İyi bir sağlık yöneticisi olmak için; iyi bir finansçı, iyi bir hukukçu, iyi bir Bilgi İşlemci, iyi bir işletmeci, iyi bir sağlıkçı ve iddialı bir lider olmak zorundasınız diyen  Çamlıca Medicana Hastanesi Genel Müdürü Dr. Murat Kaya, kariyer yolculuğunu ve bu yolda edindiği eşsiz tecrübeleri tüm içtenliği ile bizlerle paylaştı. ‘’Sağlığı yönetmek, NASA’yı yönetmekle eş değer zorlukta bir meslek grubundandır’’ diyen Dr. Kaya ile sohbetimizde özel hastanelerin aşması gereken sorunlara ve sağlık sistemine de değindik. Çok güzel bilgiler var, buyurunuz okumaya…

 

 

Sağlığın içinden birisi olarak çizilenin dışında bir yol izlemişsiniz ve her zaman çizgi dışı olanlarda gözlendiği gibi çok da başarılı olmuşsunuz. Sizi sağlık yöneticiliğine yönlendiren olaylar zincirinden biraz bahseder misiniz?

 

Ben Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Biyolojik Bilimler mezunuyum. Yani benim alanım Temel Bilimler. Bu bölümü de isteyerek yazdım ve kazandım. Çünkü hayalim iyi bir Genetikçi olmak idi. Daha sonraki aşamada ise Klinik Bilimler de beni cezbetti. Bu defa Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Enstitüsünde Solunum Rehabilitasyon Uzmanlığı eğitimi almaya karar verdim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde her iki bölümü de ilki okuyanlardan biriyim. Solunum Rehabilitasyon Uzmanlığı ile ilgili eğitimimin son senesinde, mühendis bir arkadaşım ile sohbet ederken İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinde Sağlık İşletmeciliği adında bir program açıldığından bahsetti. İlk etapta pek sıcak bakmamakla birlikte; gelecekte sağlık hizmetlerinin önemli bir bölümünün özel sektör tarafından verileceğini ve özel sektördeki büyük sağlık kuruluşlarını yönetebilmek için de bu formatta bir eğitime ihtiyaç duyulacağı ön görüsü ile program ilgimi çekmeye başladı. İstanbul Üniversitesi Avcılar kampüsünde İşletme bölümünün hocaları ile tanışmaya gittim. Hocalar bana ‘’Böyle bir bölümün ihtiyaç olduğunu düşündük. Sizler işletme öğrenirsiniz, bizler de sizlerden sağlık sektörünü öğreniriz. Böylece çok güzel bir know-how aktarırız birbirimize ve gelecek kuşaklara.’’ dediler. Kaydımı yaptırdığımda çevremdeki 10 kişiden 9’u biraz güldü. Bir de şimdi işletme mi okuyacaksın dediler. Bugün geldiğim noktada ise Hukuk okumayı düşünüyorum. Hatta Uluslararası Hukuk alanında da bir doktora programına kaydımı yaptırmayı düşünüyorum. Açıkçası bu eğitimlerin hepsinden ayrı bir lezzet aldığımı ve hepsinin yaptığım işe pozitif katkı sağladığını düşünüyorum. Bir sağlıkçı olarak hizmet etmenin dışında, yönetsel olarak çok daha büyük bir alanda sağlığa hizmet etmenin çok daha faydalı olacağını düşündüğümden dolayı da profesyonel meslek olarak sağlık yöneticiliğinde karar kıldım. Aslında askerlik dönemimde bu alanda ilerlememin ne kadar doğru olduğunun ilk sinyallerini aldım. Samsun Sahra Sıhhiye okulunda herkes kuraya katılırken, ben kura dışı kalarak İzmir Güzelyalı Hava Hastanesine özel bir istek ile davet edildim. Yüzlerce meslektaşım arasından adıma böyle bir istek gelmesi beni şaşırttı ve nedenini merak ettim. Hava Hastanesine teslim olunca ‘’Beni neden özel kura ile istediniz?’’ diye sordum. Sağlık işletmesi okuduğum için ve Hastanenin de ISO 9001 Kalite belgesi alma zorunluluğu olduğu için beni tercih ettiklerini söylediler. Uzunca bir süredir bu belgeyi almak için çalıştıklarını, henüz alamadıklarını ve fazlaca vakitlerinin kalmadığını söylediler. Askerlik sürem dahilinde yaklaşık 1,5 yılın sonunda hastane ISO 9001 Kalite belgesini aldı ve ben de terhis oldum. Bu çalışma da bana Toplam Kalite Yönetimi alanında tecrübe ve deneyim kazandırdı. Böylece sağlık yöneticiliğinin bir bacağını daha öğrenme ve tecrübe etme şansı buldum.

 

Askerlik sonrası ise; bana bir diğer katkı sağlayan iş deneyimim Türkiye İş Bankası Yönetim kurulundan gelen bir teklif ile başladı. Anadolu Hayat Emeklilik bünyesinde yer alan Sağlık Sigortaları Müdürlüğünde; özel hastanelerin ve özel sağlık kuruluşlarının anlaşma şartlarının değerlendirilmesi, anlaşma kriterlerinin belirlenmesi ve denetlenmesi hususlarında benden danışmanlık rica ettiler. Danışman olarak girdiğim kurumdan 7 sene sonra Anadolu Sigorta Bünyesinde Yönetici/Müdür düzeyinde ayrılacak idim. Bu süre zarfında tüm sağlık deneyimlerimi T.İş Bankası iştiraklerine aktardığım gibi, ben de Türkiye İş Bankası kültüründen çok ciddi deneyimler ve tecrübeler edindim. Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt ve Türkiye’nin en büyük bankalarından birisinde kurumsallık nedir, kurumsal yöneticilik nasıl yapılır onu öğrendim. Bu sebeple; Yöneticilik ve Liderlik anlamında  Türkiye İş Bankasının bana çok ciddi öğretileri olmuştur. 7 yıl sonra ise;  Medical Park Sağlık Grubu Yönetim Kurulundan bir iş teklifi geldi. Böylece profesyonel üst düzey hastane yöneticiliğine tekrar adım atarak Medical Park Sağlık Grubu’nun çeşitli hastanelerinde Genel Müdür olarak görev aldım. Bugüne kadar da hep üst düzey sağlık yöneticisi olarak iş hayatıma devam ettim ve 2012 yılından beri de Medicana Sağlık Grubu’nda çalışmaktayım.

 

 

İyi bir sağlık yöneticisinde klasik bir şirket yöneticisinden farklı olarak olması gereken özellikler sizce nelerdir? 

 

Klasik bir şirketi yönetmekle, bir hastaneyi yönetmek temelde aynı görünse de ayrıntıda çok farklı özellikler içeriyor. Biliyorsunuz dünyanın en zor meslek grupları arasında sayılan bir meslektir sağlık yöneticiliği. Çünkü sağlık işletmelerinin çok matriks bir yapısı var. Sağlık sektörü;  üretilen ürün bir hizmet ve bu hizmetin 7/24 hazır tutulması, verilen hizmetin bir sosyal hizmet olması, hizmetin veriliş biçiminin bir ulusal ve uluslararası standartlarının olması, hizmetin tamamının bir uzmanlık gerektirmesi, hizmetin çok bileşenlerinin olması gibi özellikler taşır. Bütün bu yapı içerisinde sizin on-time çözüm üretebiliyor olmanız gerekiyor. O yüzden iyi bir sağlık yöneticisinin klasik bir şirket yöneticisinden farklı olarak birçok şirket yöneticisinin sahip olduğu özelliklere sahip olması gerekir. Mülakatın başında ilettiğim gibi iyi bir finansçı, iyi bir hukukçu, iyi bir otel yöneticisi, iyi bir Bilgi işlemci, iyi bir işletmeci, iyi bir sağlıkçı hatta hatta iyi bir mühendis ve iletişimci olması gerekiyor. Bakın, ileride hastaneleri biz sağlıkçılar ve işletmeciler yönetmeyeceğiz onu da şimdiden söylemek isterim. Bunu son dönemlerde sıkça dile getiriyorum. Gelecekte hastaneleri mühendisler yönetecek. Çünkü sağlık işi artık bir tasarım yönetimi gerektiriyor. Elbette ki mühendisler bir doktorun sahip olduğu bilgilere sahip olamayacak ama sağlık yönetimi artık bir tasarıma gidiyor. Sağlık yöneticiliği – işletmeciliği eğitimi alan arkadaşlara söylediğim bir şey var. Kimse size hemen bir hastanenin CEO’luğunu teklif etmeyecek. Kendinizi geliştirin. Sanatla ilgilenin. Tıp tarihi okuyun. Bunların hepsi sizin başka gözlerinizi açacaktır. Bakın sağlığı yönetmek bir Rönesans kültürüdür, Rönesans nasıl doğmuştur. Floransa da yaşayan Medici ailesi Floransa’nın en köklü ailesidir. Esas işleri Bankacılık olan bu aile; her branştan sanatçıyı ve filozofu Floransa’ya davet etmiş ve birbirlerinden etkilenmesini ve böylece kültür, sanat ve bilimde devrim yapmayı hedeflemiştir. Bunlar fikir üretsin istemişleridir. İyi bir fikre sahip olmanın yolu, birçok konudaki fikre sahip olmaktan geçer. Bu sebeple de iyi bir sağlık yöneticisinin bir çok fikre ve deneyime sahip olması başarının altın anahtarıdır.

 

 

Geçtiğimiz günlerde Oxford Worldwide Yayınları tarafından basılan “Successful People in Turkey” ansiklopedisinde Türkiye de alanında değer yaratan saygın isimler listesine girdiniz. Öncelikle tebrik ediyorum. Klasik bir soru olacak ama var mıdır bu başarının bir sırrı?

 

Bu başarının sırrı var mıdır ya da bir reçetesi var mıdır inanın bende bilmiyorum. Benim için de sürpriz oldu. 2016 yılında Oxford Worldwide Türkiye yayın sorumlusu bana ulaştı. Bir röportaj yapmak istediğini belirtti. Konuyu sordum. ‘’Oxford Yayınları olarak dünyanın birçok ülkesindeki başarılı insanları seçiyoruz. Dolayısıyla sizinle bir mülakat yapma arzusundayız. Mülakatınız kendi yayın kurulumuzda değerlendirildikten sonra uygun görülür ise sizin biyografinize de yer verebiliriz. Türkiye’deki başarılı insanlar olarak dünyanın sayılı kütüphanelerinde yer alacak’’ dedi. Açıkçası ben de röportaj yapıldıktan sonra üzerinde düşünmeye başladım. Neden ben? Farkettim ki ben sağlık sektöründe yöneticilik –liderlik yaparken esasında bir çok yöneticinin yetişmesinde ciddi emek ve katkı sağlıyorum. Hatta hatta bu kadar yönetici yetiştirirken ben de kendimi onlarla birlikte yetiştirip geliştirmişim. Her beyinden bir şey öğrenmeyi, sürekli kendimi yenilemeyi ve geliştirmeyi de seviyorum. Sağlık sektöründe yönetici düzeyinde yetiştirdiğim epeyce bir insan olduğunu düşünüyorum. Bunların hepsi de bugün özel sağlık sektöründe önemli yerlerde görev yapıyorlar. Yetiştirdiğim derken yanlış anlaşılmasını istemem. Esasında özel bir şey de yapmıyorum. Kendi çalışma düzenime uyum gösteren ve öğrenme niyetinde olanlar kendileri yetişiyor. Böylece öğrenme niyetinde olanlardan ben de bir şeyler öğreniyorum ve beni de ayakta tutan şey bu yeni öğrendiklerim. Özellikle genç beyinlerle çalışmayı çok seviyorum. Benim temelde iş gücünden satın aldığım kriter; insanlardaki tutku, enerji ve başarma isteğidir. Bu değerleri ciddi kredilendiririm ben. Çünkü bizim işimiz hizmet. Vicdan, kalp, bilgi ve niyet bu dördü benim için çok önemli çalışma kriterleridir. İnsanların aldığı eğitimler elbette önemli. Lakin bu eğitimin yanında yukarıda saydığım kriterler olmazsa olmaz. Bu sebeple de; iyi bir sağlık yöneticisinin -liderinin nitelikli  insan kaynakları bulmaktan daha önemli hiçbir işi olmadığını düşünüyorum. Kuvvetle muhtemel Oxford’un yayınladığı Başarılı İnsanlar Ansiklopedisine girmemde de en büyük etkenin bunlar olduğunu düşünüyorum.

 

 

Sağlık sektöründe yaşanan birçok problemin iletişim kaynaklı olduğunu gözlemleyen bir tıbbiyeli olarak bu konuda bir çalışmanız olup olmadığını merak ediyorum. Aslında benim düşünceme göre tıp fakültelerinde hasta ve hasta yakınları ile iletişim dersleri olmalı ki bildiğim kadarıyla henüz yok...

 

Söylediğinize yürekten katılıyorum. Tıp Fakültelerimizdeki eğitim, hekim merkezli bir eğitim. Diyor ki hekimsin sen, sen ne dersen o olacak. Esasında sağlık hizmetleri bir takım oyunu. Artık değişen dünyamızda nitelikli hekim tanımına; yüksek kalitede tıbbi hizmet yeteneğinin yanında, iyi bir insan ve iyi iletişim yeteneklerinin de eklendiğini görüyorum. Bugün ülkemizdeki hekim arkadaşlarımız çok başarılı işler yapıyorlar. Lakin iletişimde ciddi sorunlar yaşadığımız hekimler de var. Tıbbın ilerlemesinde cihazların ve yeni teknolojilerin elbette çok büyük önemi var.  Ama etkinliği günden güne artan ve ihtiyaç duyulan en önemli argümanımız hekim-hasta iletişimi. Ben işletme fakültesine gittiğimde en çok da bunun önemini hissettim. Hekim merkezli bir iletişimin temelinde esasında hiç kimseye veremeyeceğimiz bir vekalet sözleşmesi vardır. Düşünsenize hasta size geliyor ve esasında size verdiği vekalet ile bedenine, hekimin uygun göreceği her türlü müdahale yetkisini veriyor. Bu vekalet günlük hayatta kime verilebilir ki? Bu vekalet hekimlerimize veriliyor. İşte hekimliğin tüm insanlık gözünde böylesine bir ulvi mertebesi, böylesine bir güven sözleşmesi var. Bu güven sözleşmesinin taçlandığı nokta ise hekim-hasta iletişimidir. Maalesef Tıp eğitimimizde iletişim noktasında fazlaca eğitilemiyoruz. En büyük eksikliklerimizde buradan çıkıyor bence. Ben genelde hekim arkadaşlarıma hep ‘’sizin ne anlattığınızın bir önemi yok, önemli olan hastanın ne anladığıdır. Lütfen anlattıklarınızı teyit ettiriniz’’ derim. Anlattığınız anlaşılmamış ise; Demek ki aynı dili konuşmanıza rağmen, aynı frekans ve aynı kodlamayla kullanmamışızdır. Yani siz hastanın hastalığına bakmışsınız ama onun hastalığının dışında ruhuna dokunamamışsınız. Bir başka sıkıntımız daha var. İletişim sadece konuşmak değildir. Doğru bakıştır. Doğru dokunmaktır. Hastanın kendisini anladığımızı hissettirebilmek yeteneğidir. Hastalar ile emir kipi ile konuştuğunuzda esasında bütün iletişimi kapatmış oluyorsunuz. O yüzden hocalarımızın bize ilettiği, belki de en büyük iletişim cümlesi, ‘’Hastalık yoktur, hasta vardır.’’ lafını akıldan çıkarmamak gerekir. İyi bir anamnez (tıpta hikaye alma) ile tüm teşhisinizin niteliği bir anda değişebilir. Bu yüzden hastaların çok iyi dinlenmesi gerekiyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; hekim memnuniyetsizliklerinin en önemli birinci sebebi, hekimin hasta ile doğru ve etkin bir iletişim kuramamasıdır. Hekim tercihlerinde, hekimin hastasına ayırdığı zaman ve hastasını dinlemesi önemli bir tercih sebebi olarak görünüyor. Düşünebiliyor musunuz tedavinin başarılı olmaması bile hekim tercihlerini, etkili bir iletişimin olmamasından daha az etkiliyor. Yani günümüzde hekim değiştirme sebeplerinin önemli nedeni iletişim problemlerinden kaynaklanıyor. 

 

 

Çalışan memnuniyetini çok önemseyen bir kurumsunuz ve bunda sizin kişisel olarak büyük payınız var. Aylarca maaşı verilmeyen doktor ve sağlık personeli biliyorum. Motivasyon için yaptığınız çalışmalar nelerdir?

 

Hekim arkadaşlarımızla ve çalışanlarımız ile sürekli iletişim halindeyiz. Hastanemizde hekim arkadaşlarımızın ve tüm çalışanlarımızın üst yönetimden randevu alması gibi bir uygulama söz konusu değildir. Müsait olduğumuz her an tüm çalışanlarımızla direkt görüşüyoruz. İş dışında da yemekler organize ediyoruz ve bir araya geliyoruz. Ben hastane içerisinde gördüğüm herkese selam veririm. Hal hatır sorup, bir sorunu olup olmadığı ile yakinen ilgilenirim. Yemekhanede gördüğüm tüm çalışanlarım ile sohbet ederim. Bizim yılda iki kere uyguladığımız personel memnuniyet anketlerimiz var. Medicana Sağlık Grubunda, memnuniyet oranı en yüksek olan hastanelerden biriyiz. Diğer bir motivasyon kaynağımız; tüm çalışanlarımıza kurum için değerli olduğunu hissettirmemizdir. Yapılan birçok araştırmalarda görülüyor ki; çalışanları en iyi motive eden parametre, ne para ne de statü. Çalışanları en fazla motive eden faktör iyi bir sosyal iletişim. Temelinde insana değer vermek olmalı yönetim felsefenizde. Ben prensip olarak yöneticilerin astları ile olan ilişkisine son derece önem veririm ve takip ederim.

 

 

Zincir hastanelerin avantaj ve dezavantajları nelerdir?

 

Zincir hastanelerin avantajları, sosyal algı ile ilgili avantajları olduğu gibi, ciddi finansal avantajları yani satın alma gücünden gelen avantajları vardır. Algı ile ilgili avantajı; zincir hastanelerin insanlara daha fazla güven veren bir imajı var. Bugün birçok sağlık kurumu dünyanın en saygın akreditasyon sertifikalarına sahiptirler. JCI böylesine bir akreditasyon sertifikasıdır. Benim düşüncem ise, insanların günümüz şartlarında özel sağlık sektöründen hizmet alıyor olmalarına rağmen henüz tam olarak bir güven ilişkisinin kurulamadığıdır.  İnsanlar devlet hastaneleri ya da üniversite hastanelerinden hizmet almıyorlar ama bu kurumlara özel sektörden daha fazla güveniyorlar kanısındayım.  Bu gerçekten bir paradoks. İşte sağlık sektörünün Mor İneği ( Sıradanlığı bırakıp farklılık yaratabilen kurumlar için söylenen bir işletme deyimi) bu paradokstan çıkacaktır. Yani güven unsurunu halka tam olarak verebilen sağlık kurumları ve sağlık yöneticileri geleceğin yıldızı olacaklardır. Biz de bu doğrultuda çalışmalarımızı Grup olarak emin adımlarla atıyoruz.

 

 

Sağlıkta şiddet konusunu nasıl ele alıyorsunuz? Çözüm önerilerinizi dinlemek isterim. Bu konuyu elimizden geldiğince dillendirmemiz gerektiğini düşündüğüm için bu soruyu yöneltiyorum. 

 

Çok açık ve net söylemek isterim ki; sağlıkta şiddeti nefretle ve esefle kınıyorum. Hatta bu tip davranışlarda bulunan insanları da analiz etmeye çalışıyorum. Acılı, sıkıntılı bir anne, bir baba, evlat ya da hasta mı diye anlamaya çalışıyorum. Her ne olursa olsun, sağlık çalışanları bu acıları ve sıkıntıları gidermek için kamu hizmeti sunmaya çalışan uzmanlardır. Son tahlilde sağlık çalışanlarına şiddet uygulamayı tüm bu değerlendirmeler ışığında kara bir cehalet olarak görüyorum. Maalesef son dönemlerde sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanların sayısı arttı. Hastanelerimizde güvenlik elemanlarımızın sayısını arttırarak sağlıkta şiddetin önüne geçileceğine inanmıyorum. Şiddeti önlemenin en iyi yolunun yine de iletişimden ve eğitimden geçtiğini düşünüyorum. Bizim dava açtığımız birkaç şiddet ve tehdit vakamız oldu. Bu durum ile ilgili belirlenmiş bir kod sistemimiz ve süreç yönetimimiz var. Ama tekrar belirtmek isterim ki; şiddet ve tehdit toplumsal bir ayıptır. Hep birlikte bu ayıbı kınayacağız ve gerekli tepkiyi göstereceğiz.

 

 

Sağlık sisteminde gözlemlediğiniz ve değişmesinde ya da geliştirilmesinde fayda bulduğunuz problemler nelerdir? Mevcut sistemin eksi ve artıları nelerdir?

 

Mevcut sistemin en büyük artısı bugün olduğu gibi, kamu sağlık sigortalarının tek bir çatı altında yürütülmesidir. Yine SGK adı altında tüm bu kamu sağlık hizmetleri ödeyicileri özel sektörden sağlık hizmeti satın alabilmektedir. Bildiğim kadarıyla yıllardır birçok siyasi partinin programında sağlıkta dönüşüm programı vardı. Ancak uzunca seneler bu dönüşüm maalesef yapılamadı. Bugün gerçekleştirilmiş olan Sağlıkta Dönüşüm projesi kapsamında, kamu sigortaları özel sağlık sektöründen hizmet almakta. Lakin hizmet alım fiyatları 2008’den beri aynı kalmıştır. Bu da özel sağlık sektörünün kamuya nitelikli sağlık hizmet sunumunu git gide zorlaştırmaktadır. Yine sağlık sektörünün en önemli sorunlarından biri nitelikli insan gücünün sayısının giderek azalmasıdır. Özel Hastaneler, Kamu Hastaneleri ancak birbirlerinden hekim ve sağlık personeli alarak sistemi devam ettirmeye çalışmaktadır. Gelecekte bizlerin hem uzman hem pratisyen hekim kadrolarına fazlası ile ihtiyacımız olacaktır. Diğer bir konuda akreditasyon konusudur. Akreditasyonda JCI ya da bakanlığa ait Sağlıkta Kalite Yönetim Standartları kullanılıyor. Bu akreditasyonların artık muhakkak ödeme sistemlerine de yansıması lazım. Bir de hastanelerimizin ruhsatları verilirken bölgeye göre analizleri yapılmalı ve gereklilikler belirlenmelidir. Bir diğer sorun ise sağlık hukuku ile ilgili mevzuatların henüz oturtulamamış olmasıdır. Bir an evvel sağlık hukuku mevzuatlarının oturtulması gerekiyor. Çünkü sağlık hukuku gerçekten her boyutuyla hayatımızda önemli bir yer tutacaktır. Tüm bu sorunlara rağmen,  gelecekte özel sağlık sektörü ve sağlık yatırımları anlamında, Türkiye’de çok büyük yatırımlar olacağını şimdiden görüyorum. Sağlık sektörü sanayileşecek. 

 

 

Özel hastanelerin genel sorunları ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyim? Neler değişmeli ya da neler aynen devam etmeli?

 

Kadro sorunumuz var. Yeni tıbbi kadro alamıyoruz ya da yeni bir branş ilave edemiyoruz. Bir de kayıt dışı sağlık hizmeti üreten kurumlar var. Kurumsal yapı içerisinde %100 kayıt içinde olan kurumlara göre, kayıt dışı kurumlar haksız bir rekabet unsuru oluşturuyor. Rekabet yoğun bir sektör. En çok rekabet nitelikli insan gücünün istihdam edilmesinde yaşanıyor.

Sonuçta zincir hastaneler ve kurumsal hastaneler gelecekte kazanacak. İlerleyen dönemde yabancı sermayenin çok daha fazla yatırım yapacağı bir sektördür özel sağlık sektörü. 

 

 

Medicana Sağlık Grubu hızlı büyüyen ve gelişen bir sağlık kurumu. Gelecekteki hedefleri nelerdir?

 

Şunu söyleyebilirim ki; Medicana Sağlık Grubu emin adımlarla büyüyor. 2017’de Bursa ve Kızıltoprak Hastanelerimiz, 2018’de de Levent ve Ataşehir Hastanelerimiz açılacak. Onun dışında İzmir projemiz devam ediyor. Birçok bölgede, yurt dışında hastane projelerimiz var. Yönetim kurulumuz tüm bu yatırımları titizlikle değerlendiriyor. Bu anlamda grubumuz hızla büyümeye devam ediyor.. 

 
 
E-mail: drsevdasarikaya@gmail.com
Twitter: @drsevdasarikaya
Facebook: Anılar Silinirken Sosyal Medya Platformu
Instagram: @dr_sevda_sarıkaya