Ne cumaydı ama...

25 Mart 2019

Fed’in faiz artışları konusunda “sabırlı” davranacağını açıklamasından sonra geçtiğimiz hafta yapılan toplantı bu söyleme ek olarak bir de “parasal daraltmayı da daraltma” da eklenince ‘küresel ekonomik büyümede ciddi sorunlar var’ endişeleri daha da güçlendi. Cuma günü açıklanan Fransa (Beklenti 51.4, gerçekleşme 49.8) ve Almanya (Beklenti 48.0, gerçekleşme 44.7) sanayide satın alma yöneticileri endeksleri (PMI) de beklentilerin oldukça altında gelince bu endişeler iyiden iyiye arttı, 53.5 beklenen ABD PMI’ı da 52.5 açıklanınca küresel yavaşlama endişeleri piyasalara iyiden iyiye yayıldı.

Almanya verisi öncesinde 1.1390 seviyelerini gören euro/dolar paritesi veri sonrasında 1.1273’e kadar indi, haftayı 1.1301 seviyesinden kapattı. Küresel büyümenin yavaşlayacağı endişeleri gelişmiş ülkelerden de çok gelişen ülke piyasalarını vurmaya başlamıştı. Bir kaç gündür bundan biz de nasipleniyorduk. Ancak geçtiğimiz perşembe gecesi Trump’ın “52 yılın ardından ABD için Golan Tepelerinde İsrail egemenliğini tamamen kabul etmenin zamanı gelmiştir” şeklindeki Twitter mesajını, Cumhurbaşkanı’nın “Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili talihsiz açıklaması bölgeyi yeni bir krizin, yeni bir gerilimin eşiğine getirmiştir.” Takip etmesi güne gergin bir başlangıç oldu.

Merkez Bankası’nın rezervlerinde son iki haftada 5.6 milyar dolarlık “hızlı” bir azalma olması ve net rezervlerin 2006 yılından bu yana en düşük seviyeye gerilemesi (Bu konuda MB, olağanüstü bir durum olmadığına dair bir açıklama yayınladı!), buna karşın Döviz Tevdiat Hesaplarındaki (DTH) hızlı artışların olması bizim piyasalarımızın diğerlerinden olumsuz ayrışmasına neden oldu. Perşembe günü DTH’lardan kesilen stopaj oranlarının 1 yıla kadar olanlarda yüzde 16’dan yüzde 20’ye, 1 yıldan uzun olanlarda yüzde 13’ten 18’e yükseltilmesi döviz tutmayı bir anlamda ‘cezalandırma’ yönünde adımlar atılması da; “barış zamanında” atılması gereken adımların, “stresli anlarda” atılması; akıllara farklı konuları getirmedi değil.

Bu hafta ne olur?

Cuma gününe kadar piyasada olan “olağan” döviz satıcılarının; özellikle kurun geçtiğimiz hafta belirtmiş olduğum 5.6250 seviyelerinin hızlı geçilmesi sonrasında piyasadan “çekilmesi” hareketi hızlandırıcı bir etki yaptı. Türkiye’nin ödeme güçlüğüne düşmesine karşın sigortanın primi olarak tanımlayabileceğimiz “Credit Default Swap CDS” oranlarının da 19 Mart’taki 298 baz puan seviyesinden, 380’li seviyelere yükselmesi bir yandan piyasalardaki gerilimi artırırken, diğer yandan da diğer gelişen ülke piyasalarından bizi olumsuz yönde ayrıştırdı. Gün içinde 5.8440’a kadar yükselen dolar/TL kuru haftayı gün sonunda gelen “olağan” satışlarla 5.7620 seviyesinden kapattı.

Kurlardaki hızlı hareket devam ederken Merkez Bankası’ndan “Finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, 1 hafta vadeli repo ihalelerine bir süreliğine ara verilmesi kararlaştırılmıştır.” şeklinde sürpriz bir açıklama geldi. Bunun anlamı MB; artık bankaları yüzde 24’ten haftalık repo ile değil, yüzde 25.50 olan üst banttan günlük olarak fonlamaya başlayacak demektir! Eğer bunun da yeterli olmayacağına kani olursa yüzde 27’deki Geç Likidite Penceresi (GLP) fonlama faizinden fonlayacak demektir. Bu maliyet değişimi beş güne yayılacak, beşinci günün sonunda ortalama fonlama faizi ilk aşamada yüzde 25.50’ye, gerekirse de GLP faizine veya bunların bir “kombinasyonuna” kadar yükselebilecek. Döviz alacak TL’nin maliyetini yükseltmeye, böylelikle döviz talebini azaltmayı hedefleyen bir adım.

Bu adım sonrasında Londra’daki haftalık swap işlemlerindeki TL faiz oranları önceki haftalardaki 21-24 bandından, yüzde 27-30 bandına yükselirken yıllık swap maliyetleri de 21’lerden 25’lere yükseldi. Yerel seçimlerden sonra politika faizinde indirim beklenirken, tersine “zımni” bir faiz artışı gelmiş oldu!

Faiz artışları döviz talebini kesip kesmeyeceğini bugün ve yarın daha net test etme imkânı bulacağız. Ancak hafta sonu BDDK ve SPK’dan gelen açıklamalara göre manipülatif döviz alımı yönünde hareketlerin olup olmadığına dair bankaların denetleneceğinin ve de bir yabancı yatırım bankasının haftanın ikinci yarısında yayınlamış olduğu raporun “piyasa bozucu” nitelikte değerlendirilerek bu banka hakkında soruşturma açıldığının açıklanması, korkarım piyasaları ilk aşamada gerecektir.

Yazının devamı...

Negatif büyüme, cari fazla ve ihracat

18 Mart 2019

Bir gün akademik dünyaya kapağı atmaya karar verirsem, bu yaştan sonra yazacağım doktora tezimin konusu şimdiden hazır:

“Normal patikasının dışına çıkan yüksek büyümeler; ya gelecek nesillere ihraç edilen kriz ya da gelecek nesillerden çalınan refahtır!” (Belki böyle bir tez çalışması yapılmıştır, bilemiyorum. Yapıldıysa da okumayı tercih edeceğim.)

Ülkelerin demografik yapıları, kalkınma düzeyleri, ortalama eğitim seviyeleri, bulundukları coğrafya, doğal kaynaklarının varlığı/yokluğu o ülkenin ortalama büyüme ve devamında da kalkınmasını temelden etkileyen faktörler.

Bu temel faktörlerde ülke ihtiyacını 100 yıl karşılayabilecek petrol veya doğalgaz bulunması gibi radikal değişiklikler olmazsa ülkeler ortalama büyüme hızlarından çok da uzaklaşamıyor. Türkiye için bu oran, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ortalama olarak yüzde 4-5 patikasında seyrediyor.

Bu patikayı bir üst seviyeye çıkaracak uzun vadeli eğitim politikaları, kültürel ve demografik değişiklikler yapıl(a)mıyorsa bu patikadan kolay kolay kurtulmak ne yazık ki mümkün olamıyor.

Doğal kaynakları kıt olmasına rağmen 1980’lerde benzer kişi başı milli gelire sahip olan Güney Kore ile sıkça karşılaştırılıyoruz. 2002 yılında ilk gittiğimde herhangi bir üniversiteden mezun olabilmenin ilk koşulu yazılı - sözlü İngilizce sınavından geçmenizdi. 2012 yılında gittiğimde bu sefer üniversiteye girmenin ilk koşulu İngilizce bilmekti. Genel eğitim seviyesinde böylesine bir sıçrama yapmıyorsanız, dijital altyapınızda geniş banta geçip, özgür internet sayesinde bilgiye erişimi kolaylaştırmıyorsanız, patikayı yukarı yönde oynatmanız ne yazık ki mümkün olamıyor.

Sürdürülebilir mi?

Dönem dönem devlet eliyle verilen teşviklerle, sübvansiyonlarla bu patikanın üstüne çıkan büyümeler yakalayabiliyorsunuz. Tıpkı Kredi Garanti Fonu sayesinde 2017 yılında yakaladığımız yüzde 7.4’lük büyüme gibi... Ancak bu büyümeler bahsetmiş olduğum yapısal reformlarla desteklemiyorsa ne yazık ki sürdürülemiyor.

Yazının devamı...

ECB DE HAVLU ATTI!

11 Mart 2019

2008’e mi dönüyoruz? Finansal piyasalarda her şey sil baştan mı yaşanacak? Fed’in şubat başında yaptığı “tornistan” ile faiz artışları konusunda “sabırlı olacağım” açıklamasından sonra ECB de geçtiğimiz hafta havlu attı.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) eksi yüzde 0.40’daki politika faizini aynen korurken; faizin en azından 2019 sonuna kadar düşük tutulacağını açıkladı. Mart 2021’e kadar çeyreksel bazda, 2 yıl vadeli yapılacak yedi ihaleden oluşacak yeni bir TLTRO-III operasyona başlayacağını da açıkladı.

2019 büyüme tahmini yüzde 1.7’den 1.1’e aşağı yönlü revize ederken 2020 büyüme tahminini de yüzde 1.7’den 1.6’ya çekti.

TLTRO-III benzeri bir paket bekleniyordu ancak daha ileri tarihlerde olması fiyatlanıyordu. Erkene alınması euro/dolar paritesini olumsuz etkiledi ve 1.1330 düzeylerinde olan parite 1.1177’ye kadar geriledi, haftayı 1.1238 seviyelerinden kapattı. (Uluslararası fon yöneticileri, kısa vadede 1.1425 ve üzerine yükselişleri satış fırsatı olarak değerlendirir)

31 Ekim 2019’da görev süreci bitecek olan Draghi, dönemi boyunca hiç faiz artır(a)mamış ECB Başkanı olarak, “Sorunları bertaraf edemiyorsan, olabildiğince zamana yay” politikası ile anılacak gibi görünüyor.

ECB’nin AB bölgesi için yapacağı bu parasal genişlemenin bize yarayacağı düşünülebilir. Ancak ortada önemli bir büyü(yeme)me problemi var ki TLTRO-III geldi. Bu durumda AB’nin bizden alacağı mallar da azalacaktır. Buna bir de kademeli olarak 1.10 seviyelerine düşmesi ihtimali artan (Hatta benim meşhur 1.0727-1.0821 arasındaki ‘I. Macron Boşluğu’nu kapatacak kadar dahi gerileyebilir) değersizleşen euro nedeniyle ECB’nin parasal genişlemesinin bize faydası hayli kısıtlı olabilir. Ha bu destek AB ekonomisini toparlar, o zaman komşuda pişer, bize de düşer.

Diğer yandan cuma açıklanan ABD Tarım Dışı İstihdam verisinde 180 bin kişilik beklentiye karşın 20 bin kişilik artış açıklandı. ABD hükümetinin “kapanması” nedeniyle verinin sağlıklı toplanmasından duyduğum endişe ile ileride revize olasılığını yüksek görüyorum.

Kişi sayısından daha önemlisi ve Fed’in “sabrını taşırabilecek” veri ortalama saatlik kazançların yüzde 0.3 artış beklenirken 0.4 açıklanması oldu. Yüzde 3.9 beklenen işsizlik oranı da yüzde 3.8 olarak açıklandı ki bu veriler halen daha Fed’in bu yıl içinde en azından bir faiz artışına gitme ihtimalini artırıyor. Hal böyle olunca oransal genişlemeye artan bir hızla devam edeceğim diyen ECB ve Euro karşısında doların şansını artırıyor. Her ne kadar Trump ısrarla “zayıf dolar” istiyorum dese de...

Yazının devamı...

Küresel yavaşlama bizi de etkiler mi?

25 Şubat 2019

Son gelen ekonomik verileri ihracatımızın neredeyse yarısını yapmakta olduğumuz AB’den çok da iyi haberler gelmiyor. Avrupa bölgesindeki üretici satın almacıları indeksi (Purchasing Managers’ Index-PMI) verisi Ocak ayındaki 50.3 verisinden sonra Şubat ayında 49.2 geldi. Normal şartlar altında 50 seviyesi “eşik” kabul edilir ve bu seviyenin altına inilmesi olumsuz koşulların öne çıktığı, büyümenin yavaşlamaktansa küçülmeye dönebileceği bir ortam olarak kabul edilir.

AB’nin en büyük ekonomisi konumundaki Almanya’nın sanayideki güveni ölçen IFO endeksi de Ocak ayındaki 99.3’ten Şubat ayında 98.50’ye inmesi de AB bölgesindeki endişelerin artmakta olduğunu söylüyor. Almanya’daki yavaşlamanın ihracat kaynaklı olması, özellikle Çin ve araba ihracatı başta olmak üzere ihracata yönelik sektörlerdeki yavaşlamanın; bu sektörlere yan sanayi-ara malı üreten Türkiye için de önemli olduğunu hatırda bulundurmakta fayda var!

İmalatın durumu ne?

Bu hafta Cuma günü bizde de imalat PMI’i açıklanacak. 44.2 olarak açıklanan bir önceki veriye göre bu verinin daha düşmesi halinde bizdeki üretim tarafındaki sıkıntıların daha da artması ihtimali ortaya çıkacak. Aralık ayında sanayi üretim endeksinin yüzde 9.8 daraldığı bir ortamda PMI’nin daha da gerilemesi sadece Ocak ayını değil, Şubat ayının da ‘keyifsiz’ geçeceğine delalet ediyor olacak.

Yurt içi bankacılık sitemini kredi verme konusunda ‘tanzim kredi vermeye zorluyor’ olsak da; bu kredilerin doğru yerlere verildiğini varsaysak bile; talep tarafında yaşanacak zorluklar, dönüp dolaşıp bizi de vuracağa benziyor.

ECB’nin Mart ayına bıraktığı majör politika değişikliklerinin içinde Uzun Vadeli, Hedefli Refinansman programını (TLTRO) yeniden gündeme alıp almama konusundaki tartışmanın başlıyor olması dahi, AB bölgesindeki sıkıntıların hiç bitmediği, hatta uzunca bir süre daha devam edeceği endişelerini arttırıyor. Bizim için de hiç mi hiç iyi olmayan bir haber bu!

Geçtiğimiz hafta 7-8 Fed başkanı değişik ‘bahanelerle’ konuştular. Fed’in Açık Piyasa Operasyonları Komitesi (FOMC) üyeleri olan (bazılarının oy hakkı bulunmuyor olsa da) eyalet Fed başkanlarının çoğunluğu bilanço daraltmanın sonlandırılması gerekebileceğini dile getirdiler. Faiz artışının küresel koşullara ve ekonomik verilere bağlı olacağını dile getirirlerken, faiz artışları konusunda “sabırlı” davranacaklarını bir kez daha gündeme getirdiler.

Yazının devamı...

S&P ‘DURAĞAN’ DEDİ

18 Şubat 2019

Kredi notumuzu durağan olarak teyit eden S&P, bankacılık sektöründeki sorunlu kredilere rağmen otoritelerin düşük net kamu borcu seviyesi nedeniyle mali manevra alanı olduğunu değerlendiriyor.

Geçtiğimiz cuma günü Standard & Poor’s (S&P) notumuzu B+ ve görünümümüzü ‘Durağan’ olarak teyit etti. Bankacılık sektöründeki sorunlu kredilere vurgu yapılırken, “Buna rağmen otoritelerin düşük net kamu borcu seviyesi nedeniyle mali manevra alanı olduğuna inanıyoruz” değerlendirmesinde bulunuldu.

Otoritelerin sorunlu bankacılık aktifleri ile ilgili somut bir planı ortaya koymadığı bir ortamda, finansal koşulların sıkılaşması ve yükselen enflasyon nedeniyle 2019 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 0.5 daralmasının beklendiği ifade edilen açıklamada, ekonominin 2020 yılında yüzde 3.4 büyümesi beklenirken 2021 ve 2022 yıllarındaki büyümenin yüzde 3.2 olacağı öngörüldüğü belirtilmiş.

Geçtiğimiz hafta açıklanan bir dizi ekonomik veri S&P’nin 2019 yılındaki daralma tahminini bir anlamda destekler nitelikte. Sanayi üretimi aralık ayı yüzde 7.5 olan beklentileri de aşarak yüzde 9.8 daralırken, zayıflama ara malları başta olmak üzere sanayinin geneline yayılmış durumda. Gelen işsizlik verisi de bu daralmaya az - çok anlaşılabilir kılar nitelikteydi.

Kasım ayı işsizlik oranı bir önceki yılın yüzde 10.3 olan verisine karşın yüzde 12.3 olarak açıklanırken, genç işsizlik oranı 4.3 puanlık artış ile yüzde 23.6’ya çıktı.

Üstelik işgücüne katılım oranı yüzde 0.2 artış ile yüzde 53 olarak açıklandığı, 15 yaş üzerindeki 30.8 milyon nüfusun 20.3’ünün işgücüne katılmadığı bir ortamda. Rakamların seyri, sanayi üretimindeki düşüş önümüzdeki aylarda açıklanacak işsizlik oranlarının daha da artabileceğini düşündürüyor.

Tanzim kredi satışı

Sanayi üretimi ve işsizlik cephesindeki olumsuzlukların önüne geçebilmek adına kamu bankaları kredilerde hızlı büyümeye gidiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, İzmir’de ‘Adım Adım Ekonomi İzmir’ toplantısında yapmış olduğu açıklamalara göre; geçen haftanın son iki gününde, ocak ayının tamamı kadar kredi genişlemesi olmuş. Bunda tabii ki kamu bankalarının “tanzim kredi satışları” etkili olmuşa benziyor. 1 günden 1 yıla kadar olan vadede “yüzde 19.75 faiz ve (artı) yüzde 1 komisyon” ile verdikleri krediler ile bir çok kuruma ‘destek’ olmak hedefleniyor. Özel bankaların fonlama maliyetlerinin bu seviyeye in(e)memiş olması nedeniyle bu tanzim satışlara eşlik etme konusundaki endişelerinin de BDDK’nın aldığı ve alacağı önlemlerle azalacağı umut ediliyor.

Yazının devamı...

Seçim sathı mahalline giriyoruz!

11 Şubat 2019

Yılın ilk altı haftasında oldukça ‘oynak’ günleri geride bıraktık. Piyasalar bu haftadan itibaren gelecek kamuoyu yoklamalarını fiyatlayacak! Anketleri yakından izlemekte fayda var

Yılın ilk altı haftasını geride bırakırken, geride oldukça ‘oynak’ günleri bıraktık. Fed’in ‘tornistanı’ tüm piyasalardaki algıyı kökten değiştirdi. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde özellikle Amerikan hisse senetlerinde yaşanan düşüş, ABD Merkez bankası konumundaki Fed’in yılın ilk toplantısını müteakip faiz artışlarında ‘sabırlı’ olmaya itti! Bu yıla girerken faizler konusunda ‘önden yüklemeli’ politikalar izlemeyeceğini açıklayan Fed, yıla başlarken bilanço daraltma konusunda ‘bekle-gör’ politikasını izleyeceğini açıklayınca bizim de dahil olduğumuz Gelişen Ülke Piyasalarına adeta ‘nur yağdı!’ JP Morgan’ın rakamlarına göre 8 Şubat itibariyle Gelişen Ülke bonolarına 4.4 milyar dolar, hisse senetlerine de 3.3 milyar dolar fon girişi olmuş. Yılbaşından bu yana bakıldığında ise bu rakamlar sırasıyla 14.6 ve 16.4 milyar dolar olmuş. 2008 küresel kriz sonrasında; politikacıların ekonomi yönetiminin neredeyse tamamını merkez bankalarına bırakmalarından sonra, küresel yatırım bankaları ve fon yöneticileri, ‘Ben riski alırım. Bir sorun çıkarsa nasılsa merkez bankaları gelir, beni kurtarır’ diye düşündüklerinden fırsat gördükleri hemen her piyasaya, finansal ürüne, ülkeye kolaylıkla yatırım yapıyorlar. Biz de son haftalardaki bu dalgadan az olsa da (!) payımızı aldık! Kurdaki düşüş ve borsadaki çıkışın ardındaki en önemli sebep de buydu!

Yoğun veri trafiği

Önümüzdeki hafta gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında yine birçok veri açıklanacak. Bunlardan, bizi yakından ilgilendirenlerin başında, Almanya ihracat verisi geliyor. Kasımda yüzde 0.3 artan ihracatın aralıkta yüzde 1.5 artması bekleniyor. Almanya’daki ihracat ve sanayi üretimi bizi doğrudan ilgilendirir hale geldi. Zira Almanya’ya ara malı üreten KOBİ’lerimiz için Almanya’nın üretiminin artması hayati öneme sahip. Almanya’nın ihracatının ve sanayi üretiminin düşmesi, doğrudan bu ülkeye ara malı/mamul satan yerel tedarikçilerin sıkıntıya düşmeleri anlamına gelecektir.

Bu hafta içinde bizde de sanayi üretimi verileri açıklanacak! Reuters’ın haberinde, ‘Toplam sanayi üretiminde, aralık ayında yıllık bazda takvim etkisinden arındırılmış daralmanın yüzde 7.5 olması’ bekleniyor. Reuters’ın 9 kurumun katılımıyla yaptığı ankete göre, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksinde yıllık bazda daralma tahminleri yüzde 4 ile yüzde 8.4 bandında yer alıyor. Büyümenin öncü göstergelerinden sanayi üretimi Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, bir önceki yılın aynı ayına göre takvim etkisinden arındırılmış bazda ekimde yüzde 5.7, Kasım’da ise yüzde 6.5 daraldı, deniliyor. Sanayi üretiminin bu denli daraldığı bir ortamda büyümenin de benzer bir seyir izlemesi kaçınılmaz olacaktır!

Yurtdışı oylar yok

Yerel seçimlerle ilgili fiyatlamalar henüz başlamış değil! Kamuoyu yoklamaları nadir yayınlanıyor. Ancak yerel seçimlere 7 hafta kalmış durumda ve bundan sonraki haftalarda yerel seçime dair kamuoyu yoklamaları fiyatlanmaya başlayacak. Yerel seçim deyip, geçmeyin! Oy oranlarının genel seçimden farklı şekilleneceğini hepimiz bilsek de, yapılan en organize ve ‘sağlıklı’ kamuoyu yoklaması olması açısından en az genel seçimler kadar önemli!

Yerel seçimlerdeki oy oranları, yereldeki ‘nöbet değişimleri’ politika yapıcılarının olası adımları konusunda yönlendirici olacağını akılda bulundurmakta fayda var! Özellikle de yurt dışı oylarının oranlara dahil olmadığı bir ortamda!.. Piyasalar bu haftadan itibaren gelecek kamuoyu yoklamalarını fiyatlamaya başlayacaklar! Anketleri yakından izlemekte fayda var!

Yazının devamı...

Fed’den tornistan!..

4 Şubat 2019

Geçtiğimiz yılın son ayında 2019 yılı için faiz artış ihtimalini 3’ten ikiye indiren Fed’in politika yapıcı “Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC)” üyeleri yeni yılın hemen başında yapılan son toplantıda “tornistan” yaptılar! Gemicilikte ‘Geri vitese’ takmak anlamındaki ‘tornistan’ günlük anlamıyla 180 derece dönüş demektir. İleri giderken, geri gitmeye başlamak anlamında...

2019 için ‘kademeli faiz artışından’ söz eden Fed; verilere bağlı olmak kaydıyla “sabırlı” davranacağını açıklayarak; “planlı” faiz artışlarında vazgeçti! Bilanço daraltmaya devam edecek eden Fed, bilanço daraltmayı dahi ‘düşünebilecek’ seviyeye gelmiş durumda! ‘Trump etkisi’ mi dersiniz, ‘piyasaların şantajı’ mı dersiniz bilemiyorum ancak Fed, politikalarında önemli bir değişikliğe gitti! Faiz artışlarının olabileceği; ki Cuma günü açıklanan Tarım Dışı İstihdam (TDİ) verisi bu ihtimali destekliyor; bir yıla başladığımızı düşünürken, faiz artışlarının ertelenebileceği hatta bilanço küçültmenin “dondurulabileceği” bir yıla girmişiz de yeni haberimiz oldu!

Munisliğin bedeli

Geçtiğimiz Cuma günü 185 bin kişilik artış beklenen TDİ 304 bin kişilik bir artış olarak açıklandı! Hem de Federal hükümetin “kapalı” olduğu bir dönemde. Reel sektörde istihdam artıyor demektir! ABD ekonomisinin resesyona gireceği “endişesi” ile Fed’i baskı altında tutan piyasalar için çok da iyi bir haber değil! Veri bağımlı politika oluşturacağını açıklayan Fed’in de son açıklamasında oranla elini rahatlatan bir veri olmadı bu! Her ne kadar ortalama haftalık kazançlardaki artış yüzde 0.3’ten 0.1’e gerilemiş olsa da iş bulanlardaki sürpriz artış, piyasa karşısında Fed’in elini güçlendirir nitelikte!

Diğer yandan ABD ekonomisinin Çin ve AB’ye oranla daha iyi bir performans gösteriyor olması, Fed’in ABD’ye yönelik politikalarında sıkı para politikası izliyor olmasını destekler nitelikte. Ancak geçtiğimiz hafta Powell’ın FOMC toplantısı sonrasında yapmış olduğu basın toplantısında AB ve Çin’in büyümesindeki sorunlara yer vermesi; Fed’in kararlarını verirken sadece ABD değil, dünyanın geri kalanını da kale aldığını göstermesi açısından ilginç ve önemliydi!

Fed’in politikada “tornistan” yapmasını ilk aşamada “Trump etkisi” olarak değerlendirmek çok da hatalı olmayacaktır! Devamında piyasanın “şantajı” Fed’i ‘munis’ davranmaya itmiş ise bu munisliğin bedeli ileride mutlaka ödenecektir. Neden derseniz...

Güçlü bir mesaj

Yazının devamı...