Neden karşı çıkıyorlar?

5 Kasım 2019

Geçen cuma günkü yazımda ABD Temsilciler Meclisi’nin, biri Ermeni soykırımı, diğeri de yaptırımlarla ilgili iki beklenmedik karar tasarısını onaylamasının, Washington’da hakim olan Türkiye karşıtı havanın bir göstergesi olduğunu belirtmiştim. Bu yazıda, bu noktaya neden ve nasıl gelindiğini kısaca anlatmaya çalışacağım.

Aslında ABD Temsilciler Meclisi’nin bu tür bir tavır göstermesi bir “ilk” değildir. Son yarım yüzyılda inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türk-Amerikan ilişkilerinde zaman zaman benzer krizler yaşanmıştır. Benim 1975-76 yıllarında Washington’da yakından izlediğim ambargoyla ilgili olaylar hâlâ hafızamdadır.

Ancak bu kez fark, Türkiye karşıtlığının aldığı boyutlardadır. Temsilciler Meclisi bu çifte kararı şimdiye kadar görülmeyen bir çoğunlukla almış, hatta buna Kongre’deki Türk-Amerikan dostluk grubu da katılmıştır. Buna karşılık, yönetimden, medyadan bu tavra karşı bir ses çıkmamıştır.

Esas düşündürücü olan da ABD’de Türkiye aleyhtarlığının neden bu raddeye ulaştığıdır. Onların öne sürdüğü sebepler ve argümanlar bizce kabul edilebilir cinsten olmasa da, bunları bilmekte yarar vardır.

Değişen şartlar

Başlıca neden, Amerikalıların gözünde farklı bir Türkiye imajının yer almasıdır. Buna göre, Türkiye artık eskisi gibi ABD’nin yanında değildir, hatta bazı konularda onun karşısındadır da.

Vasat Amerikalı ve hatta Kongre’deki çoğu politikacı, Türkiye’nin yeni küresel ve bölgesele konjonktür karşısından nasıl değiştiğinin farkında değil. Onlar Türkiye’yi hâlâ Kore Savaşı ve Soğuk Savaş dönemi gibi görüyorlar veya görmek istiyorlar. Oysa bu şartlar değişti, Ankara kendi çıkarlarını ön planda tutan bir politika izliyor ve bu da zaman zaman ABD’nin çıkarlarına ters düşüyor.

Bunun pek çok örneği var: Türk-Rus yakınlaşması, siyasal, ekonomik ve askeri iş birliği bunların başında geliyor. Ankara’nın Ortadoğu sorunlarına yaklaşımı diğer bir uyuşmazlık konusu. Ama esas Ankara ile Washington’un birbirine ters düştüğü mesele, Türkiye’nin öncelikli hayati önem verdiği YPG ve terör konusudur. Amerikan kamuoyu bu bağlamda Türkiye’nin Suriye’de giriştiği askeri operasyona olumsuz bakmakta, Kongre de bu doğrultuda Türkiye’yi baskı altında tutmak amacıyla ambargo gibi kararlara başvurmaktadır.

Yazının devamı...

Cumhuriyet’i kutlarken...

29 Ekim 2019

Soçi Mutabakatı uyarınca, YPG’nin Suriye’nin kuzeydoğu- sundaki belirli bölgeden çıkarılması için verilen 150 saatlik sürenin bitiminin 29 Ekim’e, yani Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı güne denk gelmesi sadece bir rastlantı mı bilemiyoruz ama sonuç itibarıyla bu olayın bu tarihte gerçekleşmesi sembolik bir anlam taşıyor.

Bu akşama kadar sahada her şey iyi giderse, Barış Pınarı Harekâtı’nın amacına geniş ölçüde ulaşılmış olacak, güvenli bölgenin kurulmasının yolu açılacaktır. Bu arada, Suriye’deki 8 yıllık iç savaşın sona ermesi ve barışçı bir çözümün sağlanması için çalışmalara hız verilecek, yeni bir anayasa hazırlıkları için ilgili taraflar bu hafta Cenevre’de toplanacaktır...

Bunca ölümden, yıkımdan ve acıdan sonra, nihayet tünelin sonunda bir umut ışığı görülüyor. Artık hedef, Suriye’nin barışa kavuşması ve toparlan- masıdır...

***

Bugün Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanının 96. yıl dönümünde geriye bakıldığında, başkalarına örnek olan büyük başarılarından biri de İstiklal Savaşı sırasındaki düşmanlarıyla ilişkilerini hızla normalleştirmesi, hatta onlarla yeni ittifaklar oluşturmasıdır. Bu politika iç ve dış barışı pekiştirmeyi ve hızla kalkınmayı sağlamıştır.

Suriye’nin yaşadığı acılardan sonra bugün bilhassa böyle bir sağduyuya ihtiyacı vardır.

Dünya neden kaynıyor?

Son haftalarda dikkatlerimiz Suriye’deki olanlara o kadar odaklandı ki dünyanın çeşitli yerlerinde sokak protestoları şeklinde kendini gösteren toplumsal hareket, gereken ilgiyi görmedi.

Yazının devamı...

Sıra Rusya’da

22 Ekim 2019

Bugün Suriye meselesinde bir dönüm noktası oluşturacak iki önemli olay bekleniyor.

Bunlardan biri, geçen hafta Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakat uyarınca Barış Pınarı Harekâtı’na verilen 5 günlük sürenin sona ermesidir. Son dakikaya kadar bir aksilik çıkmazsa, YPG güçlerinin belirlenen bölgeyi bu gece tamamen terk etmiş olması gerekecek. Böylece, Türkiye’nin planladığı gibi TSK kontrolünde bir güvenli bölge kurulması yönünde önemli bir adım atılmış olacak.

Bugün beklenen ikinci belirleyici olay, Soçi’de gerçekleşecek olan Erdoğan-Putin görüşmesidir. Bunun Türk-Amerikan mutabakatının belirlediği 5 günlük sürenin sona erdiği güne rastlaması anlamlıdır. Soçi’de Türkiye ile Rusya arasında bir anlaşmaya varılırsa, bu Türk-Amerikan mutabakatının devamı ve tamamlayıcısı olacaktır.

Unutmamalı ki bu mutabakat öncesinde Amerikan askerlerinin çekildiği bölgelere hemen Rus askerleri ve Suriye rejim güçleri girmiş, Menbiç, Kobani, Kamışlı gibi yerlerde PYD/YPG varlığını korumuştur.

Dolayısıyla, özellikle Türkiye açısından önem taşıyan konu, ABD’den sonra şimdi Rusya’nın da YPG güçlerinin bu yerlerden çekilmesini sağlamasıdır. Putin böyle bir karar alacak mı, Beşar Esad buna katılacak mı, YPG buna uyacak mı?

Temel pozisyonlar

Bu soruları yanıtlamadan önce, tarafların temel pozisyonlarını kısaca gözden geçirelim:

- TÜRKİYE: Cumhurbaşkanı’nın defalarca belirttiği gibi, eni 440, derinliği 32 km’lik güvenli bölgenin tamamen YPG teröristlerinden arındırılması, esas amaçtır. Dolayısıyla, Rusya destekli Esad güçlerinin hakim olduğu yerlerden YPG’nin çıkarılması şart... Aslında Erdoğan Menbiç’te Rus ve Suriye askerlerinin bulunmasına karşı çıkmıyor. Bu daha önce o bölgenin de tamamen TSK kontrolünde olması şartından farklı, daha esnek bir tutum. Yeter ki YPG buralardan çıkarılsın.

Yazının devamı...

Batı cephesinde yeni bir şey... var!

18 Ekim 2019

Yukarıdaki başlık, ilk bakışta, yıllar önce sinema ekranlarına yansıyan “Batı Cephesinde Yeni Bir şey Yok” adlı ünlü filmi çağrıştırabilir. Ama bizim konumuz farklı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü harekâtla ilgili. Mehmetçik bu geniş cephenin doğusunda ilerleyişini sürdürürken, batı kesiminde beklenmedik yeni bir şey oldu; bölgedeki güç dengelerini ve siyasi gidişatı tamamen değiştirebilecek önemli bir şey...

***

“Batı cephesi”nin can damarı sayılan Menbiç kenti üç yıldan beri ABD’nin kontrolünde. Burası aynı zamanda terörist YPG güçlerinin de kümelendiği kilit bir yer.

Türkiye öteden beri ABD’nin Menbiç’ten YPG’yi çıkarmasını istiyordu. Bu konuda geçen bir anlaşmaya varılmış, Washington bu talebi yerine getirmeye söz vermişti. Ne var ki bu söz, bütün ısrarlara rağmen hayata geçirilmedi.

Türkiye’nin giriştiği “Barış Pınarı” harekâtının hedefleri arasında Menbiç de yer alıyordu. TSK doğu cephesinde operasyonunu başarıyla yürütürken, “Batı Cephesi”ne doğru yönelmeye hazırlanıyordu.

İşte tam bu noktada iki beklenmedik gelişme oldu: ABD Menbiç’ten kendi askerlerini çekeceğini açıklarken, YPG de Rusya’nın aracılığıyla, Esad rejimiyle bir anlaşma yaptı. Buna göre, rejimin ordusu Amerikan askerlerinin çekildiği yerlere ve bu arada Menbiç’e girecekti.

Nitekim öyle oldu: Amerikalılar Menbiç’i terk ederken, Esad’ın askerleri bölgeye girdi. Rus askerleri de aynı zamanda kentte varlığını gösterdi. Moskova, burada TSK ile Esad’ın ordusu arasında bir çatışmaya izin vermeyeceği uyarısında bulundu.

***

Yazının devamı...

Harekâtın ilk siyasal yansımaları

15 Ekim 2019

Her şey baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye’nin kuzeybatısındaki “Barış Pınarı” operasyonunun daha birinci haftasında hedef aldığı başlıca noktaları ele geçirerek ilerleyişiNİ sürdürüyor. Fazla bir direniş göstermeyen YPG geri çekilirken, kendisini himaye edecek bir güç arıyor ve bu kez destek için Esad rejimine bel bağlıyor. Bu arada çelişkili tweet’leriyle ün salan Başkan Donald Trump, Amerikan askerlerini Kuzey Suriye’den çekeceğini açıklıyor ve bu talimatı hızla hayata geçiriliyor.

Gerçi askeri cephede çatışmalar devam ediyor ve bunun daha ne kadar süreceği kestirilemiyor. Ama şu kısa süre içinde çatışmaların yol açtığı bazı siyasal gelişmeler gözlerin önüne yeni bir tablo seriyor.

ABD devre dışı

Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda giriştiği askeri operasyonun siyasal alandaki en önemli sonucu, kuşkusuz, Trump yönetiminin Amerikan askerlerini bu bölgeden çekme kararıdır.

Aslında Trump’ın öteden beri böyle bir çekilmeden yana olduğu biliniyordu. TSK’nın harekâtı ve YPG’nin Esad’ın ordusu tarafından destekleneceği haberi, ABD’nin devre dışında kalmayı tercih etmesi sonucunu yarattı.

YPG’nin, kaybettiği Amerikan desteğine karşılık, Esad’a bel bağlaması ve Suriye ordusunun da kuzey istikametinde harekete geçmesi çok önemli, yepyeni bir durum ortaya çıkarıyor. Rusya’nın desteklediği Esad’a bağlı güçler, ABD’nin bu bölgede bıraktığı boşluğu doldurmak fırsatını ele geçiriyor. Böylece Esad yönetimi Menbiç ve hatta Kobani gibi kilit yerleri kendi denetimi altına alabilir.

YPG ile Şam arasında varıldığı bildirilen bu anlaşma gerçekten hayata geçirilecekse, Suriye’de dengelerin değişeceği, Esad rejiminin ve dolayısıyla onun arkasındaki Rusya’nın ve de İran’ın etkinliğinin artacağı anlamına gelecektir.

Buna karşılık, bu durum ABD’nin Suriye’deki rolünü ve nüfuzunu daha da zayıflatacaktır. Aslında Trump’ın son davranışları Ortadoğu’da ve özellikle ABD’ye yakınlığıyla bilinen ülkelerde bile düş kırıklığı yaratmış, ABD’nin itibarı ve güvenirliliği epey sarsılmıştı. Bu da Ortadoğu’daki güç dengeleri açısından Batı’nın aleyhinde bir değişiklik oluşturuyor.

Yazının devamı...

Diplomatik cephede durum

11 Ekim 2019

Önceki gün başlayan “Barış Pınarı” harekâtı çerçevesinde, Mehmetçik Kuzey Suriye’de, Fırat’ın doğusunda ilerleyişini başarıyla sürdürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın kararıyla, Amerikan askerlerinin çekilmesi üzerine TSK tek başına YPG ile savaşıyor.

Askeri cephede, YPG’nin TSK’nın üstün gücü karşısında fazla dayanamayacağı, sonuçta bölgenin Türk kontrolüne geçeceği kuşkusuz.

Bunun bir de diplomatik cephesi var, Türkiye bu alanda da mücadele etmek durumunda. Ankara bu cephede de yoğun çaba içinde.

Türkiye’nin giriştiği bu askeri operasyona dış dünyadaki tepkilerinin çoğunlukla olumsuz olduğu bir gerçek. Bu durum Türk diplomasisini epey uğraştıracağa benziyor.

Çatlak sesler

Konuyla ilgili olarak duyulan çatlak seslerden biri de ABD’den geliyor. Trump’ın Türkiye’nin tezine anlayış göstermesine ve aldığı kararla TSK’nın müdahalesine yeşil ışık yakmış olmasına rağmen, son sarf ettiği “operasyonun kötü bir fikir” olduğu ve ABD’nin bunu “desteklemediği” gibi sözleri, onun tutarsızlığının bir göstergesidir. Bu durumda ABD’nin politikasının olaylar karşısında nasıl gelişeceği büyük soru işareti.

Bu arada Kongre’den, üstelik hem Demokratlardan, hem Cumhuriyetçilerden gelen çatlak sesler (örneğin olası bir ambargo konusunda) Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği açısından endişe vericidir.

Yazının devamı...