SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Novak gibi askerin olsun!

Sezonun en ilginç maçlarından birini izledik dün. Her türlü aksiyon vardı. Kırmızı kartları, penaltı kararları ve gerilimi ile gelecek nesillere anlatılacak cinsten bir doksan dakikaya tanıklık edenler şanslı idi. Harika bir maç oldu. Müthiş keylif verdi.
Trabzonspor uzun yıllardır bu kadar karakterli bir mücadele sergilememişti. Alanyaspor gibi aldığı sonuçlar asla sürpriz sayılmayacak bir rakip karşısında 27. dakikada on kişi kalmasına karşın pes etmeyen, vazgeçmeyen, sahaya yüreğini koyan ve üç puanı anasının ak sütü gibi hak eden bu takımı alkışlamak görevimiz. Bravo fırtınaya.
Erol Bulut ve öğrencilerini de kutluyorum. Kendisi bana göre süper ligin en iyi teknik direktörlerinden biri. Çalıştırdığı her takımda mütevazı kadrolarla iyi işler yaptı. Şimdi de Alanyaspor’da bazılarını şaşırtmaya devam ediyor. Bu yüzden Akdeniz ekibinin ligdeki konumu ve topladığı puanları kimse küçümsemeye kalkmasın.
Dün Trabzonspor karşısında önemli bir avantajı vardı Alanyaspor’un. Maçın henüz başlarında eksik kalan Trabzonspor’u yenmek için hücumda çok şey denedi ama bu kez sert kayaya çarptı, olmadı.
Abdülkadir Parmak’ın Siopis’in bileğine basmasını hakem Abdülkadir Bitigen kırmızı kartla cezalandırırken, insanların aklına doğal olarak geçen hafta Sosa’nın sakatlanmasına yol açan sert hareket geldi.
Hakem kararlarında ve VAR müdahalelerinde standart sağlanamayınca, bu tip karşılaştırmaları yapmak yadırganmamalı. Abdülkadir topa müdahala ettikten sonra kontrolsüz biçimde rakibin bileğine basınca hakem Bitigen tereddütsüz kırmızı kartını çıkardı. Göztepe maçında Fırat Aydınus’un uygulamasını yerinde bulup bu hafta VAR’da görevlendiren Merkez Hakem Kurulu, yaşanan çelişkilerin sorumlusu olmaktan kurtulamaz.
Elbette Alanyaspor gibi istikrarlı bir takım karşısında 65 dakikadan fazla on kişi oynamak kolay değildi. Parmak’ın oyundan çıkmasından sonra inisiyatif konuk ekibe geçti. Nitekim ilk yarıda Cisse, Fernandes ve Bakasetas ile bulduğu üç önemli gol fırsatı vardı.
İlk kırmızı kart sahayı da tribünleri de gerdi. Tansiyon yükseldi. Tablo Trabzonspor adına dezavantaj gibi görünse de oyunda kalmak, maça tutunmak ve kazanmak farklı bir motivasyon gerektiriyordu.
Bordo-mavili oyuncular o ruhu öyle içselleştirmişti ki, Abdülkadir’in yokluğunu bir an olsun hissettirmediler. Her biri iki kişilik efor sarf etti.
Şunu açık söylemeliyim; şu ana dek oynanan maçlar içinde “Hakem-VAR” işbirliğinin adalet sağlamak adına en verimli olan karşılaşmalarından biri idi. Trabzonspor’un penaltıları, kırmızı kartları ve diğer uygulamaları elbette tartışmaya açık.
Hosseini’nin galibiyeti getiren penaltı golü ve kaçırdığı ikincisi, Ünal Karaman’ın tercihi olduğu için saygı duyuyorum. Lakin zor olan, İranlı futbolcunun ilk atışı idi. Soğukkanlı ve temiz bir vuruş oldu.
Bu koşullarda tüm Trabzonsporlu oyuncuları takdir ederken, Novak’a ayrı bir parantez açmak istiyorum. 69. dakikada kalecisi ve savunmacılarının büyük hatası beraberlik sayısını getirebilirdi. Novak öyle bir anda, öyle bir müdahalade bulundu ki, maçın kırılma anı çizgiden çıkardığı o top oldu.
Trabzonspor’un rütbelilere değil, askerlere ihtiyacı var. Ve görüyorum; bu takımda kimse diğerinin ne yaptığına değil, birlikte ne yapabiliriz düşüncesinde. Bu farkı yaratan Ünal Karaman’ı kutluyorum.
Son olarak, dün 10 Kasım idi. İki takımın da yüce Atatürk’ün anısına sahip çıkması gurur vericiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve özlemle anıyorum!

Yazının devamı...

VAR’dan şeytan mı çıktı?

Geçen hafta Süper Lig’de yine hakem ve Video Asistan Hakemliği konuşuldu.
Özellikle iki maçta hakemlere ciddi tepkileri vardı. Trabzonspor- Göztepe karşılaşmasında Titi’nin Sörloth’un ayağına bastığı pozisyonun penaltı olup olmadığı, Jerome’un Sosa’yı sakatlayan darbesi, Kayserispor- Fenerbahçe müsabakasında kaleci Altay’ın rakibinin kasıklarına attığı diz ve aynı maçta Serdar Aziz’in hakem Arda Kardeşler’in karizmasını çizdiği iddia edilen hareketi.
Burası önemli, çünkü bu Merkez Hakem Kurulu Suat Arslanboğa’yı hakemlik onurunu koruyamadığı gerekçesiyle “aforoz” etmiş ve profesyonel sözleşmesini sonlandırmıştı.
Ama görüyoruz ki MHK, Trabzonspor maçının hakemi Fırat Aydınus ile Fenerbahçe karşılaşmasının hakemi Arda Kardeşler’i başarılı bulmuş! Her ikisinin de bu hafta görevleri var. VAR’dakilerin de hakeza!
Kurulun hafta içinde TFF sitesi üzerinden yaptığı açıklamaya gelince. VAR’ın nasıl işlediği ve nasıl kullanıldığı ile ilgili ifadeler “aydınlatıcı” olsa da, yukarıda sözünü ettiğimiz maçlarda tartışmalara neden olan pozisyonları aklamaya yetmiyor. Kafalar hâlâ karışık ve soru işaretleri yanıtsız duruyor.
Yayıncı kuruluşun FIFA kokartı adayı Arda Kardeşler ile Serdar Aziz arasında yaşanan olayın görüntülerini gözlerden uzak tutması da ayrı bir konu!

“Bence” diye diye!
Şunu net olarak söylemeliyim; VAR hâlâ gerçek amacına hizmet etmekten uzak kalıyor.
Bırakın futbol kamuoyu, yorumcular ve taraftarı, hakemlerin dahi VAR’ı tam olarak algılayıp uyguladığını düşünmüyorum.
Bir kere, onca eğitim ve seminere rağmen standart yok. Riva’daki ile sahadaki hakem arasındaki kıdem ve kariyer farkı, pozisyonların VAR prensipleri çerçevesinde doğru uygulanmasını engelliyor.
İkincisi; bazı hakemler işin tilkiliğini çoktan öğrenmiş bile! Hakem ile VAR’daki hakemin diyaloğu çok önemli. Kritik bir pozisyonda hakem “Bana göre temas yeterli değil”, “Bence hareketin şiddeti kırmızı gerektirmiyor” gibi ifadeler kullanıyorsa, VAR biçare kalıyor, müdahale edemiyor.
Hakemin durumu idare etmek için “Bence” demesi tam bir kurnazlık örneği.
MHK, işin sırrını genç yaşta çözen ve VAR’daki hakemi devre dışı bırakan isimleri öğrenmek istiyorsa, sezon başından bu yana oynanan maçların VAR odası konuşmalarını dinlesin bir zahmet! Çünkü iş gerçekten tehlikeli noktalara gidiyor.

Keskin sirke
Sistemin boşluğunu kafalarına göre kullanan ve cin olmadan adam çarpmaya kalkanlar, yarın daha büyük sorunlara yol açabilir! Ve hakemler arasında da yeni husumetlerin doğmasına neden olabilir.
Çeyrek asırdan bu yana hakem camiasının içindeyim. Hakemlerin birbirine verdiği zarar; medyanın, kulüplerin, teknik adamların ve futbolcuların hakemleri yıpratmasından kesinlikle az değil.
MHK Başkanı sayın Zekeriya Alp! İçerideki kamplaşmayı ve düşmanlığı önleyemediğiniz takdirde ne yapsanız beyhude.
Buna bir de MHK’lerin her dönem başına dert olan şehircilik, adam kayırma gibi adalet ve güven duygusunu olumsuz etkileyen faktörleri ekleyin...
Umarım bu görevi kabul ettiğinize pişman olmazsınız!

İngiltere nereeee!..
Birileri çıkmış İngiltere’deki Video Asistan Hakemliği uygulaması ile Türkiye’yi kıyaslamaya kalkıyor.
Adamlar VAR’ı bile IFAB’ın belirlediği kurallar dışında kullanıyor.
Kafalarına göre yani...
Kusura bakmayın da, kıyaslanması gereken daha önemli şeyler var.
Örneğin, hakemlere güven ve bakış açısı.
Premier ligin marka değeri.
Ülkedeki futbol kültürü.
Kulüplerin geliri ve bütçeleri.
Taraftarın aidiyet duygusu.
Medyanın futbola yaklaşımı.
Demokrasi ve hukuk anlayışı.
Biz tüm bu faktörlerde İngiltere ile boy ölçüşebilecek seviyede miyiz ki, Video Asistan Hakemliği konusunda yanlış bir uygulamayı örnek alalım?

Yabancı kaldık!
Süper Lig’de yabancı oyuncu sayısı niçin serbest bırakıldı?
Avrupa kulvarında mücadele eden kulüpleri daha güçlü kılmak ve başarılı olmak için.
Yararını, zararını bir kenara bırakın, bugün yaşadığımız tabloya bakın.
Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor tel tel dökülüyor. Ligdeki durumları da malum. Tek gururumuz Başakşehir.
Eee, neye yaradı onca transfer, harcanan on milyonlarca para? Karşılığında ne var?
Futbol Federasyonu lafı eveleyip gevelemeden yabancı oyuncu sayısıyla ilgili kararını tez vakitte almalı.
Almalı ki, kulüpler bugünden planlamasını yapmalı, kademeli olarak normale dönülmeli.
Unutmayalım, bunun için en az 3 yıla ihtiyacımız var. Ha deyince olmuyor bu işler!

Yazının devamı...

Defteri Ünal hoca kapattı!

Son Krasnodar yenilgisinin ardından şöyle demiştim;
“Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, bu skordan sonra iki lig arasındaki tercihini doğru yapmalı. Avrupa’da yola devam etmek hayalden de öte bir hedef. Gerçekçi olmak gerekirse bu kulvar ağır geldi takıma.”
Dün gece Rus temsilcisi ile oynadığımız rövanş maçında Karaman tercihini çok açık şekilde belli etti.
Çoğu Süper Lig’de dakika dahi almamış oyuncuları sürdü sahaya.
Peki ne demekti bu?
Sakat oyuncuların fazlalığında gençlerin önünü açmak, onlara şans tanımak, yüreklendirmek ve A takıma hazırlamak mı?
Ünal hocaya saygı duymakla birlikte, “bu takımın günahı da sevabı da bana ait” demesine rağmen hedefleri açısından doğru maç seçtiğini düşünmüyorum.
Bir kere, son derece kritik noktada bulunan Türk futboluna puan kazandırma gibi bir kaygısı yokmuş Karaman’ın.
İkincisi; hiç birlikte oynamamış bu çocukları Avrupa arenasında test etmek hoş olmadı.
Hocam kusura bakmasın da, burası hazırlık kampı değil ve gençler bu tarz maçlarla kazanılmaz. Ben hiçbirine kızmıyorum. Kimse de sahadakileri eleştirmesin. Hepsi elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. İlk yarım saat iyi direndiler. Çok koştular, mücadele ettiler. Ama olmadı. Üçüncü bölgede yetersiz kaldılar.
İlk yarıda Avdijaj’ın tek şutu dışında rakip kalede görünmediler. Bu arada yedikleri iki gol de heveslerini kırmadı, aynı iştahla oyunda kalmaya çalıştılar.
Kişisel fikrim, Ünal Karaman’ın ligde de aynı cesareti gösterip teker teker onları takıma monte etmesi yönünde. İşte o vakit kendisini ayakta alkışlarım. Aksi takdirde Krasnodar maçı bir fantazi olarak kalır akıllarda.
Hocanın ikinci yarıdaki hamlelerine gelince. Nwakaeme, Sörloth ve Yusuf Sarı değişiklikleri skora yönelikse, soru şu; “Neden oyuna böyle başlamadınız?”
Değilse, keşke aynı kadro maçı tamamlasa idi.
Trabzonspor için Avrupa defterinin erken kapanması sürpriz değil. Bu kadar çok sakatlığın yaşandığı bir takımın, yoğun maç trafiğinde bekleneni verememesi çok normal.
Başkan Ahmet Ağaoğlu’nun taraftarı heyecandıran söylemleri ile gerçekler maalesef örtüşmedi. O zaman Trabzonspor’un yönetimi, teknik direktörü, futbolcusu ve camiası ile birlikte kilitlenmesi gereken tek şey Süper Lig...
Bu kadar fedakârlık, özveri ve yatırımın bir karşılığı olacaksa, yeni Yusuf’lar, Abdülkadirler ve Uğurcanları bordo-mavili formaya kazandırmak ile olmalı. Türk futbolunun ve milli takımın buna çok ihtiyacı var.

Yazının devamı...

Ellerim acısın, razıyım!

Bu yazıya sadece maç yorumu olarak bakmayın lütfen.
Trabzonspor transferin ilk günlerinde dokuz tane genç oyuncu ile sözleşme imzaladığında, taraftar gruplarından “yıldız futbolcu istiyoruz” diye homurtular yükseliyordu.
Ligin başında Abdülkadir Ömür ve Ekuban’ın sakatlıklarından sonra başkan Ahmet Ağaoğlu ile konuşuyorduk. Üzgün ama kaygılı değildi.
Lakin şikayeti vardı; “Federasyon rezerv ligi kaldırmasın diye yırtınıp durduk. Elimizdeki genç futbolcuları oynatacağımız ve A takıma kazandıracağımız bir organizasyon lazım. Bize değil, tüm kulüplere...” serzenişinde bulunmuştu.
Evet, Trabzonspor sakatlıklar konusunda Süper Lig’in en talihsiz takımı. Değerli oyuncularını uzun zamandır kullanamıyor. Fakat Ağaoğlu’nun işaret ettiği o gençlere fırsat yarattı bu olumsuzluklar.
Teknik direktör Ünal Karaman’ı gençlere verdiği destek konusunda takdir ediyorum. Kaybetse dahi bahane üretmiyor. Türk futbolunun böyle bir zihniyete ihtiyacı var. Darısı diğerlerinin başına...
Karaman, gelecek hafta Avrupa Ligi’nde oynayacağı Krasnodar maçını da dikkate alarak rotasyona gitmiş olabilir. Hakkıdır.
Küçümsemeyin, Göztepe gibi tamamı deneyimli futbolculardan kurulu, üstelik kazanılması gereken maçta Ahmet Cambaz, Doğan Erdoğan ve Yusuf Sarı ile başlamak günü değil, geleceği planladığının göstergesi idi.
Dün akşama gelince. Gençler, yeniler ve az süre alanlarla harmanlanmış bir Trabzonspor’u kaybettiği için eleştirmek yerine, kimin ne yaptığına ve nerede oturduğuna bakmak daha doğru olur.
Futbolun sonuç oyunu olduğu gerçeği üzerinden yorum yapmak, gerçek emeğin sorgulanmasına yol açar ki, haftalık yaşayanları memnun etmek kolay değil.
Geri düşünce doğal olarak bir hamle yapması gerekiyordu Ünal Karaman’ın. Değişiklikler asla gençlerin hevesini kırmamalı.
İkinci yarı başlarken son haftaların formda oyuncusu Kamil Ahmet ve müzmin yedek Avdijaj’ı sahaya sürdü Karaman.
Peki, Avdujaj’ı yarım saat sonra genç hücumcu Koray ile değiştirme ihtiyacını niye duydun diye sormak ayıp mı olur hocam?
Olsun, soruyorum. Kurgudaki yanlışlığa vurgu yapmak sizi üzer mi?
Trabzonspor ikinci yarıda eşitlik sayısı için büyük uğraş verdi. Bu sezon bu kadar istekli oynadığı bir bölüm görmedim. Çok istedi, çabaladı, pozisyon üretti, olmadı.
Top rakipte iken savunmaya hızlı dönen Göztepe engeli aşmak kolay değildi. Hele karşınızda Beto gibi bir efsane varsa. Genç file bekçisi Uğurcan’ın tek başına kazandırdığı puanlara bakarsanız, Trabzonspor’un kaybettiklerine hayıflanmaya hakkı yok sanırım.
Futbol tabiriyle o “pis golü” çıkarmak için hücum anlamında daha fazla alternatife ihtiyacı vardı Karadeniz ekibinin.
Ancak transferde aldığı paraların karşılığını vermesi gerekirken ve tam da ona ihtiyaç duyulurken, bir “yıldızı” yoktu kulübede.
Eleştirince kızanlara söylüyorum; Trabzonspor kimsenin babasının, ailesinin veya sevgilisinin çiftliği değil.
Yıldız olamayacaksan, parlayacağın yere gideceksin. Işığın bu kenti aydınlatmıyorsa, hesap vermek zorundasın Sör Sturridge.
“Hazır değilim”, “Sakatım”, “Mutsuzum” tekerlemeleri, kemençenin tellerini incitiyor. Gerçeği herkes görmeli!
İşini iyi yaptığın vakit seni alkışlamak boynumuzun borcu.
Doğrusu, ellerimin acımasını çok istiyorum!

Yazının devamı...

VAR kadrosu ve gençler!

Video Asistan Hakemliği futbolumuza girdikten sonra bilgisi olmayanlara veya ilgisi bulunmayanlara çok malzeme çıktı.
Alâkasız pozisyonlarda “VAR niye müdahale etmedi” ya da, “Hakem niçin VAR’a gitmedi” yorumları hem kafa karıştırmaya devam ediyor, hem de tartışmaların düzeyini düşürüyor.
Merkez Hakem Kurulu ve VAR koordinatörü Barış Şimşek, futbolun paydaşlarını Video Asistan Hakemliği hakkında bilgilendirmek adına ciddi çaba harcıyor.
Sanırım ligin devre arasında geniş kapsamlı bir davet ile VAR “aydınlatması” planlanıyor. Ben de bunun zorunluluk olduğunu düşünüyorum.
Televizyonlarda hakem konuşan, gazetelerde “hakem uzmanlığı” yapan, medyada futbol yazanlar için önemli bir fırsat olacak bu.
Video Asistan Hakemliği konusunda sıkıntılar yaşandığı inkâr edilemez. Sistemin oturması, doğru anlaşılması ve uygulanması için profesyonel bir kadro şart.
MHK Başkanı Zekeriya Alp ve ekibi VAR görevlendirmelerinde bu ekibin provasını yapıyor.
Bir defa şu net; her hakem Video Asistan Hakemi olamaz. Laf olsun diye de o odaya sokulmaz. Olumsuz sonuçlarını geçen sezondan bu yana görüyoruz.
Aldıkları eğitimi inkâr eden, seminerlerde verilen talimatları hiçe sayanlar ile bu kadar büyük bir yatırım heba edilemez.
Pratik zeka, gördüğünü doğru yorumlamak, hızlı karar vermek ve saha içi ile uyumlu olmak önemli.
VAR’ın başına geçip ne hatalar yapan deneyimli (!) hakemler biliyoruz.
Artık çoğunlukla VAR’da görev yapacak, zaman zaman düdük çalarak futbolun içinde kalacak uzman bir ekip oluşturulacak.
Sanırım devre arasına kadar isimler netleşir. Bu doğrultuda 20-25 kişilik hakem ve yardımcı hakem grubu söz konusu.

Doğru hedef gençler
Süper Lig buz dağının görünen yüzü. Onunla yatıp kalkıyoruz. Her hafta saatlerce hakem konuşuyoruz. Hani olmaz ya, çıkarın hakemleri futbolun içinden, televizyon programlarının çoğu yayın süresini yarıya düşürür.
Neden? Futbolcuyu, teknik direktörü ya da yöneticileri bu kadar acımasızca eleştirmek mümkün değil de ondan. Ayrıca hakemi günah keçisi yapmak en kolay reyting yöntemi. Onlar da maşallah her türlü malzemeyi veriyor. Merkez Hakem Kurulu’nun hakemlerin genel performansından memnun olmadığını biliyorum.
Yapılması gereken; mevcut kadroyu cesaretli, hakemliği sırf para değil, idealleri için kovalayan yetenekli gençlerle takviye etmek.
Bu konuda çok ciddi çalışmalar gündemde. Alt liglerde onlarca hakem maçlarına giderek izleniyor, raporları MHK’ye iletiliyor, bir üst kategoride görev verilip gelişimi titizlikle takip ediliyor.
İşin bu tarafı medyayı pek ilgilendirmez ama, Zekeriya Alp’in bir önceki döneminde yarıda bırakmak zorunda kaldığı bu projenin ürünlerini almak istediği net.
Hakemliğin altyapısını sağlam tutmak, futbolculardan çok daha önemli, zahmetli ve zaman gerektiren bir mücadele.
Geride iz bırakmak ise, hepsinden değerli. Umarım planladıkları ve düşündükleri gibi olur.

Sturridge sezona damga vurmalı
Daniel Sturridge, Trabzonspor için önemli bir oyuncu. Kalitesi tartışılmaz. Premier ligdeki öyküsü belli.
Ve ilk kez İngiltere dışında bir ülkede forma giyiyor. Uyum süreci ve alışkanlıklar, performansını etkiliyor mutlaka. Henüz istenilen seviyede olmadığını onu tanıyan herkes biliyor.
Ama bu, eleştirilmeyeceği anlamına gelmiyor. Sturridge, Trabzonspor’dan ciddi para kazanıyor. Bonusları ile birlikte yıllık 5 milyon euro az değil. İnsanlar da karşılığını bekliyor. Daha çok çaba göstermesini, takım arkadaşlarına adapte olmasını talep ediyor. Haa, mutsuz isen gideceksin.
Ünal Karaman’ın da düşüncesi bu yönde. Böyle bir silahınız varken kim kullanmak istemez? Trabzonspor’a yılda bir-kaç maç kazandıracak değil, sezona damga vuracak bir Sturridge izlemek istiyor taraftar.
Önümüzde bir Sosa örneği duruyor. Kusura bakmayın da, Arjantinli kaptanın 34 yaşında yaptığı işleri görünce, diğerlerinin de maaşlarının karşılığını vermeleri gerekiyor!

Protokole değil, bayrağa saygı!
Ünal Karaman’ın Trabzonspor teknik direktörü olduktan sonra başlattığı sıra dışı uygulamalarından biri de, maç öncesi ulusal marş söylenirken futbolcularının bayrağa dönmeleri olmuştu.
Kimileri yadırgadı, bu ne dedi. Kimin umurunda?
Trabzonspor dışındakilerin yıllardır süre gelen alışkanlıkları devam ediyor.
İyi de, ne demek protokole karşı esas duruşta Ulusal marş okumak? Saygı o tribünde oturanlara değil, bayrağa gösterilir.
Asker, polis, jandarma ne yapıyor? Stadın neresinde Türk bayrağı varsa, dönüp selam duruyor.
Hangi takım ne yapar bilemem. Ama Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’e naçizane önerim, artık hakemler de doğrusunu yapsınlar, örnek olsunlar.
Ve Şenol Güneş hocam. Milli maçlarda da bu tabloyu görmek istiyorum ben!..

Küçük balık kalmadı!
Daha ligin 10. haftasındayız. Sezon başı kadro planlamasını doğru yapmayan pek çok kulüp var.
Dolayısıyla devre arası transferde yine bir dolu para harcanacak.
Kulüp ismi önemli değil. Kim istediği yerde değilse, o üzerine alınsın.
Habere göre A kulüp, falanca kulübün üç değerli oyuncusunu takibe almış. Bu futbolcular da öyle böyle değil, üst düzey, kendini kanıtlamış. Milli takıma yükselmiş. Elbette her teknik adam kadrosunda görmek ister. Lakin o kulübün zirve hedefi varsa, geçen sezon şampiyonluğu kıl payı kaçırdı ise, niçin takasa girsin, ya da kelepir fiyata satsın oyuncularını?
Artı, talep eden kulübün ekonomik tabloları da ortada. Bedava alamayacağına göre, hangi bütçeyi kullanacak?
Zaman zaman bu tarz transfer söylentileri çıkar. Belki taraftarın da hoşuna gider. Ama o kadar.
Türk futbolunda kulüplerin maddi açıdan ne kadar sıkıntıda olduğu malum. Eskisi gibi hovardalık yapma şansları hiç yok.
Büyük balık küçük balığı yer mantığı işlemiyor artık. Hepsi aynı suda yüzüyor ve güçleri denk.
Yani, herkes yerini ve haddini bilecek, kimseyi küçümsemeyecek.

Yazının devamı...

Savaşacak takım lazım!

Hafta içindeki Krasnodar maçından sonra Trabzonspor’un hedefinin Avrupa değil, lig olduğu konusunda naçizane fikir beyan etmiştim. Uzak kulvarda yürümek ve sonuç almak artık çok zor.
Dolayısıyla Süper Ligin mazereti olmamalı. Dün gece bu anlamda önemli bir maç izledik. Son ana kadar heyecan üst düzeyde idi. İki takım da UEFA liginde zorlu bir doksan dakika oynamıştı. Başakşehir süper lige iyi başlamasa da, sakat futbolcuları döndükten sonra kısa sürede toparlanan bir ekip. Çok kaliteli ayakları var ve savunmada önlem almazsanız her an başınıza dert açabilir. Öyle de oldu. Rakip kalede ciddi pozisyonlar üretti.
Trabzonspor ise hücum kurgusunda zayıf kaldığı fazla idi. İlk yarıda bir karambol pozisyonu dışında Başakşehir’i zorlayamadı. O dakika gerçekten ilginç idi. Hani top kaleye girmek istemiyorsa, ne yapsanız nafile diye. Başakşehir kalecisi Mert ve savunmacıları adeta duvar ördü skorun değişmemesi adına. Meşin yuvarlak bulamadı üç direğin arasını.
Her teknik direktörün oyuncu tarcihlerine her vakit saygı duyarım. Hafta boyu ne yaşadıklarını kimse bilmez. Kimin hazır olduğuna o karar verir. Ünal Karaman Krasnodar maçından sonra Sturridge ile ilgili “Tam hazır değil. Belki 20 dakika, belki yarım saat oynayabilir” demişti. Dün gece ilk on birde şans verdiği Sturridge takımını adeta bir kişi eksik bıraktı. Bu arkadaşlarına haksızlık. Emeğine ve çabasına yazık.
Kimse penaltı golü ve popüler dansını 61. dakika ile ilişkilendirip gerçekleri görmezden gelmesin. Tıpkı Başakşehir’in en önemli hücum silahı olmasına karşın Visca’nın eşitliği getiren sayısı gibi. Performans değerlendirmesi için kolay son vuruşlara değil, yaptıkları işe bakmak gerek.
Mesela Doğan gibi. Mesela Sosa, Nwakaeme gibi. Mesela Sörloth gibi. Trabzonspor’a savaşacak oyuncular lazım. Yüreğini ortaya koyacak, biz buradayız diyecek cinsten.
Kariyerinin ardına sığınıp taraftarı kandıranlar ile gençlerin bir tutulması, ağrıma gidiyor açıkcası. O zaman ne işiniz var burada diye sormazlar mı adama? Yanıtını merak ediyorum.
Trabzonspor kendi ligine dönmeli demiştim. Bu gerçeği yürekten hissediyorsanız, takım olarak gereğini yapacaksınız. Kazanmak için mücadele edenler ile para kazanmaya gelenleri ayıramadığımız vakit, adalet kavramınız tartışılır hale gelir.
Zorlu bir deplasmandan puanla ayrılmak ve son ana kadar teslim olmamak önemli. O zaman, bu idealin peşinde koşan futbolcu grubuna ihtiyacınız var. Vitrin değil, vizyon önemli.
Bu sezonu anlamlı kılacak tek şey, Trabzonspor ruhunu içine sindirmeyi bilenlerle yola devam edebilmek. Ünal Karaman’ın inisiyatifi dışında gelişen transfer politikalarına çekinmeden tavır koyması, belki yönetimi de yaptığı hatalardan arınması adına yararlı olabilir!

Yazının devamı...

Futbol, siyaset, polemik!

Medyada, batmak üzere olan Trabzonspor’un devlet desteği ile ayakta kaldığı ve kulübe ayrıcalık yapıldığı yolunda saçma sapan bir tartışma başladı.
Bu ülkede futbol, yıllardır siyasetin ilgi alanından çıkmadı. Hep beraber yürüdüler.
İstisnasız, hemen her kulübün siyaset ile ilişkisi oldu. İsteyerek, bilerek, talep ederek...
Genç nesil anımsamaz. Küme düşen kulüpler darbeci paşaların talimatı ile lige döndü. Mahkemeler ligdeki takım sayısına müdahale etti. Devleti yönetenlen Futbol Federasyonu Başkanı atadı. Merkez Hakem Kurulu başkanlarına bile eli uzadı siyasetçilerin.
Gelelim yakın geçmişe ve günümüze.
Burada Fenerbahçe kulübünü ve dönemin başkanı Aziz Yıldırım’ı Şükrü Saraçoğlu’nun yeniden inşaası konusunda ayrı tutarak söylüyorum.
Stat yapmak için siyasetçilerin kapısını aşındırmayan, özel izin çıkarmak adına takla atmayan, tarihi mekanları ranta kurban etmeyen, “Atatürk” isimli tesisleri arenaya çevirmeyen kaç kulüp var?..
Vergi ve SGK borçlarını defalarca erteleten, karşılığında seçim pazarlığına giren, milyarlarca dolar borcu öteletmek, yapılandırmak, affettirmek için tüm değerlerini yok sayan kulüpleri kim görmezden gelebilir?..
Trabzonspor’un avukatı değil, 15 yıldır maçlarını takip eden, kulüple ilgili sorunları hasbelkader bilen bir gazeteciyim.
Siyaseten o kulübü yöneten ve yaptığı işi eline gözüne bulaştıran başkanları da tanıyorum. Yüz milyonlarca lira borcu yaratanların da arkasında güç vardı.
2010-11 sezonunda hakkının yendiğini iddia edenlerin ve hakkının teslim edindiğini savunanların yüzleşmesi gereken onca gerçek dururken, siyasetin gri koridorlarında dolaşmayı zül görmeyen kaç kulüp başkanı ve yönetici çıkar, söyler misiniz?
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine dinamit konur, yargısından futboluna her kurumundan koşulsuz teslimiyet istenir, ülkeyi yönetenler kandırılırken, kimler bir banka üzerinden dönen dolapları gündeme getirebildi?..
Olan, elektrik su parası için hesap açanlara oldu!
Trabzonspor’un çıkarları için devreye giren ne kadar siyasetçi varsa, başarısız olmasını isteyen ve geçmişteki Anadolu devriminin tekrarlamasınından korkan o denli büyük bir kitle var.
Bunu 35 yıldır mensubu olduğum medya ile sınırlı tutmuyorum. Bir derdiniz varsa, ülke futbolunu bütün üzerinden değerlendireceksiniz.
Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Siyasetin bulaşmadığı, müdahale etmediği, çıkar sağlamadığı bir Allahın kulunu bulan beri gelsin. Bulamayan da konuşmasın!

Milli takım ve hakemler
Merkez Hakem Kurulu’nun ödül-ceza sisteminden uzaklaşmasını yadırgamıyorum.
Hakem atamaları ile ilgili eleştirilerin dozunun artmasına kimse gönül koymasın.
Süper Lig kadrosu 43 kişi ama, görev vereceğiniz hakem sayısı belli.
Dönüp dolaşıp aynı isimler kullanılınca, adalet sözcüğü de tartışılır hale geliyor.
Zekeriya Alp başkana sırtımı döner yürürüm. O kadar dürüst ve iyi niyetli bir insandır.
Lakin “nereden bulaştım bu işe” deme noktasına gelmesinden endişeliyim.
Evet karışanı, hesap soranı yok. Aldığı radikal kararları sorgulayan yok. Ama o da bir yere kadar.
Bu ülkede Futbol Federasyonu’nun başarılı olduğunun söylenebilmesi için iki kriter var.
İlki A Milli Takımın performansı. O şu aralar iyi gidiyor. Eminim Avrupa şampiyonasında var olacağız.
İkincisi hakemler. Maalesef bu konuda sıkıntı çok. Her türlü imkan sunulmasına rağmen şikayetler bitmiyor.
Madem bu iş “profesyonel” düzeyde yapılıyor, hakkını verenler ile beceremeyenleri ayırmak zor olmamalı!
Hakem camiası Ocak ayında her türlü sürprizle karşılaşabilir!..
Futbolu yönetenlerin yeri geldiğinde neleri feda edebileceğini iyi biliyoruz.

Aman sayın Ağaoğlu!
Fikret Orman’ın Beşiktaş Kulübü başkanlığını bırakmasından sonra, Kulüpler Birliği Vakfı başkanlığı görevi de doğal olarak sona erdi.
Vakıf başkanlığı unvanı son yıllarda tam bir angarya. Göksel Gümüşdağ’ın hakkını verelim. Onun döneminde kulüpler ciddi kazanımlar elde etmişti.
Gümüşdağ, Video Asistan Hakemliği (VAR) dahil, pek çok konuya öncü olmuştu. Kurumun ağırlığı ve ciddiyeti vardı.
Sonrası malum. Fikret Orman ile birlikte tabela derneği haline geldi.
Şimdilerde duyuyorum. Vakıf başkanlığı için heveslenen, hatta kulis yapanlar var.
Aman diyeyim. Hele Trabzonspor kulübü başkanı Ahmet Ağaoğlu’na!
Sayın Ağaoğlu; kimsenin dolduruşuna gelmeyin. Neredeyse çeyrek asırdır Golf federasyonunun patronusunuz.
Üstelik Trabzonspor kulüp başkanlığı gibi ağır bir sorumluluğunuz var.
Kulüpler Birliği Vakfını yönetmek, kağıt üzerinde asla bir unvan ve onur değil.
Son seçimde dönen dolaplar sizi hırslandırmasın. Avrupa ligi maçının olduğu gün yapılan genel kurul davetine katılmamanız iyi olmuş.
Bir koltuğa iki karpuz anca sığar. Heveslisi varsa destekleyin, ama önceliğiniz Trabzonspor’un başarısı ve yarınları olmalı.
Boş verin, bu kadar başkanlık yeter...

Annem, annem!
İnsanın sahip olabileceği en büyük servetin sağlık olduğunu anlamak için, alim olmak veya 100 yıl yaşamak gerekmiyor.
Ne para ne pul. Ne saray ne lüks araba. Ne unvan, ne makam.
Rahmetli babam “bir nefes için her şeyimi verirdim” derdi. Anlayamamıştım, geç de olsa öğrendim!
Ya analarımız? Hayattaki en değerli varlığımız onlar.
Bizi doğuran, besleyen, büyüten, Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi “adam eden” anamız.
Sevgi, hoşgörü ve saygı ile ayakta kalacak bir düzenimiz var.
Ailemize, arkadaşlarımıza, dostlarımıza, bu coğrafyada yaşayan insanlarımıza sahip çıkmak için geç kalmayalım.
Kırmayalım, dökmeyelim, üzmeyelim, hak yemeyelim, yedirmeyelim.
İçten bir gülümseme, sıcacık bir günaydın, seni seviyorum demek için geç kalmayalım.
Seni çok seviyorum güzel annem. İki iyilikten biri seninle olsun dilerim!..

Yazının devamı...

Ligimize geri dönelim!

UEFA Avrupa liginde “ya tamam, ya devam” niteliğinde bir maçtı Trabzonspor için. Grup sonuncusu Krasnodar’ı yenip ilk galibiyetini almak, iddiasını sürdürebilmek adına çok önemli idi. Beceremedik. Her şey istediğimiz gibi giderken pis bir golle teslim olduk. Umutlarımız kısa sürede bitti.
Teknik direktör Ünal Karaman’ın dün geceki rotasyon tercihi savunmadan yana idi. Hüseyin- Hossein ikilisi yerine Fernandes ve Campi ikilisiyle başladı.
Bunun anlamı çok netti; Bu takımda asil-yedek yok. Hak eden formayı giyer. Bunun karşılığı tek kelime ile adalet idi. Lakin kim oynarsa oynasın, savunmada en küçük bir hatanın dahi telfasi yok.
Trabzonspor oyuna kontrollü başladı. Sağda Pereira, solda Novak’ın kanat organizasyonlarındaki etkisi, Yusuf Sarı ve Abdülkadir Parmak’ın orta alandaki baskılı oyunu ile birleşince, daha üretken olan taraf temsilcimiz oldu.
Nwakaeme, Sörloth, Yusuf ve Sosa ile yakaladığımız ciddi pozisyonlar vardı ilk yarıda. Bir tanesi olumlu sonuçlansa, maçın kaderi değişebilirdi.
İkinci bölüm temsilcimiz adına kabus gibi başladı. 49. dakikada Berg’in ite kaka attığı gol, mahalle maçlarında yenmeyecek cinstendi.
Sonrası zordu elbette. İnisiyatifi kaybettikten sonra toparlanmak kolay değildi. Üstelik takım savunmasını iyi yapan bir rakip varsa karşınızda.
Trabzonspor’da dün gece işini hakkıyla yapan üç isim vardı. Kaptan Sosa, Pereira ve Yusuf Sarı. Ama yetmedi tabii. Özellikle hücum hattında istediklerini yapamadı bordo - mavili ekip. Sörloth yeteneğini gösterecek paslar alamadı. Nwakaeme bireysel özelliklerini sergileyemedi, son vuruşları çok kötü idi.
Futbol hata affetmiyor. Ne kadar baskılı oynarsanız oynayın üçüncü bölgede üretken olamıyor, az da olsa bulduğunuz pozisyonları değerlendiremiyorsanız, yediğiniz golü telafi etmeniz mümkün olmuyor. İkincisine engel olmak da zor.
Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman bu skordan sonra iki lig arasındaki tercihini doğru yapmalı. Avrupa’da yola devam etmek hayalden de öte bir hedef.
Gerçekçi olmak gerekirse, Avrupa Ligi ağır geldi takıma. Bu yükü kaldıracak gücü ve kapasitesi yok. Zorlamaya da hakeza.
Dün gece şunu gördük, Rus temsilcisi maçı kazandı ama Trabzonspor Sosa gibi bir kaptana sahip olmanın ne anlama geldiğini gördü.
Darısı bu kent ve aldığı para arasında yaşadığı çelişkileri çözmesi gerekenlerin başına. Milyonlarca euro alıp en kritik dönemlerde Trabzonspor’u yalnız bırakan değil, Sosa gibi giydiği formanın hakkını verenlere ihtiyacı var bu kentin...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.