Sanat Okulu

İstanbul Modern 5 Temmuz-27 Ağustos tarihleri arasında 4-7 ve 8-12 yaş grubu çocuklara çevrimiçi yaz sanat okulu düzenliyor. Yaz boyu, her gün, sınırlı kontenjanla gerçekleşecek atölyelerde çocuklar, müze uzmanları ile buluşup, evlerinde sanat çalışmaları gerçekleştirecek.

Detaylı bilgi için: 0212 334 73 41

Hafta sonları sanat atölyesi

Sakıp Sabancı Müzesi, her hafta sonu farklı yaş grubu çocuklar için, çevrimiçi çocuk atölyeleri düzenliyor. Zoom üzerinden gerçekleştirilecek atölyelerde, geri dönüşümlü heykeller, şekerden natürmortlar, zaman makinesi ile yolculuk gibi her hafta farklı bir etkinlik yapılıyor. Katılımcıların atölyelerde kullanılacak malzemeleri önceden temin etmeleri gerekiyor.  Ayrıntılı bilgi için;  www.sakipsabancimuzesi.org.tr

Astronomi de var

Yazının devamı...

Bağ kurmasına ‘izin’ verin

20 Haziran 2021

Günümüz dünyasında çocuğun bakımına yardımcı olmayan, çocuğuyla mesafeli ilişki kuran geleneksel babaların aksine modern babaların sayısı hızla çoğalsa da hâlâ gidilmesi gereken çok yol var. İşte bu yolda babalık izni büyük önem taşıyor

Doğumdan itibaren baba-bebek bağlanmasının çocuk gelişimindeki önemine dair araştırmalar arttıkça, babaları, bebek bakım sürecine dâhil edecek adımlar da atılıyor. Avrupa ülkelerinin çoğunda babalık izinleri, anneninkiyle eşitlenirken, ülkemizde de bu konuda olumlu adımlar atılıyor ve babalık iznini uzatan şirketlerin sayısı artıyor.

Özel sektördeki babaların 5, kamuda çalışanların 10 gün babalık izni var. Bu süre hem baba hem bebek açısından çok kısa. Çünkü pek çok güncel araştırmaya göre, evde bebeği ve eşiyle vakit geçiren, sürece katılan babalar uzun vadede daha mutlu oluyor. Babaların bebekleriyle bağ kurması, çocuk gelişimini sağlıklı etkiliyor. Evde iş bölümüne dâhil olması da, eş ilişkilerini olumlu yönde geliştirerek, lohusa depresyonunu en aza indiriyor. Babalık izni konusunda özellikle Kuzey Avrupa ve İskandinav ülkeleri önde geliyor. Ancak uygulamada ne kadar işlediği soru işareti!

 Ülke ülke babalık izni

Almanya: Babalar da doğumdan sonra 1 sene ücretsiz izin alabiliyor. En fazla 3 senelik ücretsiz izni anne de baba da kullanabiliyor. Erkeklerin yüzde 2.6’sı, kadınların yüzde 42.4’ü bu izni kullanıyor.

Finlandiya: Her iki ebeveyne eşit süreli doğum izni veriliyor. Ücretli ebeveynlik izni, her ebeveyn için 164 gün.

İsveç: Çocuğun doğumundan itibaren her ebeveyn 240 gün izin alabiliyor.

Danimarka:

Yazının devamı...

Oyun bağımlılığında çaresiz kalmayın

13 Haziran 2021

Pandemi döneminde oyun ve teknoloji kullanımındaki artış bağımlılığı nasıl etkiledi? Bakalım, Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nde bu sorunlara bilim insanları hangi çözümleri öneriyor

Pandemiyle birlikte teknoloji bağımlığı da arttı. Tüm gün ekran başında olan çocuk ve gençlerde evde kalış süresi uzadıkça, dijital oyunlara ilgi de arttı. Yeşilay tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nde, Kovid-19’un davranışsal bağımlılıklar üzerindeki etkileri konusunda konuşan uzmanlar, toplumsal bir seferberlik başlatılması ve devlet politikalarında düzenleme yapılması noktasında birleşiyor. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM), teknoloji bağımlılığı alanında; “115 numaralı danışma hattı”, “sosyal destek” ve “yüz yüze psikolojik danışmanlık” olmak üzere 3 tür ayakta tedavi hizmeti veriyor.

Yeşilay Genel Başkan Vekili, öğretim görevlisi Mehmet Dinç de pandeminin başvuruları 2 kat artırdığına işaret ediyor. Türkiye genelinde 105 şehirde hizmet veren YEDAM’ların bağımlılık alanında uzman psikologlardan oluşan ekiple ücretsiz destek sunduğunu bildiren Dinç, şu bilgiyi veriyor: “Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM) kapsamında her yıl 8 milyon öğrenciye ve 3 milyon yetişkine teknoloji bağımlılığı konusunda eğitim veriyoruz. İnternet bağımlılığı alanında, şu an daha az uzman bulunuyor. Bağımlılıklar çok hızlı değişkenlik gösterdiğinden tüm dünyada bu alanda ne tip tedavi ve ilaç yöntemlerinin uygulanması gerektiği tartışılıyor. Kimi zaman bireysel kimi zaman grup terapiler ve farklı yöntemlerle tedavi süreci işliyor.”

Queensland Üniversitesi Gençlerde Madde Kullanımı Araştırmaları Ulusal Merkezi’nden Prof. Dr. John B. Saunders, kongrede, bazı ülkelerden örnekler sunduğu konuşmasında, şunlara işaret ediyor: “Mart 2020’den itibaren mobil oyun kullanıcıları Amerika’da yüzde 28, İngiltere’de yüzde 50, Güney Kore’de yüzde 34 ve Almanya’da yüzde 25 arttı. Araştırmalar günde 3-4 saatten fazla çevrimiçi oyun oynamanın risk taşıdığını gösteriyor. Akademik performans, anksiyete, depresyon, otizm spektrum bozukluğu, ebeveyn ilişkilerinde bozulmalar gibi belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Oyuna verilen önem arttığında ve kişi negatif sonuçlarına rağmen oyun oynamaya devam ettiğinde, bunu ‘oyun oynama bozukluğu’ olarak tanımlıyoruz.”

Oyun oynama bozukluğu

“Oyunlar dikkatimizi nasıl dağıtıyor? Çözüm yolu nedir?” sorularına odaklanan Prof. Dr. Zsolt Demetrovics’in görüşleri şöyle: “Oyun oynarken insan kendini kaybedebiliyor. Oyunların kişiyi dış dünyaya kapatma gibi bir özelliği var. Gerçekten yaşadığınız sorunlardan, gün içerisindeki çatışmalardan uzaklaşmış oluyorsunuz. Bu kimi zaman başa çıkma veya kaçma davranışı olarak adlandırılabilir. Bunun kabul edilebilir bir seviyesi var. Ancak bir kişi bu oyunları gerçek dünyanın sorunlarından sürekli kaçmak için kullanıyorsa bu oyun oynama bozukluğu olarak adlandırılabilir.”

“Online oyunlarla bağımızı nasıl kesebiliriz?” sorusunu ortaya atan Doç. Dr. Daria Kuss’un çözüm önerisi şöyle: “Ciddi sorunlar yaşayan kişiye tavsiye edebileceğimiz şey: En çok sorun çıkaran oyunları oynamayın! Oyun aynı zamanda sosyal bir bağ içerir, sosyal motivasyon sağlar. Şunu öneriyoruz: Oyun dışında sosyal ağlar kurdukça arkadaşlar edindikçe bu kolaylaşacaktır. ‘Bilgisayarı kapat’ demek bir çözüm değildir! İnsanlar oyunu bıraktıklarında ne yapacaklarını bilemiyor. Zamanlarını dolduracak bir strateji oluşturmak lazım. Sosyal çevreleriyle nasıl iletişime geçebilirler? Hobilerini nasıl yürütebilirler? Önceden yaptığı ya da yeni keşfettiği faaliyetlere yönelebilirler.”

Yazının devamı...

Lösemi tedavisinde iyileşme oranları yükseldi

30 Mayıs 2021

25-31 Mayıs Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası. Lösemi, en sık görülen çocukluk çağı kanserlerinden ancak tedavi sürecindeki gelişmelerle, iyileşme olasılığı da bir o kadar yüksek. Koç Üniversitesi Hastanesi Pediatri Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Erbey ile çocukluk çağı lösemileri hakkında konuştuk

Dünyada ve ülkemizde en sık görülen lösemi türü ve oranları nedir?

Tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen çocukluk çağı kanseri, lösemidir. Halk arasında “ilik kanseri” ya da “kan kanseri” olarak da adlandırılan lösemi, blast adı verilen lösemi hücresinin kontrolsüz çoğalması ile başta kemik iliği olmak üzere, çeşitli organ ve dokuları tutması sonucu gelişen kötü huylu bir hastalıktır. Kan değerlerinde görülen anormallik lösemiyi düşündürürken, lösemide kesin tanı kemik iliği muayenesiyle konulur. Lösemiler akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Çocuklarda en çok rastlanan lösemi türü, (Akut Lenfoblastik Lösemi) ALL’dir. Her yıl 1 milyon çocuğun 120’sinde kanser görülüyor. Lösemiler ise çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Türkiye’de yılda yaklaşık 1000 çocuğumuza lösemi teşhisi konuluyor.

Bu kadar sık görülmesinin nedenleri ne olabilir?

Çocukluk çağı lösemi vakalarının çoğunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Yapılan çalışmalar, çok azında genetik bir yatkınlık olduğunu gösteriyor. Bunun dışında, radyasyon, kimyasal maddeler, bazı ilaçlar, elektromanyetik alanlar ve virüsler gibi çevresel faktörlerin de etkili olabileceği düşünülüyor. Ailevi yatkınlık, doğumsal anomaliler, gen bozuklukları, bağışıklık sistemi hastalıkları gibi durumlar ise yapısal nedenleri oluşturuyor.

Hastalığın tanı ve tedavisinde kritik noktalar nelerdir?

Hastalar sıklıkla, düşmeyen ve tekrarlayan ateş, enfeksiyon, kanama ve kansızlığa bağlı solukluk, çabuk yorulma ve halsizlik yakınmalarıyla başvururlar. Bunun yanı sıra, karında şişlik, lenf bezelerinde büyüme, kemik ve eklem ağrıları, daha nadiren de baş ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma, solunum sıkıntısı gibi yakınmalar olabilir. Hastaların muayenesinde, karaciğer ve dalak büyüklüğü, lenf bezelerinde büyüme ve kanamaya ait bulgular saptanabilir. Böyle bir hastanın kan sayımında anormallikler olması durumunda lösemiden şüphe edilir. Kesin tanısı, kemik iliğinden alınan örneğin incelenmesiyle konulur.

Lösemilerde temel tedavi yöntemi, kemoterapidir. Tedavinin yoğunluğu, ilaçların seçimi ve süresi hastadan hastaya değişebilir. Bazı hastalarda tedavi amacıyla veya koruyucu amaçla santral sinir sistemine radyoterapi uygulanabilir. Eğer erkek çocuklarda yumurtalar tutulmuşsa, cerrahi olarak yumurtalar alınabilir ve o bölgeye radyoterapi verilebilir. Löseminin çok yüksek riskli türüyse ya da tedaviyle kontrol altına alındıktan sonra tekrarlarsa, kök hücre nakli (kemik iliği nakli) uygulanabilir.

Yazının devamı...