SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

S400, G. Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve piyasalar

Aylardır gündemi işgal eden S400’lerin teslimatı başladı. Türkiye son dakikada vaz geçer, geri adım atar diye düşünen ABD; eski Savunma Bakanı vekili Shanahan’ın mektubu ile 31 Temmuz’a kadar süre verildiğini bildirmişti. Rus savunma sisteminin kademeli teslimi başlamışken, ABD’nin de yaptırımlarının gündeme gelmesi ihtimali tanınan süreden dolayı artıyor.

G-20’de Trump’ın S400 - F35 krizinin Obama yönetiminin hatası olduğunu söylemesi yaptırımların “hafif” geçeceği algısını oluşturmuş, bizim piyasalarımızda da yaptırımların pek de fazla etkili olmayacağıyla fiyatlamalar iyimser yapılmıştı.

Etkisi olur mu?

Her halükârda bazı yaptırımlar gelecektir. Zira ABD’nin “yaptırım silahının zayıflamasına” izin verebileceğini düşünmüyorum. Ancak bunların ne denli bizim finansal sistemimizi etkileyecek, ne denli savunma sanayimizi etkileyecek ancak açıklamalardan sonra anlayabileceğiz.

Bir başka önemli gelişme de ABD’nin 32 yıldan beri Güney Kıbrıs’a uyguladığı silah ambargosunun kaldırılması için ilk adımı attı. S400’lerin teslimatına karşın gelen bu hamle ile ABD Temsilciler Meclisi, Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını düzenleyen yasayı kabul etti. Doğu Akdeniz denkleminin gittikçe çetrefilli hal aldığı bu günlerde alınan bu kararın yine orta vadede dış politikamız üzerinde baskı yaratacağı aşikârdır.

TATİL SONRASI FİYATLAMA DAHA SAĞLIKLI OLACAKTIR

Bu gün bizim piyasalarımız tatil, ancak yurt dışı açık ve likiditenin az, yerli katılımcıların olmadığı bir piyasada oynaklık yükselebilir. Yarın yerli katılımcıların işbaşı yapması ile fiyatlamalar daha sağlıklı olacaktır.

Gelen haberlerin hemen hepsinin piyasaların duymak istediği “iyi hikayenin” bir parçası olmadığı kesin. Fed’in ve de TCMB’nin olası faiz indirimleri şimdilik bizim piyasalarımızın kopup gitmemesini destekleyen en temel unsur.

Diğer yandan olumsuz haberleri fiyatlayabilecek bir piyasadan da söz etmemiz hayli zor. Yerli yatırımcılar her düşüşte döviz almayı sürdürürken, artık neredeyse döviz alacak TL bulumakta bile zorlanacakları, TL ihtiyaçları için döviz satmak zorunda kalacakları günlere gelmiş olabiliriz.

Bu minvalde bu hafta için dolar/TL kurunda 100 günlük Basit Hareketli Ortalama (BHO) olan 5.7440 ilk direnç olacak. Bu seviye aşılacak olur ise 5.8750’deki 50 günlük BHO ilk önemli direnç olacak. Kurları aşağı indirebilecek nasıl bir gelişme olur diye baktığımda aklıma gelen “sürprizler” sınırlı. Yine de ABD’den “sade suya tirit tarzı” yaptırımlar gelecek olur ise bu durumda da 5.5725’teki 200 günlük BHO önemli bir destek görevi görecektir.

Peki ya borsa?

ABD 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu günü ‘taraf olmamak adına’ yaptırımları açıklamayı ertelese de Güney Kıbrıs amborgosunun kalkmasıyla başlayan bir “yaptırım rüzgarına” karşı tedbirli olmak isteyenler yarından itibaren yine “boşluklu” olarak borsadaki pozisyonlarını azaltma yoluna gidebilirler.

Geri çekilmede ilk önemli direnç 95.580’deki 200 günlük BHO seviyesi olacaktır. Bu seviye aşağı kırılırsa geçtiğimiz Cuma gününü 97.098 seviyesinden kapatan BIST 100 endeksinde; 26 - 27 Haziran arasında geride bıraktığımız; 94.831-95.526 arasındaki “boşluğu” kapatacak bir geri çekilme yaşanabilir.

Bu hareketin hızına bağlı olarak bu seviye korunabilirse düşüşler sınırlı kalabilir. Ancak bu seviye de hızlı bir şekilde aşağı geçilecek olur ise 92.050-92.350 (50 günlük BHO) bandına kadar bir düşüş/düzeltme yaşanabilir.

Yazının devamı...

Enflasyon verisi ve faiz kararı...

2014 - 2015 yıllarında ‘yüksek enflasyonun sebebi yüksek faiz’ tezinin ısrarla savunulduğu dönemde “faizleri yüzde 3’e indirelim” önerisi getirmiştim.

Daha sonraları eski Merkez Bankası başkanlarından Durmuş Yılmaz “sıfıra” indirelim önerisi getirmişti... Hep birlikte görelim, düşük faiz ortamı yatırıma mı, yoksa tüketime mi gidiyor, döviz kurları ne oluyor deneyelim demiştim. Umarım yeni Merkez Bankası Başkanı ve ekibi bu önerileri yeniden hatırlamayacaklardır.

Piyasaların yeni başkandan merakla bekleyeceği bir konu da Merkez Bankası kaynaklarına başvurmanın en kestirme yol olduğunu düşüncesine karşı nasıl bir tutum içinde olacağı.

Çetinkaya döneminde 2018 yılı kârının Hazine’ye aktarılması iki - üç öne çekilmiş, yakın zamanda da Merkez Bankası’nın bilançoda yer alan yedek akçelerinin de Hazine’ye aktarılması için kanun teklifi gündeme gelmişti. Bunların üzerine Hazine’nin doğrudan Merkez Bankası kaynaklarından fonlanması veya geçtiğimiz yıl tartışılan ve piyasaların hiç de sıcak bakmadığı kamu bankalarının ihraç ettikleri menkul kıymetlerin Merkez Bankası’nda repo işlemlerine konu edilerek bu bankalara likidite sağlanıp sağlanmayacağı dikkatle izlenecek.

Beklenti ne yönde?

Geçtiğimiz hafta açıklanan ve beklentilerden daha iyi gelen ve yüzde 0.03 artan haziran ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) rakamı sonrasında yıllık TÜFE artışı yüzde 18.71’den yüzde 15.72’ye geriledi.

Benzer şekilde aylık üretici fiyat endeksi (ÜFE) de yüzde 0.09 yükselirken yıllık ÜFE yüzde 28.71’den yüzde 25.04’e gerilemiş. Bu enflasyon verisi sonrasında Merkez Bankası’nın 25 Temmuz’da yapacağı PPK toplantısından bir faiz indirimi beklentisi artmıştı. (Yeni başkan ile bu indirimin daha yüksek olması beklenecektir!)

Faiz indiriminin (ve de düşen kurların) banka bilançolarına olumlu yansıyacak olması Borsa İstanbul (BİST) tarafında bankacılık sektörüne alım getirdi. Son birkaç haftadır BIST’in yükselişindeki önde giden sektör bankacılık idi.

ABD’de istihdam ve Fed’in temmuz ihtimali

Geçtiğimiz hafta Cuma günü ABD’de açıklanan Tarım Dışı İstihdam verisi 224 bin kişilik bir artış (beklenti 160 bin idi!) olduğunu söyledi. Fed’in faiz indiriminin temmuzda olması ihtimali düşüren bu “pozitif” gelişmenin kısa vadede bizim piyasalarımıza etkisi de olumsuz olabilir.

Euro/dolar paritesinin yeniden 1.12’li seviyelere inmesi, geçtiğimi Cuma günü 1.1226 ile 1.1237’den geçen 50 günlük BHO’nın altında haftayı kapatmış olması, Dolar Endeksi’nin (DXY) 97.37’deki 50 günlük BHO’sını test etmiş olması, doların küresel olarak yeniden güçlenmesi ihtimalini de artırmakta. Bu cepheden de bakıldığında sadece TL üzerinde değil, gelişen ülke para birimleri üzerinde de olumsuz etkilerini görebiliriz.

Piyasaya etkisi

Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesi sonrasında piyasalarda neler olabilir diye baktığımda;

- Borsanın açılışında ilk tepkinin “faiz düşüşü artık kesinleşti, bu da bankalara yarar” diyen olumlu bir bakış ile bankacılık sektöründe bir yükseliş (bile) olabilir. Ancak bunun 15 - 30 dakika sürmesi ihtimali yüksek!

- Dolar/TL kuru Uzakdoğu’da çıkmadıysa, bizim piyasalarımız açıldığında yavaş da olsa bir yükseliş yaşanır. 5.75-5.85 bandına doğru bir yükseliş yaşanabilir.

- Bu sefer kur yükseliyor diye ama asıl kurumlarla ilgili endişeler nedeniyle borsaya satış gelmesi olasılığı yüksek.

- Kısa vadedeki kur yükselişini yine VİOP’taki vadeli kontrat satışları veya kamu bankalarının doğrudan döviz satışları ile kurdaki yükseliş baskılanmaya çalışılabilir.

- Bugünkü ve kısa vadedeki kur ve faiz hareketleri her ne olursa olsun (ister aktiflerde ve kurda sınırlı bir yükseliş, hatta müdahaleler sonrasında kurda bir düşüş (bile!) olması durumunda) orta uzun vadede işimiz bir parça daha zorlaşabilecek.

Yazının devamı...

G-20 rahatlama getirecek

Geçtiğimiz hafta Japonya’nın Osaka kentinde yapılan G-20 liderler zirvesinden hem küresel piyasaları, hem de bizim piyasalarımızı rahatlatacağı “düşünülen” haberler geldi. Düşünülen diyorum, zira bu haberlerin ete - kemiğe bürünmesini görmek gerekiyor.

Küresel anlamda ABD ile Çin arasında iki ay kadar önce duran “ticaret savaşı görüşmelerine” yeniden başlanması konusunda mutabakata varıldığı açıklandı.

Her ne kadar bir anlaşma olana kadar köprülerin altından çok su akacak olsa da en azından tarafların masaya geri dönmeleri piyasaları bir nebze de olsa rahatlatacaktır.

Erdoğan - Trump zirvesi sonrasında Trump’ın yaptığı basın toplantısında Obama döneminde Türkiye’nin, ABD’den Patriot füze savunma sistemini defalarca almak istediğini ancak Obama yönetiminin bir NATO müttefikine bunu satmadığını, Türkiye’nin de güvenliği için S-400 sistemini Rusya’dan almak zorunda kaldığını açıkladı.

Konu henüz daha çözüme kavuşmamış olmakla birlikte bu konuda da görüşmelerin sürdüğünü açıklaması bizim piyasalarımız açısından da olumlu olarak algılanacaktır. Ancak bu olumlu havayı bir ralliye dönüştürecek bir durum olmadığını da belirtmekte fayda var. Zira Trump tek başına ABD’nin dış politikası konusunda karar verici değil. Bir yandan Trump’ın olumlu söylemleri piyasa tarafından satın alınırken, başta Pentagon olmak üzere “diğer Amerika’nın” da ne diyeceği önemli olacak.

İran’la yeni sayfa

Hafta sonunun önemli gelişmelerinden bir diğeri de Almanya, Fransa ve İngiltere’nin (Avusturya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, Slovenya, İspanya ve İsveç’in de desteklediği); İran ile yapılan nükleer anlaşmanın devamı adına; ABD yaptırımlarından kaçınmak amacıyla kurdukları INSTEX’i (Instrument in Support of Trade Exchanges) hayata geçirdiklerini ve ilk işlemlerin yapılmaya başlandığını duyurmaları oldu.

INSTEX ilk başta AB’nin İran’a gıda, ilaç ve tıbbi malzeme satışına imkân veren, ABD yaptırımlarının etkisini en aza indirecek (etrafından dolaşacak) ve karşılıklı ticaretin netleşmesine (takasına) dayalı bir sistem olacak. Amaç İran ile yapılacak ticaretteki parasal hareketleri en aza indirerek taraflarca ABD yaptırımlarına maruz kalmamak.

Paris merkezli, eski bir Commerzbank’lı Alman Per Fischer’in başkanlığını, İngilizlerin denetimini yapacağı kuruluşa, diğer AB üyesi ülkeler de yakın zamanda katılabilecekler. Çin’in de sıcak baktığı bu sistemin yakında üçüncü taraflara da açılması düşünülüyormuş. Sanırım Türkiye de bu grupta ilk sıralarda yerini almak için adım atacaktır.

ABD’nin ilk yorumu doğal olarak kendi yaptırımlarının delinmesi endişesi ile olumsuz oldu. Şimdilik Trump’ın Çin ticaret müzakereleri nedeniyle bir kenarda beklettiği ABD - AB ilişkilerinin yeniden gerilmesine yol açacak bu gelişmeyi, önümüzdeki günlerde daha da fazla tartışacağa benziyoruz.

Kurlar iyimserliği mi ‘temkin’i mi fiyatlar?

Hafta sonu G-20’den gelen iyimser/karışık haberler bizim piyasalarımızda ilk aşamada “en azından kötü haber” gelmedi saikiyle olumlu fiyatlanacaktır diye tahmin ediyorum.

Geçtiğimiz haftayı 5.7920 seviyesinden kapatan dolar/TL kurunda; paritede INSTEX nedeniyle euro negatif bir gelişme yaşanmadığı takdirde; ilk aşamada 5.7065 (100 günlük Basit Hareketli Ortalama-BHO) test edilebilecek.

Eğer bu seviye hızlı bir şekilde aşağı kırılacak olur ise 5.5925’teki 200 günlük BHO oldukça önemli bir direnç olacaktır.

Bir süredir yukarı yöndeki atakları güçsüz görünen dolar/TL’de bu denli hızlı bir hareket görülecek olur ise, cari ihtiyaçlarını karşılamak için yeni alıcılar gelebilecektir. Hareketin “boşluklu” olarak aşağı açılması durumunda, bu boşluğun çok da uzun olmayan bir gelecekte kapanacağını hatırlatmakta fayda var.

Diğer yandan piyasa Trump’ın söylediklerini tam da teyit etmeyen resmi açıklamalar duymaya başlar ise olumlu hava kısa sürede dağılabilir. Ancak bunun kurları bu aşamada hızlı bir şekilde yukarı götürmesini beklemem.

Piyasalar Fed’e konsantre olduklarından dolayı “Fed’den çıkar, bize de uğrar” beklentisi ile gelişen ülkelere fon girişi olacağı beklentisini satın almayı tercih etmeye devam edeceğe benziyorlar.

Borsa beklentisi

Trump’ın olumlu mesaj geldiği algısının güçlü olması durumunda geçtiğimiz cuma günü 96.485’lik kapanışıyla, 95.475’ten geçen 200 günlük BHO’nın üzerinde haftayı kapatmayı başaran BIST 100 endeksinin 97.375 seviyelerine ilk aşamada gitme ihtimali yüksek.

Yine bu seviye aşılacak olur ve yükseliş hızlı olur ise bir sonraki seviye 98.350-750 bandı olacak gibi görünüyor.

Ancak bu seviyelere doğru yaşanabilecek hareketin geride “boşluk” bırakması, cuma günkü kapanış seviyelerinin yeniden (hatta 26-27 Haziran arasında geride bırakılan 94.832 - 95.256 arasındaki boşluğu dahi kapatabilecek) test edilmesi ihtimalini bünyesinde barındıracaktır.

Enflasyonda düşüş ve faiz indirimi...

Geçtiğimiz yılın haziran ayında yüzde 2.61 artmış olan TÜFE’nin bu yıl haziranda daha yumuşak bir artış göstermesi bekleniyor.

Beklenti yüzde 0.8 artış yönünde. Eğer bu rakam gelecek olur ise son bir yıllık enflasyonun yüzde 16.61’e gerilemesi bekleniyor. Geçtiğimiz ayın yüzde 18.71’lik enflasyonunun daha da gerilemesi söz konusu.

Yaza girmiş olmamız, taze meyve sebze fiyatlarının geçtiğimiz yıla göre daha “mutedil” seyretmesi bu gerilemeyi getirebilir.

Kur seviyelerinde de önemli artışların olmadığını göz önüne aldığımızda üretici fiyatlarındaki gerileme de enflasyondaki yavaşlamayı destekler ise, piyasalar 25 Temmuz’da yapılacak PPK toplantısından bir faiz indirimi beklemeye başlayacaklardır.

Eğer Rusya-ABD-Türkiye üçgeninde o tarihe kadar yeni sorunlar yaşanacak olur ise PPK’dan faiz indirimi beklentisi kısa sürede buhar olup uçar gider. Tersine bir yumuşama yaşanır ise bu PPK’nın elini güçlendirecektir. Yine de Fed’in iyice güvercin bir tona büründüğü, piyasaların 31 Temmuz’da Fed’den 25 baz puan da olsa faiz indirimi beklediği bir ortamda; PPK’nın hızlı bir faiz indirimine gideceğini beklememek lazım.

Belki 50, belki 100 puanlık bir indirim gelse bile bunun piyasalarda önemli bir iyimserlik yaratmayacağını, bu beklentinin toplantı öncesinde önemli oranda fiyatlara yansımış olacağını tahmin ediyorum.

Yazının devamı...

Bayram havası devam eder mi?

Bayram tatilinde bizim piyasalarımız için Ramazan bayramının yanı sıra bir başka bayram daha yaşandı. Dolar/TL kuru 5 Haziran Çarşamba günü 5.6623’e kadar geriledi. 5.6440’dan geçen 200 günlük Basit Hareketli Ortalamaya (BHO) oldukça yakın seviyeden yeniden yükselen dolar/TL kuru geçtiğimiz Cuma günü bizim piyasalarımız açıldıktan sonra, haftayı 5.8270 seviyesinden kapattı.

Bayram tatili sırasında derinliğin az, likiditenin sığ olduğu, yerel katılımcıların neredeyse hiç olmadığı bir ortamda yaşanan bu düşüş, piyasaların normal akışına dönmesi ile birlikte 31 Mayıs kapanışına geri dönerek “boşluğunu kapattı”!

Düşüşte ne etkili oldu derseniz, artık Fed’in bu yıl içinde bir faiz artışını geçip, bir faiz indirişine gideceği beklentisinin ağırlık kazanması en önemli faktör gibi görünüyor.

Fed’in yanı sıra geçtiğimiz hafta Draghi’nin de faizleri 2020 yılının ilk yarısına kadar düşük tutabilecekleri (Her ne kadar o tarihte yeni bir ECB Başkanı olacaksa da!) söylemi piyasaların yeniden “bedava para dönemine” dönülüyor hülyalarına kapılmalarına neden oldu.

Cuma günü ABD’de açıklanan Tarım Dışı İstihdam verisi de bu hayalleri güçlendirdi. 175 bin kişilik artış beklenen TDİ verisi 75 bin kişilik artış olarak açıklanırken; yüzde 3.6 olarak korunan işsizlik oranına karşın, yüzde 0.3 artması beklenen ortalama saatlik ücretlerdeki artışın yüzde 0.2’de kalması faiz indirimi beklentisini kuvvetlendirdi.

Beklentilerin etkisi

Düşecek dolar faizi beklentisi; doğal olarak doların değerini düşürürken, altın başta olmak üzere (altına ayrıca aşağıda değineceğim!) dolar karşısındaki emtia ve para birimlerinin değer kazanmasına neden oldu.

Gelişmiş ülkelerdeki düşen faiz oranları yeni bir parasal genişleme anlamına geliyor. Böylesi bir parasal genişlemenin gelişen ülkelere de yeniden “nur yağmasına” sebep olacağı beklentisi Türk lirasını da değerlendirirken, geçtiğimiz Cuma günü Borsa İstanbul BIST 100 endeksi günü yüzde 3.83’lük yükselişle 98.809 puandan kapanmasına neden oldu.

Bu bayram havası devam eder mi derseniz İstanbul seçimlerine kadar; politika yapıcıları küresel piyasalardaki olumlu havayı da kullanarak; piyasalardaki olumlu havayı devam ettirmeye çalışacaklar görünüyor.

Faiz indirimi gelir mi?

Arife günü açıklanan enflasyon verilerine göre Mayıs 2019’da Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) yüzde 0.95 artarken yıllık artış yüzde 18.71 olarak gerçekleşmiş. Beklentilerin oldukça altında gelen TÜFE’ye karşın Yurt İçi Üretici Fiyat endeksi yüzde 2.67 artarak yıllık bazda yüzde 28.71 gerçekleşmiş.

TÜFE-Yi-ÜFE arasındaki fark tam 10 puan olurken bu farkın halen daha açık olması, önümüzdeki dönemde bunun bir kısmının; talep koşulları oluşmaya başladığında; tüketiciye yansıması kaçınılmaz olacaktır.

Pas geçer mi?

Eğer talep koşulları oluşmaz ise bu durumda bazı üreticiler piyasadan çekileceğinden, ayakta kalanlar bu fiyatları zamana yayarak yansıtabilecektir.

Beklentilerin altında kalan enflasyon verileri bu hafta 12 Haziran’da yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından bir faiz indirimi gelir mi sorusunu sorduracaktır. Hazır Fed de faiz indirimine hazırlanırken...

Benim tahminim PPK’nın bu toplantıda da “pas geçeceği” yönünde. Zira enflasyonda henüz daha kararlı bir geri dönüş görülmüş değil. Ancak yaz aylarında özellikle işlenmemiş gıda fiyatlarında geri çekilmeler olacağı varsayımıyla “önden beslemeli” bir faiz indirimi kararı gelebilir.

Bunun çok da anlamlı olacağını düşünmeyen taraftayım. 25-50 baz puanlık bir indirimin hangi derde deva olacağını söylemek zor.

“Herhangi bir faiz indirimi” gelecek olur ise dolar/TL cephesinde ilk aşamada 5.8915 (50 günlük BHO) ve ardından da yeniden 6.00 seviyesine doğru bir hareketlenme olacaktır. İkinci seviye geçilecek olur ise 9 Mayıs’taki 6.2461 seviyesinin hızla test edilmesi olasılığı artacaktır.

Faiz indirimi gelmediği durumda; euro/dolar paritesinin 1.1370’lere gittiği durumu da göz önüne alarak ve de piyasa dostu haberlerin gelmesi durumunda 5.6250 - 5.6450 bandının test edilmesi ihtimali göz önüne alınmalı!

Fed, altına yaradı!

Fed’in faiz indirebilme “hayali” 31 Mayıs’ta 1.304 ons/dolar seviyesinden kapanan altını geçtiğimiz cuma günü 1.348,30 seviyesine kadar yükseltti. Kapanış 1.343 seviyesinden gerçekleşti.

Faizlerin düşüşü ihtimali doğal olarak uzun zamandan bu yana yatay seyreden altın spekülatörlerini harekete geçirdi. Altın için kısa vadeli 1.359 ons/dolar seviyesi önemli bir direnç. Bu seviye aşılamaz ise kısa süreli bir düzeltme ile 1.315-25 bandına doğru bir düzeltme görülebilir. (Sağlıklı bir yükseliş için iyi de olabilir!)

Gümüşün de bu sefer desteklediği bu altın yükselişi 1.359 seviyesini aşarsa bir sonraki karşılaşacağı ilk direnç 6 Temmuz 2016’da görülen 1.375 ons/dolar seviyesi olacaktır. Bu seviyenin yakın zamanda aşılmasını beklemem!

Yazının devamı...

DÜNYA PİYASALARI HAREKETLİ

Küresel ekonomide hareketlilik devam ediyor.

Dünya Ticaret Örgütü (WTO) martta dünya ticaretinin yüzde 0.5 arttığını söylese de Çin ve Avrupa tarafından gelen haberler, özellikle de G. Kore’den teknoloji ihracatındaki düşüşler nedeniyle Kore won’unun değer kaybı, Huawei haberleri iyimser haberleri gölgeliyor.

Trump’ın 200 milyar dolarlık Çin’den yapılan ithalata vergiyi yüzde 10’dan yüzde 25’e yükseltmesi, Çin-ABD ticaret savaşlarının değişik mevzilerde sürüyor olması bir yandan ABD borsalarını düşürürken, diğer yandan küresel büyümedeki endişeler başta petrol ve bakır olmak üzere temel emtia fiyatlarını da geriletiyor. (Mısır ekim ve iklim koşullarından dolayı yükselerek, diğerlerinden ayrıştı!)

Brexit...

Theresa May’in 7 Haziran’dan geçerli olarak istifa etmesi ile birlikte Muhafazakâr Parti’deki halefinin kim olacağı, yerine gelecek kişinin May’in başaramadığı neyi başaracağı tartışmalarını başlattı.

Boris Johnson’un önde giden adaylardan biri olduğu ki Brexit için mücadelesi ile hatırlanıyor; liderlik yarışından “anlaşmasız ayrılık” taraftarı bir adayın ipi göğüsleyebileceği ihtimali İngiliz pound’unu vurdu.

Geçtiğimiz hafta içinde dolar karşısında 1.2605’e kadar gerileyen pound/dolar paritesi haftayı 1.2710 seviyesinden kapatmayı başardı. Teknik olarak aşırı satım bölgesinde olan bu paritenin adayların belirmeye başlaması ile kısa süreli olarak toparlaması, May’in halefinin ve izleyeceği politikaların netleşmesinin zaman aldığı durumda ise ocak başında test edilen 1.2440 seviyelerinin yeniden test edilmesi ihtimalinin arttığını görebiliriz.

Yeni kararlar nasıl etkiler?

Geçtiğimiz hafta Bakan Albayrak hammadde ve ara malı imalatı, makine imalatı ve tarım olarak belirlenen 3 ana başlıkta hammadde ve ara malı üretiminde 3 kamu bankası tarafından desteklenecek 30 milyar dolarlık İVME Finansman Paketini açıkladı. Daha önceki paketlerden farklı olarak iki yılı ödemesiz 10 yıla finansman sağlanabilecek.

Reel ekonomiye destek

Reel ekonomiye yönelik bu paketin yanı sıra geçtiğimiz hafta finansal piyasaları ilgilendiren 3 ayrı taraftan, 3 ayrı karar açıklandı. Cumhurbaşkanlığı KHK’sı ile döviz alış işlemlerinde binde 1 Banka Sigorta Muamele Vergisi (BSMV) alınması uygulaması getirildi.

2008’de kaldırılan Kambiyo Gider Vergisi (KGV) benzeri bu uygulamanın yanı sıra bir karar da BDDK’dan geldi.

Merkez’in adımı...

Yabancı para birimi eşleniği 100 bin doların üzerindeki döviz alımlarında ertesi gün valör (teknik olarak hesaplara intikal tarihi) kuralı getirildi. Borsa’daki “Brüt Takas” uygulamasına benzer şekilde bugün almış olduğunuz dövizinizi nakit olarak ertesi gün alabileceksiniz, ya da hesabınıza ertesi gün geçecek. Son olarak da TCMB uygulamakta olduğu gecelik fonlamadan vazgeçerek yeniden haftalık fonlamaya döndü. Bu adım yüzde 25.50’den yapılan gecelik fonlamanın yüzde 24.00’a gerilemesi anlamına geliyor.

Psikolojik seviye...

Merkez Bankası’nın kararından sonra geçtiğimiz perşembe 6.1510 seviyelerine kadar yükselen dolar/TL kuru haftayı 6.0820 seviyelerinden kapattı. Yılbaşından bu yana tahvil - bono yatırımları 2.7 milyar dolar azalan yabancı yatırımcılar aynı dönemde ucuzlayan hisse senetlerinde 0.7 milyar alım yapmışlar, nette 2 milyar dolarlık bir çıkış yaşanmış.

Brüt rezervlerimizde çok da büyük bir düşüş görülmüyor. 4 Ocak’ta 93.3 milyar dolar olan brüt rezervlerimiz, 17 Mayıs haftasında 92.6 milyar dolara düşmüş. S-400 kararının alım yönünde olması durumunda oynaklığın ve kur seviyesinin yukarı yönde hareketlenmesi kaçınılmaz. 6.2450 seviyesinin hızlı aşılması durumunda 6.53 seviyesinin test edilmesi çok uzun sürmeyebilir.

Seçime kadar S-400’den vazgeçilmesi ve piyasa yapıcılığı süreci devam edecek olur ise 6.00’daki psikolojik seviyenin aşağı kırılması ve 5.8350-5.8750 seviyelerinin test edilmesi ihtimali artacaktır.

Yazının devamı...

VİOP’ta sistemik risk var mı?

Geçtiğimiz hafta TCMB’nin ağustostan bu yana dövize “fiyat satışı” ile müdahale etmek için kullandığı Vadeli İşlem ve Opsiyon (VİOP) piyasasında yaptıklarına değinmiştim.

Artık döviz piyasalarının en önemli “araçlarından” biri haline gelen bu piyasada sistemik bir risk oluşuyor mu diye sorma ihtiyacı duydum.

Vadeli işlem piyasalarında, ilgili finansal ürünün ileri bir vadesinde (Forward) önceden belirlenmiş miktarda (Bizdeki dolar kontratlarında 1000 USD) finansal ürünü üzerine yazılmış olan bir kontratı alıp/satabiliyorsunuz.

Bunun için önceden nominal işlem tutarının yaklaşık yüzde 10’u kadar (ürünün likiditesine, oynaklığına bağlı olarak oran borsalar ve aracı kurumlar tarafından değiştirilebilir) bir teminat yatırmanız gerekiyor. Gün içinde ve/veya gün sonunda bir “Uzlaşma (Settlement) Fiyatı” belirleniyor. Bu fiyata göre zarar edenin zararı teminatından düşülüp; kârda olana aktarılırken, zararda olanın teminatını tamamlaması isteniyor. Teminat istenen zamanda tamamlanmazsa da kontrat, borsa (veya aracı kurum) tarafından tüm teminat kaybedilmeden önce (genellikle otomatik olarak) kapatılıyor.

Çoklu alıcı ve satıcının olduğu ortamda bu işlemler hayatın normal akışı içinde devam ediyor. Ancak son zamanda dolar kontratlarında Merkez Bankası’nın neredeyse nette tek satıcı olduğu durumda hayat normal akar mı? Ya da sistemik bir risk var mı sorusu gündeme geliyor.

BIST’teki ‘Günlük Uzlaşma Fiyatı’ üzerine bir hatırlatma

Seans sonu günlük uzlaşma fiyatı şu şekilde hesaplanır, en yakın fiyat adımına yuvarlanır:

a) Seans sona ermeden önceki son 10 dakikada tüm işlemlerin miktar ağırlıklı ortalama fiyatı,

b) Son 10 dakikada 10’dan az işlem yapıldıysa, seans içinde geriye dönük son 10 işlemin miktar ağırlıklı ortalama fiyatı, .... dikkate alınarak hesaplanan teorik fiyatlar günlük uzlaşma fiyatı olarak belirlenir.

Seans sonu yukarıda belirtilen yöntemlere göre günlük uzlaşma fiyatının hesaplanamaması veya hesaplanan fiyatların piyasayı doğru olarak yansıtmadığına kanaat getirilmesi halinde borsa tarafından, teorik fiyat, bir önceki günkü uzlaşma fiyatı veya seans sonu en iyi alış ve satış fiyatları dikkate alınarak günlük uzlaşma fiyatı tespit edilebilir. ...” deniyor.

BIST vade aylarını da şubat, nisan, haziran, ağustos, ekim ve aralık olarak belirlemiş durumda.

Dolar kontratlarındaki günlük Uzlaşma Fiyatı’nın yanı sıra bir de ‘Vade Sonu Uzlaşma Fiyatı’ belirleniyor. Yine BIST’e göre bu da “Son işlem günü saat 15:30’da TCMB tarafından açıklanan gösterge niteliğindeki ABD Doları alış ve satış kurları ortalamasıdır. Belirlenen vade sonu uzlaşma fiyatı en yakın fiyat adımına yuvarlanır” olarak tanımlanmış.

Normal şartlar altında adil bir fiyat oluşumu için gerekli önlemler alınmış gibi duruyor. Tıpkı 2001 krizinde “Tahvil/Repo piyasasında temerrüt durumu oluştuğunda, o dönemde geçerli olan TCMB reeskont faizinin 3 (Üç) katı cezai faiz uygulanır” maddesinde olduğu gibi.

Ancak 2001 krizi patlayıp da faizler 7.200’lere yükselince (O zamanki İMKB’deki gecelik repoda bu faizi ben vermiştim!) birçok banka kapanamadı, taahhütlerini yerine getiremedi.

Borsa yönetimi temerrüt faizi olarak 270’i belirleyince birçok yabancı banka bu piyasada işlem yapmayı yıllar boyunca durdurdu.

Böyle bir durum hasıl olmaz diye düşünüyoruz. Ancak TCMB’nin vadeli kontratlarda tek satıcı olduğu bir ortamda bir gün (Vade sonundan önceki günlerin birinden söz ediyorum!) çıkıp uzlaşma fiyatını ilgili dolar kontratında; işlem fiyatı 6.50’lerdeyken son 10 dakikadaki “manipülatif” saiklerle 4.50’ye düşürmeyeceğinin önünde bir engel var mı? Bir günlüğüne dahi bu yapılsa, bir çok pozisyon otomatik kapanmak zorunda kalsa, bir çok yatırımcı müthiş zarar etse...?

Bazıları bundan yararlanmak isteyebilir. Vadeli kontratı alıp, spot da satmak gibi.. Ancak uzlaşma fiyatının belirlendiği saatler seansın sonları. Yeterli teminatı büyük ihtimalle olmayacaktır. Uzlaşma fiyatı böyle belirlendi diye spot piyasada fiyatın düşmekten çok, ortaya çıkan güvensizlikten dolayı yükselmesi çok daha büyük ihtimal. Ertesi gün borsa yönetimi hataları düzeltme yoluna gitse bile taşlar çoktan yerinden oynamış olacaktır.

“Tek satıcının” olduğu bir vadeli piyasanın da kendi içinde bazı riskler taşıdığını “artçı depremlere” neden olabileceğini hatırlatmak istedim...!

24 HAZİRAN'A KADAR BELİRSİZ SÜRECEK GİBİ...

YSK kararını geçtiğimiz hafta başında açıkladı ve İstanbul’da sadece Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin 23 Haziran’da yenilenmesini uygun gördü.

Sadece finansal piyasaları değil; S-400 - F35, İdlib - Suriye, Kıbrıs - İsrail gazı gibi konuların dış politikaya tüm ağırlığı ile oturduğu dönemde İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi, hepsinin önüne geçecek bir belirsizlik daha yarattı.

Bu gelişme doğal olarak her zaman bu yazıların konusu olan finansal piyasalarda da oynaklığa neden oldu.

Geçtiğimiz haftaki yazımdaki 3 alternatife değinmiş ve seçimin “yenilenme” senaryosuyla ilgili şu satırları yazmıştım:

Ne yazmıştık?

“İstanbul’da tüm seçimlerin yenilenmesi kararı hem faiz hem kur cephesinde oynaklığın hızla arttığı, sert hareketlerin görüldüğü bir ortam beraberinde getirecektir.

Bu durumda dolar/TL kurunda daha önceki haftalarda da yazdığım 6.18 - 6.22 bandının hızla test edilmesi ihtimali artacak. Buna karşın TCMB’nin VİOP üzerindeki “operasyonları” ile yanıt verilmeye çalışılacak olsa da piyasaların kısa zamanda durulması zor olabilir. Zira seçimlerin toptan yenilenmesi, hem içeride hem dışarıda bir çok soruyu beraberinde getirecektir.”

Dolar/TL kurunda 6.2460’a kadar çıkıldı. VİOP dışında; piyasaların “sahur bankacılığı/sahur müdahalesi” adını taktığı yöntemlerle, likiditenin sığ olduğu gece yarılarında Uzakdoğu’daki döviz piyasalarına doğrudan müdahale edildi.

Daha sonra bu müdahalelerin kamu bankaları aracılığıyla gün içi de devam ettiği; Reuters’ın Cuma günkü haberine göre de döviz satışlarının (müdahale tutarının) 4.5 milyar dolara ulaştığı konuşuluyor.

Bu dövizlerin net döviz rezervlerini sıfırlamış, hatta eksiye de düşürmüş (DTH’ların zorunlu karşılıklarının satılıyor olması!) olabileceği, piyasa katılımcılarını endişelendirince kurda hem seviye hem oynaklık çok arttı. Bunun üzerine Merkez Bankası fonlama ve zorunlu karşılıklarda bazı düzenlemeler yaptı.

Örtülü faiz artışı

Politika faizi olan haftalık yüzde 24’ten sağladığı haftalık repo ihalelerine ara verdiğini açıkladı.

Yüzde 25.50 seviyesindeki gecelik borç verme faizi üzerinden fonlamaya başlandı. Bankaların ağırlıklı ortalama fonlama faizi kararı takip eden 5 işgünü içinde yüzde 25.50’ye yükselecek (Geç likidite penceresi kullanılmasıyla oran yüzde 27.00’ye kadar yükselebilecek).

Ayrıca TL mevduat zorunlu karşılıkları için döviz cinsinden yatırma imkanını 40’tan 30’a indirirken; yabancı para zorunlu karşılık oranlarını tüm vadeler için 100 baz puan yükselti.

Döviz bazında nette 200 milyon dolar, TL bazında da 7.2 milyar TL likiditenin çekileceği hesaplanıyor. Atılan adımlarla “örtülü faiz artışı” ile TL borçlanma maliyeti yükseltilerek, spekülatif döviz alımlarının ‘taşıma maliyeti’ yükseltilmeye, döviz talebi azaltılmaya çalışılıyor.

Faiz artışlarının etkisi Londra - İstanbul hattındaki swap işlemlerindeki TL faiz ayağında faizlerin yükselmesini beraberinde getirirken 1 yıllık çapraz para swap’larındaki maliyet yüzde 31’e kadar yükseldi.

Eşikler ne olur?

Bu ortamda Hazine mayısta 15.5 milyar TL’si piyasaya olmak üzere 19.2 milyar TL’lik vadesi gelen borçlarını yenilemek için bu hafta 4 ihale yapacak.

Mayısta 2.8 milyar TL olan dış borç servisi ile beraber Hazine’nin toplam yükümlülüğü 22 milyar TL’ye denk geliyor. Geçtiğimiz ağustos - eylül döneminden sonra ilk kez 490 seviyelerinin yeniden test edildiği 5 yıllık CDS (Türkiye’nin risk prim oranı) oranlarının görülmesinden ve TCMB eliyle yükselen faiz ortamında, doğal olarak Hazine’nin borçlanma maliyetleri de artacaktır.

Cuma Alman Bild Gazetesi’nin S-400 alımının süresiz ertelendiği haberiyle 5.95’lere gerileyen dolar/TL kuru, “S-400 tamamlandı” mesajıyla yeniden sınırlı da olsa yükseldi.

Uzun zamandan beri ilk kez haftalık kapanışın hangi seviyeden olduğunu söylemek mümkün ol(a)madı. Bu hafta Hazine ihaleleri, Fatih gemisinin faaliyetleri, S-400 atışmaları (füzelerin kendisinden önce!) diğer yandan TCMB’nin rezerv tartışmaları ile oynaklığın çok arttığına tanık olacağız. Dolar/TL için aşağıda 5.9725 ve 5.8320, yukarıda 6.2450 ve 6.3910-6.4210 seviyeleri önemli eşikler olacak.

Yazının devamı...

MERKEZ'İN VİOP OPERASYONLARI

Ağustosta kurlarda yaşanan sıçrama ve “Rahip Brunson krizi” sırasında/sonrasında Merkez Bankası, Borsa İstanbul nezdindeki Vadeli İşlem Opsiyon Piyasası’nda (VİOP) önemli bir ‘katılımcı’ hatta ‘başrol oyuncusu’ oldu.

Son haftalardaki rezerv tartışmalarının öncesinde başlayan bu işlemlerle TCMB ‘dolar satmadan dolara müdahale’ ediyordu. Bunu nasıl yapıyordu derseniz, VİOP’taki dolar kontratlarında satıcı oluyordu.

Bu kontratlarda vade sonunda fiziksel dolar teslim edilmiyor, “fiyat teslim” ediliyor. Fiyat teslim ediliyor derken, ilgili vade sonuna; hatta kontratın varlığı sürdükçe (vadesi tamamlanana kadar) dolar kurunuzu; alış ya da satış yönünde, sabitleme imkanı var.

Geçtiğimiz cuma günü Mayıs 2019 kontratındaki son işlem 6.0610’dan gerçekleşmiş. Eğer kurların bu seviyenin üzerine çıkmasından endişe ediyorsanız, bu kontratı alarak kendinizi mayıs sonuna kadar(!) 6.0610’dan dolar kurunu sabitleme imkanına kavuşuyorsunuz.

Vade bitimine kadar kur bu seviyenin üzerine çıkarsa, yükseldiği fiyatlara kadar olan kâr, sizin aracı kurumdaki hesaplarınıza aktarılıyor. Siz 6.0610’a kadar olan kısmını kendi cebinizden, üzerindeki farkı da VİOP’tan gelen kısımla (Dolar gelmiyor, piyasa kuru ile sizin kontrat kurunuz arasındaki fark TL olarak ödeniyor) karşılayarak piyasadan dolar alabiliyorsunuz. Böylelikle siz kendi kurunuzu 6.0610’dan sabitlemiş oluyorsunuz.

Dolar yerine fiyat!

Peki TCMB bu kontratları nasıl kullanıyor derseniz. Merkez Bankası fiziksel olarak dolar satmak yerine “fiyatı” satıyor. Üstelik de Brunson krizi ve yerel seçimler öncesinde teorik fiyatın (Forward fiyatının) altında iskontolu satıyor. Vadesi geldiğinde; arada oluşan kâr veya zararı TL olarak netleştirdiğinden; herhangi bir döviz rezervi kullanmadan TL üzerinden dolara müdahale ediyordu.

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali bankalara da “Ben size ileri vadeli dolar kurunu ucuzdan sabitleme imkanı veriyorum. Siz de elinizdeki fazla dövizleri cari piyasadan satın ki; hem ihtiyaçlar görülsün, hem de kurlar yükselmesin” diyordu. Bu strateji Brunson krizi sırasında gayet güzel çalıştı. 625 baz puanlık faiz artışı ile gelen kur düşüşleriyle TCMB bu işlemlerden önemli miktarlarda kâr da elde etti.

Riskten korunma

Yerel seçimler öncesinde swap faizleri ile kurların düşürülmesinin politik bir izahı vardı. Ancak bunun seçimlerden sonra da devam etmesi, hele ki rezerv tartışmalarının geçtiğimiz haftaki Enflasyon Raporu’nun açıklandığı toplantıda daha da alevlendiği bir dönemde halen daha sürüyor olması biraz kafaları karıştırıyor.

30 Nisan, Nisan vadeli kontratın son günüydü ve o tarihte TCMB’nin 5.55 civarında bir ortalama kur ile 1.3 milyar dolara yakın toplam satış pozisyonu görülüyordu. 30 Nisan kapanışında Haziran kontratında 5.68 civarındaki bir kurdan 1.1 milyar, Ağustos kontratında 6.02’lerden 810 milyon ve 6.63’lerdeki bir kurdan 380 milyon dolarlık satış yönünde pozisyonu vardı. 30 Nisan vade sonu gününde en büyük satıcı yine TCMB olurken, alıcılar arasında kamu bankaları öne çıktığı görülüyordu.

TCMB’nin kısa vadeli kurları düşük tutma çabası ile VİOP’u kullanması bu piyasanın tanınması ve riskten korunma amacıyla kullanılması açısından faydalı. Ancak yine Merkez’in bu aracı amacını aşan bir şekilde “orantısız” olarak kullanması orta uzun vadede bazı sorunları da beraberinde getireceği akılda bulundurulması gereken bir konu.

Bu hafta ne olabilir?

YSK’nın İstanbul seçim sonuçlarına yapılan itirazlara ilişkin kararını bugün - yarın vermesi beklenirken, Cumhurbaşkanı’nın hafta sonu yapmış olduğu konuşmadaki mesajlar bu kararın önemini bir kez daha artırdı.

YSK’nın İstanbul seçiminin yenilemesi yönünde vereceği bir karar piyasalar ve ekonomi üzerindeki belirsizlikleri hızla artırırken, bir yandan da kamu maliyesi üzerine seçim maliyeti yükü eklenecek.

Hafta sonu Suriye’deki çatışmaların Türk gözlem noktasının yakınına gelmesi, 4 şehit ve yaralı haberleri, İdlib’de tansiyonun yükselmesi de önümüzdeki haftanın önemli konu başlıkları olacak.

İstanbul seçimlerinde bir “orta yol” ihtimalinden daha söz ediliyor.

İtirazlara konu olan sadece Büyükçekmece ve Maltepe’de seçimlerin yenilenmesi söz konusu. Bu durumda İl Genel Meclisi ve ilçe belediye başkanlıkları ve muhtarlıklar da mı yenilenecek yoksa sadece büyükşehir mi yenilecek sorusunun yanıtı, hepsi yenilecek olsa gerek. Tek başına büyükşehir belediye başkanlığı yenilecekse, itirazın temeli ortadan kalkacaktır. Bu durumun yaratacağı belirsizlik yine piyasalar/ekonomi için bir bekleme dönemine girilmesi anlamına gelecek. Ancak tüm İstanbul seçiminin yenilenmesine göre daha az hasar verecektir.

Belirsizlik biterse

Belki de YSK en başından beri yapması gerekeni yapıp “Benim askıya astığım listelere itirazlar yapıldı, son halini alan listelerle daha önceki seçimlerde de olduğu gibi seçime gidildi, tekrar tekrar yapılan sayımlarla sonuç kesinleşti. Seçimlerin yenilenmesine gerek yoktur” diyecek.

Eğer seçimlerin yenilenmeyeceği, yönünde bir karar alınacak olursa hem seçim yapma maliyetinden kurtulacağız ama daha da önemlisi bu konudaki belirsizlik ortadan kalkacak, piyasalar ve ekonomi bir nebze olsa rahatlayacaktır. Ancak bu rahatlama çok da uzun sürmeyebilir, bundan sonrasında da S-400/F-35 meselesi ve Suriye’deki durumla ilgili son gelişmelere bakacağız.

Kur için 3 farklı senaryo

YSK’nın seçimlerin yenilenmeyeceği yönünde bir karar vermesi durumunda faizlerde(Bono/tahvil ve para piyasaları) çok önemli değişiklik beklemem. Bu durum kısmi yenileme durumu için de geçerli.

Ancak kurda sınırlı da olsa gevşeme, bir düzeltme yaşanabilir. Geçen haftayı 5.9650’den kapatan dolar/TL’nin sırasıyla 5.9250, 5.8800 ve 5.8250 seviyelerinden birine kadar gerilemesi ihtimali var.

Kısmı yenileme (Maltepe ve Büyükçekmece) durumunda faiz cephesindeki tepki yine sınırlı kalacak olsa da dolar/TL’de geçen haftalarda başlayan yükseliş hareketinin yine yukarı meyilli devam etmesi olasılığı artacaktır. Ancak buradaki hareketin ilk aşamada 6.0000 psikolojik seviyesini aşması zor olabilir, 6.0310 seviyesi önemli bir direnç olacaktır.

İstanbul’da tüm seçimlerin yenilenmesi kararı hem faiz hem de kurda oynaklığın hızla arttığı, sert hareketlerin görüldüğü bir ortamı beraberinde getirecektir. Bu durumda dolar/TL’de daha önce yazdığım 6.18-6.22 bandının hızla test edilmesi ihtimali artacaktır. Buna karşın TCMB’nin VİOP üzerindeki “operasyonları” ile yanıt verilmeye çalışılacak olsa da piyasaların kısa zamanda durulması zor olabilir. Zira seçimlerin toptan yenilenmesi hem içeride hem dışarıda birçok soruyu beraberinde getirecektir.

Yazının devamı...

MERKEZ’İN SİNYALİ

Geçen hafta bizim piyasaları en yakından ilgilendiren konu, Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısıydı.

Toplantıdan politika faiz(ler)ini “sabit tutma” kararı çıktı. Toplantı sonrası açıklamada en fazla dikkat çeken, daha önce toplantı notlarında yer alan “ihtiyaç duyulması halinde ilave sıkılaştırma yapılacak” ifadesinin çıkması oldu. Genel ekonomik aktivite ve cari piyasa koşulları konusunda değerlendirmelerde ise önemli bir değişiklik olmamış.

PPK bu kararla faiz artışı/azalışı yapmak yerine, cari oranları korumayı tercih ettiğini beyan etmiş oldu. Açıklamaya göre, enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar ‘sıkı parasal duruşun’ korunmasına karar verilmiş. Ancak piyasalar bunu (13 Haziran veya 25 Temmuz’da yapılacak PPK toplantılarından birinde) ‘bir sonraki adım, faiz indirimi olacak’ şeklinde okudular ve karar sonrasında döviz kurlarında ekstra bir yükseliş yaşandı.

Gündemde ne var?

Gerçi kurlardaki yükselişin ardındaki tek sebep PPK kararı değildi. İstanbul seçimleri konusunda YSK’nın seçmen listelerindeki “kısıtlı” seçmenlerin ve sandık kurullarının incelenmesi yönündeki itirazlara dair kararını bu haftanın başına ertelemiş olması, TCMB’nin rezervleri ile ilgili endişeler, S-400/F-35 konularında henüz belirsizliğin devam ediyor olması kurdaki yükselişteki diğer önemli unsurlardı.

Geçtiğimiz hafta başındaki yazımda da tüm bu nedenleri sıralamış ve “... bahsetmiş olduğum risklerin ‘gerçekleşmesi’ durumunda ilk aşamada 5.9300, ardından 6.1850 - 6.2250 seviyeleri resmin içine girebilecek” diye yazmıştım. 5.88 seviyesinin sert bir şekilde geçilmesi ile geçtiğimiz perşembe günü 5.9808 seviyesine kadar bir yükseliş yaşandı, haftalık kapanış 5.9380 seviyesinden gerçekleşti.

‘Ispanak - ceviz’ endeksim ne diyor?

TCMB’nin Enflasyon Raporu 30 Nisan günü açıklanacak. Başkan Çetinkaya’nın sadece enflasyona dair söyleyecekleri değil, öncelikle rezervler ve bunların hesaplanması konusunda söyleyecekleri de önemli olacak.

İhtimaldir ki, bu toplantı öncesinde veya sırasında YSK’nın İstanbul seçimleri ile ilgili kararı gelmiş olacaktır. (Gelmezse, Çetinkaya’nın söyledikleri süregiden belirsizlik içinde kaybolup gidebilir.)

3 Mayıs Cuma günü de nisan ayı enflasyon verileri açıklanacak. Kurdaki artışların ayın sonlarına doğru yaşanması, petrol fiyatlarında yaşanan artışların vergi indirimleri ile pompa fiyatlarına sınırlı yansıtılmış olması (her ne kadar bütçe açığını artırıyor olsa da, buna sonra bakacağız) kısa vadede enflasyona yansımaları erteleyebilecek.

Mevduat faizinde artış olur mu?

Ancak, geçtiğimiz yılın nisan ayındaki yüzde 1.87’nin üzerinde gelebilecek bir veri, yıllık enflasyon oranlarına artış olarak yansıyacaktır. Benim “ıspanak - ceviz” endeksim, nisan ayı enflasyonunun yüzde 2’nin az üzerinde gelebileceğini söylüyor.

Bu arada Bloomberg’den Kerim Karakaya’nın 26 Nisan tarihli haberine göre 6 banka mevduat faizlerini yükselteceklermiş. Merkez’den faiz artışı gelmeyince; bankalar kendileri faizleri artırmak durumunda kalıyorlar. Aksi takdirde TL’den dövize kayışı engellemeleri zor olacağa benziyor.

FED NE YAPACAK?

İçeride YSK’dan gelecek haber, cuma açıklanacak enflasyon verisinin yanı sıra bu hafta Amerikan (Fed) ve İngiliz Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararları açıklanacak. Her ikisinden de bir faiz artışı beklenmiyor.

Cuma günü ABD’de açıklanan ilk çeyrek büyüme rakamı yüzde 3.2 geldi. Yüzde 2’lik tahminin hayli üzerinde bir rakam. Tüketimin görece zayıf olmasına karşın; ithalatın yüzde 3.7 azalması, ihracatın aynı oranda artması, stokların önemli oranda yükselmesi beklentilerin üzerinde bir büyümenin ortaya çıkmasını sağlamış. Önümüzdeki çeyrek sonunda bu veriye aşağı yönlü bir düzeltme gelebilir. Ancak nihai rakamın yine de yüzde 2 beklentisinin üzerinde kalması ihtimali hayli yüksek.

Fed’in bu yıl değil faiz artırmak, tersine indirebileceği beklentisi ekonomiye ve ABD borsalarına ‘güç vermiş’ görünüyor. ABD borsaları geçtiğimiz haftanın ikinci yarısında daha önceki tarihi zirvelerini de geçerek yeni rekorlar kırdılar.

Yüzde 50 - 50 beklenti

Bu haftanın son gününde ABD’de Tarım Dışı İstihdam verisi açıklanacak. Beklenti 185 bin kişilik artış. Bunun üzerinde artış olur, haftalık ortalama ücretlerde de yüzde 0.3’ün üzeri artış görülecek olur ise 18-19 Haziran’da yapılacak Fed’in Açık Piyasa Operasyonları Komite (FOMC) toplantısı merak ve ilgiyle bekleniyor olacak.

Zira piyasalarda yüzde 50 - 50 bu yıl Fed faiz indirecek, faizleri sabit bırakacak beklentisi var. Eğer büyüme böyle devam eder, ABD-Çin ticaret savaşında bir mutabakat sağlandı haberi gelirse, faiz indirecek beklentileri yavaş yavaş yerini ‘Fed faizi sabit tutabilir’ hatta ‘faiz artırabilir’ şeklinde dönecek olursa küresel piyasalardaki fiyatlamalar mutlaka değişecektir. Ben halen bu yıl bir faiz artışı beklentimi koruyorum. Böyle olursa dahil olduğumuz gelişen piyasalar bundan olumsuz etkilenebilir.

Japon ev kadınları veya şişman parmak

29 Nisan - 7 Mayıs arasında Japonya tatil. Bu süre zarfında likiditenin olmadığı bir ortamda agresif fiyat hareketleri olabileceğine dair İş Yatırım’dan Şant Manukyan’ın twitter üzerinden bir hatırlatması oldu. Ben de bu uyarıyı bir kez daha hatırlatayım dedim.

“Japon ev kadınları” tatilde olsalar da algoritmalar ve robotik işlem yazılımları likiditenin sığ olduğu bir zamanda “şişman parmak” misali sert hareketlerin yaşanmasına neden olabilirler. Dikkatli olmakta fayda var.

PETROL FİYATLARI YÜKSEK KALIRSA...

Artan petrol fiyatları, Fed’den olası bir söylem değişikliği PPK kararlarında ne kadar dikkate alındı, bilemiyorum. Ancak petrol fiyatlarındaki artışın; her ne kadar dışsal bir etki olsa da; enflasyon tahminlerine ne denli yansıtılıp, yansıtılmayacağına Çetinkaya’nın toplantı sırasındaki sunumundan anlamaya çalışacağız.

Geçtiğimiz hafta ABD; Çin, Hindistan, Japonya, G.Kore, Tayvan ve Türkiye’ye İran’dan petrol etme konusunda tanıdığı ayrıcalıkları uzatmayacağını açıkladı. Bunun bizim petrol faturamızı artıracağı aşikâr. Ancak piyasalarda konuşulduğu kadar da büyük bir olumsuzluk yaratması söz konusu olduğunu düşünmüyorum.

İran’dan yapılan alımları ağırlıklı olarak Basra (Irak), Ural (Rus) petrolleri ve geldiği kadarıyla Kerkük (Irak) petrolleri ile İran’ı ikame etmemiz çok da zor değil. Buradaki mesele İran ile diğer petrol ihracatçısı ülkeler arasındaki yaklaşık bir aylık vade farkı ve İran petrolünün gravitesinden dolayı iskontolu fiyatı avantajını kaybetmemiz olacak. Ancak bu sorunun da varilde 1 - 2.5 dolardan fazla olması beklenmiyor.

Fatura artıyor

Diğer yandan Brent petrolünün İran haberleri ile 75.40 dolar/varil seviyelerine kadar yükselmesi bizim petrol faturamızı artırıyor. İstisnaların devam etmeyeceği haberinin etkisinin azalması, ABD’nin kayaç petrol ihracatını artırıyor olması, BAE ve Suudi Arabistan’ın arz açığını kapatacağına dair Trump’ın açıklamaları petrolün haftayı düşerek kapatmasına katkı sağladı. Haftayı 71.70 seviyelerinden kapatan Brent petrolünde bu düzeltmenin ilk aşamada 69.50 seviyelerine kadar devam etmesi olasılığı var. Bu seviyenin hem teknik düzeltme hem de 50 ve 200 günlük BHO seviyelerine denk gelmesi hasebiyle daha aşağı inmesi ilk denemede zor olacak gibi görünüyor.

Orta vadeli fiyat hareketlerinde ABD’nin açıklamasından sonra Çin ve Hindistan’ın tutumu önemli olacak. Eğer onlar da İran’dan petrol almayacaklarsa, petrol fiyatlarındaki 75 dolarlı seviyeleri sıradan hale gelebilir, 80 - 85 dolarları daha sık konuşuyor olabiliriz. Diğer yandan bu iki büyük alıcı İran’dan almaya devam edecek olurlarsa, 65’li seviyeleri yakın zamanda görebiliriz.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.