FETÖ’nün ABD’deki şer ittifakı

2 Kasım 2019

ABD Temsilciler Meclisi’nin 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlaması ve Barış Pınarı Harekâtı nedeniyle Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını öngören kararıyla Amerika’nın gerçek niyeti ve yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Tabii Amerikan siyasi sistemini iyi bilen ve buna göre örgütlenen lobi kuruluşlarının yürütme ve yasama organlarını nasıl etkileyip dizayn etmeye çalıştıkları da...

Çünkü tasarılar hem Kongre tarihinde nadir rastlanan durumla yüksek bir kabul eşiğinde geçti hem de Türk dostu olarak bilinenler dahi destek verdi. Dolayısıyla da Temsilciler Meclisi üyelerine bire bir yakın markaj olduğu çok açık ve net. Buna yanlış bilgilendirme faaliyeti ya da yekten yönlendirme de diyebiliriz.

Nitekim benzerini S-400 krizinde de yaşamıştık. O zaman da şantaj dahil her türlü kirli yol denenmişti. Şimdi de yine Türkiye aleyhine böylesine alçak bir organize faaliyet durumu söz konusu. Bunda da daha öncekilerde olduğu gibi ABD’deki FETÖ’cülerin payı büyük. Nasılını Hava Kuvvetleri Komutanlığı eski başsavcısı, emekli Albay Ahmet Zeki Üçok anlatıyor:

“15 Temmuz’dan önce bizim bütün lobi faaliyetlerimiz ABD’deki FETÖ ekibi tarafından yapılıyordu. Dolayısıyla, bunların özellikle senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle çok sıkı ilişkileri var. Hatta 15 Temmuz’dan bir ay önce Fetullah Gülen 100 üyeli Senato’nun 80 üyesini Washington’un en lüks otellerinden birisinde eşleriyle beraber ağırlamıştı. Böyle bir gücü var yani böyle bir organizasyon oluşturmuş orada. Aynı zamanda birçok politikacıya, senatör olsun, Temsilciler Meclisi üyesi olsun, maddi destek verdiği de bilinen bir şey. Böyle bir yapı olduğu için buradaki karar alıcıları, milletvekilleri, senatörleri etkiliyorlar. Onları bizim aleyhimize yönlendiriyorlar. Hatta oradaki tüm Türkiye karşıtı lobilerin birleştiğini görüyoruz. Yani Ermeni, Yahudi, Kürt lobisi ve FETÖ’cüler ortak hareket ediyorlar...

Yazının devamı...

DAEŞ bitti mi biter mi?

31 Ekim 2019

Ortadoğu’da denklemlerin değiştiği bir dönemde DAEŞ lideri Ebubekir el Bağdadi’nin öldürülmesinin hem zamanlama hem de operasyonel açıdan ABD adına çok başarılı bir istihbarat faaliyeti olduğu konusunda hemen herkes hemfikir. Tabii soru işaretleriyle birlikte. Örneğin, Bağdadi’nin Suriye’de kendisine sığınak ararken neden en emniyetli bölge olarak istihbarat servislerinin cirit attığı İdlib’i gördüğü, baskın yapılan yerin Türkiye sınırına yakınlığının özel bir anlamı olup olmadığı ya da YPG/PKK’lıların bu olayla bağlantısı ve hem lideri hem de onun yerine geçecek birinci halefi öldürülen DAEŞ’in yeni tehdit riski gibi... Dolayısıyla, bunlara bağlı olarak da fazlasıyla komplo teorileri var. Dün bu durumu eski Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı emekli Kurmay Albay Gürsel Tokmakoğlu’na sordum. Öncelikle de “Bağdadi’yi İdlib’e YPG/PKK’lılar getirdi” iddiasını. Yanıtı şuydu:

“YPG’nin böyle bir gücü yok, bir. İkincisi, YPG’den birileri, örneğin bir iki kişi CIA’nın haber elemanıysa, istihbarat elemanıysa niye olmasın? Üç yüz tane haber elemanın varsa, iki tanesi YPG’liyse mümkündür ama bunu şişirmenin bir manası yoktur. Sahada İdlib’de zaten herkes herkese para veriyor. İdlib’de istihbarat elemanı olmayan yok ki. Buradaki esas soru, Rusya’nın kontrolü altındaki, daha çok istihbarat elemanı bulundurduğu bir noktada ABD böylesi bir başarıyı nasıl elde etti?”

Bağdadi gibi bir terörist istihbaratçıların cirit attığı İdlib’i nasıl emniyetli gördü?

“Onu biz de sorduk kendimize ama onun cevabı yok. Onu bilemeyiz, bu iş istihbarat operasyonu. Trump’ın ilk kelimesi ne oldu? ‘Bu bir istihbarat operasyonudur’ dedi, operasyondur demedi. İkisi arasında kelime çok küçük    bile olsa anlam bakımından boyutu farklıdır.”

Ne gibi?

“Bu hem tespit edilme noktasında böyle hem de bu işin başarılmasıyla ilgili düzeneklerin hazırlanması bakımından öyle. İstihbarat faaliyeti yani. Her şey olabilir. Burada uydurmaya kalkarsak, o kadar çok şey uydururuz ki ama bir tek bileni vardır bunun. O istihbarat örgütü yani CIA bilir bunu, başka kimse bilmez. Nasıl olabileceğini, nasıl yaratıldığını, gerçekleştiğini bir tek onlar bilir. Sonuçta oldu mu oldu.”

Türkiye’ye kaçacaktı iddiaları da var?

“Kaçmazdı çünkü onu koruyan orada, yine el Kaide’nin bir adamıydı. Yanında ona güvence verecek 30 tane koruması vardı. Türkiye’de kim koruyacaktı onu? Terörist kaçabileceği delik varsa gelir oraya.”

Yazının devamı...

Bağdadi, Öcalan ve Mazlum Kobani

28 Ekim 2019

ABD İdlib’deki nokta operasyonuyla terör örgütü DAEŞ’in lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’yi hakladı. Hem de hava sahası kontrolünün Rusya’da olduğu bir bölgede ve ilgili ülkeleri önceden bilgilendirerek. Ama aynı ABD’nin verdiği taahhütler ve çekildiler demesine rağmen bir başka terör örgütü YPG/PKK Resulayn’da kalleşçe saldırılarına devam ediyor. Yani dünyanın en azılı teröristi Bağdadi’yi eliyle koymuş gibi bulan ve gereğini yapan ABD, YPG/PKK’lı teröristler söz konusu olduğunda bulamıyor ya da görmezden geliyor. Dahası o teröristlerin kırmızı kategoride arananlar listesindeki lideri “Mazlum Kobani” ya da “Şahin Cilo” kod adlı PKK’Ferhat Abdi Şahin ile kanka olmuş durumda. Dolayısıyla da terörle mücadele açısından tam anlamıyla bir çifte standart söz konusu. Bu bağlamda en çok tartışılan konuların başında da şu var:

Abdullah Öcalan’ı veren ABD asker ve sivilleri katlettiği bilinen PKK’lı bir teröristi neden koruyor? Zamanı geldiğinde O’nu da Öcalan gibi paketleyebilir mi? MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, yanıt veriyor:

“ABD de Rusya da PYD’yi terörist örgüt olarak ifade etmiyorlar, kabul etmiyorlar Mazlum Kobani ile açık iletişim teması kurmaları ve sergilemeleri PYD’yi meşrulaştırma davranışıdır bunun her iki devlet de sergiliyor. Ve zaten ABD PYD ile işbirliğinin devam edeceğini söylüyor, güçlerini güneyde topladı desteğinin devam ettiğini açıkladı. Rusya da silahlarının dahi almadan sadece kontrol ettiği bölgeden çekilmelerini istedi. Anlaşmada bir terör örgütü ifadesini de kullanmadı bu açık.”

ABD PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmiyor mu?

“Evet PYD PKK’nın bir türevidir diyorlar ama PKK gibi terör örgütü olarak ifade etmiyor bir nüans ortaya koyuyorlar. Yani hep Suriye Kürtleri olarak ifade ediyorlar Rusya da ABD de...”

Bu adamın eylemlerini ve Aktütün karakolu baskını sorumlusu olduğunu CIA, MOSSAD bilmiyor mu?

“Türkiye’den iyi bildiğini biliyoruz. Daha iyi, daha teferruatlı bildiğinden eminim. Ama meseleye bakış tarzları farklı. PYD’yi 50-60 bin kişilik silahlı güç haline getirmiş donatmış. Bir de ABD’nin hassasiyeti PYD’yi sattı, Kürtleri sattı ithamları var, bunun oluşmasını istemiyorlar. Buna karşı onun liderini destekleyerek, onunla iletişim kurarak, PYD’ye biz ihanet etmedik, sadece Türkiye’nin ağır baskıları karşısında hareket ettik ama onları koruduk, diyorlar. Silahlarını toplamadan güneye inmelerine müsaade eden Ruslar da onları desteklemeye devam ettiklerini gösteriyor. İkisi de ellerini bu yapı üzerinden çekmiyorlar.”

ABD’nin PKK terör örgütü demesi de havada kalıyor o zaman?

Yazının devamı...

Trump’ın PKK’lı kankası ve Adana Mutabakatı

26 Ekim 2019

Trump’ın çağrısıyla TSK’nın harekât alanından tüyerek güneye çekilen YPG/PKK’lı teröristler hâlâ ABD’nin himayesinde. Ellerinde de ABD’nin verdiği silahlar var. Dahası, Trump terör örgütü YPG/PKK’nın sorumlusuyla yürüttüğü skandal ilişkinin dozunu her geçen gün daha da artırıyor. Yani eski başkan Obama’yı PKK’yla ortaklık yapmakla suçlayan Trump, askerler ve sivillere yönelik birçok terör saldırısı nedeniyle kırmızı kategoride aranan PKK’lı bir katille tam anlamıyla kanka olmuş durumda.

Bu arada senatörleri de pervasızca eli kanlı o teröristi ABD’ye çağırıyor. Dolayısıyla da ABD’nin PKK sevdası ve Suriye’yi parçalama niyetinden vazgeçmediği, vazgeçmeyeceği çok açık. Nitekim Trump da “Suriye’nin doğusundaki petrol sahalarında DAEŞ’in yeniden yapılanmasına izin vermeyeceğiz. Belki de şu an Kürtler (YPG/PKK) için petrol yataklarına doğru gitmeye başlamalarının zamanıdır” şeklindeki son açıklamasıyla bunu çok net deklare etti. Daha doğrusu, ABD bölgedeki taşeronu terör örgütüne yeni bir görev emri verdi.

Buna göre, YPG/PKK’lılar yine DAEŞ bahanesiyle bu kez petrol bölgelerine yerleşecek ve orada kukla bir devletçik olma yolunda devam edecek. Bu arada terör örgütü YPG/PKK’nın sorumlusu Trump’ın “general” dediği terörist başı da yine bol keseden atıp, tutacak.

Tabii ABD bayrağının gölgesinde ve şimdilik olmak kaydıyla. Çünkü Türkiye suçluların iadesi anlaşması gereği verilmesini istiyor ve almakta kararlı, ayrıca o teröristin ABD bayrağının gölgesinden çıktığı anda paketlenmesi gibi bir durum da söz konusu.

Yazının devamı...

Ağır silahlar nasıl toplanacak?

24 Ekim 2019

Barış Pınarı Harekâtı dengeleri değiştirdi ve Türkiye’nin iki süper güçle yaptığı iki ayrı mutabakatla YPG/PKK’nın terör koridoru, kantonlar birliği girişimleri falan hikâye oldu. Yani sınırında asla bir oldubittiye izin vermeyeceğini söyleyen Türkiye sahada ve masada kararlı, güçlü hamlelerle dediğini yaptı, istediğini de aldı. Bu bağlamda da Tel Abyad ve Resulayn hattındaki teröristler 120 saatte 32 kilometre derinliğin dışına çıktı, Soçi mutabakatıyla dünden itibaren devreye giren Kobani, Menbiç ve Kamışlı dahil diğer yerlerdeki terörist temizliğiyle ilgili 150 saatlik sürede de geri sayım başladı. Bu arada da ABD’den hamiliğini yaptığı, koruyup kolladığı terör örgütü hakkında “Uzun süredir NATO müttefiki olan bir ülkeye karşı Kürtleri (YPG/PKK) savunmak ya da otonom bir Kürt devlet kurabilsinler diye onlara yardım etmek üzere görevlendirilmedik” şeklinde yoldaşlıktan ayrılma havası veren sözler de gelmeye başladı. Dolayısıyla, başladığında bazılarınca “Sınırlı bir operasyon ya da Trump’ın tezgâhı olabilir” gibisinden değerlendirilen Barış Pınarı Harekâtı’nın ne kadar önemli ve kritik bir hamle olduğu da ortaya çıktı. Niyesini Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin özetliyor:

“Türkiye bu konjonktürde yapabileceğinin en iyisini yaptı. Acaba diyorum bu Barış Pınarı Harekâtı’nı yapmasak da bu anlaşmayı yapar mıydık? Sanmıyorum. Bu harekâtı yapmasaydık masaya oturmazlardı bizimle. Bu harekâtı yaptığımız, başarılı olduğumuz için yaptılar bunu, yoksa durup dururken kimse kimseye mal bağışlamaz, bir şey vermez. Türkiye’nin daha ileri gitmesini, daha fazla bir harekât yapmasını, YPG/PKK’yı ezmesini engellemek istediler...”

Yani sahadaki güç masayı zorladı, diplomasideki başarıyla da işlem tamamlandı ve terör örgütü YPG/PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde iki süper güç, özellikle de ABD tarafından kullanım süresi doldu. Peki, ya ellerindeki silahlar? ABD o konuda verdiği sözleri de tutacak mı? On binlerce TIR, öncelikle de ağır silahları yoldaşı terör örgütünden geri alacak mı ya da alabilecek mi? Pekin yanıt veriyor:

“Çok zor. Ağır silahların ne olacağı konusu Rusya ile de konuşulmuştur ama nasıl toplayacaklar? Bunların ne kadarı PYD/PKK’nın üzerinde? Benim bildiğim, bu silahlar Erbil üzerinden TIR’larla geldiği zaman bunlarla ilgili ABD’nin her seferinde Türkiye’ye bir envanter verdiği söyleniyor. Tabii bu ABD’nin beyanı ne kadarı doğrudur bilemiyoruz. Bu silahları kim toplayacak? Bir defa o da belli değil. Hadi üzerlerindeki silahları aldık, sağa sola saklanmış gizli depolarda bulunan ağır silahlar var, bunlar nasıl alınacak? Ellerinde omuzdan atılan hava savunma füzeleri, tanksavar füzeleri var. Hem Javelin, hem TOW var, Rus yapısı 8 kilometre menzilli füzeler de var. Bunları kim toplayacak, bunların gerçekten toplandığından nasıl haberimiz olur, nasıl denetleriz? Bir mekanizma olması lazım yoksa çok zor...”

Silah toplama konusunun ABD’nin kontrolünde olmasının kâğıt üzerinde kalmak anlamına geldiğini belirten Pekin, bu görüşünü pekiştiren geçmişten örnek de veriyor:

“2003’te Irak savaşında ABD’nin bölgeye getirdiği silahlardan 100 binin üzerinde kayıp vardı. Bu silahlarla ilgili elimize belgeler geçti. Bunların bir kısmı da teröristlerle çatışmalardan sonra ele geçirdiğimiz silahlardı. Üzerlerine USA yazıyordu hatta ordu seri numaraları vardı. Biz bunlarla ilgili dosya hazırladık, belgeleri ve resimleriyle bu kayıp silahların tamamının terör örgütü PKK’nın elinde olduğunu ABD’li yetkililere bildirdik. Ama ABD’liler bir türlü bunu kabul etmediler ve hiçbir şey yapmadılar...”

Özetle; Türkiye çok kritik bir hamleyle istediklerini aldı ama silahlar ve güneye çekilen teröristlerin durumu ya da rejim üniforması giyme olasılığına karşı alınacak daha yol var...

Yazının devamı...

Güvenli bölgede Soçi virajı

21 Ekim 2019

Fırat’ın doğusunda bir terör devletçiğine asla izin vermeyeceğini defalarca deklare eden Türkiye bu konudaki kararlılığını Barış Pınarı Harekâtı ile sahada ve masada çok net ortaya koydu, koyuyor. Hem de ABD ve Rusya’ya rağmen. Çünkü her ikisi de bir yandan Türkiye ile müttefik gibi davranıyor, diğer yandan da biri terör örgütü YPG/PKK’yı diğeri Suriye rejimini kullanarak kendi çıkarlarına dönük çalışmaktan vazgeçmiyor. Dahası her ikisi arasında sanki gizliden bir müttefiklik havası da var gibi? Şöyle ki; mümkün olduğu kadar birbirlerine dokunmuyorlar ama birbirlerinin sahalarına girmeden bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. O sahaya giren olursa da onu bir şekilde engellemeye çalışıyorlar. Mesela Rusya da, ABD de Türkiye’nin sahada ve masada çok güçlenmesini istemiyor. Ki bunun en somut örneğini de YPG/PKK’lı teröristlerin bölgeden çekilmesi için Türkiye’ye teminat veren ABD’nin bir yandan da Rusya ile anlaşarak Menbiç, Ayn el Arap(Kobani)ve Kamışlı’da Suriye rejimi bayrağının dikilmesini sağlamasıyla yaşadık. Dolayısıyla da tüm dikkatler Türkiye-ABD anlaşmasının 120 saatlik uygulama süresinin son 24 saatine denk gelen Soçi’deki Erdoğan-Putin zirvesinde... Putin’in duruşu ve Suriye rejimi bayrağının dalgalandığı o yerlerdeki teröristlerin durumu ne olacak? Neler olabileceğini MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, anlatıyor:

“Rusya harekât boyunca Suriye rejiminin korunması, Esad’ın himayesi bakımından tavrını ortaya koydu. Şimdi de Ayn el Arap, Menbiç ve rejimin ele geçirdiği doğudaki diğer yerler için Rusya’nın kararı gerekiyor. Rusya rejimin kontrolünde kalmasını ve Türkiye’nin de buralara girmesini istemeyecektir. Ama teröristlerin giremeyeceği bir alan güvencesini de Türkiye’ye verecektir. Zaten Türkiye’de teröristlerin buradan temizlendiğine kani olursak, rejim girmiştir bizim için fark etmez dedi. Sanıyorum bu çerçevede mesele halledilecektir.”

Oralardaki teröristler ne olacak?

“Suriye’nin güneyine gidecekler. Bizim 30 kilometrelik alan dışına çıkacaklardır. Zaten ABD dediği için onlar çekilecekler ama oraları özellikle Ayn el Arap ve doğu bölgesi PYD’nin kanton, özerk yönetimler oluşturduğu alanlar onlar için önemli. Şimdi PYD ile Suriye rejiminin anlaşması ve PYD’nin Suriye askeri sistemi içine girdiği ifadeleri de var. Dolayısıyla PYD’lilerin oradan dışarıya çıkarılması meselesi tabi Rusya’nın kontrolünde, güvencesinde yapılan bir taahhüt olacak.”

Bir bölümü Suriye rejiminin askeri olabilir anlamında mı?

“O anlaşmada öyle ifadeler de var ama netlik kazanmış değil. Yani kısmi bir anlaşma rejimle sağlanmış durumda. Tabii PYD/YPG silahlı güçlerinin oradan çekilmesi de Türkiye’nin isteği ve kararlılığı. Dolayısıyla oradan da PYD/YPG silahlı güçleri çekilecektir. Rusya ile anlaşılırsa belki zaman zaman ortak devriye yapabiliriz gibi ileri bir adım da ortaya çıkabilir.”

Suriye rejimi orada olsa da mı?

“Evet, olsa da. Yani karar verirlerse, özerklik kazanmış bölgelerde zaman zaman Türk güvenlik güçlerinin kontrol yapması sağlanabilir.”

Yazının devamı...

Trump’ın Rakka’ya uzanacak korkusu

19 Ekim 2019

ABD ile varılan anlaşma uyarınca Barış Pınarı Harekâtı’na verilen 120 saatlik arada geri sayım sürüyor. Öngörülen sürede terör örgütü YPG/PKK bölgeden çekilirse ve ağır silahları alınırsa harekât duracak, sonrasında da TSK’nın kontrolünde güvenli bölge oluşacak. Dolayısıyla, tam anlamıyla “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” özdeyişine uyan bir durum söz konusu. Çünkü Türkiye, sınırında bir terör koridoruna asla izin vermeyeceğini ve Suriyeli sığınmacıların eve dönüşleri için bir barış koridoru hedeflediğini defalarca çok net deklare etti, sabırla da önce masada çözüm aradı. Sonunda da baktı olmuyor, sahada gerekeni yaptı ve öncelikle sınırının hemen dibinde bir YPG/PKK sözde kantonlar birliğinin kurulma ihtimalini devre dışı bıraktı. Şimdi de bu fiili gerçekliği ABD’ye kabul ettirdi. Yani sahada ve masada, kararlı, güçlü hamlelerle istediğini aldı. Tabii bunlar Türkiye’nin terör örgütü YPG/PKK ile sorununun bittiği, biteceği anlamına gelmiyor. Özellikle de güneye çekilen teröristlerin varlığı ve terör örgütünün en son Menbiç ya da Ayn el Arap (Kobani) örneklerinde olduğu gibi kolaylıkla her ülkenin aparatı olduğu, olabileceği dikkate alındığında. Nasılını Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin anlatıyor:

“Bir kısmı güneye gitmişti zaten. Şimdi kalanlar da gidiyor. Yani ABD bunları kurtarıyor. Bir de ABD bunları Rusya ve Suriye rejiminin eline bırakmak istemiyor. YPG/PKK’lıları kendi kontrolünde kullanacak, bir kısmı büyük ihtimalle Irak’a geçer, bölgede kalanlar da olacaktır. Yani Türkiye’nin sınırındaki terör sorunu bir süre için bitecek ama YPG/PKK derdi daha sonra tekrar olacak. Onlar bölgede taşeronluk yapmaya devam ettikleri sürece birileri onları kullanır.”

Rusya bu gelişmeler nedeniyle olumsuz bir tepki verebilir mi?

“Bir şey diyemez çünkü aynı numarayı Rusya yaptı. ABD bölgeden çekiliyorum deyince, hemen YPG/PKK ile görüşmelere başladı, Suriye ile görüştürdü. Operasyona karşıyım dedi. Şimdi ona karşı Türkiye ABD ile beraber anlaştı. Diplomatik manevra yaparsanız birileri de size diplomatik manevra yapar. Onun için, Rusya da sesini çıkarmayacak. Biz Rusya ile Menbiç, Ayn el Arap, Kamışlı’yı konuşacağız. Belki İdlib konusu da görüşülecek. YPG/PKK şu an Rusya’nın kontrolünde değil, demek ki onlara da bir kazık attılar.

Nasıl yani?

“YPG/PKK Rusya’nın kontrolünde Suriye ordusunun içinde olacaktı, anlaşma yaptılar. Yeni gelişen durumda böyle bir şey olmuyor. Şimdi ağır silahları toplanacak ve ABD’nin kontrolünde kalacak. Yani ABD çekiliyorum demesine rağmen çekilmiyor, YPG/PKK için ne hali varsa görsün demesine rağmen hâlâ YPG/PKK’nın üzerinde etkili olduğunu hissettiriyor.”

Türkiye’nin bu kararlılığı ve TSK’nın başarısının ABD’nin, özellikle de Trump’ın gözünü korkuttuğunu belirten Pekin, devam ediyor:

“Trump içeride gerçekten sıkışmıştı ve Türkiye’nin dediğini yaptığını, bundan sonra da ne yapacağını gördü. Yani eğer bu anlaşma olmasaydı belki Rakka’ya kadar gidecekti. Bu onları çok korkuttu, Trump’ı bunalttı. Şimdi bu olayla, tabii burası Ortadoğu, belli olmaz ama bu bölgede bir terör devleti, federe devlet kurulma projesi en az 15-20 yıl geriye atıldı. O süre içinde de Türkiye gerekli tedbiri alacaktır...”

Yazının devamı...

ABD ve Rusya’nın YPG/PKK ile dansı

17 Ekim 2019

Ülkece tek ses, tek yürek olarak Fırat’ın doğusunda yapılan terörist temizliğine odaklandık. Herkes harekâtın gelişmeleri ve ABD’nin olası hamlelerine dönük farklı ama sonucu aynı hedefe varan yorumlar yapıyor. Hepsinin özeti de şu:


Öyle ya da böyle bu harekât planlandığı gibi tamamlanacak ve bölge YPG/PKK’lı teröristlerden arındırılacak. Aynen Afrin’de olduğu gibi. Nitekim buna dönük olarak da TSK’nın terörist temizliği tam gaz devam ediyor, postal basılan yerler de özgürleştiriliyor. Hemen sonrasında da Kızılay o yerlere insani yardım malzemelerini ulaştırıyor. Dolayısıyla da huzura kavuşan ilçe, belde ve köylere dönüş bile başladı. Yani Suriye’nin kuzeyindeki YPG/PKK kaynaklı terör tehdidini tamamen ortadan kaldırmak ve 8 yıldır misafir ettiğimiz 3 milyon 650 bin Suriyelinin kendi ülkelerine dönebilmelerini sağlamak amacını taşıyan Barış Pınarı Harekâtı planlandığı gibi başarıyla icra ediliyor. Hem de emperyal güçlerin ayrı ayrı ya da gizliden dirsek temasıyla denedikleri engelleme çabalarına rağmen. Çünkü Fırat’ın doğusunda köyler tek tek teröristlerden arındırılırken Menbiç’teki son gelişmelerle ABD ile Rusya arasında YPG/PKK hamiliği devir teslimine de tanık olduk. Bir anda ABD askerleri çekildi ve kentte Rus bayraklı zırhlılar dolaşmaya başladı. Yani YPG/PKK’lı teröristlerin patronu değişti. Tabii şimdilik sadece Menbiç’tekilerin çünkü Trump’ın çağrısıyla TSK’nın harekât alanından tüyerek güneye çekilenler hâlâ ABD’nin himayesinde. Ellerinde de ABD’nin verdiği silahlar var. Dahası, ABD Başkanı Trump terör örgütü YPG/PKK’nın sorumlusuyla yaptığı skandal telefon görüşmesinde kendilerini koruyacaklarına dair söz de vermiş durumda. Ki ABD Başkan Yardımcısı Pence’in apar topar Türkiye ziyaretinin özü de bu. TSK’nın temizlik harekâtını durdurmaya çalışmak ve teröristleri yok olmaktan kurtarmak. Dolayısıyla da hem terör örgütünün ABD ve Rusya bağlantıları hem de ABD ile Rusya’nın Suriye’deki gizli müttefikliği bağlamında konjonktüre ve çıkarlara bağlı olarak değişen kirli bir oyun söz konusu. Gelinen nokta itibarıyla da soru şu:

Terör örgütü YPG/PKK ABD’nin mi, yoksa Rusya’nın mı müttefiki? Soruya MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş yanıt veriyor:

“Rusya’nın da müttefiki durumunda. Bunu Rusya o şekilde ifade etmiyor çünkü kendisi açısından yapıcı bir siyaset ortaya koyuyor. ABD her zamanki gibi özellikle Trump döneminde müttefik olarak kabul etmiş ve bunu açıkça sahada uygulamalarıyla da diplomaside de de göstermiştir. O bakımdan, ABD müttefiklikten uzaklaştı diyemeyiz bugün için. Sadece konjonktürel gelişmelere göre Rusya ile aralarındaki görüşmeler anlaşmalara göre farklı kullanım alanları, farklı değerlendirmeler ortaya çıkıyor. Ama üzerlerinden ellerini çekmeden...”

Nasıl yani?

Yazının devamı...