Prostat kanserli her hastanın tedavi edilmesi gerekmez. Hayatı tehdit etmeyecek ama tarama/erken tanı amaçlı yapılan tetkikler sonucu teşhis edilen pek çok prostat kanseri olgusu tedavisiz izlenebilir. Bu yaklaşımla hasta gereksiz tedavinin yan etkilerinden korunabilir. ‘Aktif İzlem’ adı verilen bu yöntem ile hasta ve hasta yakını ayrıca doğabilecek masraflardan da kaçınmış olur. Üroloji ve Üroonkoloji uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, az bilinen bu yöntem hakkında önemli bilgiler paylaştı. 

Prostat kanserinin kendisine ait bazı özel durumlar söz konusudur. Kanserin tipine göre seyri önemli farklılıklar gösterir. Prostatta yaşla beraber ortaya çıkan kanserlerin önemli bir kısmı ya hiç ilerlemez ya da çok yavaş ilerleyebilir. Bu tip kanserler genel olarak başka organlara sıçramaz (metastaz yapmaz) ve hayatı tehdit etmez. Buna klinik önemsiz kanser veya düşük/çok düşük riskli kanser denir.Ürolojideki güncel anlayışa göre, bu kişilere uygulanacak tedavi gereksizdir.
“Tedavi olalım, bu illetten tamamen kurtulalım” çoğu hastanın düşündüğü ve tek bir açıdan bakıldığında elbette mantıklı bir yaklaşımdır.

Fakat olaya farklı bir açıdan bakacak olursak, en deneyimli ellerde dahi prostat kanseri için uygulanacak tüm tedavi yöntemlerinin olası risk ve komplikasyonlarıbulunur. Bunlar, kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir ve bazen hayatı boyunca kişiyi rahatsız edebilir. Organa sınırlı kanserde, ameliyat ve/veya ışın tedavisinin cinsel yaşam, idrar kaçırma ve bağırsak ile ilgili yan etkileri olduğu çok net olarak bilinmektedir.

Tüm bunlara uygun bir seçenek olabilecek ‘Aktif İzlem’ konusunda Üroloji Ve Üroonkoloji Uzmanı

Prof. Dr. Can Öbek şu detaylara dikkat çekti:

 


“Bu yaklaşım, olası gereksiz tedavinin yan etkilerinden kişiyi mümkün olduğunca korumak için geliştirildi. İdeali, tedaviden kişiyi hayat boyu koruyabilmektir, fakat bu herkes için mümkün olmaz. Bu stratejiyi benimseyen hastalarda %30-35 oranında ileriki yıllarda tedaviye geçme gerekliliği doğar.

Güncel MR-füzyon biyopsi teknolojisi ile hastadaki tümörü daha iyi karakterize edebilme olanağıylabu %35’lik oranın çok daha düşük seviyelere ineceği kanaatindeyim. Aktif izleme alınan, ancak ileride tedaviye geçilen kişilerin kazancı da, şifa şansını  kaybetmeden, tedavilerin yan etkilerini mümkün olduğunca geciktirmektir. Ayrıca bu süre zarfında tıptaki gelişmelerden faydalanarak, zamanı geldiğinde, daha yeni bir yöntemle tedavi olmaktır.”

Teşhis sonrası hastayı nasıl bir süreç bekler?

Prof. Öbek ayrıca, biyopsisinde prostat kanseri teşhisi konan hastayı ne derece zor bir karar sürecinin beklediğine şu sözleriyle vurgu yaptı: 

“Kanser olarak rapor edilen patoloji aşamasında, hastanın ve yakınlarının bir dönem cevaplarını bulmaya çalıştıkları sorular doğar: Tedavi gerekli mi, gerekliyse farklı seçenekler arasından hangisi hasta için daha uygun; ameliyat mı olunmalı, radyoterapi mi görülmeli;yoksa yeni bir seçenek olan fokal tedavi mi daha cazip;ameliyat olunacaksa açık ameliyat mı, robot yardımlı ameliyat mı daha iyi gibi…

‘Kanser’ teşhisi şokunun yanında, pek çok farklı fikirlerin de olduğu bu dönemin hasta ve yakınları için çok sıkıntılı olduğunu gayet iyi biliyoruz.Üroloji tarafından baktığımızda, ilk teşhis konmuş hastamızda elimizdeki bilgileri en iyi şekilde değerlendirerek, hastalığın olası doğal seyrini öngörmeye ve gayret ederiz. Bu öngörüye dayanarak, hastamızın genel sağlık durumunu, yaşam felsefesini, hayattan beklentilerini de göz önüne alarak, kendisi ile olasılıkları etraflıca paylaşır ve ortak bir tedavi planına karar veririz. Yeterince bilgilendirilmiş hastanın tedavi plan sürecine aktif olarak katılmasının, tedavi sonrası sonuçtan memnuniyetini arttırdığı bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir.”

Kanserin klinik anlamda ‘önemsiz’ olduğuna nasıl karar verilir?

Burada farklı bazı parametreler yol gösterici olur. Kişinin bir kan testi olan PSA değeri, yapılan prostat muayenesi, hastanın MR değerlendirmesi ve en önemlisi debiyopsi bulgularının detayı en sık kullanılan temel parametrelerdir.Biyopside kanserin saldırganlık derecesini ortaya koyan ve Gleason skoru olarak adlandırılan parametre çok önemlidir. Biyopside kaç örnekte tümör saptandığı, bunların alınan dokunun ne kadarını etkilediği de biyopsideki yardımcı ek bilgilerdir. Bazı durumlarda yeni bazı kan, idrar veya dokuda yapılabilen moleküler/genetik testlere de başvurmak gerekebilir.

Aktif İzlem’de takip nasıl yapılır?

Aktif İzlem, isminden de anlaşılacağı gibi aktif bir süreçtir; hastalığın takipsiz kendi haline bırakılması değildir. Hastanın düzenli ve belirli aralarla hekim kontrolünü gerektirir. Bu kontrollerde fiziki muayene, kanda PSA testi, MR çekimleri ve aralıklarla biyopsinin tekrarı söz konusudur.  Eğer izlemden çıkıp, tedaviye geçilecekse, bu büyük çoğunlukla biyopsi bulgularındaki değişiklikten kaynaklanır. Son yıllarda kullanıma giren ve akıllı biyopsi olarak bilinen MR füzyon biyopsi teknolojisi, aktif izlem karar ve takibindeki hassasiyeti önemli ölçüde arttırmıştır.

Aktif izlem yalnızca yaşlılara mı uygulanır?

Güncel ve güvenilir tıbbi kılavuzlar, hasta tercih ettikten sonra, her yaştan hasta için aktif izlemin makul bir seçenek olduğunu net olarak ifade eder. Bu konudaki genel yanılgı, aktif izlemin sadece 70 yaş ve üstü hastalara uygulanabileceğidir. 


PembeNar Özel