Bir mevsim daha geçti

25 Temmuz 2019

Yaz mevsimi tadilat ve onarımlar için ideal aydır, yıllardır onarım bekleyen Hatuniye Camisi’nde bir değişiklik var mı? Yorgun duvarlarına minaresine iş iskelesi kuruldu mu? diye baktım göremedim. Oradan bakımsız Dönertaş Sebili’nin işlemeli mermerlerine ve dönmeyen taşına dokunup Osmanzade Yokuşu’nda sağda ilk çıkmaz sokağa girip, etrafı paslı demirlerle çevrilmiş ünlü bir edebiyatçımızın yaşadığı eve baktım.
Sonradan otele çevrilen geçirdiği yangın nedeniyle enkaza dönüşen yapıya girip çıkanlar olduğunu gördüm. Aynı kaderi paylaşan karşısında bulunan ahşap payandalı eski Türk evlerinin durumunda da bir değişiklik göremedim. Sahipleri tarafından sağlam bir şekilde kamu kurumlarına bağışlanan ilgisizlik nedeniyle zarar görmüş diğer yapılarda onarım için restoratörleri ve ustaları bekliyordu.
Oradan köşesinde dibek taşı bulunan Merdivenli Medrese’ye gittim, kapıyı çaldım açan olmadı. Sonradan Suriyeli bir çocuk gelip kapıyı açtı. On yıl önce definecilerin tahrip ettiği İsmail Dede’nin türbesinde açılan çukurdan çıkarılan hafriyat yerinde duruyordu. İkinci bir örneği olmayan tarihi yapıda onarım yapılsaydı haberim olurdu. Geçen yıllarda Altınordu Spor Kulübü binasının restorasyonunu Konak Belediyesi yapmıştı, binanın yeniden elden geçirilmesi gerekiyor.
Altınordu Spor Kulübü denince hatırlatmakta fayda var, kulübün bulunduğu yerde bir zamanlar Üsküdarlı Medresesi vardı, medrese daha sonra yıkılıp yerine şimdiki bina yapılmıştı. Pazaryeri Camii, türbesi ve sıvaları dökülen minaresi yıllardır onarım sinyali veriyor. Faik Paşa Servili Mescit Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi çeşmeleri de onarım için sıra bekliyor.
Salih Dedeye Polis Şehitliği’ne bazı kaynakların burada bir tapınak olduğunu işaret ettiği Servili Tepe’ye doğru yürüdüm. Polis Şehitliği’nin avlusuna atılan ay yıldızlı çeşmelere içim acıdı. İlgililerden rica ediyorum, bu çeşmeler acilen kapalı ve güvenlikli bir depoda koruma altına alınmalı. Kaderine terk edilmiş Servili Tepe Su Pompa İstasyonu’nun müze yapılması önerisi kabul görseydi yukarı mahallelerinin zenginliği ortaya çıkacak ve burası bir çekim merkezi olacaktı. Üşenmedim antik tiyatro yolunu takip ederek Kadifekale’ye çıktım.
Gecekondular arasına sıkışıp kalan 20 bin kişilik Roma tiyatrosunu gün yüzüne çıkarabilmek için binlerce metrekarelik alanın kamulaştırılıp bilimsel kazıların başlatılması İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı en güzel işlerden biriydi, arkeologları çalışırken gördüm ve kendilerini selamladım. Kadifekale’de yeni kurulan üretici pazarını merak ediyordum. Vakıf eseri cami nedeniyle mülkiyeti Büyükşehir Belediyesi’nden vakıflara geçen Kadifekale’nin geleceği nasıl olacaktı? Büyükşehir Belediyesi burada yapacağı her iş için Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden izin alacak mı, pazaryeri için kira verecek miydi? Bunları düşünerek aşağıya doğru inişe geçtim. Özetle koca bir bahar ve yaz geçti kentin tarihi dokusu yine ihmal edildi, tarih projeleri neden bir türlü hayata geçirilemiyor...

Yazının devamı...

Yeraltı sularını koruyalım

18 Temmuz 2019

“Doğa kalleş değildir, arkadan vurmaz” diyen, Deniz Bilimci Jeol. Prof. Dr. Doğan Yaşar Hoca’yla yaptığım sohbette tuttuğum notları paylaşıyorum.
Dünyada iklimler, sürekli olarak ya ‘ısınma’ ya da ‘soğuma’ trendi içindedir. Yani hiçbir zaman sabit olmazlar. Halen ısınma dönemi içindeyiz. İşte bu dönemde, yani 1100 yıl önce başlayan ‘mini soğuma dönemi’ (Ficarolo dönemi), Avrupa’nın kuzey taraflarının buz tutmasına neden olmuş, bunun sonucunda nehirlerin debileri düşmüş ve doğal olarak tarımsal üretim verimliliği de düşmüştür. İnsanoğlunun yerleşik düzene geçmesinden sonra oluşan dünya tarihine baktığımızda, Hintlilerin, Arapların, Afganlıların ya da Pakistanlıların hiçbir zaman kuzeye (yani Moskova, Londra ya da Hamburg’a) saldırmadığını görürüz. Ancak Londralıların, Moskovalıların ya da Hamburgluların hep özellikle Anadolu’ya, Mezopotamya’ya ya da Mısır’a saldırdıklarını okuruz. Yani savaşlar ve büyük göçler hep kuzeyden güneye ‘küresel soğuma’ nedeniyle olmuştur. Bu nedenle kurak dönemlerde verimliliği devam eden Anadolu, Mezopotamya ve Nil Deltası’nda savaşlar ve çatışmalar hiç bitmemiştir.

O inşaat durdurulmalı

Her 20 yılda bir bu tür kuraklıklar yaşanıyor, Filipinler’de Pinatubo Yanardağı’nın patlamasıyla 125 yılın en büyük volkanik patlaması meydana geldi ve dünyada 2,5 yıl boyunca sıcaklık 0,5 derece düştü. Bu da yağışların azalmasına neden oldu. İzmir’de o yıllarda 685 mm olan yağışlar 380 mm kadar geriledi. Dünyada Pinatubo Yanardağı’ndan 350 kat daha büyük yanardağların olduğu düşünülürse gerisini siz hesap edin. Bu yüzden yeraltı sularının planlanmasına önem vermeliyiz. Tartışılması gereken, kurak dönemlerdeki tarım ve balıkçılık ve su sorunları olmalı. Şu an 6-7 büyüklüğünde bir yanardağ patlaması veya başka nedenlerle sertleşebilecek kuraklık Türkiye’yi önemli problemlerle karşı karşıya bırakabilir. Su fakiri sayılabilecek olan ülkemizde açılan kuyuların kritik seviyeleri belirlenerek her yıl düzenli olarak kontrol edilmeli, bu seviyenin altına düşen kuyular belirlenen seviyeye gelinceye kadar devre dışı bırakılmalıdır.
Su kanunları ve cezai müeyyideler yeniden düzenlenmelidir. Timuçin Han, Cengiz Han unvanını alarak Moğol İmparatorluğu’nu kurduğu anda ilk emirlerden birisi nehirlerin kesinlikle kirletilmemesiydi. “Bundan sonra nehirlerde yıkanmak, çamaşır yıkamak ve kirletmek yasaktır” şartını getirdi. Ben de Doğan Hoca gibi doğanın kalleş olmadığını düşünüyorum. Kıymeti bilinmemiş Halkapınar su havzası üzerine yapılması düşünülen ve halen çalışmaları devam eden hizmet binası inşaatının durdurulmasını rica ediyorum.

Yazının devamı...

Yarım kalan proje

11 Temmuz 2019

Yaklaşık 2 bin yıllık tarih hazinelerini saklayan Altınpark arkeolojik kazı alanının kaderine terk edilmiş haline üzülüyorum. Arkeolog Doç. Dr. Akın Ersoy ve ekibi tarafından yapılan kazılarda, altında kanalizasyon kanalı olan, doğuda kervan köprüsüne, batıda Agora yönüne giden tarihi yol gün yüzüne çıkarılmıştı. İzmirlilerin Eşrefpaşa’da gördükleri Roma yoluna kardeş olarak gelen antik yol, kazıların sürpriz buluşu olmuştu. Bölgenin tarihsel zenginliğini gösteren eserler müzeye kaldırıldı. Mülkiyeti Konak Belediyesi’ne ait olan Altınpark’ta (Musalla) toplam 5.300 metrekarelik alanda İZKA hibesiyle hazırlanan projede, kapalı ve yarı açık sergileme alanları ile arkeolojik kalıntıların yerli-yabancı turistler tarafından ziyaret edilmesi planlanmıştı. Amaç, arkeoparkın tarihi kent dokusuyla bütünleşmesini sağlamaktı. Belediye, arkeopark konusunda ısrarlı ve kararlıydı, heyet olarak dünyada var olan arkeopark örneklerini görmek için yurt dışına araştırma gezileri yaptılar. Arkeopark sınırında 960 Sokak üzerindeki yapıların sokağa bakan cephelerinin iyileştirilmesi ve yakın çevresinin yeniden düzenlenmesiyle birlikte arkeolojik alanın değerinin ortaya çıkarılmasına yönelik restorasyon projeleri hayata geçirilemedi.

Zaman ne çabuk geçiyor, tatbikat safhasında belediye yönetimi değişti, arkasından arkeopark projesi rafa kaldırıldı. Kazı alanının güvenlikçileri geri çekilip aydınlatması karartıldı; tarihin üzerine lağım suları aktı, yabani otlar, ağaçlar çıktı. Bu konular, tarihe ilgi duyan muhabir arkadaşlar tarafından defalarca gazetelerde haber yapıldı.

Aynı belediye yetkilileri, projeyi yok sayıp kazı sırasında arkeologlardan hatıra kalan şantiye barakasını peyzaj bölgesine muhtarlık binası yaptı...

Tepecik Pazarı yıkılmasın!

Kazı öncesi burada bulunan belediye tesislerinde evlilik hayatına adım atan eşler, ara sıra semte gelip mutluluk anılarının tanığı olan nikâh salonunu soruyor. Onlara, “Nikâh salonu artık yok, ancak bulunduğu yerde Romalı ailenin banyosunda kullandığı çamaşır teknesi mermer küvet, mutfak ve tahıl ambarı var. İsterseniz, tel örgülerden başınızı uzatıp görebilirsiniz” diyorum...

2008 yılında zamana yenik düşen Altınpark belediye tesislerinin güçlendirme projesinin temel atma törenine CHP Genel Başkanı Deniz Baykal katılmış, gökyüzüne balonlar ve güvercinler uçurulmuştu. O gün ikinci tören, Tepecik’te (Yenişehir) yıkılıp yerine yeniden yapılan semt pazarının açılış töreniydi. Bugün Tepecik Pazarı’nın yıkılıp yerine belediye hizmet binası yapılması gündemde. Ben, “Tepecik Pazarı yıkılmasın” diyenlerdenim...

Altınpark’a el atılmalı

Yazının devamı...

Bekle bizi Turgutlu

4 Temmuz 2019

Geçen hafta gazeteci, akade-misyen, araştırmacı, profesyonel turist rehberi, şair, yazar, fotoğraf sanatçısı arkadaşlarımla birlikte Turgutlu’ya gittik.
Manisa’nın şirin ilçesi, eski adı Kasaba olan Turgutlu’da açılan ve övgüyle bahsedilen Kent Müzesi’ni, camileri, çeşmeleri, hamamları, arastayı, çok kültürlü yaşamdan kalan kilise ve sinagogu görmek için bir fırsat oldu bu...
Bizleri Turgutlu’da Av. Mehmet Demirlek dostumuz, Turgutlu Kent Müzesi sorumlusu Mehmet Gökyayla ve yerel tarihçi Hayri Bökü karşıladı. Önceki yıllarda belediyenin birçok biriminde görev yapan, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde belediye başkanı seçilen Sayın Çetin Akın’ı makamında ziyaret edip başarılar diledik.
İlçe tarihini özümsemiş Turgutlu Kent Müzesi sorumlusu Mehmet Gökyayla rehberliğinde, 7 Eylül 1922 yangını yaralarını Cumhuriyet’in kazanımlarıyla saran Turgutlu sokaklarında geçmişten izler aradık.
Müslüman, Ermeni, Rum ve Yahudi kültüründen günümüze kalan ve kısmen korunan yapılarla karşılaştık. Kültür merkezi ve nikâh salonu olarak kullanılan Surp Asdvadzadzin Kilisesi’ni, yerinde Aya Nikola Kilisesi olan kaymakamlık binasını, 1. ulusal mimarlık dönemi eserlerini inceledik.
Koza arastasında zamana direnen, ayakkabıcı, yorgancı, terzi, manifaturacı, berber, aktar, nalbur ve tenekeci esnafını selamladık.

Yorgun istasyon!

17. yüzyıla tarihlenen 1922 yangınında zarar gören Merkez Pazar Camii’ni, alevlere yenik düşen Talmud Tora, Etz Hayim sinagoglarından sonra 1939 yılında yeniden inşa edilen Şalom Sinagogu’nu, restore edilmeyi bekleyen Koca Hamam’ı görüp, sessiz sakin bakımlı sokaklarda parklarda dolaştık.

Yazının devamı...

Kimler geldi geçti...

27 Haziran 2019

Bestekar Yusuf Nalkesen bebeklik yıllarında Üsküp İştip’den Tamaşalık’a buradan da Turgutlu’ya oradan başka şehirlere göç etmiş bir ailenin çocuğu. Kader ünlü bestekarı yıllar sonra tekrar İzmir’le tekrar buluşturdu. Müzik öğretmeni olarak Şehit Fazıl Bey İlköğretim Okulu’na öğretmen olarak atandı. O unutulmaz şarkıların büyük bir kısmını Tepecik’teki mütevazi evinde besteleyip öğrenciler yetiştirdi. Öğrencileri ve sevenleri Yusuf Nalkesen’in Zeki Müren’den, Müzeyyen Senar’a nice sanatçının girip çıktığı yirmi beş yıl oturduğu 1150 Sokak’taki evine bir plaket asma hazırlığı içerisindeler.

Bestekâr Rakım Elkutlu, piyanist Mümtaz Uygun’un Basmane’de yaşadıkları evlerde vefa plaketi bekliyor. Görme özürlü Mümtaz Uygun’un kızı ve eşinin kolunda radyoya gidip gelişini hatırlayanlar, “Kulaklarımız onun piyano çalışına aşinaydı, o günleri özlemle anıyoruz” diyorlar.

Radyo sanatçısı Yılmaz İpek, Şerafettin Civelek, ritimde İbrahim Dallı, keman sanatçısı Saadettin Gönültaş ve diğerlerinin de yolu Basmane’den geçti. Gönül Yazar’ın babası, arkadaşı terzi Reşat Yoğurtcu’ya elbise ısmarlamaya gelince Rana Sokak’ta eliyle işaret ettiği cumbalı evi gösterip, “Kızım Gönül bu evde doğdu” dermiş. Basmane sokakları renklidir, ummadığınız bir an da kulağınıza müzik imalatı yapılan atölyelerden ney, cümbüş, bağlama sesi gelebilir. Bu sesler çalgısını tamire götüren veya yenisini alan usta müzisyenlerin deneme konseridir. Rahmetli olan keman sanatçısı, Mustafa Eyioğlu ile her karşılaşmamızda müzik üzerine sohbet ederdik, keman ve konser deyince gözlerinin içi gülerdi. Nota bilen alaylı ender müzisyenlerden biriydi. İçlerinde müzik hayatına dede mesleği zurnayla başlayıp, Ajda Pekkan gibi ünlülerin konserlerinde saksafon ve klarnet çalan müzisyenler de tanıdım. Saz ustası Feridun Emre’nin Altınpark’taki müzik evinde karşıma darbuka üstadı İrfan Karakiraz çıktı, mini konserinde parmakları darbukasında adeta dans ediyordu. Keman sanatçısı Celil Tarı, “Müzik yaşantımda ünlü ünsüz birçok sanatçıya keman çaldım ancak Gönül Akkor’a çalmadan ölürsem gözüm açık gider diyordum. Bu hayalim gerçek oldu. Bir konserinde büyük sanatçıya kemanımla eşlik ettim.”

Basmaneli müzisyenlere TRT sanatçısı koro şefi Mustafa Erses’i de katmam gerekiyor. İzmir’de eğlence dünyasının tanınan ismi Atalay Noyaner de eski Basmaneli. Bağlama sanatçısı Hüseyin Erdoğan Gökgöz, fuar gazinolarında Muzaffer Akgün, Belkıs Akkale, Bedia Akartürk, Özay Gönlüm gibi sanatçılarla çalıştığını anlatırdı. Şimdi artık eski gazinolar ve eğlence yerleri yok, çoğu müzisyen emekli ve rahmetli oldu, sazları ve eski konserlerden kalan fotoğrafları torunlarına yadigâr kaldı. Yeşil Bursa Kahvehanesi müzisyenlerin buluşma yeriydi. Düğün ve eğlence için müzisyen arayanlar bu kahvehaneye uğrarlardı. Müzik aletleri imalatı dışında enstrüman kiralamak isteyenler de aradıkları enstrümanları Basmane’de bulurdu.

Yaşanmış bir kiralama öyküsü ile yazımı noktalıyorum.

İzmir’de konser vermeye gelecek caz gurubunun menajeri, İzmir’deki organizatöre; “Konser için bize bir bateri bulabilir misiniz?” diye sormuş, organizatör “Buluruz” demiş. Basmane’den temin etikleri bateriyi konserin başlamasına yakın bir saatte konser salonuna götürmüşler. Müzisyen bateriyi görünce şok olmuş, pedalı demir teliyle tutturulan eski toplama bateriyi çalmak zorunda kalmış. Konser sonrası “Şimdiye kadar böyle bir bateri çalmadım, konserin hatırasına satın almak istiyorum” demiş. Sanatçı bateriyi satın aldı mı bilemem, bildiğim Basmane’den ne çok müzisyenin gelip geçtiğidir. Yazacağım başka müzisyenler de var...

Yazının devamı...

Kültürpark arama konferansı

20 Haziran 2019

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Kültürpark Platformu temsilcileri ve kalabalık bir topluğun katıldığı Kültürpark arama konferansını izledim. Arama konferansında Kültürpark’la ilgili öneri ve şikâyetler dile getirildi. “Gece banklarda yatanlar, ağaçların bakımsızlığı, araç trafiği, güvenlik, özel araçların park yapması, tartan pistin elden geçirilmesi, mangal yakılmaması, kapalı tuvaletlerin açılması, İZFAŞ binasının müze yapılması, hangarların kaldırılıp kongre merkezinin başka yerde inşa edilmesi, heykellerin bakımı, sebillerin iyileştirilmesi vs…
Konuşmacılar arasında Kültürpark’ın kapı ve çevre duvarlarının yıkılmasını isteyenler oldu. Yıkılması istenen kapı ve duvarların yapılış öyküsünü bilselerdi sanırım ısrarcı olmazlardı. Konuşmalar devam ederken, biraz eskilere gidip, Kültürpark’ın inşa edildiği yıllarda Belediye Başkanı Behçet Uz’un Kültürpark’ın kuruluşu ile ilgili dönemin gazetelerine verdiği demeçleri hatırladım.
- “Gazi Meydanı’ndaki yer kâfi gelmiyordu (9 Eylül Panayırı) bunu göz önünde tutan belediyemiz yangın yerlerini imar etmek, halka geniş nefes alacak parklar yapmak, panayırımıza layık geniş sahalar hazırlamak maksadı ile Kültürpark’ı vücuda getirmek kararı almıştır.”
- “Bu yer, İzmir’in dört tarafından kolaylıkla gelinebilir merkezi vaziyettedir. Yeni bayındırlık bölgesinin tam ortasında olduğu gibi, Tilkilik, Namazgâh, Ballıkuyu, Asmalımescit, 1. ve 2. Kordon’dan çok kolay ve yakın gelinebilecek haldedir. Erkek ve kız liselerinin sağ ve solda birer hudut teşkil etmesi, Gazi İlkokulu’na ve İşçiler Mahallesi’ne yakın oluşu, Kültür Park’ın mana, ehemmiyet ve lüzumunu artırmaktadır.”
- “Fuarı, İzmir vilayetinin Ege Bölgesi’nin merkezi alışveriş yeri olarak açarsak İzmir’in iktisadi durumunu kalkındırır ve aynı zamanda İzmir’i de tanıtırız dedik. Hatta bu ilk imar furyası içinde fuar alanına giden yolları da açmaya derhal karar verdik. Yangın yeri, bir sene evveline kadar yıkık duvarlar, çukurlar, kuyu ve bataklıklarla çok korkunç ve sağlığa çok zarar veren yerdi. Burasını düzeltmekle ettiğimiz ilk istifade, şehrin içerisindeki büyük bataklığı kurutmakla başlıyor.
Yolları süsleyen çeşitli ağaçların dikilmesi, içindeki binalarla eğlence yerlerinin hazırlanmasından sonra burası tamamıyla değişecek, seyri ve gezilmesi doyulmayacak bir hal alacaktır. Şehir halkının sıhhat ve eğlence kaynağı olacak, park içinde müze çocuk oyun yerleri, meydanlar, stadyum, halk tiyatroları, kütüphane, posta merkezi, okuma odası, fuar zamanında enformasyon bürosu Bergama, Efes ve diğer asar-ı atika’nın maketleri sergileneceği alanlar yapılacak, arsıulusal panayır ile yalnız İzmir’in değil bütün Ege Bölgesi’nin modern ve devrimlerimize layık kültür müessesi halini alacaktır.”
Eski Mimarlar Odası Başkanı Sayın Hasan Topal, Kültürpark’ın önemini ve tarihsel geçmişini güzel özetlemiş: “Cumhuriyetin kurucu kadrolarının modern kenti inşa etme sürecinin günümüze bir yansıması olarak, İzmir’in kent tarihi açısından, mimarlık tarihi açısından, iktisat tarihi açısından, sosyal kültürel tarihi açısından ve mekânsal gelişmesi açısından son derece önemli bir alandır. Bu nitelikleri ile Tarihi Sit Alanı olarak ve II. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiş, bir başka deyişle ‘Koruma Altına Alınmış’ bir alandır. Geçen doksan altı yıllık kentleşme sürecinde ülkemiz kentlerinde bir benzeri yaratılamamış ender bir kamusal yeşil alandır.”

Yazının devamı...

Basmane’deki yetiştirme yurtları

13 Haziran 2019

Pazaryeri Mahallesi 945 Sokak ve Akıncı Mahallesi 1299 Sokak’ta bulunan Osman Paşa ve Nebahat Tabak ailesine ait konaklar, sahipleri tarafından yetiştirme yurtlarına bağışlanmıştı. Bu konaklar, 1962 yılından itibaren ‘TC Belediyeler Birliği Merkez Yetiştirme Yurdu’ adıyla hizmet verdi. Günümüzde enkaz halinde olan Osman Paşa Konağı, hayır işlerine yaptığı yardımlardan dolayı kendisine paşalık unvanı verilen Osman Paşa’nın konutuydu. Konak üç katlıydı, çocukların arkadaşlarıyla birlikte oyun oynadığı ağaçlı bahçesinde biri büyük, biri küçük iki havuz vardı. Konağın siyah beyaz mermer döşeli giriş katında mutfak ve yemekhane; ikinci katında müdür yardımcısı, öğretmen ve mütalaa odaları, banyo; üçüncü katında revir, muhasebe, yatakhane ve çamaşır odası bulunuyordu. Kiler, müdür yardımcısının lojmanı ve tuvaletler bahçedeki binadaydı. Özellikle selamlığın kalem işleri dikkat çekiciydi. Görenler, yerdeki halının bir benzerinin tavana asıldığını zannederlerdi. Akşam yemeğinden sonra, öğrencilerin bir kısmı yatmak için, kapısında ‘Hacı Nebahat Tabak Yetiştirme Yurdu’ yazan, restore edilip Konak Belediyesi tarafından günümüzde semt merkezi olarak kullanılan diğer konağa giderlerdi. Konağın girişte sağdaki ilk odası (selamlık) mücellithaneydi; burada çocuklara ciltçilik öğretilirdi. Soldaki ilk oda, Belediyeler Birliği’nin ofisi olarak kullanılıyordu. Tuvalet, banyo ve müdür lojmanı, diğer konakta olduğu gibi bahçedeki ek binadaydı.

Tarihi evler korunmalı

Belli bir yaşa gelen, okulla arası iyi olmayan çocuklar, meslek öğrenmeye teşvik edilir, usta çırak ilişkisi içinde meslek sahibi yapılırdı. O yıllarda zanaat atölyeleri daha çok Kemeraltı, Çankaya, Basmane ve Mezarlıkbaşı civarındaydı. Çocuklar, öğretmenlerin denetiminde terzilik, marangozluk, demircilik, saraçlık, aşçılık ve dökümcülük gibi benzer meslekleri, ustalarının yanında öğrenirlerdi. İşyerlerine, vasıtaya gerek kalmadan giden çocuklar, öğle saatinde ustalarından izin alıp yurda yemek yemeye dönerlerdi. Çıraklık veya kalfalık yapan çocukların haftalıklarının bir kısmı, makbuz karşılığı alınıp bankada adlarına açılan hesaplara yatırılır; on sekiz yaşına gelen, yurttan ayrılan çocuklara paraları iade edilirdi.

Yurt müdürüne baba, eşine anne, öğretmenlere dayı diyen çocukların kahvaltı ve yemekleri okulun aşçısı tarafından özenle hazırlanırdı. Bayramlarda üst düzey yöneticilerin, hediyeleriyle yurdu ziyaret etmesi, çocukların tesellisi olurdu. Yazları 57. Topçu Tugayı’nın cemselerine binip Çeşme ve Alaçatı’ya iki aylığına tatile çıkarlardı.

Yurt arkadaşlığı, yöneticilerden gördükleri şefkat dışında çocukların İzmir konaklarında yaşaması, şüphesiz onların üzerinde olumlu etkiler bırakmıştır. Ayakkabıcı, terzi, tornacı, doktor, mühendis, bankacı, hukukçu ve albay olmuş, bugünün yetişkinleri, kurdukları ‘İzmir Yetiştirme Yurdu Kardeşlik Derneği’nde sıklıkla bir araya gelip hasret gideriyor. Yolunuz bakımsız, eski İzmir sokaklarına düşer, bahsettiğim konakların önünden geçip sokağa kulak verirseniz, hepsinin ayrı bir yaşam öyküsü olan öksüz çocukların sesini duyarsınız. Israrla, tarihi İzmir evleri korunsun diyorum.

Sayın Muzaffer Penbegül’e, verdiği bilgi ve belgeler için teşekkür ederim.

Yazının devamı...

Basmane sokakları

6 Haziran 2019

Sabah erken saatlerde eski İzmir semti Basmane sokaklarında dolaştım. Altınpark, tarihsel güzelliklerini ortaya çıkaracak yöneticileri bekler gibiydi. Eski çınar ağacının yanında boy veren genç çınarın gölgesinde çay içtim. Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının geçtiği Anafartalar Caddesi, dağınıklığından ve yaya kaldırımı işgallerinden utanır gibiydi. Temizlik işçileri, akşamdan kalma bitpazarı döküntülerini toplama telaşındaydı... Herkesin gözü önünde yaptıkları izinsiz arabesk tadilatlarla tarihi caddeyi tasarlayan Suriyeli ustaların çalışmalarını gördüm...
Konak ilçesinde yer bulamadıkları için Basmane sokaklarında tezgâh açan bitpazarı esnafıyla karşılaştım. Sanayide kullanılan ikinci el kimyasal madde saklanan bidonlarda hazırlanıp naylon poşetlerin içinde satılan meyankökü şerbetine ve merdiven altı yiyecek ve içeceklere değinmeyeyim. Cadde üzerinde ve ara sokaklarda berberlerin önünde saçlarının yanları alabros, üstü kaküllü kestirmek için sıra bekleyen gençleri gördüm. Bir anda çıkan kavgada Türkçe Arapça küfürlerle parke taşları havada uçuşmaya başladı. Yabancı gezgin bir aile, şaşkın bakışlar içinde olay yerinden uzaklaşırken yerli esnaf, alışık olduğu kavgaya dönüp bakmadı bile... Semtin tarihsel geçmişine bu lümpen karmaşa yakışmıyor...

Ne çok Afrikalı var

İzmir’de son günlerde ne çok Afrikalı var, ancak onların yolculuk öyküleri ve yaşadıkları zorluklar nedense göç yoluna çıkan diğer ülke insanları kadar ilgi çekmedi. Afrikalı anneler, kaldıkları otel ve pansiyonların önünde kendilerinin ve çocuklarının saçlarını usta kuaförlere taş çıkartırcasına örerken, kontrolsüz çakma otel ve pansiyonlarda bit ve tahtakurusu saldırısına maruz kalan insanları düşündüm. Çorakkapı Camii avlusunda son cemaat yerinde yatan evsizleri, Hatuniye Parkı’nda duvarlarına resim yapıldığı için ne olduğu anlaşılmayan elektrik trafosu etrafında uyuyanları, anneleriyle birlikte dilenen çıplak ayaklı çocukları gördüm. Şeyh Mustafa Aziz Efendi tarafından kurulan Mısri Dergâhı akaretleri önüne boydan boya asılan çerezci tabelasının yönetmelik gereği standartlara uygun olmadığını, Vakıflar Bölge Müdürlüğü İzmir Tarih projesi yetkilileri görmüyor mu? Klasik hamam işletmecisi dostlar, bir zamanlar özellikle bayram öncesi randevuyla gidilen hamam müşterilerini masaj salonlarına kaptırdığı için henüz siftah yapamadıklarından yakındılar... Tevfik Paşa Konağı’nın altındaki işyerlerinde faaliyet gösteren kebapçıların çekmeyen bacalarından çıkan genizleri yakan yağlı dumandan kaçıp Dönertaş Sebili’nin önüne geldim. 945 Sokak çıkmazında Osman Paşa ailesinin bağışladığı, bir zamanlar kapısındaki mermer tabelada ‘TC İzmir Belediyeler Birliği Merkez Yetiştirme Yurdu’ yazılı binanın ana kapısından konağın yıkıntı haline baktım. Bu yetiştirme yurdunda yaşamış biri çıkıp anılarını anlatsa diyordum; beklentim gerçekleşti. Önümüzdeki hafta yetiştirme yurdu hakkında edindiğim bilgileri yazacağım.
Bayramınız kutlu olsun.

Yazının devamı...