SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

'EDHO' kadrosuna 12 oyuncu katıldı

ATV’nin yaz tatilindeki dizilerinden biri hariç hepsi eylülde sete çıktı, bazılarının yayını bile başladı. Ekimde seyircisiyle buluşması planlanan ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ın (EDHO) ise yeni bölüm çekimleri bile yapılmadı. Çünkü yapım ekibiyle ATV arasındaki ‘tamamen duygusal’ mesele yeni bitti.
Yedinci sezonuna girecek dizi yapım ekibinin ATV’den ciddi bir zam istemesinin iki sebebi vardı.
Birincisi; diziye yeni sezonda katılacak karakterleri canlandıracak oyunculara ödenecek para. İkincisi de; baştan beri dizide oynayan oyunculara bölüm başına ödenen paraların piyasanın altında kalmış olması...

Sekiz erkek, dört kadın

Bir aydan fazla süren görüşmeler anlaşmayla sonuçlanınca ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’a yedinci sezonda katılacak oyuncular da belli oldu.
12 yeni karakterin katıldığı projenin yedinci sezon çekimleri haftaya başlayacak.
Dizinin yedinci sezon ilk bölümü yetişirse, ekimin son haftasında ya da kasım ayının başında seyircisiyle buluşacak.

‘Masa’nın yenileri

İşte Alice farkıyla ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ın yeni oyuncuları ve rolleri:

Tardu Flordun: Tufan’ın yeğeni, ‘Masa’nın yeni üyesi
Ragıp Savaş: Emine ve Tipi’nin yeğeni, ‘Masa’nın yeni üyesi
Burcu Binici: Emine’yle Tipi’nin yeğeni
Hazım Körmükçü: İdris Reis’in yeğeni, ‘Masa’nın yeni üyesi
Nurseli İdiz: ‘Dişi İplikçi’ Madam Anna
Yosi Mizrahi: Madam Anna’nın avukatı, ‘Masa’nın yeni üyesi
Uğur Yücel: Şanlıurfalı ağa, ‘Masa’nın yeni üyesi
Serdar Deniz: Şanlıurfalı ağanın sağ kolu
Levent Ülgen: Hızır’ın kuzeninin eşi ve uzaktan akrabası
Servet Pandur: Hızır’ın kuzeni
Eren Vurdem: Hızır’ın kuzeninin oğlu
Alara Turan: Hızır’ın kuzeninin kızı

SUNUCU, SESİNİ DEĞİL, SÖZÜNÜ YÜKSELTMELİ

Fatih Portakal’ın eski kanalı FOX’ta yayınlanan ‘Fulya ile Umudun Olsun’u eleştirmesi programın sunucusunu çok kızdırdı.
Fulya Öztürk’ün Portakal’a, “Ekmek yediğiniz yere laf edemezsiniz” demesinin sebebi FOX’un eski ana haber yüzünün, “Türk televizyonlarında bu da oldu” haberine etiketleyerek attığı şu tweet:
“Bu ve benzerlerine program denmemeli. Sadece reyting amaçlı saçma sapan, iğrenç içerikler. Böyle içeriklere izin verenlerde kabahat. ‘Halk bunu istiyor’ demekse ilkesizlik.”

Şişşt, şişt sakin ol!

Portakal’ın saçma sapan içeriklere izin verdikleri için kabahatli gördüğü FOX Genel Müdürü Cenk Soner ve FOX Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk dururken, program sunucusunun yanıt vermesi kadar, söyledikleri, vücut dili ve bağırması ilginç.
Üstelik Öztürk’ün canlı yayında ilk bağırması değil bu...
Böyle durumlarda ‘Sakin Ol’ şarkısı iyi gelir insana...
Öztürk, ‘gerçek yaşamlar’ kategorisinde üçüncü, dördüncü olmasının getirdiği özgüvenle FOX ekranından bağırma hakkını kendinde görüyorsa, reyting şampiyonları Müge Anlı ile Esra Erol’un eleştiri yapanları sopayla kovalaması lazım.

Hayırsever sunucu

Anladık Öztürk’ün, FOX’tan kazandığı parayı ihtiyaç sahiplerine harcadığı için yaşam standartları değişmedi.
Allah razı olsun. Sağ elin verdiğini sol el görmese, sunucumuz derdini bağırmadan anlatsa daha iyi olurdu. Sesini değil, sözünü yükseltmeli iyi bir sunucu.
Olayı şahsileştirmek yerine hatayı kabullenmek bu kadar mı zor?
Mesele Fulya Öztürk’ün şahsı değil ki!
Celal Bilgin’in, cinsel içerikli video’daki kadının eşi olduğunu iddia etmesi ve bunu sunucuya izlettirmesi. Arkada ‘Hayırlı Cumalar’ yazısı, önde porno muhabbeti!
Sunucu, “Ay ben bakamam” deyip, kaçıp o işi başkasına bırakmak yerine, yüzü görülmediği halde sırf ‘ameliyat izleri aynı’ diye suçlanan kadının hakları için bu rezalete izin vermemeliydi.

GÜNÜN SÖZÜ

“Ruh, yaşlı doğar ama gittikçe gençleşir; bu hayatın komedisidir. Vücut, genç doğar ve gittikçe yaşlanır; bu da hayatın trajedisidir.” (Oscar Wilde)

Yazının devamı...

ŞAHAN GÖKBAKAR, NE OLDU O PARALAR?

"Benim yaptığım Instagram yayınlarını alıp, YouTube üzerinden yayınlayan ve bu şekilde haksız gelir elde eden kişiler ve kanallar, artık elde ettiğiniz gelir cebinize değil, yangın mağdurlarına gidecek. YouTube ile görüşüp, bu yanlışı bir hayır işine döndürdük."

Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabı aracılığıyla bu açıklamayı yaptığında takvim yaprakları 10 Ağustos 2021’i gösteriyordu.

Aradan 1.5 ay geçti.

YouTube, ağustos ayı teliflerini ödedi.

YouTube, her abonesi gibi Şahan Gökbakar’ın Marmaris’teki orman yangınları sırasında çektiği video’larını kullananların kazandıkları paraları, Çamaşırhane Film’in hesabına yatırdı.

Amma ve lakin şimdiye kadar Gökbakar’dan, “Marmaris’teki orman yangınlarından yaptığım canlı yayınların video’larını kullananlardan Youtube bize şu kadar ödeme yaptı. Ben de o parayı yangın mağdurlarına dağıtılmak üzere şu kurumun hesabına yatırdım” açıklaması gelmedi.

Acaba niye?

Oyuncu, Youtube’un Çamaşırhane Film’e her ay ödediği paranın ne kadarının o video’lardan geldiğini mi hesaplayamadı?

Yoksa oyuncunun, “Haksız yere elde edilen gelir artık yangın mağdurlarına gidecek” diye ortalığı yangın yerine çevirdiği Youtube telif geliri kayda değer bir para mı çıkmadı?

Bu saatten sonra ister 1 TL olsun ister 100 bin TL -o paranın miktarı değil, sembolik değeri önemli- miktarı ne olursa olsun oyuncu o bağışı yapmalı ve bunu da kamuoyuna duyurmalı.

Nasıl ki Şahan Gökbakar, haklı olarak çektiği video’lar üzerinden doğan telif gelirlerinin takipçisi; aynı şekilde ben de, oyuncu  miktarı ne olursa olsun o parayı söz verdiği gibi yangın mağdurlarına ulaştırana kadar bu işin peşini bırakmayacağım.

Sonuçta ‘hayırlı bir iş’!

FARAH ZEYNEP ABDULLAH’IN YOK SAYDIĞI HUKUK KURALI

 

Masumiyet karinesi ve suçsuzluk ilkesi, medeni ülkelerin kabul ettiği uluslararası bir hukuk doktrini.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde de yer alan “Hüküm giymemiş kimsenin suçlu sayılamayacağı veya suçlu lanse edilemeyeceği”, kökleri eski Roma’ya kadar uzanan evrensel bir hukuk kuralı.

Türk hukuku ‘Masumiyet karinesi’ni kabul ettiğine göre hepimizi bağlıyor bu.

Batman’da intihar eden İpek Er’in bıraktığı mektupta kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu yazdığı için yargılanan Musa Orhan’ın avukatı, sosyal medyadan müvekkiline hakaret edenlere dava açtı. Onlardan biri de Ezgi Mola’ydı. O dava sonuçlandı.

Farah Zeynep Abdullah, ‘Masumlar Apartmanı’ndan eski rol arkadaşı Ezgi Mola’nın Musa Orhan yüzünden 5 bin 200 TL ceza alması üzerine şu tweeti attı:

“Uf diyecek o kadar şey var ki hangi hakaret, hangi küfür karar veremiyorum. Net olan tek şey Musa Orhan’ın gerçek bir şerefsiz olduğu ve sistemin de onun yanında olduğu. O dava yüzsüzce açılabildiğinde şoklar yaşamıştık ve şimdi bir de üüüüf rezalet sonuca bak ya.”

Musa Orhan’a duyduğun öfkeyi dile getirmenin onca yolu varken, “Nedir ki cezası? 5 bin 200 TL mi? Öderim” diyenler, bile bile ihlal ettiğiniz o ‘masumiyet karinesi’nin bir gün size de lazım olabileceğini düşünmelisiniz.

YUMURTAYA ZAM YOLDA!

Pandemide sahne çalışması yapamayınca kendisine ek bir gelir kaynağı yaratmak için tavuk çiftliği kuran Coşkun Sabah, yem fiyatlarından dert yandı ve yumurtaya zammın kapıda olduğunu açıkladı. İşte şarkıcının bu konuda söyledikleri:

“Hayatımda böyle zam görmedim? Tavuk yemine bir yılda yüzde 200 zam geldi. Bu işe başladığımda (Nisan 2021) haftalık tavuk yemine 34 bin TL ödüyordum, şimdi 65 bin TL veriyorum. Üzülerek söylüyorum, bu kış vatandaş yumurtanın tanesini 2,5-3 TL’ye yiyecek.”

Her şey gibi yumurtaya zam sürpriz sayılmaz, ama bakalım yılların müzik insanı ve çiçeği burnunda yumurtacı Coşkun Sabah’ın dediği gibi mi olacak fiyatı?

GÜNÜN SÖZÜ

“Gözlerime bakıp da yapılan sahte bir gülücük yerine, yüzüme karşı gösterilen gerçek bir nefreti tercih ederim.” (Anton Çehov)

 

 

 

Yazının devamı...

Zeki Müren filmine Tarkan’ın yanıtı ne?

Birkaç gündür fanları sorup duruyor; “Çekilecek Zeki Müren filminde Tarkan ‘Sanat Güneşi’ni oynayacak mı?” diye.

Tarkan’ın kitabını (Bir Megastar Tarkan) yazdım, hakkında birçok özel haber yaptım, ama ne basın danışmanıyım ne de menajeri.

Sevtap Küçükkaralar yapıyor yıllardır o işleri. O yüzden Tarkan konusunda bana sorulanları ben de ona sorup, yanıtını aldım.

“Ayla”, “Müslüm” ve “Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu”nun yapımcısı Mustafa Uslu’nun Zeki Müren filmi çekeceği, “Sanat Güneşi”ni oynaması için Tarkan’a teklif götürdüğü ve olumlu yanıt aldığı konusundaki haberleri sorduğum Sevtap Küçükkaralar’ın verdiği yanıt şu:

“Yapımcı Mustafa Uslu beni aradı, Zeki Müren filmi çekmeyi ve ‘Sanat Güneşi’ rolü için Tarkan’ı düşündüğünü, böyle bir projeye sıcak bakıp bakmayacağımızı sordu. Ben de bunu Tarkan’a ilettim. Tarkan, kendisine ‘Sanat Güneşi’ rolünü teklif eden Uslu’ya teşekkürlerini, başarı dileklerini ve böyle bir filmde oynamayı düşünmediğini iletmemi söyledi, ben de ilettim. Olan bitenin hepsi bu.”

Tarkan konusunda var mı başka sorusu olan?

Yok mu?

O zaman dağılalım arkadaşlar.

Keser’den ‘Diva’yı kızdıracak sözler

Star TV’deki müzik eğlence programı “Benzemez Kimse Bize”nin ekran serüveni kısa sürdü.

Bülent Ersoy’la Mustafa Keser’in programını bitiren ‘düşük reyting’ değil, ‘büyük kapris’ oldu.

İşte iki haftada insanlara, “Gerçekten de benzemez kimse size” dedirten programın bitme sebebini Mustafa Keser, sosyal medyasından açıkladı. Keser, programın bitmesine Bülent Ersoy’un kaprislerinin yol açtığını vurguladı. İşte Mustafa Keser’in “Diva”yı kızdıracak o açıklaması:

“...Bu programa başlamadan önce sizlerin de izlediği ve gördüğü gibi bazı aksaklıklar olabileceğini öngörmüştüm. Ancak kendisinden hem yaş hem de sanatça daha büyük birinin yanında daha saygılı olacağını düşünerek programı kabul ettim ve ne yazık ki yanıldım.

...Bütün aksaklıklar Sayın Bülent Ersoy’un yersiz kapris ve tutumundan kaynaklanmıştır. İleriki günlerde basın toplantısı yaparak bunlarla ilgili sizleri daha geniş çerçevede bilgilendireceğim.”

Keser, o basın toplantısını yapar ve ilk bölümde Bülent Ersoy’un alkollü olup olmadığını açıklar mı?

Bilmiyorum.

Ancak Keser’in sosyal medyasından yaptığı açıklamanın “Diva”yı kızdıracağı kesin.

Bülent Ersoy’dan (69) sadece yaş değil sanatça da daha büyük olduğunu vurgulayan Keser’in (76) “Diva”dan beklediği saygıyı görmediğine dair net vurgusu var çünkü.

‘La Casa de Papel’de gözlerden kaçan hata

İspanyol dizisi “La Casa de Papel”in ilk sezonu yayınlandığında 2018 yılıydı. Konusu, senaryosu, kurgusu, temposu ve karakterleriyle o yılın - Türkiye dâhil - birçok ülkede en çok izlenen dizisiydi. 2018’de dizi, Netflix’te en çok izlenen İngilizce dışı yapım oldu.

Geçen ay beşinci sezonu yayınlanan “La Casa de Papel”in altıncı sezonunun ise eli kulağında. Netflix, dizinin altıncı sezonunun aralık ayında yayınlanacağını duyurdu.

Dizinin beşinci sezonunu izlerken yönetmen ve yapım ekibi gibi benim de gözümden kaçan bir detay, oğlum Yağız’ın radarına takıldı.

Benden sonra dizinin beşinci sezonunu izleyen Yağız, “Baba, ‘La Casa de Papel’in beşinci sezonundaki devamlılık hatasını gördün mü?” diye sorunca, yanıtım hayır oldu.

Yağız, beşinci sezonun son bölümünün 44’üncü dakikasına gelince ileri almayı durdurdu.

Birlikte defalarca izledik o sahneleri.

‘Tokyo’nun vurulduğu, ‘Denver’ın onu oradan çıkarmak için uğraştığı sahneler.

‘Denver’in sol kulağında arkadaşlarıyla iletişim kurduğu siyah büyük bir telsiz kulaklığı var.

Sahnenin devamında ‘Denver’, ‘Tokyo’ya “gidelim” diye yalvarırken kulağında kulaklık yok. ‘Denver’ arkadaşının gelmeyeceğini, son mermisi bitene kadar orada direneceğini anlayınca ekibin diğer üyelerinin yanına dönmeye karar veriyor.

‘Denver’, ‘Tokyo’nun yanından ayrılırken siyah kulaklık geri geliyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“Kendine ait küçük bir ev ve karakterli bir eş; dünyanın tüm altın ve incilerine bedeldir.” (Goethe)

Yazının devamı...

RTÜK başkanı, kime 'şark kurnazı' dedi?

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin’in, Sabah’tan Tuba Kalçık’a verdiği röportajda, FOX Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’e yönelik iddiaları vardı. Şentürk, sosyal medya hesabından Şahin’i yalanladı: “RTÜK Başkanı Sayın Ebubekir Şahin, bir gazeteye verdiği röportajında kendisini tehdit ettiğimi belirtmiştir. Tehdit olarak algıladığı konuşmamı FOX Ana Haber!de değil, 30 Ağustos Pazartesi günü ‘İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat’ programında yaptım. ‘Sayın RTÜK Başkanı çifte standartlar ve adil olmayan cezalar karşısında vicdanın rahat mı?’ dedim. Yayın kaydı RTÜK’te ve YouTube’da da mevcut. İzlemesini öneriyorum. Sözlerimi tehdit olarak algılıyorsa, neden suç duyurusunda bulunmadığını da merak ediyorum.”
Açıklamada Şahin’in, “Şentürk, ortak bir dostumuz aracılığıyla şahsımı ve kurumumu tehdit etmiştir” iddiasına yanıt olmaması gibi RTÜK Başkanı’nın bu tehdidi niye yargıya taşımadığı da merak konusu...
İki konuyu sorduğum Şahin’in yanıtı şu oldu: “Yayınlardaki hedefe koyma ve haksız ithamlardan bahsetmiyorum. Hâlâ pişkin pişkin ‘Yayınlar ortada madem tehdit etmişim, neden mahkemeye gitmedi’ diyor. Şark kurnazlığı... Yayınları kastetmiyorum ki, o yayınlarda ince ince aba altından sopa göstermektedir, hiçbirini kabul etmiyorum. Asıl konu bir arkadaşımız üzerinden gönderdiği tehdit mesajıdır. Bütün idari ve hukuki haklarımı saklı tutmaktayım.”

‘SEX/LIFE’ İZLEYİCİSİNİN DOYAMADIĞI SAHNE!

Netflix, ‘Sex/Life’ dizisinin üçüncü bölümünde yer alan duş sahnesinin 20 milyon kullanıcısı tarafından tekrar tekrar izlenildiğini açıkladı. Toplamda 67 milyonun izlediği bir dizideki bir erkeğin duş alan başka bir erkeği röntgenlediği sahneyi üç seyirciden biri seyretmeye doyamamışsa demek ki amaç hasıl oldu. Neden mi? Çünkü Netflix, dizilerinde eş cinsel ilişkilerin en yaygın olduğu bir dijital platform.

21 MÜZİSYEN İÇİN ADALET ÇAĞRISI

Bülent Ersoy’a konserinde eşlik edecek müzisyenler, KKTC’ye girişte beyan ettikleri sahte PCR testleri yüzünden bir aylık gözetim süreleri sonunda çıkarıldıkları mahkemece tutuklanınca sosyal medyada şöyle bir kampanya başladı: “Kıbrıs’a konser vermek için giden 21 müzisyenin eline tutuşturulan sahte PCR testi raporlarını düzenleyen ‘KKTC vatandaşı’ otel yöneticileri, sahte belgeleri düzenleyen ‘KKTC vatandaşı’ hastane yetkilisi, doktor ve hemşire serbest, T. C. vatandaşı müzisyenler tutuklu. Suçun övülecek bir yanı olamaz, ama KKTC’deki adalet anlayışı ve ayrımcılık hepimizi endişelendiriyor.”
Şov dünyasının #müzisyenlerimiziçinadalet istemesi güzel. Aynı suça ortak olanlardan bir kısmı serbest, bir kısmı hapisteyse “Adalet bunun neresinde?” diye sorgulamak en doğal hak. Ancak bunu diyebilmek için KKTC Kanunlarını bilmek ve o dosyalara hakim olmak şart... 2016’dan bu yana KKTC’ye ayak basmamış müzisyenlerin gitmedikleri ülkede PCR yaptırdıklarını da unutmamak lazım. Onlar tutuklanırken o sahte belgeleri hazırlayanların serbest kalması adil değil, ama bunu eleştirirken KKTC’yi küçümsemek, yargıçlarını ırkçılıkla suçlamak da yanlış. Ersoy, müzisyenlerinin hapse girmesine sebep olanlara dava açacağını bu amaçla, “Türkiye’nin en büyük avukatlarını görevlendirdiğini” açıkladı. İsabetli bir karar. “Diva”, işin peşini bırakmayıp konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götüreceğini de duyurdu. Keşke o avukatlardan biri, “Bülent Hanım, AİHM, KKTC’yi tanımıyor. O yüzden KKTC’deki hukuk ihlallerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni sorumlu tutuyor” diye uyarsaydı.

GÜNÜN SÖZÜ

“Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.” (Tolstoy)

Yazının devamı...

Saraçoğlu ve Göz'ün suça karşı suç itirafı!

Modacı Gülşah Saraçoğlu ile Gökhan Göz’ün bir ayrılıp, bir barışmasından kime ne? Saraçoğlu’nun sevgilisinin evini ya da Instagram canlı yayınını basması da öyle.
Modacının ağzını bozması, Göz’ün annesine küfür etmesi bir kadın olarak ve annelere karşı saygıda zaafı olduğunun kanıtı. Göz’ün annesine küfreden Saraçoğlu ile barışıp el ele insan içine çıkması, onun ve annesinin sorunu.
O yüzden, “Tencere yuvarlanmış ve kapağını bulmuş. Ne halleri varsa görsünler” deyip geçmek lazım.
Gülşah Saraçoğlu ile Gökhan Göz’ün gittikleri konser sonrasında yaşadıkları, söyledikleri ve yaptıklarıysa “Bize ne?” deyip geçilmeyecek türden.
Çünkü ortada ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’, ‘kadına şiddet’ ve ‘kaba kuvvetle başkasının telefonuna el koyup, içindekilere bakmak’ gibi bir dizi suç var.
Bir konser çıkışında cep telefonuyla kendilerini görüntüleyen kadınla aralarında geçenleri Gülşah Saraçoğlu şöyle anlattı:
“Gittiğimiz konserin çıkışında bir takipçimiz cep telefonuyla görüntü aldı. Gökhan da o anda haklı olarak biraz yükseldi. Tatsız bir durum, olmaması gerekiyordu, bunlar çok hoşlandığımız durumlar değil.”

Yanlışa karşı yanlış

Bir kadın cep telefonuyla izinsiz görüntülerini çekince kızıp ‘yükselen adam’ Gökhan Göz’e göre olan biten şu:
“Özel hayata bu şekilde müdahale edilmesi yanlış. Hanımefendiye ‘İzinsiz görüntü aldınız, fotoğrafları siler misiniz?’ dedik. Görüntü almadığını söyledi. Telefonuna bakıldığı zaman özel ve uygunsuz fotoğraflarımızı/video’muzu aldığını gördük. Böyle bir şey yapması ayıp. Gecenin 2’sinde uygunsuzluk herkeste olduğu gibi. O saatte insanın uykusu geliyor, alkol alıyor. Kimse o halinin görüntülenmesini istemez. Kalabalık bir ortam, mecburen biraz da sesimi yükseltmem gerekiyordu.”
Bir insanın, ortada ‘kamu yararı’ yoksa sırf ‘kamu merakı’yla olsun olmasın bir başkasını çekmesi ve yayınlaması suç.

O iş nasıl oldu?

O nedenle kendilerini izinsiz çeken kişiye bunu uygun bir dille hatırlatmak Göz’ün en doğal hakkı.
“Sizi çekmedim” diyen o kadının telefonuna nasıl bakılıp Saraçoğlu ile Göz’ü çektiği ve onca insanın içindeki ‘uygunsuz görüntü’nün ne olduğunun yanıtı yok.
Çıkan haberlerden anladığım kadının elinden telefonu zorla alınıp, bakıldı... Kadına şiddet ve başkasının telefonuna zorla el koyup, içindekilere bakmak da suç.
“Merd-i kıpti, şecaat arz ederken sirkatin söyler” (Kıpti, mertliğini anlatırken hırsızlığını söyler) derler ya, bu çiftin durumu da öyle...
Çünkü çıkan haber, Saraçoğlu ve sevgilisinin söylediklerinden anladığım şu:
Gökhan Göz, kendisini izinsiz görüntüleyen kadını şikayet edip, haklarını hukuk yoluyla aramak yerine, kendi hukukunu kendi tesis etti. Özel hayatına saygı isteyen kişi, başkasının özeline de saygı göstermeli.

ÜLKEDEN ÜLKEYE DEĞİŞEN PANDEMİ STANDARTLARI

Koronavirüs sadece insanları hasta edip, öldürmüyor, ülkelerin ve insanların düzenini de altüst ediyor...
Kovid-19’dan sonra standartların nasıl değiştiğine dair üç çarpıcı örnek.
Cem Yılmaz, salı günü sosyal medyasından açıkladı:
“Üzüldüğüm bir haber. 31 Ekim 2021 tarihinde Londra’da gerçekleşmesi planlanan ‘CMYLMZ-Diamond Elite Platinum Plus’ gösterisi pandemi önlemleri kapsamında iptal edilmiştir.”
Aynı günün akşamında Beşiktaş’ın Ajax’la maçı vardı. Amsterdam’daki 54 bin 990 kişi kapasiteli Johan Cruyff Arena’nın tribünleri tıklım tıklımdı.
Çarşamba sabahı haber ajansı Reuters, United Airlines’in aşı yaptırmayan çalışanlarını işten çıkarma kararı aldığını dünyaya servis etti.

GÜNÜN SÖZÜ

“Bir kişiye karşı yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık demektir.” (Emile Zola)

Yazının devamı...

SONBAHARDA İZMİR’DE GÜZEL BİR HAFTA SONU

"İzmir şehir merkezinde son yıllarda art arda hizmete giren otellere bir yenisi daha eklenecek. Birinci Kordon’daki sekiz katlı Yapı Kredi Bankası’nın bitişik iki binası otel ve rezidans olacak. Yapı Kredi Bankası, Cumhuriyet Bulvarı ile Gazi Bulvarı’nın kesiştiği köşede bulunan binaları 22 milyon 100 bin TL karşılığında İstanbullu iş adamı Mustafa Çüngüşlügil’e sattı. İstanbul’da ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde başta akaryakıt istasyonları olmak üzere değişik yatırımları bulunan Çüngüşlügil’in binayı otel ve rezidans olarak değerlendirmeyi düşündüğü öğrenildi."

08.01.2010 tarihli Milliyet’te Mustafa Yılmaz imzasıyla yayınlanan “Kordon’a yeni otel yapılacak” başlıklı bu haberin üstünden 11 yıl 7 ay geçti.

Birinci Kordon’daki Yapı Kredi binalarının yerine yapılan İzmir Marriot Otel bir ay önce hizmete girdi.

40 milyon dolar

Hafta sonu İzmir’deydim. İzmir Marriot Otel’in öyküsünü iş insanı Mustafa Çüngüşlügil’den dinledim.

Shell, Petrol Ofisi ve Total akaryakıt istasyonları, farklı alanlarda faaliyet gösteren 15 şirketin sahibi olan Çüngüşlügil, otelin arsa bedeliyle birlikte yaklaşık 40 milyon dolar’a mal olduğunu söyledi. Çüngüşlügil, inşaat süresince yurt dışında okuyan ikizlerinden Vakko’da çalışan kızı Simge’nin annesi Gamze’yle İstanbul’da, kendisininse oğlu Emre’yle İzmir’de yaşadıklarını anlattı.

15 bin metrekare kapalı alanı 149 odası olan İzmir Marriot’un denize manzaralı odalarının gecelik konaklama bedeliyse 175 euro…

İki simge eser

Kordon’u bilenler hatırlar Yapı Kredi binalarının duvarlarındaki Mehmet Şadi Çalık’ın 1971 yılında yaptığı ‘İlerleme ve Kalkınma’yla ‘Bağımsızlık ve Özgürlük’ eserlerini…

Çüngüşlügil, otel yapmak için iki binayı yıktı, ama duvarlarındaki sanat eserlerini muhafaza etti. Biri otel girişinin yanı, diğeri cadde üzerinde olmak üzere İzmir Marriot’un iki cephe duvarında Mehmet Şadi Çalık’ın o ölümsüz eserleri karşılıyor geçenleri… Otelin lobisindeyse Devrim Erbil’in resimleri karşılıyor müşterileri.

Neptün Soyer’le tur

İzmir’deki ilk günümüzde şehrin tarihi ve turistik yerlerini gezdim. Kent merkezindeki tarihi ve turistik yerler benim için çok tanıdık. Çünkü İzmir Fuarı’nın ünlü şarkıcıları ağırladığı yıllarda çoğu yaz bir ay bile kalmışlığım olurdu şehirde. Gazinolarda matinelerin olmadığı günlerin çoğunu İzmir’in tarihi ve turistik yerlerini gezerek geçirirdim.

Bir kısmına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in eşi Neptün Soyer’in de eşlik ettiği tur benim için nostaljik bir gezi oldu.

Kemeraltı’nın çoğu yeri, insan kalabalığının dışında aynıydı. Tunç Soyer’le birlikte harekete geçen TARKEM’in (Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş.) restore edip insanların kullanımına açtığı tarih kokan binalar, ayrı bir canlılık kattı tarihi kent merkezine.

Urla’dan ABD’ye

İzmir’deki ikinci ve son günümüz Urla’da geçti. Uzbaş’ın üzüm bağlarına daha önce gitmiştim, ama Uzbaş Arboretum’u ilk kez golf arabasıyla dolaştım. Bu sayede öğrendim 2 bin dönümlük arazide bin 900 çeşit bitkinin bulunduğu Uzbaş’ın Avrupa’nın en büyük kalem, selvi ve palmiye üreticisi olduğunu. Her yıl 80 bin civarında süs bitkisi üretilen botanik bahçesinden Kazakistan’dan İtalya’ya birçok ülkeye ihracat var.

Öğle gittiğimiz Urla’daki Hiç Lokantası’nın sahipleri de organik sızma zeytinyağı ihracatçısı çıktı. 2011’de eşi Taha Elakdar’la Urla’ya yerleşen Duygu Özerson Elakdar, Orman Bakanlığı’ndan kiraladıkları alana diktikleri 60 bin zeytin ağacından ürettikleri organik zeytinyağlarının, ABD’deki Whole Foods Market’in 45 mağazasında satılan tek Türk firması ürünü olduğunu söyledi.

Şahane sonbahar havasında İzmir ve Urla’daki hafta sonu turumuz işte böyle geçti.

GÜNÜN SÖZÜ

 

Yazının devamı...

Haluk Bilginer’in çok özel dünyası

"28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali”, “Onur Ödülü” verdiği Haluk Bilginer hakkında özel bir kitap hazırlattı. Onur Ödülleri’nin verildiği gece sanatçıya imzalattığım Rıza Kıraç’ın “Haluk Bilginer Büyücünün Sırrı” kitabını İstanbul’a dönünce okudum. Çocukluğundan tiyatroyla tanışması, bugüne kadar sanat adına yaptığı her şeyin yer aldığı kitapta Bilginer’in özel hayatından bazı kesitler var. Onlardan biri Bilginer’in Aşkın Nur Yengi’yle evliliğinden dünyaya gelen kızıyla ilgili şu satırlar:

Baba ve dedeyim!

“Nazlı hayatımda bambaşka bir pencere açtı; çok güzel, şahane bir şey oluyor tabii ki. Ama bütün hayatınız onun etrafında dönmeye, tüm planlar onunla ilgili yapılmaya başlıyor. Sizin özel hayatınız onunla birlikte olduğu için sizin hayatınız diye bir şey kalmıyor! Çünkü kızınızla birlikte bir hayat kuruyorsunuz. Ama elbette şahane bir duygu. Ben biraz geç baba oldum. Kendi torunumu kendim yaptım, aracıyı kaldırdım diye esprisini bile yaparım bunun.”

Yıllardır Londra ve İstanbul’da yoğun bir tempoyla çalışan Haluk Bilginer’in kendine zaman ayırıp dinlendiği, enerji topladığı kamp yeri ise Gebze’deki çiftliği. Sanatçı, kitapta bu çiftliğin hayatındaki yerini şöyle anlattı:

Çiftlikte çok mutlu

“Doğayı çok severim. Çocukluğumdan beri doğanın içindeyim. Anneannem İzmir, Seferihisar’da yaşardı, bir bağ evi vardı. Ben doğada olmayı, çiçeklerle, ağaçlarla, kuşlarla olmayı çok severim, bunlar olmadan yaşamaya dayanamıyorum. Ben böyle bir çiftlik hayatı düşlerken Gebze’de satılık bir yer olduğunu söylediler. Ben de hemen orayı gördüm, bayıldım. Bir sürü tadilatla orayı güzelleştirmeye çalışıyorum hâlâ. Orada mutluyum ben. İstanbul’da işim yoksa genellikle çiftlikte oluyorum. Ya çiçek suluyorum ya hayvanları besliyorum ya da güvercinleri uçuruyorum. Böyle şeylerle dinleniyorum. Benim için çok önemli bir terapi. Yemek yapmayı da çok severim, boş zamanlarımda mutfağa girer yemek yaparım. Hatta ayıptır söylemesi kızım benim yemeklerimi daha çok sever!”

Astronomik ücrete Tarkan ‘Hayır’ dedi

Menajer, organizatör ve albüm prodüktörü Murat Yıldırım aradı. ‘Muko’, “Tarkan neden konser vermiyor?” başlıklı yazımı okuyunca bir ay önce şarkıcıya yaptıkları teklifi ve aldıkları yanıtı anlatmak istediğini söyledi.

Yıldırım, Küçük Çiftlik Park’ın sahibi Naz Kavran’la birlikte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda planladıkları Tarkan konseri için sanatçıya teklif götürdüklerini söyledi ve ekledi:

“Tarkan’ı sahneye çıkarmak için astronomik bir rakam teklif ettik, ama sevenlerine koronavirüs bulaşma riski yüzünden kabul etmedi.”

Yıldırım’a, “astronomik rakam”ın ne olduğunu sordum, şu yanıtı verdi:

“O rakamı veremem ayıp olur, ama şu kadarını söyleyeyim; 10 popçunun toplam konser parası, hatta Shakira Türkiye’ye geldiğinde aldığının üstünde bir paraydı.”

Not: Yabancı şarkıcıların konser ücretlerine dair haberlere baktım, Shakira’nın kaşesi 300 bin ile 500 bin dolar arasında.

Mehmetçik Vakfı ve TEV’den niye yanıt yok?

Zeki Müren’in ölüm yıl dönümünde Demirören Haber Ajansı’na (DHA) konuşan yeğeni Sevtuğ Olgaç, servetini bağışladığı vakıfların sanatçının vasiyetini yerine getirmediğini iddia etti:

“Yetkililer o vasiyeti tekrar okusun ve o vasiyette Zeki Müren’in isteği doğrultusunda yapılması gerekenleri sorgulasın. Bir Zeki Müren Vakfı kurulsun. Bu vakıf, kabiliyeti olan gençlere bir sanat müziği konservatuvarı şeklinde çalışsın. Arzusunun biri buydu. İkincisi de tam teşekküllü bir Zeki Müren Hastanesi’nin kurulmasını arzu ediyordu.”

Zeki Müren’in vasiyetinde bunlar var mı, yok mu? Varsa o edimler niye yerine getirilmedi?

Bilmiyoruz.

Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Mehmetçik Vakfı yöneticilerinin  bu soruların yanıtını verip kamuoyunu aydınlatması gerekmez mi?

İki vakfın yöneticileri; nedir bu suskunluğunuzun sebebi?

Sevtuğ Olgaç’ı muhatap almıyor olabilirsiniz. Ancak bu iddialardan sonra bağışçılarınız ve kamuoyuna saygı ve de yönettiğiniz vakıflara duyulan güvene gölge düşmemesi için gerçek neyse onu açıklamanız gerekmez mi?

GÜNÜN SÖZÜ

“Hayattan çok bunalırsan işine sığın.” (Wulf Dorn)

 

 

Yazının devamı...

Hatasından ders almayan şarkıcı

Serdar Ortaç, 22 yıl başına büyük dert açan hatasından ders almamış olacak ki yine dolduruşa geldi yine hata yaptı.
Beşiktaş’ın 3-0 önde olduğu maçı Adanademirspor’un attığı üç golle beraberlikte bitirmesi sonrasında şarkıcının Adana konserinde söyledikleri siyah-beyazlı camiayı kızdırdı.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü, savcılığa şikayet ettiği şarkıcıyı kınayan bir açıklama yaptı. Beşiktaş, şarkıcının adını vermeden S. O. diye hitap ederken taraftar grubu Çarşı, foto montajla Serdar Ortaç’ı dansöz yapıp, altına da kendi eseri olan ‘Ben Adam Olmam’ı yazıp yazıp, sosyal medyada paylaştı.
Aldığı tepkiler üzerine sosyal medyasından yayınladığı video’yla Beşiktaş camiasından özür dileyen Ortaç’ın itirafına bakar mısınız?
“Adana konserimde seyircilerden biri telefonunu gösterdi, Israrla yazdıklarını okumamı istedi, okudum. Ben kimin kimle maç yaptığını bile bilmem. Adana’yı gaza getireyim derken öbür tarafı sinirlendirdim.”
Ortaç’ın dolduruşa gelip yaptıklarıyla aldığı ilk büyük tepki değil bu.
1999 yılında birçok ünlünün katıldığı Ahmet Kaya’ya çatal-kaşık atılan Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde de aynısını yapmıştı şarkıcı.
Ödül alma sırası Serdar Ortaç’a gelmişti. Adı anons edilince sahneye doğru yürüyen Ortaç, kulağına bir şeyler fısıldayan ünlü televizyoncuya uyup ödül kazandığı şarkı yerine ‘10. Yıl Marşı’na başlamış, sahneye davet edilen şarkıcılarla Ahmet Kaya’ya karşı koro oluşturmuştu.
Şarkıcı, bu yüzden 22 yılda yaşadıklarından ders almamış olacak ki, yine birilerinin gazına gelip Beşiktaş camiasını karşısına aldı.
Serdar Ortaç, ‘Ben Adam Olmam’dan sonra ‘Hatalarımdan Ders Almam, Ben Akıllanmam’ diye bir şarkı yapsa o da tutar.

FACEBOOK’UN, ‘INSTAGRAM GENÇLERE ZARARLI’ RAPORU

 ABD medyası bu ay önce, Facebook’un sahibi olduğu Instagram’ın başta ergenlik çağındaki kızlar olmak üzere, gençler üzerindeki zararlarına dikkat çeken kurum içi gizli raporunu haber yaptı. ABD medyası bu ay önce, Facebook’un sahibi olduğu Instagram’ın başta ergenlik çağındaki kızlar olmak üzere, gençler üzerindeki zararlarına dikkat çeken kurum içi gizli raporunu haber yaptı.

Facebook analistlerinin yöneticilerine sunduğu kurum içi raporun çarpıcı bölümlerinden biri şuydu:

“Instagram fotoğraf aplikasyonunun ergenlik çağındaki gençler için zararlı olduğu ortadayken çocuklar için aplikasyon üzerinde çalışılması.”

Wall Street Journal gazetesindeki habere göre, konuya birkaç kez dikkat çekilen raporda, “İntiharı düşünen gençler arasında İngiliz kullanıcıların yüzde 13’ünün, ABD’li kullanıcıların ise yüzde 6’sının sorunu Instagram’a bağladığı” bilgisi yer aldı.

Aynı raporda, ergenlik çağındaki kızların yüzde 32’sinin, bedenleri konusunda kendilerini kötü hissettiklerinde Instagram’ın durumu daha da kötü hale getirdiğini düşündükleri, ergenlik çağındaki erkeklerinse yüzde 14’ünün Instagram nedeniyle kendini kötü hissettiği vurgusu var. 

Instagram kullanıcılarının yüzde 40’ı 22 yaş ve altı olduğuna göre sorunun ne denli büyük bir kitleyi ilgilendirdiği ortada.

Medyaya yansıyan raporu doğrulayan Instagram yöneticisi Adam Mosseri’nin şirketini şu örnekle savunması da ayrı tepki çekti:

“Otomobil kazaları nedeniyle normalde olduğundan daha fazla insanın öldüğünü biliyoruz, ancak genel olarak otomobiller dünyada yok ettiklerinden çok daha fazla değer yaratıyor.” 

Facebook’un Instagram raporu üzerinde tartışmalar sürerken ABD medyası, dijital dünyaya dair bir bomba daha patlattı.

Bu kez, Instagram ve benzeri uygulamalar üzerinden ‘köle ticareti’ yapıldığı ortaya çıkınca Facebook’un, Apple’dan uygulama mağazasından çıkarılma uyarısı aldığı haber oldu.

Dijital dünya ve sosyal medyanın arka planı ve de zararları üstüne zamanla kim bilir başka ne bombalar patlayacak?

GÜNÜN SÖZÜ

“Kadın, her ihtiyacını karşılayacak tek bir erkeği ister. Erkek ise tek ihtiyacını karşılayacak her kadını.” (Dostoyevski)

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.