SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Caddebostan’da sempatik suşi durağı

Yıl 1984... İstanbul Belediyesi’nde görevliyim. Bir gün Dünya Büyükşehir Belediye Başkanları Kongresi’nin Tokyo’da yapılan ilk toplantısı için iki Tokyo Belediyesi yetkilisi geldi ve Başkan Suzuki, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan başkanlığında bir delegasyonu Tokyo’ya davet ettiğini bildirdi. Ben de o heyetin içindeydim ve suşi ile oradaki bir davette tanıştım.
Aslında Uzak Doğu, bize yabancı bir kültür... Özellikle yerde oturmak, fiziki durumum itibarıyla benim için azap vericiydi. Bu arada oradaki birbirinden güzel kadehlerde sunulan içeceklerle de tanıştık.
İkinci defa Paris’te bir suşi lokantasına gittim. Burada Tokyo’da yediğimden daha farklı bir suşi tattım. İstanbul Nobu’da ise, son zamanlarda deneyimlediğim en güzel suşilerle karşılaştım. Hakikaten bana Tokyo’yu hatırlattı.
Son olarak, geçtiğimiz hafta Caddebostan’da yer alan Japon restoranı Yamo Sushi’ye gittim. Bugün sizlere oradan bahsedeceğim.

Dinamik servis

Caddebostan Kültür Merkezi’nin karşısında yer alan mekana girdiğinizde sizi sade ve şık bir dekorasyon karşılıyor. Sıcak atmosfere genç, dinamik mutfak ve servis ekipleri eşlik ediyor. Gelelim menüye...
Başlangıçlarda tempura sos ile kızarmış karides üzerinde özel sos ile sunuluyor. Dynamite Ebi Tempura adı verilen bu lezzet, karides ve üzerindeki nacho sosuyla usulüne uygun hazırlanmıştı. Bu tabağın müdavimlerin vazgeçilmezi olduğunu öğrendim. Aynı lezzetin veganların tercih ettiği süt mısırlı versiyonu da mevcut. Ardından tatlı ekşi soslu tavuk ve sebzeli noodle servis edildi. Diri görünümüyle noodle cezbediciydi. Ardından suşiler masada adeta bir defile yaptı.

Masanın yıldızları

Menüde kıtır tenkasu (kızarmış gevrek parçaları) çeşitleriyle hazırlanmış suşiler öne çıkıyor. Bu arada unutmadan ekleyelim suşilerde de vegan seçenekler var. Her biri sekiz parça sunulan suşilerden ilk olarak Ebi Mania Roll’ü denedim. Tempura karides, salatalık, trüflü mayonez ve teriyaki soslu bu tabak, sosunun verdiği hafif acı tadıyla dikkat çekiyor. Spider Roll ise daha hafif, yumuşak ve damak tadımıza uygun.
Şimdi gelelim masanın yıldızına: Rainbow Roll...
Her biri levrek, somon ve orkinos ile sarmalanmış rengarenk roll’ler özel sunum tabağı ile geldi. Davetkâr bir görünüm ve tam puan! Bu deneyim, gözlerimi kapattığımda beni yeniden Tokyo’ya, o günlere götürdü. Ama ben İstanbul Caddebostan’da muhteşem bir menüyle karşı karşıyaydım.

Geleneksele modern dokunuş

Ali Muhiddin Hacı Bekir, 1777’den beri kuşaktan kuşağa aktarılan deneyimiyle, lokum, badem ezmesi ve şekerlemenin Türkiye ve dünyadaki usta ismidir. Bu kadar köklü bir tarihi olması, ona geçmiş ve gelecek arasında bir köprü yapar. İşte bu bakış açısıyla iki asrı deviren marka, artizan tasarım çikolatalarıyla tanınan Defne Tokay ile iş birliği yaptı. Ali Muhiddin Hacı Bekir’in klasik lezzetlerinden badem ezmesi, Tokay’ın modern yorumuyla şekillendi ve bademi limonla, ezmeyi çikolatayla buluşturan özel bir koleksiyon hazırlandı.

Yazının devamı...

Kuleli'den lezzetli bir başarı hikayesi

İstanbul Boğazı’nın her iki yakası birbirinden farklı güzelliklere sahiptir. Müdavimleri, sakinleri de birbirinden çok farklıdır. Özellikle sabahları gördüğüm en güzel hareket unuttuğumuz, tanımadığımız, aşina olmadığımız yüzlerin birbirine “Günaydın”, ileri yaşta ise “Sabah şerifleriniz hayır olsun” demesidir. Gönlüm istiyor ki Anadolu Yakası’nda hâlâ mevcut olan sütçü, bakkal, mahalle manavı, hasılı küçük esnaf kepenk kapatmasın. Aslında özellikle Avrupa’nın bu tipteki tarihi bölgelerindeki dükkanları desteklemek için kanunlar bile çıkarttığını da söylemeden geçemeyeceğim.

Şimdi gelelim bugünkü konuya... 2009’da Taner Acarkaya tarafından kurulan Kuleli Yakamoz Restaurant, uzun yıllardır özellikle müdavimlerine ve turistlere hizmet veriyor. Her gidişimde değişik bayraklar görüyorum masalarda ve mutluluğum artıyor.
Aslında mekanı daha iyi tanımak için işe kahvaltı servis salonundan başlamamız lazım. Kütahya çinisiyle kaplanmış duvarlar, çini objeler, değişik gravür ve armalar kahvaltının güzel çeşitlerini gölgede bırakıyor. Taner Bey ile sohbetimizde özel hobisi olan ve kalitesi, tadı ve de sunumu ile övündüğü açık kahvaltıyı ayrıca övüyor.
Yakamoz’da bol bol kaliteli gerçek peynir yeme şansınız var. Zira aile Karslı ve de peynir imalatı ile iç içe. İkinci ürün Kars balı, ailenin bir kolunun yaşadığı Malatya’dan da kayısı, gün kurusu ve kuru meyve geliyor.

Yemeklere gelince...

Öncelikle oturduğumuz her noktada iştah açıcı bir tablo var; gümüş gerdanlık Boğaziçi... Ve de bu eşsiz tabloya ilaveten başlangıçlarda patlıcan salata, acılı ezme, zeytinyağlı yaprak sarma, havuç tarama, haydari... Mevsiminde semizotu mezesi, bunlar içerisinde belki de en beğendiğim.
Hele bu mevsimde turfanda sayılır.
Ara sıcaklarda kalamar tava karides güveç ve başarılı içli köfte çıkıyor. Ana yemeklere geldiğimzide bana enteresan gelen bir noktayı paylaşmak isterim; Karadeniz’de yıllık anlaşma yaptıkları üç tekneden aldıkları balıkların klasik veya özel metodla pişirilmeleri, dünya mutfağından cafe de Paris, fajita, Türk mutfağından Çökertme kebap ve sac kavurma göze çarpıyor. Özellikle çok sevdiğim Çökertme kebabını denedim, etleri biraz daha jülyen kesilseydi 10 numara olurdu.
Yan masaya giden tuzda minekop ise ihtişamından daha çok puan alıyordu.

Çalışkan bir ekip

Taner Bey her an her yerde... Bu çalışan ordusunun iki önemli unsuru var ki mutlaka söylemem gerekiyor:
Sivaslı 25 senelik aşçıbaşı Murat Özdemir ve İstanbul Boğazı’nda balık restoranlarında yönetici olarak tanınan müdürü Seyit Yılmaz. Kendine özgü karakteri, giyimi, aksesuarları ve de kartal bakışlı gözleri ile her an her yerde.
Sizler de Kuleli Yakamoz Restaurant’a gittiğinizde benim gibi önce Boğaz havası ile ciğerlerinizi doldurun, sonra manzara ile ruhunuzu dinlendirin ve muhteşem yemeklerle midenizi bayram ettirin.

Yazının devamı...

Ataşehir'in Nevberi'si

“İstanbul’un son 10 yılda yeşerttiği modern bölgelerden biri Ataşehir nesiyle meşhur?” derseniz, cevabım “Gökdelenleriyle” olur.
Fakat vahadaki su misali bu kaotik yapılaşmanın arasında bir de bakıyorsunuz ki muhteşem bir lezzet mekanı yer alıyor. Bugüne kadar sizlerle bölgeden bazı adresleri paylaşmıştım. Bu kez, aşçı tabağı ile ünlenen, müzik, yemek ve eve servis konularında kendini geliştiren Nevberi’den bahsedeceğim.
Kompleks, iki İngilizce öğretmeni tarafından kurulmuş, aslında anladığım kadarıyla bir hoca, amatör aşçı, dizaynır ve gurme olan Necip Ethemoğlu, eşi İngilizce öğretmeni dershane sahibi, YDS Yayıncılık Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nevin Hanım’la bu kuruluşa can vermişler. İsim de kızları Beril’in de adının birleşmesiyle oluşmuş.
Nevberi’nin enteresan olan bir tarafı; mutfağının da salon kadar büyük ve teşkilatlı oluşu. Izgara gözler önünde pişiriliyor...
Yılların şefi Mehmet Aras balık pişirirken içine enjekte ettiği sos dikkatimi çekti.
Salon bölüm bölüm, davetler için çok uygun ve neredeyse herkes sahneyi aynı açıdan rahatlıkla görüyor.

Müziğe geline...

1982’de Bağdat Caddesi’nde açılan müzikli restoran Pınar, Zeki Çetin ve saz arkadaşlarıyla Kadıköylüleri yıllarca Türk sanat musikisiyle içli dışlı yapmıştı. Daha sonra yeri değişmiş, Zeki Bey’in vefatıyla da sadece ismi kalmıştı bize yadigar. İşte Nevin Hanım ve eşi, bir Zeki Çetin hayranı olarak, bu 20 yıllık ekibi ve solistlerini Nevberi’ye getirmiş. Özgür Koban yönetimindeki Grup Alaturka’nın muhteşem fasılı ve Esra Bozkurt’u dinlerken gözümün önünden eski yıllar geçti.

Aşçı tabağı menüsü


Aile, aşçı lokantalarına gidip değişik tatlardan tabaklarına tadım menüsü almayı adet haline getirmiş; tek şikayetleri yemeklerle soslarının karışmasıymış. Sonunda Necip Bey, iki, üç, dört ve beş bölümlü tabaklar dizayn edip, el işçiliğiyle yaptırmış. Sadece öğleleri geçerli olan menüde sıcak tencere yemekleri, zeytinyağlı çeşitleri, günün salatası ve bazı mezeler bulunuyor.
Aslında çok değişik bir menü mevcut; belki daha mevsimsel, ülkesel şekle getirmek doğru olur. Peynirli su böreği, süzme yoğurt ve domates sos ile sunulan içli köfte son derece başarılı. Mutlaka tadılması gereken ayva ezmeli tarator ile sunulan yaprak ciğer, keşkekli kuzu tandır, güllaç, irmik ve Antep fıstıklı tezpişti ise Ramazan menüsünde...
Bunun yanında dikkatimi çeken tabaklar arasında yuzu soslu dana bonfile ve garnitüleri var. Roastbeef’i de unutmamak gerekir. Ben de dinlenebilir müzik dinleyip, leziz ve makul fiyatlı yemek yenen Nevberi’de bir dahaki sefere bir tema seçip, ona göre yemek isteyeceğim. Çünkü deneyimli mutfak şefi Muharrem Bilginsoy’un yaptığı her tabak ayrı leziz, size de tavsiyem olsun.

Kocataş yalısının lezzet bahçesi

Geçtiğimiz hafta Anadolu mutfaklarından yerel ürünlerle hazırlanan lezzetlerden oluşan iftar menüsüyle dikkat çeken Kocataş yalısını ziyaret ettim. Bahçede ramazana özel Türk sanat müziği performansı, hat ve minyatür atölyeleriyle sıra dışı bir iftar deneyimi sunuluyor. Oruçlar, şerbetler, iftariyelikler ve başlangıçlarla açılıyor. Ardından açık büfe sizleri bekliyor. Benim favorim iç pilavlı tavuk, içli köfte ve döner oldu. Bunların yanı sıra taş fırından pideler de sofraları şenlendiriyor. Finalde binbir çeşit tatlıya ek olarak dondurma menüsünün de sunulduğu bu mekan için size kendinizi özel hissettiren bir lezzet bahçesi diyebilirim.

Yazının devamı...

Ramazan'da İstanbul

İstanbul, camileriyle, medreseleriyle ve çeşmeleriyle bugün Müslümanlığın kalbinde yer alır. Ramazan bu topraklarda bir başka türlü kutlanır. Hatta bazı şehirlerde iftardan önce yiyecek-içecek dahi zor bulunur. Bu da Türk milletinin oruca ilgisini ve saygısını gösterir. Ramazan sofralarının zenginliği ve verilen iftarlar da bereketi artırır. Son yıllarda özellikle belediye ve vakıfların kurdukları iftar çadırları insanımıza büyük rahatlık sunuyor. Ben de bu kadim şehrin tarihini lezzetle buluşturan üç mekanını sizlere alt satırlarda sunuyorum. Hayırlı Ramazanlar.

Üsküdar’da 1933’ten beri hizmet veren Kanaat Lokantası’yla başlamak istiyorum. Yerel lezzetlerin servis edildiği, mütevazı dekorasyona sahip bu köklü restoran, 150 yıllık sütlü tatlıcılık ve dondurmacılık geleneğinden gelen Kargılı Ailesi’nin üç ferdi Vahdettin, Kenan ve Fuat Kargılı tarafından kurulmuş. Şu anda da üretim, satın alma ve servisin başında aileden birere ferdi bulunuyor. Ustalar ve garsonlar içinse bir okul diyebilirim.
Gelelim yemeklere, kanaatin klasik iftar tabağının yanı sıra çorbalarda paça ve terbiyeli işkembe çorbası öne çıkanlar arasında bulunuyor. Ana yemeklerde kadınbudu köfte, tas kebabı, elbasan tava ve patlıcan kebabı mekanın beğenilenleri arasında. Fakat en çok kuzu ciğer sarmanın tercih edilmesi dikkatimi çekti. Mekanın imza lezzeti haline gelmiş. Tatlılardaysa başta Üsküp tatlısı olarak bilinen kaymaçina olmak üzere geleneksel sütlü tatlıların yanı sıra ayva tatlısı, ekmek kadayıfı ve pirinç ile kuş üzümünün harmonisini yansıtan zerde yer alıyor.

Hamdi Restaurant iftarı

İstanbul’da Eminönü, Pera ve Şişli şubelerinde misafirlerini ağırlayan Hamdi, Ramazan menüsüyle öne çıkıyor. Şişli İşletme Müdürü Kerim Özevin’in vizyonu ve 50 yıllık tecrübesiyle hizmet veren mekanın iftar menüsünde, çorba, kahvaltılık çeşitleri, etli çiğ köftenin öne çıktığı ortaya serpme mezeleri, içli köfte, fındık lahmacun ve Antep dolmasıyla çeşitli bir başlangıç sunuyor. Ana yemeklerdeyse tadı damağınızda kalan fıstıklı kebap, kuzu şiş, haşhaş kebap ve tavuk kanat masaları şenlendiriyor. Son olarak tatlılarda geleneksellik ön planda tutulmuş. Güllaç ya da baklava sunuluyor.

Pide Ban

Sarıyer’de biri merkezde, diğerleri Çayırbaşı ve Maden’de olmak üzere üç şubesiyle hizmet veren PideBan, sulu yemek çeşitleri, kuzu güveç, kuru fasulye, döner ve pidesiyle lezzet vadediyor. Giresunlu ailede, dede Sami Kaptanoğlu’ndan üç oğlu Yusuf, Haşim ve Hayati Kaptanoğlu’na miras kalan işletme, 1977’den beri misafirlerini ağırlıyor.
Genellikle Karadeniz ev yemeklerinin yer aldığı mekanda kara ve beyaz lahana sarmaları masaların yıldızı... Odun ateşinde pişen pideler ve ızgara çeşitleri, döner ve hamsili pilav da en çok tercih edilenlerden... Tatlılardaysa Hamsiköy sütlacı ve Giresun Kadayıfı hem leziz hem de makul fiyatlarda sunuluyor.

Yazının devamı...

Sürdürülebilirliğe destek: Sorumlu restoran hareketi

Özellikle pandeminin etkisiyle çevre konusunda daha bilinçlendik. İnsanı, gezegeni ve gelecek nesilleri korumak meseleleri önemini artırdı. Burada öne çıkan en büyük olgu ise sürdürülebilirlik oldu. Sektörlere daimilik kazandıran bu yaklaşım en çok moda ve yeme-içme alanlarında benimsendi ve uygulanıyor. Avrupa’da, özellikle Fransa’da insanlar, bir lokantaya girmeden önce kapısındaki kuruluş tarihine dikkat ederler. Mekanın kalitesiyle birlikte tarihi de çok mühimdir.

Yeme-içme sektöründe dokuz marka ve 30’dan fazla restoranla faaliyet gösteren Akkomarka, sürdürülebilirlik projesi olan Sorumlu Restoran Hareketi’yle sektörde bir ilke imza attı. Doğaya saygılı, misafire ve çalışana karşı etik değerleri koruyan bir yapının gelişmesini amaçlayan projenin lansmanı Levent Köşebaşı’nda Akkomarka Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Yeşilyurt ve Akkomarka kurucularından Ali Akkaş’ın ev sahipliğinde özel bir davetle gerçekleştirildi.

Yeme-içme sektöründe binin üzerinde çalışanı ve her yıl 2 milyon misafir ağırladıklarını açıklayan Yeşilyurt, küçük değişikliklerle büyük farklar yaratabileceklerine inandıklarını söyleyip, “Restoranlarımız karbon nötr. Aydınlatma sistemlerimizi ve muslukları revize ettik, 200 ton su ve 2 megawatt enerji tasarrufu yaptık” dedi. Ayrıca IREC sertifikalı restoranlarda kullanılan enerji de yenilenebilir kaynaklardan tedarik ediliyor.

Doğaya saygı

Sorumlu Restoran Hareketi projesiyle geri dönüşüm ve gıda israfı önleniyor. Örneğin ambalaj malzemelerinin geri dönüştürülebilir ham maddelerden üretilmesiyle her ay bin ağaç kurtarılıyor. Cam şişeler de aynı şekilde...

Masada ise garnitür sunumları misafirlerin tercihinde... Böylece gıda atıkları yüzde 25 azalıyor. Atık gıda ise Metanizasyon Tesisi’ne iletiliyor. HAYTAP aracılığıyla barınaklarda yem oluyor. Suyu korumak için yağların ayrıştırıldığı mekanlarda personele de iklim krizi ve sürdürülebilirlik odaklı sertifikalar veriliyor. Son olarak menülerinde coğrafi işaretli ürünlere yer veren Akkomarka’nın kadın üreticileri ve kooperatifleri desteklemesi de Sorumlu Restoran Hareketi’nin adımlarından...

Tebrik ediyor ve bu hareketin yayılmasını temenni ediyorum.

 

KÖŞEBAŞI’NDAN LEZZETLER

Ali Ocakbaşı, Mr. Meat, Snob, Yamo Sushi, Ken Sushi, Ringa, Perihan ve Donkey gibi Akkaroma’nın Sorumlu Restoran Hareketi’ne destek veren mekanlardan Köşebaşı’nı ziyaret ettim. Şu sıralar yaklaşan Ramazan ayı için hummalı bir çalışma içindeler...
Adana ve Tarsus mutfak kültürünü modernize eden mekan kebap konusundaki uzmanlığıyla dikkat çekiyor. Ramazan menüsünde ise iftariyeliklerin yanı sıra taş fırından fındık lahmacun ve çöp şiş yer alıyor. Bunların dışında menüde öne çıkanlar arasında beyti, kallavi ve coğrafi işaretli Kırklareli kuzusundan zırhta kıyılarak hazırlanan Köşebaşı kebap dikkat çekiyor.
Bu arada vegan misafirler için de ayrı bir menü yer alıyor.

Yazının devamı...

İstanbul'un kalbinde 'Yıldız'lı yemekler

Taksim, yıllar yılı İstanbul’un en büyük sosyalleşme merkezlerinden biri olmuştur. İstiklal Caddesi, Sıra Selviler Caddesi ve Gezi Parkı, 1925 yılında halkın bağışlarıyla İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya yaptırılan, bir yüzü Kurtuluş Savaşı’nı, diğer yüzü ise Cumhuriyet Türkiye’sini simgeleyen Taksim Cumhuriyet Anıtı, ilk günden bugüne randevusu olanların buluşma noktasıdır.
Geçtiğimiz günlerde hem Taksim’e çok yakın hem de bölgenin keşmekeşinden uzakta bulunan Gezi Hotel Bosphorus’u ziyaret ettim. 67 odalı, genellikle yurt dışından misafirlerini ağırlayan otel, pandemiyle birlikte iç piyasa açığını kapatmak için harekete geçmiş ve bünyesinde bulunan restoranı Blu İstanbul’un menüsünü yenilemiş.
Dört yılı aşkın süredir otelde görev alan ve ailesi de aynı mesleği icra eden şef Ömer Yıldız, bizlere deniz mahsülleri sundu.
Öncesinde genel müdür Kemal Erim ile sohbet ettik. Kendisi yerli turistlere otel restoranlarının fiyatlarının ürkütücü geldiğini ve Atatürk Kültür Merkezi’nin yeniden faaliyete geçmesiyle gelen kitlenin değişmeye başladığını anlattı.
Kısaca tarihinden de bahsetmek gerekirse, 2008 yılında el değiştiren mekan iki kardeşten birinin pastane diğerinin otel bölümünü seçmesiyle ikiye ayrılıyor. Pastane bölümü aynı kalırken, otel bölümü yeniden el değiştiriyor ve 2014’te gidilen renovasyonla restoran şimdiki halini alıyor.
Burası aynı zamanda otelin kahvaltı mekanı, yani tüm yemek operasyonu burada gerçekleşiyor. Manzarası ise muazzam...

Deniz mahsülleri

Blu İstanbul, kişiye özel butik hizmeti, konforlu ortamı ve sıcak ambiyansıyla öne çıkıyor. Türk ve Akdeniz mutfağının neo-lokal örneklerini görebilirsiniz. Şimdi şef Ömer Yıldız’ın deniz mahsüllü tadım menüsüne gelelim.
Somonlu buscetta, hafif ve soslarıyla iştahınızı açıyor. Ardından masaya Fransız usulü kabuklu balık çorbası geliyor. Çok başarılı buldum. Bu arada leziz bulduğum ekmeklerin de burada yapıldığını öğreniyorum.
Sonrasında yumuşak yapısı ve tam kıvamında pişirilmesiyle ahtapot polpo affumicata ve ardından levrek tempura sunuluyor. Levrek de ahtapot da leziz.
Siyah risotto ile ızgara karides tabaklarımızdaki yerini alıyor. Buharda sebzeli fırınlanmış dil balığı ise masanın yıldızları arasına giriyor.
Tatlılardansa tiramisuyu denedik. Kıvamı ve akışkanlığıyla mutlu ediyor.
Öte yandan otel, şehirli ve zamansız tasarımının yanı sıra 1940’lı ve 1950’li yılların mimari stillerinin üzerinde yapılmış modern bir döngüyü anımsatıyor. Ünlü ressam Piet Mondrian’ın çağdaş tasarım anlayışıyla ayrı bir görkeme sahip ve onun tablosundan esinlenerek dekore edilen oda ve süitlerle ressamın sanat anlayışı benimseniyor. Tarih kokulu ve dokulu bu mekanda yemekler de altın harflerle hafızalara kazınıyor.

Yazının devamı...

Gündeme dair...

Geçtiğimiz hafta yazımın yayımlandığı gün, Rusya-Ukrayna Savaşı tam olarak anlaşılamamıştı. Ölü ve yaralı sayıları her kaynakta farklı idi. Fakat bugün Avrupa hakikaten çok büyük siyasi, ekonomik ve sosyal bir kaosa doğru gitmektedir. Bir tarafta büyük güç Rusya, diğer tarafta kahramanca direnen Ukrayna...
Benim en etkilendiğim dramatik görüntü ise perişan vaziyette metrolarda uyumaya çalışan aç biilaç mağdurlar...

Bir dost daha göçtü

Nâlân’a çok yıllar önce Şimdi Cahide Palazzo’yu yöneten dostum Gülsüm Sami Coşar’ın işlettiği Zeytin’de tanımıştım, yan yana iki masada oturuyorduk. Ben çok kilolu dönemimdeydim. O da benden aşağı değildi. Bir anda birbirimize baktık. O bir kocaman bir tabak mantı, bense haşlama sebzeli salata yiyordum. Çünkü daha bir gün önce ünlü bir diyet uzmanına gitmiş ve ciddi para vermiştim. Bazı bardaklardaki kırmızı içecekler de o arada bana bakıyordu.
Dostluğumuz hep ilerledi, ana konumuz zayıflamak idi. Hayatı, dostlarını, ev hayvanlarını severdi. Televizyondaki son yıllarına kadar mutlu idi. Aramızdan ayrıldı, bende de dost boşluğu bıraktı.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

BİLİM KURULU KARARLARI

İki yıla yakın zamandır en dikkatle izlediğimiz ve de dinlediğimiz kişi şüphesiz Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca...
Kendinden emin, inandırıcı ve gerçekçi konuşmaları herkes gibi beni de etkiliyor. Son alınan kararlar konusunda ise aynı fikir ve duyguları paylaşmıyorum. İnşallah ben haksız çıkarım.
Geçtiğimiz hafta alınan kararlarla 5 Mart tarihli kararlar, tam olarak uyuşmadı.
Güneşi daha bol ve uzun göreceğimiz günlerde temennim, ‘kovid’ kelimesinin lügatımızdan silinmesi...

Gazino geceleri

Bizin nesilden olup İstanbul’da yaşayanlar, ya anneleri ile çarşamba günü öğle saatlerinde başlayan kadınlar matinesine ya da belli bir yaşa geldiğimiz zaman beyaz gömleğimizi giyip kravatımızı takıp anne ve babamızla Bebek Belediye’ye Maksim’e, Lunapark’a, Çakıl’a ve benzerlerine mutlaka senede birkaç defa giderdik.
Annem Süheyla Hanımefendi tam bir alaturka müzik hayranıydı, en yakın dostlarından birisi de Münir Nurettin Selçuk idi. Bir kültür vardı o mekanlarda; sanatçının icrası sırasında konuşulmaz, hatta sigara bile içilmezdi. Assolist çıkmadan yemekler biter, masalar neredeyse toplanırdı. Çiçekçi, sigaracı, fotoğrafçı salonların süslüydü.
Geçtiğimiz cumartesi gecesi Kanal D ekranında bir gazino gecesi seyrettim, hakikaten yıllar yıllar sonra o günlere gittim. Bittiğinde ‘Neden?’ diye kendime sordum.
Özlemişiz bu programları ve de eski sanatçıları...
Kamuran Akkor gibi, Abdullah Şahin gibi.. Emeği geçenlerin ellerine sağlık...

Yazının devamı...

Yavaşça'nın anısına...

Yıl 1966... Yaz stajı için Beyoğlu İlk Yardım Hastanesi’nde görevlendiriliyorum. Kadın Doğum Servisi’nin şefi Op. Dr. Alâeddin Yavaşca, stajyer ve asistanların idolü... O zamanki Taksim Santral Oteli’nde bulunan Kadın Doğum Servisi’ne giderek, hocayı hayranlıkla izlerdik. Yıllar sonra her buluşmada, her konserde bu duygular arttı.
Geçtiğimiz gece TRT Müzik’te izlediğim ‘Alâeddin Yavaşca’yı Anma Konseri’nde o günlere gittim ve gözlerimden yaş damladı. Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Ersoy ve Kilis Valimiz Sayın Recep Soytürk’e sonsuz teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
Bu arada bu kadar muhteşem bir müzik ziyafetini böylesine haşmetli bir salonda organize eden herkesi de alkışlıyorum.

Bu hafta içinde Osmanlı dönemi lezzetlerini yine o dönemin mekanlarından bir Osmanlı köşkünde deneyimledim. Nilhan Sultan Köşkü Paşalimanı, Kuzguncuk’ta huzur içinde, sundurmalarını Boğaz rüzgârına, sırtını koruya vererek modern reçeteler sunuyor.
Yemeklerden önce atmosferiyle sizi zaman yolculuğuna çıkaran sarnıç bölümünden bahsedeceğim. Burası, 18’inci yüzyılda suyun biriktirildiği ve taksim edildiği bir su sarnıcı. Şimdi ise gül suyu akan havuzu, sedirleri ve mermer sini şeklindeki masalar dikkat çekici.
Üst katta Fethi Paşa’nın ailesiyle yemek yediği bölüm var. Toplantı salonu olarak kullanılan bu odada sedef detaylı bir masa ve muhteşem bir manzara mevcut. Dışarıya açılan kapıdan geçince sizi gül bahçesi karşılıyor. Daha da yukarıya çıkmadan önce gelelim yemeklere...

Dönem lezzetleri

İlk olarak Zerdeçallı Balık Çorbası’nı içiyorum. Yoğun tadı ve kıvamıyla iştah açıcı. Ardından Zeytinyağlı Tadım Tabağı geliyor. Vişneli Sarma’nın ekşisi şahane! Levrekler ise özel ve farklı bir sosla hazırlanmış. Ara sıcaklarda Ördek Etli Piruhi, mantının farklı bir yorumu... Öne çıkan bir diğer lezzetse lor dolması. Çok hafif ve leziz. Son ara sıcak II. Beyazıt’ın kahvaltısı olarak sunulan Ballı Puf... Karışık peynir ve bal kombinasyonuyla tezat bir tat veriyor.
Ekmeklerin burada yapıldığını öğreniyorum. Ana yemeklerde Yoğurtlu Kebap’ı, maydanoz ve tane karabiber son dokunuşlarla masanın yıldızı yapmış. Et tercih etmeyenler için sebzeli erişte, cevizli yapısıyla mutluluk
veriyor.
Son olarak patlıcan, yoğurt ve etin ahenginin ortaya çıkarıldığı Al’a Nazik ve Kıyma Püryani var. Tadı damağımızda kalıyor. Tüm yemeklere ise tatlı ve ekşi aromatik yapılarıyla Sultan ve Şehzade Şerbetleri eşlik ediyor. Tatlılardansa Süt Helvası, kıvamı, tadı ve sunumuyla imza bir final yapıyor.
Yemeklerin ardından Seyrangâh tepesine çıkıyoruz, dik merdivenler ve uzun bir koridordan geçiyoruz. İstanbul’a yeniden aşık olacağınız seyir tepesi, onun da üzerinde ise teras yer alıyor.
Restoran Müdürü Hakan Yıldız, Kamboçya’dan Almanya’ya uzanan kariyer yolculuğunda geçirdiği talihsiz bir kaza sonucu İstanbul’a dönmüş, keyifli sohbetimizde bize Nilhan Hanım’ın, beşinci kuşaktan torun olduğunu ve dedelerinin mutfağını tanıttığını anlatıyor. En güzel betimleme ise kendisinden geliyor: “Burası gerçekten sizi zamanda yolculuğa çıkaran bir saray sofrası...”

EN TATLI IŞ BIRLIĞI...

Karaköy Güllüoğlu, Mutfak Sanatları Akademisi öğrenci ve mezunları için Osmanlı saray mutfağından çıkan baklava hamurunun inceliklerini ve ustalığının yolculuğunu gelecek nesillere aktarmak amacıyla eğitim programı hazırladı. 7-18 Mart tarihleri arasında verilecek eğitimde; şekil verme, dilimleme, pişirme, şerbetleme gibi püf noktalarına değinilirken, baklava hamurundan inovatif ürünler de hazırlanacak. Eğitimler, yılda altı kez yapılacak.

Yazının devamı...