İyimserlik mola verir mi?

28 Ocak 2019

Finansal piyasalarda olumlu bir haftayı geride bıraktık. Faizler ve dolar gerilerken BİST 100 endeksi yükselmeye devam etti.

Kısa vadede önemli yükselişler bunlar! Bu yükselişlerin ardından bir kâr realizasyonu gelir mi? İhtimal yüksektir ki, gelir!

Finansal piyasalar için; en azından gelişen ülke ve Türk piyasaları için; olumlu bir haftayı geride bıraktık. Faizler gerilerken, BİST 100 endeksi haftayı yüzde 3.40’lık bir yükselişle kapatırken, 3 Ocak’taki dipten bu yana yükseliş yüzde 17.1’e ulaşmış durumda. 101,663’ün (trend değeri!) üzerinde bir kapanış olması, teknik analiz açısından önemli olan 102,540 ve 103,100 (Geçtiğimiz hafta da belirtmiş olduğum seviyeler!) seviyeleri bu hafta için de önemli olacak!

Dolar/TL kurlarındaki gerilemeyi de göz önüne aldığımızda hareketin dolar bazındaki seyri daha da önem kazanıyor. Dolar bazında 13 Ocak’taki 1.60 dolar bazındaki endeksinden bu yana geçtiğimiz cuma gününü zirvede kapatan BIST 100 endeksindeki dolar bazındaki yükseliş yüzde 20.9’a ulaşmış durumda. 13 Ağustos’taki dolar bazındaki dip seviyesine göre yükseliş yüzde 50.2’ye ulaşmış durumda.

Kazançlar yüksek

Kısa vadede önemli yükselişler bunlar! Bu yükselişlerin bir kâr realizasyonu gelir mi? İhtimal yüksektir ki, gelir! Dolar bazındaki bu denli yüksek kazançlar; hele ki bu denli kısa zamanda; zor bulunur kazançlar! Teknik analiz açısından önemli olan RSI gibi indikatörler “aşırı alım” bölgesine yaklaşıldığını söylüyor! Cari seviyelerden daha yukarısı yok mu? Mutlaka vardır. Yukarıda belirtmiş olduğum seviyeler bunların ilk “direnç seviyeleri”! Devamında 2.18-2.20 dolar bazında “direnç seviyeleri” var! TL bazında bakıldığında ise 103,100 ve akabinde 107,440 seviyeleri önümüzdeki dirençler olarak karşımıza çıkıyor.

Bakan Albayrak’ın Davos’taki söylemleri piyasalardaki güveni bir nebze de olsa pekiştirdi. Küresel piyasalardaki “risk pozitif” eğilim Türk piyasalarına da nispi olarak olumlu yansıdı. 2018’in en fazla düşen borsasının 2019 yılının en iyi performans gösterenlerden bir olma “ihtimalini” ıska geçmek istemeyen fon yöneticileri alım yönünde pozisyon alıyorlar. Son iki haftada 830 milyon dolarlık nette hisse senedi alımı yapan yabancı yatırımcılar bu trendin devam edeceğini düşünüyorlar.

Yazının devamı...

Trump’ın ‘tweet’i bile borsayı gölgeleyemedi

21 Ocak 2019

Geçen hafta BIST 100 endeksi Trump’a rağmen haftanın her gününü yükselişle kapattı. Ama başarının bize has kısmı az...

Ne Para Politikası Kurulu (PPK) kararı, ne Trump’ın “densiz” tweet’i, ne de Brexit kaosu Borsa İstanbul’un (BIST) geçen haftaki performansına gölge düşürebildi...

BIST 100 endeksi geçen haftanın her gününü yükselişle kapatmayı başardı. Bu başarının bize has olan kısmı görece olarak az.

PPK’nın yüzde 24’te sabit tuttuğu politika faizi fonlama maliyetlerinin yüksek kalması sebebiyle bankalara çok yaramasa da (10 yıllık tahvil getirilerinin yüzde 16 bileşik seviyesinin altını test etmesi destekleyici idi) BIST Bankacılık Endeksinin geçen haftaki kazancının yüzde 18.8’e kadar yükselmesine engel olmadı.

Sanayi Endeksi de bankacılık endeksindeki yükselişin yavaşlamasını fırsat bilerek haftalık kazancını yüzde 6.5’e ulaştırdı.

Bu yükselişi anlamlandıramayan bir çok bireysel yatırımcı ortalıkta dolaşan pek çok dedikoduya muhatap oldu. Yok bazı bankaları Çinli bankalar alacakmış, yok kısa pozisyonları sıkıştırmak için yapılan bir hareketmiş, meşhur ‘herif’ vs... Aslında geçen haftaki sırf bizim piyasamızda olan bir hareket değildi!

Gelişen ülke piyasalarına girişler yaşanıyor. Olayın temelinde bu piyasalara akan likidite yatıyor. MSCI gelişen ülke endeksi yıl başından bu yana yüzde 6.6 artmış, yılın ikinci haftasında da 50 günlük basit hareketli ortalamasının (BHO) üzerine çıkmış durumda.

Bahar havası mı?

Yazının devamı...

Faiz inecek mi?

14 Ocak 2019

16 Ocak Çarşamba günü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı var. Aralık ayında yüzde 0.40 düşüş olarak açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) sonrasında 2018 yılı tüketici fiyat artışı yüzde 20.30 olarak neticelendi. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) de yılı yüzde 33.64 artış ile kapattı!

TÜFE ile Yİ-ÜFE arasındaki 13.34’lük ‘puan farkının’ nasıl kapanacağı, 2019 yılının en önemli soru(n)larından biri olmaya aday! Bu farkın, talep ile birlikte tüketici üzerinden mi, yoksa piyasadan çekilmek zorunda kalanlar nedeniyle üretici üzerinden mi kapanacağını hep birlikte izleyeceğiz. Yıl sonu TÜFE rakamı, Yeni Ekonomi Programı’nın (YEP) hedeflerinin de altında kapandı! YEP’teki 2018 yıl sonu TÜFE hedefi yüzde 20.80’in altında gerçekleşen yıl sonu rakamı için çoklu sayıda kampanya, vergi indirimlerinin de desteğini alındı!

Vergiler ve borçlar

Taşıt ve konut tarafındaki vergi indirimlerinin sürdürülüp, sürdürülmeyeceği ayrı bir konu. Vergi indirimleri, aslına bakarsanız doğrudan kamu maliyesine yük getiren uygulamalar. Benzer şekilde kredi kartı borçlularının, borçlarını bir yıl için ayda yüzde 1.10 ve iki yıl için yüzde 1.20 faiz oranıyla Ziraat Bankası tarafından “re-finanse” edilmesi uygulaması (KOBİ’ler için geçen hafta içinde açıklanan krediler de bu çerçevede değerlendirilebilir!) kamu bankalarında da yeni “görev zararları” tartışmasını başlatacaktır!

Kamu maliyesi açısından olumsuz olarak algılanabilecek bu ve benzeri uygulamaların yerel seçimlere kadar devam etmesi finans piyasalarınca; tam olmasa da; anlaşılabilir bir durum. Akaryakıtta başkanlık seçimi öncesi başlayan uygulamanın yavaş yavaş terk edilmesi gibi kredi kartları ve KOBİ’lere gelen “imtiyazlı finansman imkânlarının” seçim sonrasında daha da seçici uygulanacağı şüphesiz!

Sürpriz olur mu?

Bir yandan Merkez Bankası aracılığıyla “sıkı para politikası” uygulanırken, diğer yandan vergi, esnaf ve kredi kartı borçlularındaki faiz indirimleri ve yeniden yapılandırmalar ile bir anlamda “gevşek maliye politikası” uygulaması arzulanan hedeflere ulaşılmayı zorlaştırmakta! Kısa vadede arzu edilen denklikleri sağlasa da uzun vadedeki denklikleri riske atan politikalar izlenebiliyor.

Yazının devamı...

KÜRESELLEŞME LANETİ!

12 Ocak 2019

Küreselleşme son otuz yılda bize ne vaat etmişti? Mal, hizmet, sermaye ve emek dünyada serbestçe dolaşacak, refah her kesime eşit olmasa da benzer şekilde dağılacaktı. Böyle oldu mu? Hayır!

Mal, hizmet, sermaye serbestçe dolaştı. Lakin emek serbestçe dolaşamadı! Dünya ticaretindeki sınırlar kaldırıldı veya azaltıldı. Bu sayede mal, hizmet (örneğin bankacılık) ve sermaye serbestçe her ülkeye girdi. Buna karşın, emeğin serbestçe dolaşımı önündeki engeller yükseltildikçe yükseltildi! Emek serbestçe dolaşamadı. Bu neye yol açtı? Küresel gelir dağılımı her geçen gün daha da bozuldu ve bozulmaya da devam ediyor.

Müsaadenizle basit bir örnekle açıklayayım. Dünya haritasını önünüze koyun. Doğuda Avustralya ve Çin’den başlayın, ABD’den çıkın. Kolay olsun diye sadece alışveriş merkezlerine baktığınızda, markaların üçte ikisi küresel markalar. Bu durum bankacılık, otomotiv, mühendislik ve hatta yönetim danışmanlık hizmetlerinde de böyle. Geriye kalan üçte bir marka yerel olanlar. Küreselleşme “masalı” dünyaya anlatılmadan önce, bu oran en kötüsünden birçok ülkede tam tersineydi.

Popülist söylemler

Küreselleşmeyle az sayıda firma/marka dünya ticaretinde, tüketiminde önemli bir paya ulaşırken, yerel firma ve markalar ya bu firmalar tarafından “yutuldular” ya da ‘piyasadan çekilmek zorunda bırakıldılar’. Hal böyle olunca da gelir dağılımı önemli ölçüde bozuldu; servet daha önceleri çok sayıda insana dağıtılırken, az sayıda insana/firmaya akar hale geldi. Ekonomik dünyada yaşanan bu değişimin kaçınılmaz bir şekilde sosyolojik bir karşılığı da oldu.

Gelir dağılımındaki bozulma, sebebinin ne olduğunu tam olarak anlaşılamasa da, popülist söylemlerin öne çıkmasına sebep oldu. Fakirleşen insanlara gerçek sebebin küreselleşme olduğundan söz etmeksizin, fakirliklerinin sebebini bir “dış düşman” olarak sunan popülist politikacılara teveccüh arttı. Popülist politikacılar da belki gerçek sebebin ne olduğunu bilmiyorlardı.

Ancak toplumdaki genel rahatsızlığı hızlı teşhis eden kurnaz politikacılar, fakirliğin sebebini şu veya bu gösterdiler, popülist söylemlerle iktidara geldiler.

Asıl sebebin ne olduğunu kendileri de tam olarak teşhis edemediklerinden, elde ettikleri iktidarı koruyabilmek adına bu politikacılar, önce popülist idiler. Sonra otoriter, daha sonra da totaliter oldular.

Yazının devamı...

Kafalar karışık!

7 Ocak 2019

Fed Başkanı ve Amerikan istihdam verileri ABD borsalarını toparladı. Ancak bu rakamlar faiz artırımı ihtimalini yükseltti. Olumlu ilk tepkiler yerini ‘temkinli iyimserliğe’ bırakabilir

Aralık ayının ortalarına doğru yılı kapatıp tatile çıkan küresel fon yöneticileri; yeni yılla birlikte işlerinin başına dönerler ve o yıla dair öngörüleri doğrultusunda yıla ya alarak, ya da satarak başlarlar.

Bu yıla hisse senetlerini satarak başladılar. Aslında bu satış eğilimi, geçen yıl aralıkta başlamıştı. Her ne kadar yılın ilk haftası satışlar; 20 yıldan bu yana ilk kez satış tahminlerini aşağı yönde revize eden Apple’a ve satın alma yönetici endekslerinin Çin ve Avrupa’da tahminlerin altında gelmesine bağlansa da geçen yılın son ayında oluşan havanın bu yıl başında da devamı daha önemli bir faktördü.

Fon yöneticileri ve yatırım bankalarının önemli kısmı, bu yılı tüm dünyada büyümenin azalacağı bir yıl olarak görüyorlar. Bu nedenle de Fed üzerinde bir anlamda baskı kurarak (hadi şantaj demeyelim) faiz artışı yapmamasını “rica ediyorlar”...

İlk hafta ‘geleneği’...

Aralık 2018’deki faiz artışından sonra Fed, 2019 için verileri takip eden “daha belirsiz” politikalar izleyeceklerini açıklamıştı.

Piyasalar daha önceki yıllarda olduğu gibi Fed’in tahmin edilebilirliğinin azalmasından da endişe etmeye başlamışlardı. Piyasaların yıla negatif başladığı haftanın son günü konuşan Fed başkanı Powell, Trump istese de görevi bırakmayacağını açıkladı. Bundan da önemlisi “piyasaların aşağı yönlü gördüğü risklere duyarlı” olacaklarını ve politika kararları konusunda sabırlı ve esnek davranacaklarını açıklaması piyasaları rahatlattı.

Yazının devamı...

Başlarken... Yeni yıla ve Milliyet’e...

31 Aralık 2018

Abdi İpekçi’lerin, Çetin Emeç’lerin gazetesinde yazmaya başlamak benim için büyük bir onur. Kendi adıma buna layık olmak için yola çıkıyorum. Bana bu imkânı verenlere de teşekkür ederek Milliyet’teki yolculuğuma başlıyorum...

2004 yılından bu yana Vatan Gazetesi’nde finansal piyasalar ve ekonomi konusunda “bir kenarda köşede” dilimin döndüğünce yazmaya çalıştım. Yazma konusunda her zaman ‘tereddütlü’ olan Türk insanından farklı olarak “söz uçar, yazı kalır” söylemiyle düşündüklerimi, tahminlerimi/öngörülerimi paylaşmaya özen gösterdim. Bu çabayı bundan böyle Milliyet’te devam ettireceğimden dolayı onurluyum. Umarım naçiz bir katkım olur...

2019 "ALTIN" YIL OLUR MU?

Her yılın başında, o yıla dair içeride ve dışarıdaki olası gelişmelere dair tahminlerimi yayınlar, bir sonraki senenin ilk ayında da bu tahminlerimin muhasebesini yaparım. Sanırım bu konudaki ender ‘bir kenarda köşede yazanlardan’ biriyim. Bu yazımda 2019’a dair öngörülerimin, tahminlerimin bir kısmını paylaşacağım. Önümüzdeki günlerde de 2018’e dair Gazete Vatan’da yapmış olduğum öngörülerimin bir muhasebesini yapacağım.

Kendi geleneğimdir her yıla; iki kelimeden daha uzun olmamak kaydıyla; bir ad veririm. Geçtiğimiz yıl için “Kripto para” yılı dediğimi hatırlıyorum. Çok konuştuk, radikal bir çözülme yaşandı. Bu yıla da “Bankacılıkta rehabilitasyon” yılı adını vermeyi daha uygun buldum. Yeni yılda içeride ve dışarıda önemli gelişmelere şahit olacağız. Doğal olarak dışarıdaki gelişmelerden etkilenmememiz mümkün değil, lâkin içerideki gelişmeleri 2019’da daha fazla hissedeceğimizden daha içe dönük bir isimle devam etmenin daha doğru olacağını hissediyorum.

ABD-İran gerginliği dünyayı nasıl gerer?

Trump’ın başlattığı “Ticaret savaşları” bu yıl çok daha fazla konuşulur olacak. Çin’in olabildiğince “munis” davranmaya çalıştığı bu “savaşların” yeni mevzilere de; ABD-AB gibi; sıçraması ihtimali var. ABD’nin; Kanada ve Meksika ile NAFTA anlaşmasını yeni şartlarla kendisi için avantajlı bir yere getirmiş olmasının verdiği güvenle; Çin’in yanı sıra; Avrupa Birliği ile de müzakereler başlaması ihtimali artıyor. Özellikle de NATO harcamaları temelinde başlayacak müzakerelerin, ticaret alanına da sıçraması ihtimali de yüksek.

Yazının devamı...