Sevmek dokunmaktır, sarılmaktır, fizikseldir diyene 'Hayır, öyle değildir!' denilmez. Sadece, bir de dokunmadan, sarılmadan hissedilen sevgi için ne düşündükleri sorulabilir. İkna etmek ya da bir değişiklik yapmak için değil, suyun sadece bardakta değil nehirde de olduğunu göstermek için.

Bardak gibi herhangi bir kap; sınırlara, sınırlandırmalara ve en önemlisi tükenmeye sebep olan düşünceler üretecektir, kendi sevgimiz için bile.

Oysa sadece düşünürken bile hissettirecek kadar güçlü olan sevgimizi, niye bir su bardağına sığdıralım ki? Nehir olmak varken!

Kimse kızmasın, birine dokunmadan sevmek olur dediğim için. Biraz uzaklaşalım kaplarımızdan ve kalıplarımızdan, düşünelim. Sevgiyle dokunduğumuzda ne oluyor? Hadi biz dokunduğumuzu bilemeyiz, başkası adına konuşmayalım, kendi hissettiklerimiz varken deyip, kendimizi denek olarak kullanalım.

Sevgi ile dokunulduğunda hissettikletimizi sayalım. Dokunan kişiye olan sevgi bağımız nasıl ise huzurla başlangıç yapıp, bedenimizdeki ilgili tüm kimyasalları bizi iyi hissettirecek şekilde çalıştırarak devam eder. Adına ne dersek diyelim, sevgi ile dokunulduğunda, bedenin hem sinir sistemi hem de metabolizması aynı düzende çalışacaktır.

Bunu sağlayan nedir? Dokunanın özel bir gücü var ve bedenimizde bir etki sağlıyor olamaz.

Sadece dokunuyor ve biz iyi hissediyoruz.

Üzerimizdeki bu etkiyi sağlayan; dokunma anında duyduğumuz sevgi sözcükleri de olamaz heralde çünkü söylemese de bizim hissettiklerimiz özünde değişmiyor. İlave olarak daha iyi olmamızı sağlıyor. Ancak canımız şımartılmak istediğinde, ekstra beklentilere doğru yol alıp, günlük sevgi sözcükleri kotası bile koyabiliyoruz. Eksik çıkarsa sevmediğine karar vermek üzere kullanmak için ve haddini bildirmek için.

Oysa fark edilmesi gereken en önemli ayrıntı; bize dokunan için ne 'düşündüğümüz'!..

Düşüncelerimizde dokunan kişi için var ettiğimiz ve sürekli güncellediğimiz bizi iyi hissettiren düşünceler. Bize yamuk yapıp üzdüğü bilgisiyle güncelleme yaptığımızda da aynı kişinin dokunmasından hoşlanmadığımız an gelene kadar.

O halde güç bizde! İyi hissetmemizi sağlayan da bizim düşüncelerimiz, kötü hissettiren de. Saygısızlık yapan, onur kırıcı ve kötü davrananlara karşı güncelleme yapmayıp, yanında duran kişileri de gördüğümüzde şaşkınlıkla -kendine gel- derken; görmeleri gerekenleri görmezden gelmeyip, güncelleme yapmalarını ve o kişiye karşı "düşüncelerini" değiştirmesini öneririz. Böyle birine aşık olunacağını kabullenmeyiz. Sonra da 'Aşk bu ota da konar ..." diyerek kabullenme evresine geçeriz; ilgili kişinin değiştiremediğimiz "düşünceleri" karşısında.

Sadece düşüncelerimizin gücü, yaşadığımız Aşk için gerekli büyülenmeyi sağlayacak kadar etkili ve başarılı olacaktır. Gerçeklerden uzaklaşmamızı sağlayacak kadar hayalperest ya da gerçekleri göremeyecek kadar kör olmamızı, yine bizim kendi düşüncelerimize borçluyuz.

O halde en muhteşem Aşk için de, en fiyasko Aşk için de düşüncelerimiz sayesinde diyebiliriz. Karşımızdaki karakteri yok saymadan ancak varlığını düşüncelerimizle şekillendirdiğimizi de gözden kaçırmadan.

Düşüncelerimizin nehir olduğun varsayarsak, bu nehirden doldurduğumuz bardakdaki su ise düşündüklerimiz olur.

Kendi nehrimizden doldurduğumuz bir bardak suda fırtına koparmadan önce, nehrin güldür güldür akan suyundaki muhteşem gücü fark etmek iyi hissettirebilir.

 

Facebook sayfamda düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz

Birol Boyacıoğlu
brlbo.com