SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Zeri Müren yaşasa taklidine ne derdi?

Çağlar Çorumlu’nun Zeki Müren’i taklit ettiği İş Bankası’nın Maximum Kart reklamından sonra bir tartışma başladı.
Çorumlu’yu, Zeki Müren taklidinde başarılı bulanlar da var, ‘Sanat Güneşi’nin bu denli reklam malzemesi yapılmasına itiraz edenler de...
Reklamda Zeki Müren’in, neredeyse tuvalet parasını bile Maximum Kart’la ödeyecek alışveriş çılgını gösterilmesi tartışılabilir. Reklamı senaryo, kurgu ve oyunculuk açısından değerlendirip, itiraz edenler de olabilir. Ancak iş “Zeki Müren’in anısına saygısızlık bu. Yaşasaydı buna izin vermezdi” noktasına gelince, sanatçının TRT’nin arşivindeki bir video’suna bakmakta yarar var.
O video’da Gaziantep’ten bir izleyicinin, “Birçok komedyen taklidinizi yapıyor yıllardır, hiç kızdınız mı, sinirlendiniz mi bunlara?” sorusuna Zeki Müren’in verdiği yanıt şu:
“Hayır, asla... Taklidi yapılan insan var olan insandır. Aktüel olan insandır. Ayrıca naçizane arz edeyim, benim de taklit yeteneğim vardır biraz. Bazı tanınmış kişilerin taklidini yapabilirim.”
İşte böyle bir sanatçıydı
Zeki Müren...
“Reklamın iyisi, kötüsü olmaz”, “Taklit aslını yaşatır” gibi efsane sözlerin de sahibidir aynı zamanda ‘Sanat Güneşi’ ya da ‘Paşa’...

NECATİ ŞAŞMAZ, BENİ ŞAŞIRTMAZ!

Necati Şaşmaz’la eşinin boşanma davası bitti, ama dava dosyasındaki haberlik malzemeler bitmedi.
Bu kez ortaya çıkan Şaşmaz’ın bir ses kaydı.
Neymiş?
Necati Şaşmaz, babasının kuzeni İrfan T. ile yaptığı konuşmada, seçilmiş kişi olduğunu söylemiş. Yetmemiş, “İcatlar yapıyorum. Bu icatlar dünya için önemli icatlar” demiş!
Necati Şaşmaz’ın bu sözlerine şaşıranlar Gezi Parkı Olayları sırasında söylediklerini unuttular galiba!
Ne demişti oyuncu, Hasan Kaçan’la birlikte Recep Tayyip Erdoğan’la görüştükten sonra Başbakanlık binasının önünde yaptığı açıklamada?
“Bana göre bu ülkeye nazar değmiştir. Dua okuyalım, bu üzerimizden gitsin. Düşünce adamlarına ihtiyacımız var ki bize ne olduğunu anlatabilsinler. Geceden gündüze değil de, bugünden yarına değil de, çok acil olarak değil de çabuk çabuk yapılması gerekiyor. Biz gece karanlığındaki kedi gözleri gibi onları izlememiz gerekiyor. Ama o gözler de ancak bizim ışığımızla görülebilen bir şey. O gördüklerimiz de fosforlu olan o kedi gözleri bize yol gösterir.”
85 milyonluk Türkiye’de ‘fosforlu kedi gözleri’ni
yol gösterici ilan eden tek insan ‘seçilmiş’ değil de ne o zaman?

İDEALİST AVUKAT DARBECİLERE KARŞI

Cuma günü vizyona girecek TRT, İstanbul Medya Akademisi ve Medya Fikir Kulübü ortaklığında çekilen ‘Elli Kelimelik Mektuplar’ı Kanyon’daki ön gösteriminde izledim.
Film, Adnan Menderes hükümetlerinde Başbakan Yardımcılığı, Milli Eğitim, Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığı yapan Tevfik İleri’nin 27 Mayıs ihtilaliyle tutuklanması, yargılanması, hastalanıp ölmesini ve darbelerin insanlara yaşattığı acıları anlatıyor.
Gizem Karaca Ekmekçi, İlker Kızmaz, Tekin Temel, İlhan Şeşen, Derya Alabora ve Murat Parasayar’ın oynadığı ‘Elli Kelimelik Mektuplar’ın yönetmeni Emir Khalilzadeh, yapım için şunları söyledi:
“Dönem filmi yapmak hep hayalimdi, çok şükür ‘Elli Kelimelik Mektuplar’ vesile oldu. Çok köklü bir tarihe sahibiz, anlatacak o kadar hikayemiz var ki, bugün anlatmaya başlasak 100 yıl yetecek kadar hikaye çıkar.”
Dönem filminde darbecilere hukuk danışmanlığı yapan öğretim üyesinin yanından
ayrılıp Tevfik İleri’nin savunmasını üstlenen idealist avukat rolünü başarıyla canlandıran Gizem Karaca Ekmekçi, ekranda ise tarihi bir yapımla seyirci karşısında olacak.
‘Uyanış: Büyük Selçuklu’ diye başlayıp ikinci sezonda adı ‘Alparslan: Büyük Selçuklu’ olan TRT 1’in dizisi, Melikşah döneminden 42 yıl geriye gidip Sultan Alparslan’ı anlatacak. Barış Arduç ve Fahriye Evcen gibi dizinin yeni oyuncularından olan Karaca, dönem işi için yorucu bir hazırlık dönemi geçirdiğini söyledi.

GÜNÜN SÖZÜ

“En iyi fotoğraf makinesi en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktilo en iyi romanı yazardı.” (Ara Güler)

Yazının devamı...

AYNI AKŞAMKİ İKİ MİLLİ MAÇIN REYTİNG FARKI

Cumartesi akşamı TRT 1 ekranında iki milli maç vardı.

Filenin Sultanları’nın CEV Kadınlar Voleybol Avrupa Şampiyonası’nda Hollanda’yla yaptığı maç 17.51’de başladı 19.56’da bitti.

Turnuvadaki son maçında Hollanda’yı 3-0 yenen Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı, CEV Euro Volley 2021’i üçüncü tamamlayıp, bronz madalyanın sahibi oldu. 2003 ve 2019’da ikinci, 2011 ve 2017 yıllarında üçüncü olan Filenin Sultanları, Avrupa Şampiyonası’nda beşinci kez kürsü gördü.

Türkiye Milli Futbol Takımımız ise 2021 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri G Grubu’nda Cebelitarık’la evinde oynadı.

TRT 1 ekranında 21.19’da başlayan maç 23.52’de bitti ve A Milli Takım, Cebelitarık’ı 3 0 mağlup etti.

Türkiye Hollanda CEV Kadınlar Voleybol Avrupa Şampiyonası’nın ‘Tüm Seyirciler’ kategorisindeki reytingi 1.58’le 100 program arasında 10’uncu oldu.

Cebelitarık Türkiye 2022 Dünya Kupası Grup Eleme Karşılaşması ‘Tüm Seyirciler’de 6.36 reytingle 100 program arasında 1’inci.

Elbette ki prime time öncesi seyirci sayısı prime time kuşağında artar. Cumartesi akşamının reytinglerine bakınca aradaki fark iki kat. İki milli maç arasındaki reyting farkı ise dört kat.

TV izleyicilerinden yüzde 8.76’sı Filenin Sultanları’nı tercih ederken milli futbolcularımızın maçı sırasında bu oran yüzde 22.75’e yükseldi.

Demek mi neymiş?

Türkiye’de hâlâ en çok izlenen spor futbol…

İki milli maç arasında bu kadar reyting farkı olmasının birinci sebebi prime time ise ikinci sebebi her şeye rağmen futbola olan ilgi.

ARADAN GÜNLER GEÇTİ ELEŞTİRİLERİ UNUTMADI

Sosyal medyada yazılanların milli sporcuları nasıl etkilediğinin en somut kanıtı Ebrar Karakurt’un Filenin Sultanları’nın Avrupa Şampiyonası’nı üçüncü olduktan sonra attığı şu tweet:

“Bizi karalamak isteyenler Avrupa üçüncüsü oluşumuzu günlüklerine ağlayarak yazabilirler.”

Kaptan Eda Erdem Dündar, “Türk halkı iyi ki varsınız. İnanılmaz desteklediniz bizi, itici gücümüz oldunuz. Hepinize teşekkür ediyoruz, 2022 yazında görüşmek üzere” derken Ebrar Karakurt’un bu tweeti atmasının sebebi ne?

Kız arkadaşıyla samimi fotoğrafını paylaşınca sosyal medyada aleyhinde yazılanlar.

Milli voleybolcu da Filenin Sultanları bronz madalya kazanınca, özel hayatı ve tercihi hakkında negatif yorum yazanları morartmak için böyle bir tweet attı.

Ebrar Karakurt, sonra o tweet’i sildi, ama sosyal medyadaki olumsuz eleştirilerin hedef tahtasına konan o insanlarda nasıl da kapanması zaman alan bir yara açtığı gerçeğini değiştirmiyor bu…

Şunu da unutmamak lazım:

İntikam, soğuk yenen bir yemektir.

KİBARİYE’DEN EVLİLİKTE MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

Yıllarca haklarında çıkan “Eşi Kibariye’yi aldattı” haberlerine “Gözümle görmeden inanmam” diyerek yanıt veren şarkıcının mutluluk formülü sonunda ortaya çıktı.

Poll Production organizasyonu ve Demirören Medya Grubu medya sponsorluğunda gerçekleşen Paraf Kuruçeşme Açıkhava Konserleri’nde sahne alan şarkıcı eşi Ali Küçükbalçık’la ilişkileri ve evliliği hakkında bakın neler söyledi?

“Allah için söylüyorum, onun bana çok sevgisi var. Saygısı da var. İyi de bakıyor bana. 61 yaşına girdim. Benden küçük, ama annesi gibi, karısı gibi, çocuğu gibi bakıyor bana. Hizmetlerde kusur yok. Bayağı ilgileniyor, Allah razı olsun. Hastalandım mı çorbalar yapar, bakar. Valla sıkıntı yok. Ben şikayetçi değilim Allah da olmasın. Evlilikte kadın da erkek de sabırlı olmalı. Sabırlı ve kanaatkar olurlarsa geçim devam eder. Ben mesela aşırı sabırlıyım. Bana kocam iyi davranıyor. Torunum var, çoluk çocuğum var, 61 yaşındayım. Biliyorum çünkü, kocam beni seviyor, ama o istemezse ayrı konu. ‘Karım’ diyor bir şey demiyor. Allah nazarlardan korusun, kim ne derse desin?”

GÜNÜN SÖZÜ

 

 

 

Yazının devamı...

Ali Poyrazoğlu ile Cihat Tamer farkı

"Beyoğlu’nun en yakışıklı prensi Ferhan Şensoy’u yolcu ediyoruz. Ses Tiyatrosu çok kalabalık, içeri girmek imkânsız.

‘Konuşma yapar mısın?’ dediler.

Kalabalığı yarıp içeri girmeye çalışıyorum. Arkadan bir grup çullandı, içeri girmek için yükleniyorlar. Döndüm kim bunlar diye? Baktım Münir Özkul, Tuncel Kurtiz, Altan Erbulak, Gülriz Sururi, Erol Günaydın, Yıldız Kenter, Haldun Taner, Gazanfer Özcan, Rasim Öztekin, İsmet Ay, Nisa Serezli, Bülent Kayabaş...

‘N’oluyo yahu!’ dedim.

‘Ferhan’ı almaya geldik’ dedi Bülent Kayabaş, ‘götüreceğiz.’

‘Nereye’ dedim?

‘Göçmüş oyuncular bahçesinde neşeli bir meyhaneye’ dediler, alıp arkadaşlarını gittiler.

Ferhan geri döndü ve ‘perde’ dedi... ve perde...

Biz öyle kalakaldık.

Dün gece gördüm bu rüyayı ve Ferhan çık rüyamdan dedim.

‘Bu senin değil, benim rüyam, asıl sen çık’ dedi.”

Arkadaşı Ferhan Şensoy’un ardından duygularını dile getirirken daha önce kaybettiği tüm sanatçı dostlarına selam yollayan duygusal satırlar Ali Poyrazoğlu’na ait.

Şensoy’un cenazesinde de duygularını dile getiren Poyrazoğlu’nun gördüğü rüya diye yazdıklarını okuyunca Cihat Tamer’in aynı törende yaptığı şu konuşma geldi aklıma:

“70 senedir bu ülkeyi din bağımlısı hükümetler yönetiyor. Ona rağmen 70 senedir inadına tiyatro yapıyoruz. Ferhan da inadına tiyatro yaptı. Ferhan başka bir insandı yazdıklarıyla, çizdikleriyle. Şimdi o Rasim’ine kavuştu. Münir Ağabey’ine, Erol Ağabey’ine kavuştu. Hep birlikte orada bir meyhanede kafayı çekiyorlardır. Unutulmayacaksın Ferhan.”

Poyrazoğlu ve Tamer’in Şensoy hakkında söyledikleri özü itibarıyla aynı, farkları üslupları.

“EDHO”da neler olacak?

“Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” (EDHO) dizisi “yaz tatili”ne çıktığından bu yana başrol oyuncularından Ozan Akbaba’nın ayrılacağını haber yaptı internet siteleri. Bu haberciler(!) arasında “Ozan Akbaba’nın yeni dizisi belli oldu” diye yazanlar bile oldu.

“EDHO” başından beri izlediğim tek yerli dizi.

7. sezona dizinin nasıl başlayacağını, “İlyas Çakırbeyli”yi canlandıran Ozan Akbaba’nın ayrılıp ayrılmayacağını merak edip sordum. Öğrendiklerimin özeti şu:

Ozan Akbaba diziden ayrılmak bir yana, mafya patronlarının temsil edildiği “masa”yı yönetmeye devam edecek.

“Sezon finali”ne hapiste giren dizinin başkahramanı “Hızır Çakırbeyli” 4 - 5 bölüm daha içeride yatacak.

Bu ay sonu çekimleri ekim ayında 7. sezonu başlayacak dizinin önemli karakterlerinden biri de Yunus Emre Yıldırımer’in canlandırdığı “Alpaslan Çakırbeyli”.

Epeydir araziydi “Fedailer” bu sezon ortaya çıkacak ve “Alpaslan”a destek olacak. Dizide “Fedailer”i canlandıracak oyuncuları kimlerin canlandıracağı bir iki hafta içinde netleşecek.

Kült dizinin bir bölümü kaç dolar?

Amerikan Yazarlar Birliği’nin “Sopranos”tan sonra “tüm zamanların en iyi ikinci dizisi” ilan ettiği “Seinfeld”in haklarını satın alan Netflix, kült dizinin yayın tarihini açıkladı.

Netflix, 1 Ekim 2021’de 180 bölümün tamamının yayında olacağını duyurdu.

“Seinfeld”, New York’ta sürekli olarak hayatta zorluklarla karşılaşan dört arkadaşın hayatını anlatan bir sitcom. 1989’dan 1998’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde dokuz sezon yayınlandı.

Larry David, Jerry Seinfeld, Elaine Pope ve Marjorie Gross’un yazdığı Jerry Seinfeld, Jason Alexander, Julia Luis-Dreyfus ile Michael Richards’ın başrollerini paylaştığı dizi ilk olarak NBC’de, ardından Hulu ve Amazon Video Prime’da yayınlandı.

Netflix’in bu kült diziyi yayınlamak için ödediği para 500 milyon dolar.

GÜNÜN SÖZÜ

“Bir kelime kararını, bir duygu hayatını, bir insan seni değiştirebilir.” (Konfüçyüs)

Yazının devamı...

Kadına şiddet bu yüzden bitmiyor!

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, Armağan Çağlayan’ın YouTube’daki kanalında görevi sırasında yaşadığı ‘komik anılar’dan ilk aklına geleni anlattı:
“Bir açılış yapıyoruz Bolu’da, acelem de var. Bir tesettürlü bayan geldi. ‘Tanju Bey, bir konu var konuşabilir miyiz?’ dedi. Ben de ‘Hemen Ankara’ya dönmem lazım. Özel değilse burada konuşabilir misiniz?’ dedim. ‘Sıkıntı yok’ dedi. ‘Benim bebeğim olmuyor, bana yardımcı olur musunuz?’ deyince hanımefendi, ‘Ben size nasıl yardımcı olabilirim?’ dedim. Meğer kadın tüp bebek tedavisi olmak istiyormuş. Tabii öyle konuya böyle girince çevredekiler gülüyor. Benim böyle çok fazla anım var.”
Tanju Özcan, aldığı tepkileri azaltmak için bu anıyı anlatma sebebine şöyle açıklık getirdi:
“Armağan Çağlayan’ın programı zaten magazin ağırlıklı. Orada bana ne yapmak istediğimi sordu. Ben de siyasetin mizahını öne çıkaran bir kitap yazmak istediğimi söyledim. Aklıma gelen ilk esprili anımı anlatmamı istedim, aklıma bu anı geldi.”

Komik değil, acı!

“Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça” diyor ya sözlerini Yusuf Hayaloğlu’nun yazıp Ahmet Kaya’nın okuduğu ‘Başım Belada’ şarkısında... Tanju Özcan’ın durumu da bu…
Özcan’ın “Bir konu var konuşabilir miyiz?” diyen kadına gerçekten baş başa ayıracak birkaç dakikası yoksa, birini görevlendirip “Siz ona anlatın, o bana iletir” diyebilirdi.
Bunu yapmayan Özcan, o kadını özelini toplum önünde açıklamaya mecbur etti. Kadının isteği oradaki erkekleri güldürünce Özcan da bunu ileride yazacağı siyasetin komik yanları kitabına malzeme olarak hafızasına kaydetti!

‘Tesettürlü bayan’

İşin bir başka vahim yanı da Özcan’ın o kadın için “Tesettürlü bayan” demesi.
Tanju Özcan, CHP’li değil de AK Partili olsaydı ve aynı ‘komik anı’yı “Bir açılışta yanıma mini etekli bir bayan geldi, ‘Bebeğim olmuyor’ deyip, yardım istedi” diye anlatsaydı, Türkiye’deki bütün kadın örgütleri ayağa kalkardı.
Türkiye’de hâlâ ‘bayan’ diye hitap ettikleri kadınları giyimlerine göre değerlendiren erkekler, olayın kendisine değil yapanın siyasi görüşüne göre hareket eden kadın dernekleri olduğu sürece kadına şiddet bitmez bizde…
Kişi bile hatasını anlayıp, “Üzülen kadınlar ve kadın dernekleri varsa onlardan özür dilerim” diye açıklama yaptı, Kadın ve Demokrasi Derneği’nden (KADEM) başka sözde kadın haklarını savunan hiçbir dernek Özcan’a tepki göstermedi.

MAÇO KÜLTÜRÜN MASKESİ!

Son günlerde bazı erkekler, Whatsapp’tan hemcinslerine maske takmalarını tavsiye ediyor. Ama onların ‘Hayat kurtarıyor’ diyerek maske tavsiyesinin sebebi koronavirüs değil.
Peki ne?
İşte yanıtı:
“Arkadaşlar, lütfen maskenizi takmayı unutmayın. Maske hayat kurtarıyor… Dün bir arkadaşım kız arkadaşıyla birlikte alışveriş merkezinde karısının yanından geçti ve karısı onu tanımadı. Maske gerçekten hayat kurtardı…”
Eşine “Karı” diyen, ihanetini maskeyle gizlemekten gurur duyan ve bundan mizah üreten erkekler var olduğu sürece, kadınların işi zor bu ülkede!

KADININ ADI VAR, AMA KENDİ YOK!

Kadın Futbolu 2. Lig ve 3. Lig Kulüpler Derneği’nin yönetim kuruluna seçilen yedi erkeğin objektiflere gururla poz verdiği fotoğrafı görünce aklıma ilk gelen rahmetli Duygu Asena’nın film de olan ‘Kadının Adı Yok’ kitabı oldu.
Mevzu kadın futboluydu, ama ortada kadın yoktu.
Derneğin olağan genel kurulunda yönetime seçilenlerin hepsi erkekti.
Çünkü Türkiye böylesine renkli bir ülke…
Dünyanın neresinde “Ülkeye Komünist Partisi lazımsa, devlet onu da kurar” diyen vali, Hayvanları Koruma Derneği’nin açılışını kurban keserek yapanlar var.
Dünyanın kullandığı icatlarımız olmayabilir, ama böylesi trajikomik şeylerin patenti bizde.

GÜNÜN SÖZÜ

“Kalabalıklar daima tehlikelidir. İçlerinde mutlaka ruhlarını ucuza satan alçaklar bulunur. (Victor Hugo)

Yazının devamı...

Bir kuşak sanatçılar gidiyor teker teker

İstanbul’dan Kartepe’ye dönerken, yanıma iki kitap aldım. Biri Erkan Özerman’ın ‘İzmirli Dario’su, diğeri Beyoğlu’na çıkınca görüp, aldığım Atilla Dorsay’ın ‘Yeşilçam’dan 100 Portre’si...
Dorsay’ın, 2015’te kitabını yazarken seçtiği 100 portreden sadece 11’i hayatta değildi. Okurken not aldım, aradan geçen altı yılda 16 sanatçı daha eklendi aramızdan ayrılanlara...

Bakar mısınız ‘Yeşilçam’dan 100 Portre’ kitabı çıktıktan sonra kaybettiğimiz sanatçılara?
Memduh Ün, Vedat Türkali, Aram Gülyüz, Ülkü Erakalın, Ertem Göreç, Sezer Sezin, Eşref Kolçak, Fikret Hakan, Süleyman Turan, Halit Akçatepe, Tanju Gürsu, Yılmaz Köksal, Aytaç Arman, Tarık Akan, Sırrı Elitaş ve Umur Bugay.
Ben bunları not ederken ‘Yeşilçam’dan 100 Portre’ kitabında yoktu, ama yazıp sahnelediği oyunlar, kitaplar, filmler ve esprileriyle gönüllerde taht kuran Ferhan Şensoy da ayrıldı aramızdan.
Sanat dünyasının bir kuşağı gidiyor teker teker...
Hepsinin mekanı cennet olsun.

‘GÖNÜL DAĞI’NIN İKİNCİ SEZON TANITIMI ŞAHANE

TRT 1’in yüksek reytingli sevilen dizisi ‘Gönül Dağı’nın ikinci sezona başlama tarihi belli oldu. 11 Eylül Cumartesi akşamı TRT 1 ekranında seyircisiyle yeniden buluşacak diziye hazırlanan ikinci sezon fragmanına bayıldım. Çünkü dizinin yeni sezon tanıtım filminde Nesimi’nin çok sevdiğim ‘Minnet Eylemem’ türküsü var başrolde. Uçsuz bucaksız ovada dört nala at sürenlerin arkasından yükselen kızıl toz, duman...
Bozkırdaki tek ağacın altında çay molası veren ve “Olur bir nasiplisi” diyerek, beş bardağa çay koyan dört gönül insanı.
Ovada yankılanırcasına çalan bağlama ve ardından söylenen şu mısralar:
“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabiyi, Farisiyi bilmem, dile minnet eylemem
Sırati müstaki müzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem
Bir acayip derde düştüm, herkes gider karına
Bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren Hüdadır kula minnet eylemem.”
Tebrik ediyorum ‘Gönül Dağı’nın ikinci sezon fragmanını hazırlayanları...

FİLENİN SULTANLARI ALIŞKANLIK YAPTI

A Milli Kadın Voleybol Takımı’mızın CEV Avrupa Şampiyonası’nda 7’de 7 yaptığı maçların hepsini izledim.
‘Filenin Sultanları’nı izlerken, rakip takım birkaç sayı farkla önde olsa bile, önemli değil nasılsa kendi oyunlarını oynayınca öne geçer bizimkiler hissi oluşuyor bende...
Çünkü ‘Filenin Sultanları’ başardıklarıyla yaratıyor bu özgüveni...
CEV Avrupa Şampiyonası’nda oynadıkları yedi maçta rakiplere sadece iki set vererek Biri Romanya, diğeri Çekya çeyrek finale çıkan ‘Filenin Sultanları’nı izlerken yapılan yakın çekimler sayesinde anlıyorsunuz her maçta ellerinden geleni yaptıklarını.
Yaptıkları her hata ya da rakibe sayı verdiklerinde yüzlerine yansıyor nasıl üzüldükleri.
Aldıkları her sayıdaki sevinçleri inançlarını, birbirine sarılmaları da aralarındaki ruhu yansıtıyor ekrana... Her maç öncesi ve sonrası sosyal medyalarında yaptıkları paylaşımlar da nasıl milli bir ruha sahip olduklarının göstergesi.
A Milli Futbol Takımı ve Trabzonspor’u izlerken ‘Filelerin Sultanları’nda yaşadığım özgüveni hissetmiyorum. A Milliler ve yapılan onca transfere rağmen Trabzonspor, ‘Filenin Sultanları’ gibi kesin bu maçı alır ya da çevirirler hissi vermiyor bana.
Elbette ki futbolla voleybol aynı şey değil, ama takım ruhu ve taraftar hissi her sporda aynı.
Ebrar Karakurt’un tek ayak üstüne yükselip, indirdiği smacından sonra 95 km. hızla giden top sayıya döndüğünde Trabzonsporlu Hami Mandıralı’nın füzeleri geliyor aklıma...

GÜNÜN SÖZÜ

“İnsanlar eğlenebildikleriyle arkadaş olur, anlatabildikleriyle dost, ağlayabildikleriyle kardeş.” (Anton Çehov)

 

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

‘HALUK LEVENT’İ KÜSTÜREN TÜRKİYE’

Haluk Levent, 59. Uluslararası Bursa Festivali’nde sadece şarkı söylemedi, AHBAP Başkanı olarak yaşadığı ilginç bir olayı da anlattı. Levent, orman yangınları için helikopter kiralarken bürokrasiye takıldığını, yetkili memurun eşine telefonda şarkı söyleyerek sorunu çözdüğünü açıkladı.

Bu açıklamanın yankıları sürerken şarkıcı, bu kez şöyle bir tweet attı:

“Gelecek yılın 26 Kasım günü görevi yeni arkadaşlarımızdan birisine devredip, yurt dışına yerleşiyorum. AHBAP üyeliğim devam edecek. AHBA’ta altı yılım dolmuş olacak. Artık müzik yapmak ve kendime zaman ayırmak istiyorum. Yani 1.5 yıl daha katlanacaksınız bana...”

Twitter ahalisi, “Haluk Levent’i küstüren ülke bize ne yapmaz” diye Türkiye’ye saydırmaya başlayınca hatasını anlayan şarkıcı dört saat sonra bu kez şunları yazdı:

“Yorumlara üzülüyorum. Yıllardır hayalimdi, yurt dışında sentezler yapmak. Bu nedenle biraz orada kalmak müzikal arayışlarda bulunmak istedim. Burası vatanım! Terk etmem! Ama Haluk abinizi de anlayın ya. Hayallerinin peşinden koşan bir çocuk o.”

Kurucusu ve başkanı olduğu AHBAP’ı altı yılda bu ülkenin yüz akı bir sivil iyilik hareketi yapan, ama ülkedeki siyasi iklimi, kutuplaşmayı da iyi bilen, ülke insanı ve Twitter ahalisini iyi tanıyan şarkıcıya yakıştı mı, “Haluk Levent’i küstüren Türkiye” karalamasına vesile olmak?

Yılların Türk Kızılayı’na rağmen AHBAP’ı her olayda yardım merkezi yapan Türkiye mi ‘terk edilmesi gereken ülke’?

Haluk Levent ve AHBAP üyelerinin çalışmaları takdire şayan.

Peki yıllardır AHBAP için koşan, elini cebine atan bu ülke insanına ayıp değil mi bu yazılanlar?

Okan Bayülgen’in programında müzikal arayışlar için bir süre yurt dışında yaşayacağını açıklayan şarkıcı, o tarihe daha 15 ay varken “Yurt dışına yerleşeceğim” diye neden tweet atar?

Kuraklık tehlikesi var, insanlar şimdiden arkamdan dökecekleri suyu biriktirsin diye değil her halde!

Sevgili Haluk Levent, AHBAP başkanlığını bıraktıktan sonra istediğin gibi siyaset yap, ama o zamana kadar dikkat et kullandığın dile...

CEM YILMAZ’A GARSON FIRÇASI!

Kartepe’de olduğum her gün baktığım Kocaeli’deki yerel basında çıkan haberlere göre Cem Yılmaz ‘Erşan Kuneri’ dizisinin çekimlerine Kandıra’da devam edecek.

Yılmaz, oyuncular Çağlar Çorumlu ve Zafer Algöz’le mekan bakmak için gittiği ilçede Kandıra Belediye Başkanı Adnan Turan’ı ziyaret etti. Başkan Turan, ağır misafirlerine Kandıra yoğurdu ve karpuzu ikram etti.

Oyuncu, her yerde böyle karşılanmıyor, garsondan bile fırça yediği oluyor!

Cem Yılmaz’ın yaşadığı komik olayı birkaç gün önce Beykoz Kundura’ya gittiğimde duydum.

Platoda ‘Erşan Kuneri’nin de çekimleri yapıldı.

Kısa süre önceki çekimlerde yorulan Yılmaz, restoranın çimlerine uzanınca bir garson yanına gelip, “Çimlere uzanmak yasak” diye oyuncuyu uyardı.

Nereden bilsin garson, çimlere uzanan sarı ve uzun saçlı, sarı bıyıklı ‘Erşan Kuneri’ kılıklı kişinin Cem Yılmaz olduğunu!

NİLGÜN BELGÜN SORDU BAKAN KOCA YANITLADI

İnsanoğlu, kendisini Kovid-19’dan koruyacak antikora hasret, Nilgün Belgün’ün derdiyse yüksek antikor!

Bırak keyfini sür; yok, ille de bu konuda en yetkili kişiye sorup, ne yapması gerektiğini öğrenecek.

Sanatçı, Twitter’dan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı etiketleyerek sordu:

“Kovid-19 geçirdim ve üzerinden yedi ay geçti; antikorum 3168.0. Doktorum aşı olmam için düşmesini beklememi önerdi, ‘Yüklenmeyelim. Aşı zaten antikor için yapılıyor, sizin bağışıklığınız var’ dedi. Bu durumda olan bizim gibiler ne yapmalı?”

Sağlık Bakanı Koca’nın yanıtı şu oldu:

“Nilgün Hanım, sorunuz önemli. Kovid-19 geçirip antikoru yüksek olanlar aşı yaptırmalı mı? Dünyadaki yaygın uygulamaya göre, evet!”

Haydi Nilgün Belgün aşıya!

GÜNÜN SÖZÜ

“Hasret kalmışız, yüreği güzel insanlara...” (Cemal Süreya)

Yazının devamı...

Bir filme sığmayacak devasa ‘sanat ağacı’

Yapımcı Mustafa Uslu, Prof. Erol Parlak’ın iki ciltlik eseri ‘Garip Bülbül, Neşet Ertaş’ı sinema filmi yapmaya karar verdi. Neşet Ertaş ailesinin “Bizim iznimiz yok” çıkışına karşın Dijital Sanatlar’ın hedefi Ocak 2022’de çekimlere başlayıp, 2022 sonbaharında ‘Garip Bülbül, Neşet Ertaş’ı vizyona sokmak. Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin kurucusu ve rektörü Prof. Erol Parlak’ın hakkında ansiklopedi kıvamında iki ciltlik eser yazdığı Neşet Ertaş’ı bir filmle anlatmak mümkün mü?

Çünkü Neşet Ertaş, Parlak’ın da yazdığı gibi Abdal kültürü ve müziğinin bir sanatçısı değil, adeta bir ‘sanat ağacı’; kökleri toprağın derinliklerinde, dalları gökleri kucaklarcasına arşa uzanan bir medeniyet çınarı. Neşet Usta’nın çoğu ders niteliğinde o kadar çok anısı var ki, işte onlardan bazıları...

Zeki Müren’in başını duvara vurduran ses

Bu da Neşet Ertaş’ın bizzat kendi anlattığı, YouTube’da kaydı olan ilginç Zeki Müren anısı: “Yanıma gelen adam, ‘Zeki Müren seni aratmadık yer komadı’ dedikten sonra beni Ankara’nın kırsalında bir gazinoya götürdü.

Ben çalıp, söyledikçe Zeki Müren içti. Biraz ara verdikten sonra tekrar sazı elime aldım. Artık üç saat mi çalmışım, dört saat mi bilmiyorum, Zeki Müren içe içe mecnun oldu. Saçı, başı dağıldı. ‘Aman aman yandım aman’ diye bir söylemeye başladı, benim saatlerce çalıp, söylediklerim yanında hiç kaldı. Ardından ‘Zahide’ye girince bana da fırsat doğdu. ‘Zahide’nin ilk kublesini okudu, ikinci kublesini de ben yakaladım canım...  Rahmetli ‘Olamaz böyle şey’ diyerek, kafasını nasıl duvara vurmaya başladı anlatamam. Yanındaki adam, ‘Aman efendim yapma’ dedi, ama o devam etti.”

Irgatlara tarlada konser

Neşet Usta’yla Mahzuni Şerif, konserden çıkınca ırgatları görür pamuk tarlasında... Sanatçı, önce toprağı selamlar, sonra Adana’da konserden aldıkları gazete kağıdına sarılı iki balyaya uzanır. Birini alıp, ırgat başına verir, gariplere dağıtmasını söyler. Usta, ırgatların bir saat sonra yemek molası vereceğini öğrenince, “Biz şu ağacın altında çalıp söyleyeceğiz, isterseniz gelin” der. Mahzuni, “Bu ne şimdi?” diye sorunca Neşet Usta’nın yanıtı şu olur:

“Hep zenginleri mi mutlu edip, eğlendireceğiz? Bir de garipleri eğlendirek.”

Öyle de yaparlar. Bir ağacın gölgesinde ırgatlara müzik ziyafeti çekerler.

Türkü yaktığı aşkına 30 yıl sonra kavuştu

2005’ten ölümüne kadar Neşet Ertaş’ın menajerliğini yapan Gülümsün Sarıkaya, 2013 yılında kişisel arşivini Anadolu Ajansı’na açana kadar pek dillendirilmeyen sanatçının büyük aşkında sıra...

Sarıkaya, birlikte fotoğraflarını paylaşıp, “Neşet Usta, son 10 yılını Seyhan Hanım’la paylaştı. Çok iyi anlaşıyorlardı. Taze bir aşk vardı. Ona kendi şivesiyle ‘Ayşa’ derdi. Neden ‘Ayşa’ diye sorunca, ‘Dükkanın iyisi köşe, odunun iyisi meşe, kadının hasıdır Ayşa’ dedi” açıklaması yapana kadar adeta yok sayılan Neşet Ertaş’ın 30 yıl sonra kavuştuğu platonik gençlik aşkı nasıl başladı,
nasıl sonlandı?

Neşet Ertaş ve Mahsuni Şerif’i Kayseri’de dinleyen şehir eşrafından biri, bağ evine davet eder ikisini...

Evin, yüzünde benler olan kızını görür görmez çarpılır sanatçı ve ilk fırsatta ona, “Sana gönlümü kaptırdım” der. Kız, “Sen evlisin” deyip, sanatçıyı reddeder. Ancak Ertaş, unutamadığı o kıza bir türkü yakar.

Sanatçı, ‘Dane Dane Benleri Var’ türküsüyle ikna eder genç kızı.

Ancak iki aşık kavuşamadan Neşet Ertaş felç geçirip, ardından Almanya’ya gider.

Sanatçı, 30 yıl sonra Türkiye’ye dönmeye karar verince, ortak arkadaşlarından alır telefonunu ve arar onu. Eşinden çoktan boşanmıştır sanatçı...

İzmir’deki telefon açılır açılmaz, “Ben Neşet Ertaş, Seyhan Hanım’la görüşebilir miyim?” deyince bir çocuk sesi yankılanır ahizeden:

“Babaanne seni biri arıyor, Neşet Ertaş’mış.”

Şak diye kapatır telefonu sanatçı, büyük bir mahcubiyetle.

Seyhan Hanım, ortak arkadaşlarını arayıp öğrenir, 30 yıl sonra gelen bu telefonun sebebini.

Neşet Ertaş, Erol Parlak ve Burhan Bayar’la birlikte İzmir Havalimanı’na indiğinde onu karşılamaya gelenler arasında Seyhan Hanım ve torunları da vardır.

Kavuşamayan gençlik aşkının kahramanları artık 70’li yaşlara geldikleri için çocukları kadına, “Anne git, karşıla. Babamız hayatta olsaydı o da sana izin verirdi” der. 30 yıl sonra kavuşan, yarım kalan gençlik aşkının kahramanları Neşet Ertaş son nefesini verinceye kadar bir daha hiç ayrılmadı.

Felç geçirdi, bağlamayı bıraktı, davula başladı

Neşet Ertaş, 1970’li yıllarda Ahu Pavyon’da saz çalarken sol tarafına felç iner. Hemşehrisi Dr. Mehmet Ali Altın’ı arar. Gece saat üçte yatağından kalkan doktorun onu götürdüğü Hacettepe’de müdahale için gerekli cihaz yoktur. Biri, “İsviçre’de eğitimden dönen bir doktor gelirken o cihazdan getirdi” der, ama evini bilen yoktur. Dr. Altın, gece yarısı lapa lapa kar yağarken doktorun yaşadığı mahalleye gider ve kapıları tek tek çalar. Altın, sabaha karşı doktoru bulur, cihazı alıp, hastaneye döner. O cihazla Neşet Ertaş kurtarılır, ama sol tarafı bir süre felçli kalır. Bağlama çalamayan sanatçı, ekmek parası için orkestrada davul çalmaya başlar.

Neşet Ertaş, davul çaldığı solistlerin kendi eserlerini bile deforme ettiklerini, öldükten sonra annesi için yazdığı ‘Neredesin Sen?’i oyun havasına dönüştürdüğüne tanık olunca kahrolur, küser. Davul çalarak geçinecek para kazanamaması da bardağı taşıran son damla olur. Türkiye’yi terk edip, Almanya’ya giderek, tedavisini orada sürdüren sanatçı, bağlama çalmaya başlayınca gönül borcunu ödemek için ‘Dr. Mehmet Ali Altın’ diye bir türkü besteler.

Çocukluğumun gözdesi buz gibi acı su kurudu

Çocukluğum Vakfıkebir Ballı Köyü’nde, gençlik yıllarım Trabzon’da geçti. Okullar tatil olunca, herkes yaylaya giderdi. Bizim de yaz ayları çıktığımız evimiz vardı, ama köyümüzün sınırları içindeydi, o yüzden yayla evi sayılmazdı.

O yüzden her yaz bayılırdım dayılarımın Karadağ’ın eteklerinde yaylalarına gitmeye. Saatler sürerdi yaya yolculuğu, ama değerdi. Çünkü dönüşte, yol boyunca susadıkça doya doya içtiğimiz soğuk suları, yerden fokur fokur kaynayan ‘acı su’dan iki yudum içene kadar dudaklarımın nasıl donduğunu, çam ağaçlarından sakız topladığımı anlatırdım arkadaşlarıma.

Yıllar sonra aynı yaylalara bu kez otomobille gittim, nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığımı anlatamam.

Güzelim yaylaların o bakirliği gitti, her yer derme-çatma ‘yaylakondu’ oldu!

70’li yıllarda yol boyunca kana kana içtiğimiz suların yerini, pet şişede su satan büfeler aldı.

Menteşe Yaylası yakınındaki o ‘acı su’yu aradım, ama bulamadım. Acı suyla birlikte çocukluğumun yayla anıları da yok olup gitti.

Ağaçların yerine fidan dikmek mümkün, ama kuruttuğumuz ‘yarının suyu’nu geri getirmek imkansız. Doğanın, bize gelecek nesillere olduğu gibi bırakmamız için atalarımızdan miras olduğunu unutmayalım ve emanete hıyanet etmeyelim.

GÜNÜN SÖZÜ

 

 

 

Yazının devamı...

Neşet Ertaş filmi için aileden izin şart mı?

Perşembe günü saat 18.00’de ‘Garip Bülbül, Neşet Ertaş’ filminin basın toplantısı vardı Beykoz Kundura’da...
‘Ayla’, ‘Müslüm’ ve ‘Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu’ gibi filmlerden sonra Prof. Erol Parlak’ın iki ciltlik ‘Garip Bülbül Neşet Ertaş’ kitabını sinemaya uyarlayacak yapımcısı Mustafa Uslu, toplantıdan önce hayatının en mutlu günü olduğunu söyledi ve ekledi:
“Bugün hayatımın en mutlu günü. Çünkü UNESCO’nun ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ilan edip, ödül verdiği Neşet Ertaş filmini çekmek, yıllardır hayalimdi.”

Zamanlama ilginç

Uslu’nun, yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın, Neşet Usta’nın gençliği ve son yıllarını oynamaları için Prof. Erol Parlak’ın seçtiği Neşet Ertaş’ın köylüsü bağlama ustaları Bektaş Dolu, Ramazan Bağgül ve Aşık Mahzuni Şerif rolündeki yeğeni Yiğit Mahzuni’yle basının karşısına geçeceği 18.00’e ramak kala, Kalan Müzik’in medyaya servis ettiği ‘Neşet Ertaş ailesinin basın açıklaması” düştü internete...
Neşet Ertaş hayattayken defalarca bu tür teklif aldığını, sadece belgeseline izin verdiğini, sinema filmine müsaade etmediğine dikkat çeken Nigar Leyla Ertaş, Döne Ertaş, Hüseyin Ertaş ve Canan İlhan’ın basın açıklamasının devamındaki vurgular şöyle:
“Konuyu vasiyet olarak bize emanet ettiği için bizler de hiçbir şekilde babamızın çizgisinden ayrılmadığımız için müsaade etmemiz mümkün değildir. Neşet Ertaş’ın ailesi ve mirasçıları olarak belirtmek isteriz ki bizlerden herhangi izin veya muvafakat alınmamıştır. İlgili film yapımcısı kişi, kişiler ve firmalara noter vasıtası ile gerekli ihtarnameler gönderilmiştir. Gelişmelere göre gereken tüm yasal ve hukuki adımlar atılacaktır.”
Bu saatten sonra taraflar anlaşır mı yoksa iş yargıya mı intikal eder?
Yargı ne der? Zaman gösterecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yargı ne dedi?

Neşet Ertaş mirasçılarının yaptığı bu açıklama bir kez daha kamuoyuna mâl olmuş insanların filminin ailelerinden izin almadan çekilmesini taşıdı gündeme.
X Yapım’ın ‘İki Gözüm Ahmet’ filminde de aynısı oldu.
Yapımcı Gani Şavata, Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya’dan film konusunda izin alamayınca abisi Mustafa Kaya’nın kardeşini yazdığı kitabın film haklarını aldı.
Gülten Kaya ve şarkıcının iki kızının, filmin vizyona girmesini engellemek için açtığı davaları yargı reddetti ve ‘İki Gözüm Ahmet’ 27 Ağustos’ta ikinci kez vizyona girdi.

Erol Parlak’ın eseri

Bergen’i öldüren Halis Serbest bile, “İznim olmadan filmini çekemezler” dedi, ama ‘Bergen’in yapımcısı geri adım atmadı.
Mustafa Uslu, aileden gelen bu hamle ve açıklama üzerine şunları söyledi:
“Dünyada bir kitabı sinemaya uyarlayan ilk ben miyim? Binlerce film yapıldı böyle. Dijital Sanatlar olarak Prof. Erol Parlak’ın kitabını sinemaya uyarlıyoruz. Neşet Ertaş, birlikte hazırladıkları kitabın film dahil her türlü sanat eseri yapılabilmesi için Erol Parlak’a noterden izin verdi. ‘Rızasız bahçenin gülü derilmez’ diyen ustanın ailesinin de rızasını almak için uğraştık. Daha bugün görüştük, maddi, manevi üstümüze düşen neyse yapmak üzere önümüzdeki hafta İstanbul’da buluşmaya karar verdik, ama sonrasında Unkapanı’nın müzik simsarları araya girince bu açıklama geldi.”
Dip not: 2018’de Kırşehir’deki 2. Neşet Ertaş Kültür Sanat Festivali’nden biliyorum, ailesi davetli olduğu halde etkinliğe gelmemişti. Erol Parlak’ın basın danışmanı Reyhan Özdemir de, “Aile, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki 3. Neşet Ertaş’ı Anma ve Kültür Sanat Etkinliği’ne de davet edildikleri halde katılmadı” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

“Fikri fikrinizle uymayan insanla, fazla meşgul olmayınız. Fikirdeki ayrılık kolay giderilmez.” (Hz. Ali)

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.