Bodrum'un yeni lezzet noktası

30 Temmuz 2021

Türkiye turizminin, özellikle de eğlencenin kalbi uzun yıllardır Bodrum’da atıyor. Yemek, müzik ve eğlence bir araya geldiği zaman tabii ki kontrol biraz kaçabiliyor. Tıpkı eğlence yapılan mekanlarda olduğu gibi... Eskiden herkes masasında oturur, müzik dinler ve dansa kalkardı. Şimdi devir değişti, orkestralar yerlerini DJ’lere bıraktı ve de bugünkü tablo ortaya çıktı.
Restoranlarda yemek bitmeden müziğin sesi ve ritmi yükseliyor ve Kovid-19’a davetiye de birlikte gelebiliyor neredeyse... Aslında Muğla’nın bir şansı var. Aşılanma yönünden mavi bölgeler arasında ilk sırada yer alıyor. Bu bir farklılık ve başarı. Fakat aşının da korunma oranı hâlâ bütün dünyada tartışılıyor. Ayrıca, geçtiğimiz bayramlarda olduğu gibi bu bayramda da altyapısı tam olarak oturmamış, elektriği, suyu, yolu belli bir nüfusa göre düzenlenmiş ilçenin, bugün aldığı neredeyse beş misli geçici göç şehri çökertmiş durumda.
Bölgeden gelen bir arkadaşım, “Beş dakikalık yolu 1 saat 55 dakikada aştım” diyor. Ekmek fırınlarındaki durum ise çok aydınlık değil. Taksi bulmak büyük bir dert. Otomobiliniz varsa da park sorunu kaçınılmaz. Benim tek temennim, bayram sonunda Bodrum ve benzeri tatil yörelerinden şehirlere gelecek kişilerin hastalanmaması ve de hastalığın zaten artarak devam ettiği ülkemizde eski günlere dönmememiz.

Danış Beach ve Restaurant

Şimdi sizlere Bodrum Gündoğan’da bu yıl yeni açılan, hem kalitesi hem de yemekleriyle adından söz ettirmeye başlayan bir mekandan bahsedeceğim. Gündoğan Küçükbük’te Mare Deluxe Residence içerisinde muhteşem manzaraya sahip, gündüz Akdeniz ve İtalyan mutfağının yer aldığı, akşam ise modern ocak başına dönüşen bir mekan.
Hayat, sabah kahvaltısı ve plaja gitmeyle başlıyor. Sosyal mesafeye sahip şezlonglar, hijyen kuralları, çalışanların dikkati ve hepsinin maskeli oluşu insana güven veriyor.
Gün boyu hayatın devam ettiği Danış Beach, akşam saatlerinde bambaşka bir atmosfere dönüşüyor. Müzik ritmini yavaş yavaş düşürüyor ve Şef Servet Edebali’nin hazırladığı başlangıçta Gaziantep ve Hatay mezeleri, sonrasında gelen ciğer, gerçek alinazik, patlıcan kumpir misafirlerini Güneydoğu’ya götürüyor.

Yazının devamı...

Kuruçeşme'nin Latin'i The Steeve

23 Temmuz 2021

Değerli okuyucularım, öncelikle hepinizin mübarek Kurban Bayramı’nı kutlarım. Uzun bir zaman sonra yine bayramlarda bir araya geldik, fakat pandeminin bitmediğini maalesef hatırlatmak ve dikkat etmemiz gerektiğini belirtmek isterim.
Bu hafta Kuruçeşme’deydim. 10 sene önce Arşipel, sonrasında Ece Bar’ın yer aldığı mekanı, geçtiğimiz yıl Şef İsmet Saz satın aldı ve Kanyon’daki restoranını kapatarak, burada tamamen kendi tarzını yansıtan bir mekan kurdu.
Geçtiğimiz ekim ayında açılan The Steeve, maalesef pandemiden dolayı uzun bir süre kapalı kaldıktan sonra kapılarını yeniden açtı ve Latin lezzetlerini misafirleriyle buluşturmaya başladı.

Zarif dekorasyon

Öğle ve akşam saatlerinde açık mekana girdiğinizde, Şef İsmet Saz’ın Aztek piramitlerini temsil eden desenlerinden oluşan dövme motiflerinin yansıtıldığı duvarlar ve çoğunluğu ahşap, göze hoş görünen bir dekorasyon sizleri karşılıyor. Sade, huzurlu ama son derece şık Kanyon’daki restorandan tamamen farklı bir hava yakalanmış. Taşınma değil baştan yaratım diyebilirim.
Masamıza geçiyoruz ve servis takımları geliyor. Sofralarda kullanılan tabakların bir kısmının çizimini şefimizin yaptığını öğreniyorum. Karşımda dört farklı markasının (The Steeve, Toi, Bronco, İsmet Saz Fine Catering) operasyon süreçlerinin başında tek başına bulunan, azimli, çalışkan bir şef var: Şef İsmet Saz, namıdiğer The Steeve.
The Steeve, geliştirilen menüsüyle Latin dokunuşların Türk mutfağıyla sentezine ev sahipliği yapıyor. Mekanın kendine has bir tarzla yorumladığı lezzetleri deneyimlemeye başlıyoruz.

Hoşsohbet bir Şef

Yazının devamı...

Boğaz kıyısında lezzet şöleni

16 Temmuz 2021

Tarih boyunca Haliç ve Boğaziçi, önce sandal sonra motor ve yolcu vapurlarıyla özel turlara hep mekan olmuştur. Peki ya sahiller? Tabii ki bu muhteşem güzellikler suyun insan üzerindeki dinlendirici etkisi nedeniyle şehrin de cazibe merkezi oluyor. Yıllar yıllar önce saz salonları, sonra müzikli lokantalar, daha sonra müzik yemek kompleksleri kuruldu. Hafızam beni yanıltmıyorsa, bunların ilki Laila idi. Ardından Reina açıldı. Dünyaca meşhur oldu ama kapanması acılı ve üzücü bir olayla bitti.

Sortie’de eğlence ve yemek

Şimdilerde uzun bir pandemi dönemi sonucunda yeniden bu tip yerler popüler olmaya başladı bile... Ben de geçtiğimiz hafta Sortie’ye gittim. Kapıda gördüğüm disiplin ve hijyen uygulaması beni memnun etti. Yemek yediğim sırada karşılaştığım Kaşıbeyaz’ın işletme müdürü Salih Keskin, bugüne kadar bu konuda gördüğüm en hassas profesyonellerden biri... Masalar arası çok geniş bırakılmış, personel mutfağa yemek almaya giderken eline antiseptik
sürüyor.

Başlangıçlarda gelen içli köfte, nar ekşili cevizli lahmacun, çiğ köfte, soğansız gavurdağ salata arasından en çok taptaze patlıcan salatasını beğendim. Bana anneciğimi hatırlattı, ana sıcak olarak gelen nar ekşili ve soğanlı cevizli lahmacun, tam bir lezzet klasiğiydi. Şef Ömer Kaya zaten yılların eskitemediği hep aynı dinamizmdeki bir şef. Ayrıca Keskin’in salondaki birçok misafirin ne sevdiğini de bilmesi ayrı bir hoşluk oluyor. Sonra Kaşıbeyaz usulü etler gelmeye başladı; ilk önce şefin kuzu sırtından hazırladığı yağlı kara etini deneyimledik. Bunun dışında boğaz sarma ve fıstıklı kebap da mevcut.
Tabii ki en son gelen tatlıları da sizlerle paylaşacağım: Sahanda künefe ve katmer...

Hassasiyet mevcut

Yazının devamı...

Gastronomi dünyası heyecan yaşadı

9 Temmuz 2021

Geçtiğimiz hafta gastronomi dünyasında heyecan verici bir gelişme yaşandı. Sektörün paydaşlarını bir araya getirerek ticari hacmin artırılması amacıyla gerçekleştirilen gastronomi dünyasının üç önemli etkinliği, ilk kez bir arada düzenlendi. ‘Ace of Mice Exhibition 2021 ve Gastronomi Turizmi Fuarı& Konferansı (Gastroshow)’, ‘Ace of Mice Exhibition 2021’ ve Avrupa’nın en büyük gastronomi turizmi fuarı ‘Gastro Show’, İstanbul Kongre Merkezi’nde ilk kez birlikte kapılarını açtı. Gastronomi dünyasının ve turizm sektörünün önde gelen temsilcilerinin katıldığı üçlü fuar, üç gün sürdü.
Konferans programlarıyla dünya liderlerini sektörle buluşturan etkinlikte, Turizm Medya Grubu ve Gastronomi Turizmi Derneği (GTD), gastronomi endüstrisinin farklı segmentlerinden oluşan geniş yelpazede katılımcı ve ziyaretçi profilini ‘7 Şehir, 7 Bölge, 7 Ülke’ bu yıl ilk defa ağırladı.
Fuarın katılımcıları, çok sayıda sektör ve pazarda faaliyet gösteren dünyanın en kaliteli gastronomi ürünleri üreticilerinden oluştu. Ben de bu konuda başta kadim dostlarım ACE of MICE Turizm Medya Grubu Başkanı Volkan Ataman ile GYD Başkanı Gürkan Boztepe olmak üzere, böylesine büyük çapta bir etkinlik için çaba gösteren herkese teşekkürü bir borç bilirim. Özellikle bu yıl Anadolu’daki özel yemeklerin öne çıkarılması, Türk mutfağının dünyada gelişmesi için başarıya giden yolda büyük bir adım olacak.

KÜLTÜRLERİ BULUŞTURAN ŞEF: ECE ALAYBEYOĞLU

Türk mutfağı, şüphesiz, dünya mutfakları arasında en beğenilenlerden biri... Damak tadımız, sağlıklı malzemelerimiz ve doğru pişirme tekniklerimizle gastronomi dünyasına yön veren nice şeflerimiz mevcut. Bunlardan biri de Yeditepe Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları mezunu olan Şef Ece Alaybeyoğlu... Kendisi, yurt dışında, Danimarka’nın Kopenhag şehrinin en iyi restaurantlarında uzun yıllardır varlığını sürdüren bir şef.
Şimdiye dek birçok Michelin yıldızlı restoranda çalışan Şef Ece, şef olmaya lisedeyken karar vermiş. Temel eğitimini ise beş yaşındayken babaannesinden almış. Yeditepe Üniversitesi’nden mezun olur olmaz staj için başvurduğu Michelin yıldızlı restoranlardan kabul görünce, profesyonel hayata adımını atmış. 2015 yılında The Ledbury Londra’da ve Noma Kopenhag’da çalışmış.
Başarılı şefimiz, şu anda Restoran Alchemist’de araştırma ve geliştirme şefi olarak test mutfağında çalışıyor. Yenilikçi ve çevreyi önemseyen bir yaklaşımı olduğunu söyleyebilirim. Doğaya ve çevreye verilen önemin arttığı bugünlerde yeni yemek akımları ve sistemleri görmeye başlıyoruz. Alaybeyoğlu da yerel tedarikçilerle çalışıyor hatta direkt çiftçilerle anlaşarak malzemelerini tedarik ediyor.

Yazının devamı...

DARIO MORENO’NUN ANISINA...

2 Temmuz 2021

Yaz aylarının sıcağı ve aşılanmanın hızla devamı, direnen Kovid-19’un belini kırmak için büyük bir mücadele veriyor gibi geldi bana...

Son sokağa çıkma kısıtlamasını geçtiğimiz pazar günü yaşadık. Artık kabine toplantısı sonuçlarında pandemi değil; yapılacak projelerin müjdesini, ekonomiyi ayağa kaldıracak açılımları bekleyeceğiz.

Köşe yazarlığı hayatımın en çok tanıtım şirketi mailini bu son dönemde alıyorum. Mekanlar açılıyor, ad değiştiriyor, fakat benim en çok hatırlayacağım aşı, varyant, mutasyon, pandemi gibi kelimeler. İnşallah bu mekanlar uzun ömürlü olur ve bize hatta torunlarımıza çektiğimiz bu günlerin acısını, levhaları, mazileri ve kaliteleriyle hatırlatır.

Gelelim sonuca...

Zor ayları, hatta bir yıldan fazlasını geride bıraktık. Açılıp kapandık, yayıldık toparlandık. Şimdi olaya ‘tamamen bitti’ gözüyle bakmayalım. Mutasyon haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Araç plakaları gibi şimdi numaralar harfler verilmeye başlandı. Sosyalleşirken de tedbiri elden bırakmayalım.

Şimdi gelelim Dario’nun kitabına...

Çok sevgili dostum Erkan Özerman ile hayatımız boyunca yollarımız birçok defa müşterek yaptığımız faaliyetler neticesinde kesişti. Bu yazının çıktığı günlerde de Best Model of the World yarışmasının hummalı çalışması içinde... Ama aslında o bir sanat aşığı... Müziğin her kaliteli türünü en üst düzeyde ülkemize getiren, yabancı sanatçıların en büyük menajeriydi. Bugün hâlâ yaşına rağmen aynı aşkla çalışıyor. Dario Moreno da onun en sevdiği sanatçılardan biriydi.

Yazının devamı...

ÜÇ MEKAN TEK VİZYON BOAZ’DA ŞÖLEN HAVASI

25 Haziran 2021

Çocukluk yıllarımda Galatasaray Adası, Şirket-i Hayriye (şehir hatları) gemilerinin kömür ikmal alanıydı. Sahili de tabii ki deposu, belki de Boğaz’ın en güzel noktası... Böyle hoyratça kullanılıyordu. Zaman içerisinde yavaş yavaş buralar temizlendi, turizme açıldı, tesisler yerlerini aldılar, birlik, düzen ve intizam geldi.
BOAZ’ın açılış gününde cam kenarından uzak bir masada Bebek-Beşiktaş Sahili’nin eski günleri gözümün önünden film şeridi gibi geçti gitti... Hey gidi günler hey!

Enteresan kompleks

Üç mekan tek vizyon ‘Yenilikçilik’ konseptiyle inşa edilen BOAZ’ın giriş katında Margaux Theatre adında sürpriz sahne performanslarının yapılacağı bir salon, orta katta ise daha çok yiyecek-içecek ve diğer maksatlı salonları mevcut.
Biz bugün en üst katta yer alan BOAZ’ın tatlarından ve konseptinden bahsedeceğiz. Kapıdan girer girmez şık üniformalı, çok terbiyeli bir görevli HES kodunuzu istiyor. Uzun bir süredir yurt dışında olduğumdan, biraz irkiliyorum. Zarifçe, “Ben telefonunuzu alıp, bulayım” diyor ve o sınavı geçip, ateş kontrolü, cep telefonu, isim kaydıyla asansöre yöneliyorum ki mekanın genel müdürü Paran “Hoş geldiniz” diyor. Kendisini bu uygulama dolayısıyla kutluyor ve salona yöneliyoruz.

Muhteşem Boğaz manzarası, BOAZ’da ayaklarınızın altında, gözlerimizin önünde... Mekan üç bölümden oluşuyor. İnşaat ve dekorasyon tek kelime ile şapka çıkarılıp selam verilecek boyutta. Bu arada çok tanıdık bir yüz gelip, “Hoş geldiniz” diyor. Hüseyin Genç; gerçek mesleği iktisatçılık, meslek aşkı ise konseptli restoran işletmeciliği... BOAZ için en yakın deneyimini işlettiği kabuklu deniz ürünleri sunan Kabuk Yalıkavak’ta kazanmış. Istakozu cerrah edasıyla bölüyor ve servis yapıyor.

Taze, leziz, vizyoner

Yazının devamı...

MARMARA’NIN KADERİ

18 Haziran 2021

Bu hafta güzel bir haberle yazıma başlamak isterim; Türkiye’de günlük aşılanma sayısı rekor üzerine rekor kırdı ve kısa bir süre önce günde 1 milyonu geçti. Önümüzdeki günlerde umuyorum ki tedarikte bir sıkıntı yaşanmaz çünkü unutmayalım ki 3-5 ay içinde özellikle yaşı ilerlemiş vatandaşlara rapel doz sırası gelecek... Bu süreçte Sağlık Bakanlığımızı da övgüye değer çalışmalarından dolayı takdir ediyorum. Şimdi gelelim denizlerimizdeki gündeme...

Geçtiğimiz günlerde CNN TÜRK’te okuduğum bir haberde Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde aylardır balıkçıların kabusu haline gelen, halk arasında ‘deniz salyası’ olarak da bilinen müsilajın, balık satışlarını etkilediği bilgisi dikkatim çekti. Buna göre balıkhane esnafı, müsilajın balıkları zehirleyip, öldürdüğü ve insan sağlığı için olumsuz etkileri olduğu yönündeki açıklamalar nedeniyle balık satışlarının durma noktasına geldiğini söylüyor.
Vatandaş tedirgin. Balıkhaneler sinek avlıyor ve tüm bunların üzerine sosyal medyada yer alan ve kontrol edilemeyen yalan haberler de cabası... Tüm bu yaşananların gölgesinde sektörden birkaç işletmeciden aldığım görüşleri sizlerle bu köşede paylaşmak istedim. Şunu gördüm ki; İstanbul’un ünlü balıkçıları, balığı henüz müsilajın musallat olmadığı Çanakkale ve çevresinden tesis ediyor. İçimiz rahat olsun.

‘Büyük bir darbe’

Arnavutköy’de yer alan Revma Balık’ın sahibi Ediz Tuncay: “Misafirlerimizin haklı endişelerine saygı duyup zaten dönem olarak da balığın bol olduğu Ege ve Karadeniz’de tutulan balıkları alıyoruz ve servis ediyoruz.
Uzun zamandır pandeminin etkisiyle krizde olan sektörümüze müsilajın da büyük bir darbesi oldu. Güvenli ve sağlıklı hizmete devam ediyoruz; uzun süredir midye servis etmiyoruz; ahtapot ve kalamar yüzde 70 oranında ithal... Kalamar, Hindistan Endonezya; ahtapot ise Hindistan, Mısır ve İspanya’dan geliyor.”

‘Özen veriyoruz’

Arnavutköy’de yer alan Sur Balık’ın sahibi Zeki Tasasız: “Bizim balık aldığımız bölgeler kuzeyde Çanakkale, Sinop ve Zonguldak; güneyde ise İskenderun ve Bodrum. Ayrıca Çanakkale Evreşe’de tesisimiz var. Buradaki büyük soğuk hava depolarımızda bölgelerden gelen balıkları muhafaza ediyoruz. Bütün şubelerimize dağıtım da buradan yapılıyor. Müdavimlerimizin damak tadına hitap eden ürünleri seçerken çok özenli davranıyoruz.”

Yazının devamı...

BODRUM’UN ‘AVLU’SU...

11 Haziran 2021

İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı Yönetim Kurulu Üyeliği’mden geriye kalan izlenimlerimin en önemlisi genel müdür Orhan Sanus’u tanımaktı. Tam bir İstanbul beyefendisi... Doğru yaşamayı bilen bir yiyecek-içecek gurusu, yıllar içinde hep temasta kaldık. Önemli başarılara imza attı. Şimdilerde ise Bodrum’da Ayşen Tümbay ile Avlu
Bistro-Bar’ı hayata geçirdi.
Ortağı da tüm çalışma hayatını turizmde geçirmiş, nihayetinde Türkiye’deki en büyük kongre ve organizasyon firmalarından birinin sahibi olmuş. Sektörde çok iyi bilinen başarılı bir iş kadını...
Avlu 160 yıllık bir Rum taş evi. Tam Bodrum’un merkezinde, sanat okulunun sokağında çok iyi korunmuş ve usulüne sadık kalınarak restore edilmiş bir mekan. Şu anda ‘casual dining’ konseptiyle faaliyet gösteriyor. Ben eminim ki iki profesyonel bu mekanı, markayı çok yakından daha üst bir segmente taşır. Zaten sohbetimizde gelecek yıl için Avlu Urla’yı faaliyete geçirme projeleri olduğunu öğrendim.

Mönü çok zengin

Mönü içeriğinde, özellikle Bodrum’a özgü ürünler fazla kullanılmış, bu beni çok mutlu etti. Yakın zamanda kendi bağ ve bahçelerinde yetiştirdikleri meyve ve sebzelerle her iki mekanı da destekleyecekler. Son dönemin doğru bir yaklaşımı diyelim ve bekleyelim.
Mutfak, Dora Giray’a teslim. Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümü mezunu, Amerika Colorado Broadmoor Hotel’de kariyerine başlayıp, Marriott ve Hilton gruplarında çalışmış, yeniliklere açık pırıl pırıl bir şef. Şimdilerde Orhan’ın Fransız kültürüyle yetişmiş olmasının sonucunda, mönünün Fransız mutfağına daha yakın spesiyalitelerle donanacağı düşüncesindeyim.

Yazının devamı...