YENİ KURALLAR... YENİ MEKANLAR...

4 Haziran 2021

E ski yıllarda kulağımız İstanbul Radyosu’nun ya 13.00 ya da 19.00 ajansında olurdu. Şimdi ise durum değişti; gözümüz televizyonda, bu hafta çok önemliydi açılımlar yönünden... Neyse ki çok beklemedik, birçok rahatlama hayatımıza girdi.
Aşı kampanyasında yeterli kapasiteye ulaşmış değiliz. Eminim ki; yapılan bağlantılarla bu ay içerisinde bir basamak atlayacağız. Bu arada bazı meslek mensupları da özellikle aşılanacak. Bize düşen randevuyu almak ve gününde gidip, aşı olmak...
Son olarak ‘maske çıkarma’ konusu sosyal medyada konuşulmaya başladı. İnanıyorum ki maske, mesafe, hijyen kaidelerine riayet edip, aşıdan kaçmaz isek, sıra çıkarmaya da gelecek. Kısıtlama saatleri de pozitif anlamda değişecek.
Editörüm Eda Ünsün ile bu haftaki yazımız için konuşurken bir fikir ortaya çıktı. Bugünkü yazımda alışılagelmişin dışına çıkıp, size yeni adreslerden ve mekanlardan bahsedeceğim. Zira biliyorum ki, hepimizin buna ihtiyacı var.
Şimdi gelelim yeniliklere... İşte Alaçatı ve İstanbul’dan iki yeni mekan...

Eski Dostlar Ocakbaşı

Alaçatı Port’ta açılan Eski Dostlar Ocakbaşı hem nostaljik dekorasyonu ve müzikleri hem de lezzetleriyle dikkat çekiyor. Serhat Menket ve Başar Bölükbaşıoğlu’nun sahipleri olduğu mekana, Zeki Müren, Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla da sesleriyle ruhunu veriyor.Alaçatı Port’ta açılan Eski Dostlar Ocakbaşı hem nostaljik dekorasyonu ve müzikleri hem de lezzetleriyle dikkat çekiyor. Serhat Menket ve Başar Bölükbaşıoğlu’nun sahipleri olduğu mekana, Zeki Müren, Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla da sesleriyle ruhunu veriyor.Akşam, yakamozlu denize nazır, mutlu ve keyifli dakikaların geçirildiği Eski Dostlar Ocakbaşı’nın iştah kabartan mezeler ve yemeklerden oluşan mükellef bir menüsü var. Sene boyunca hizmet verecek mekan, güler yüzlü servis ekibi ve enerjisiyle önerebileceğim bir yeme-içme adresi...

Elias Beach Alaçatı

Yazının devamı...

GÜNÜN GETİRDİKLERİ

28 Mayıs 2021

Uzun bir evde kalma döneminden sonra Türkiye’de sokağa çıkma imkânımız doğdu. 60 bin vaka sayısı, kapanmadan bir hafta sonradan itibaren değişik hızlarla inmeye devam ediyor. Yazımı kaleme aldığım günlerde pozitif vaka sayımız 8 bin 700 civarındaydı. Hemen hemen herkesin üzerinde mutabık kaldığı nokta 17 günlük kapatmanın olumlu hedefine ulaştığı yolunda. Açılımla birlikte gördüğümüz manzara gene çok başarılı değil. Fakat bu sefer iki önemli şansımız var: İlki havanın ısınmaya başlaması, ikincisi ülkemizde aşı olan kişi sayısının her geçen gün artması.
Son bir yıldan fazla bir süredir adını her gün başarısından dolayı birkaç defa andığımız Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın son aşı anlaşması müjdesi, hepimizi ciddi heyecanlandırdı. İnşallah proje gerçeğe ulaşırsa, toplumumuzu sağlıklı günler bekliyor.

Ekonomiye gelince

Çok uzun bir zamandır özellikle şehirlerimizde misafirlerin sosyalleşmek, nefes almak ve yeme-içme ihtiyaçlarını gidermek için gittikleri restoran, kafe ve benzer kuruluşlar kapalı. Bunların ticari çarka girmemesi nedeniyle de birçok iş yeri sahibi ve sektör çalışanı büyük bir ekonomik güçlük içerisinde. Her ne kadar devlet olarak belli yardımlar, eldeki imkânlar çerçevesinde yapılıyorsa da ekonomik tahribat ne yazık ki giderilemiyor. Bu çözümler ancak yaraya pansuman oluyor.
Misal olarak İstanbul’u ele alırsak, ciddi sayıda iş yeri bu dönemde zora girdi. Birçok kalifiye personel işini gücünü, yaşadığı şehri terk ederek köyüne, kasabasına gitti. Ailesi ile aynı aşı kaşıklamak, aynı çatıyı paylaşmak maksadıyla...
Bilim Kurulu verileri çerçevesinde bir an evvel kontrollü olarak, bazı sektörlere hayat suyu verilmesi son derece önemli.

MİLLİYET FARKI!

Yıllardan beri Milliyet Sanat’ı hep takip ederim. Zira bizim neslimiz sadece lisede haftada bir saat sanat tarihi okuyarak mezun oldu. Müzelere gittiğimiz yıllarda daha sanatın, tarihin anlamını ve önemini çok iyi bilmiyorduk. Gezdiğim mekanlar arasında beni en çok cezbeden Askeri Müze’dir. En önemli etkinlik de Mehteran Takımı’nın bize verdiği konserdir.

Yazının devamı...

BODRUM MİLTA MARİNA’NIN BAŞARISI

21 Mayıs 2021

Alışmadığımız kadar uzunca bir süreyi evde geçirdik. Sıkıldık. Psikolojimiz tahrip oldu. Birçoğumuz sıkıntıdan yediğimiz atıştırmalıklarla neredeyse obezleşmeye başladık. Sonuçta hedefe ulaşmaya yaklaştık. Devlet de bunun karşılığında belli yasakları rahatlattı. Özellikle her iki aşısını da tamamlamış 65 yaş üstü olan bizler sokağa çıkma hakkına kavuştuk. Düşüncem; aşı henüz olmamış ama hakkı olanlar sadece bu imkân için gidip aşı olmalılar.

Yeni alışkanlıklar

Pandemi hayatımıza yeni alışkanlıklar getirdi. Daha önceleri kışın hiç kimse İstanbul’da Adalar’a gitmez, Karadeniz’de yayla evlerine çıkmazken şimdilerde evi olanlar buralara, olmayanlar ise kira yerlere çıktılar. Rakamlar bir anda neredeyse patladı. ‘Sebebi nedir?’ diye düşündüğümde ‘Korunmaya ve izinli açık alanda gezmeye özlem’ diye cevap verdim. Fakat heyhat fazla açılırsak bunun sonucunda belki süratli bir kapanma gelmez mevsim bize yardım eder ama havaların soğuması mutasyona uğrayan virüsün harekete geçmesiyle yeniden sıkıntıya girebiliriz. Temennim; bunu yaşamamamız...

Marinada hayat

Bodrum dahil bazı ilçe ve şehirleri bu havalanma noktaları arasında saymadım. Aslında misalleri çoğaltabiliriz. Bunun yanında başta kampingler, karavanlar ve yatlar olmak üzere değişik mecralar da hayatımıza girdi. Bugün Türkiye’nin en eski marinalarından Bodrum Marina’daki hayattan ve kolaylıklarından bahsedeceğim.
Uzun bir süredir bu tesisin genel müdürlüğünü başarıyla yürüten Seher Çalı’yla geçtiğimiz hafta yaptığım görüşmede çok farklı hizmetlere şahit oldum. Bunların bir kısmı Marina’da kalan misafirlere hizmet açısından olması gerekenler ama özellikle belli yaşın üstünde devamlı konaklayanlara her gün çay saatinde taze yapılmış atıştırmalıkları ikram eden ön büro personelinin bulunması... Daha önemlisi, herkesin dileğini şikâyetini de yerinde alıyor ve yönetime iletiyor olması. Orada konakladığım süre boyunca çok fazla ihtiyaç duymadığım banklar, teknelerin denize açılamaması nedeniyle en cazip möbleler olmuş tabii, hemen sayıları artmış ve her birisi o güzel ağaçların altında bir cazibe merkezi oluşturmuş. Bu da yeni dostlukları ve komşulukları beraberinde getirmiş. Teknelerinde okula gitmeyi, sokağa çıkmayı ve sosyalleşmeyi bekleyen küçük deniz severler de düşünülmüş... Onlara da bot kullanma eğitimi marina içinde verilmiş. Hafta sonları ise Tekne’de konaklayan deniz aşıklarını bir ziyafet bekliyor. Profiterolden çikolataya, kadayıflı muhallebiden mozaik pastaya ve böreklerden çöreklere kadar seçeneklerle oluşmuş bir mönü, bağlı teknelerin sakinleriyle buluşuyor. Bunlarla kalınmamış; misafirlerin doğum günleri de belli bir ritüel içeresinde kutlanmaya başlanmış. Bu anılar çok enteresan, denizciler anı defterine çok hoş şekilde yazmışlar. 20 yıl ve üstü teknesi marinada bağlı konuklar ise bu dönemde özel bir plaket ve onların adına yapılmış hediyelerle hatırlanmış.
Son olarak ifade edeyim bütün bir güzellikler bu sıkıntılı dönemde marinada kalmayı adet haline eminim ki getirtecek. Ben hep teknemi yıl bazında çok az kullandığımı, bunun büyük bir masraf karşılığı olduğunu düşünürdüm ama hiç aklıma ‘Bir gün pandemide lazım olur’ diye gelmedi. Bütün bu başarının altında imzası olan Seher Hanım’ı kutlamamak elde değil.

Gençlik ve gurur...

Yazının devamı...

BU YIL ŞEKER BAYRAMI

14 Mayıs 2021

İdrak etmekte olduğumuz bayram ise bu yıla kadar, 75 yıldır yaşamadığım bir tarzda kutlanacak. Herkes evinde; büyükleri görme, gezme, eğlenme ve kabir ziyareti yok. Tek mutluluğum, Kovid-19 vakalarındaki düşüş... Eminim ki sıkı denetim ve halkı bilinçlendirme sonucu, çok yakında 5 bin hedefine, daha sonra da binli sayılara ulaşacağız. Ama burada en önemli nokta, şimdiye dek aldığımız önlemlerimizi devam ettirmek. O da sadece biz vatandaşların elinde, eminim ki bu bayram bu şekilde hayırlara vesile olacak. Bu duygu ve düşüncelerle siz değerli okuyucularımı bayramını kutlar, sağlıklar dilerim.

Teknede gurme tatlar

Şimdi gelelim Kovid-19’un hizmet edip büyüttüğü bir sektöre, daha önceleri sadece evlere servis veren Gurme Turc bu yaz itibarıyla tekne hizmetini de başlatıyor. Aslında yıllar öncesi bir süre teknesi olan bir amatör denizci olarak, bu fikir çok hoşuma gitti. Gurme Marin, Adalar’ın arkasındaki koyda demirli tekneye gelen ani misafire porsiyonlanmış somon fümeden kırmızı alabalık havyarına, somon pastırma ve dil fümeden vegan mamullere kadar seçenekler çok. Hatta talep halinde özel imalat da mevcut. ‘Fırına koy taze taze masaya servis’ mottosuya Çin böreği, proşki (Rus poğaçası), ev yapımı hamburger bile yolluyor, hem de çok ciddi soğuk zincirler ayrıca bünyesinde bir gıda mühendisi de olması enteresan.

Bodrum’un yenisi

Şimdi gelelim bir güzel habere, Bodrum’un mekanları arasına bu yıl Danış Bodrum da girdi. Beldenin en güzel koylarından Gündoğan Küçükbük’te yer alan tesis İstanbul’un hem yiyecek-içecek hem de eğlence sektöründen çok tanıdık ve de sevilen sayılan bir ismin yönetiminde açılıyor. Ayrıca gerek ortakları gerekse ekibi oldukça güçlü. Menüsünde zengin deniz masulleri barındıran mekan, Akdeniz ve İtalyan mutfağının spesiyallerini misafirlerine sunacak. Ayrıca akşamları bir modern ocakbaşı bölümünde kapsam içerisinde olduğu kompleks, geceleri DJ müziği ile zevklenecek. Çok merak ediyorum; Danış bu kadar çeşitli menüyü nasıl sunacak?

Son söz...

Çocukluğumun bayramlarını, o günlerin sakin, herkesin şık giyindiği, tanışmasalar bile insanların birbirine “Günaydın” dediği, bayramını kutladığı İstanbulumu özlüyorum.

Yazının devamı...

ARNAVUTKÖY’ÜN ENFES TATLARI

7 Mayıs 2021

İleri yaşlardaki okuyucularıma hitap edersem, neredeyse bir yılı aşkın bir süredir kâh savaştığımız, kâh kendi haline bıraktığımız kapanmalar, açılmalar yaşadığımız bir dönemdeyiz. Son evde kalma uygulaması ise 17 gün gibi iki haftadan fazla sürecek çok radikal bir uygulama. Özellikle gençlerin ve 65 yaş üstü kişilerin fiziksel aktivitelerini yapabilmeleri, apartman hayatında zor görünüyor. Zaten bundan değil mi ki yasak saatine kadar tüm büyük şehirler neredeyse boşaldı... Herkes Bodrum’da, Datça’da, Marmaris’te, Çanakkale yöresinde veya Karadeniz’deki yazlık evlerine akrabalarının yanına gittiler. İnşallah oralarda bu hafta bulaş görmeyiz.
Bu satırları kaleme aldığım gün 3 Mayıs Pazartesi ve Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın bir mesajının mutluluğunu yaşıyorum. Yazıma da yansıtmak istiyorum: “Son iki haftada hastaneye müracaat edenlerin sayısı yarı yarıya düşmüş durumda”. Bu bana diyor ki; çok yakında turkuaz tabloda vaka sayılarında ve ağır hasta sayılarında da bir küçülme göreceğiz.
Tabii bizlerin hayatından giden bir yılın psikolojik çöküntüsü herhâlde hiçbir zaman unutulmayacak. Beklentim aşıların bir an evvel yurdumuza gelmesi ve aşılanma sistemine girmesi ve de hastalığın kontrol altına alınması...
Kara tablo çizmek istemiyorum ama şartlar beni size gerçekleri aktarmaya zorluyor. Ağzımız bu yazılarda tatsız. Şimdi tatlı bir konu anlatalım da o lezzetle ve güzelliklerle köşemizi değerlendirelim.

Markiz değil Pierre

Beyoğlu’nun tarihe mal olmuş simgeleri vardır. Markiz, Lebon, Japon Mağazası, Degustasyon ve Abdullah Efendi Lokantası gibi. Özellikle bizim nesil, bunları bugün çok özlüyor. İşte, kitaplardan, büyüklerinden Önel çifti hep bunları dinlemiş, okumuş sonra da hafta sonları çoğu zaman Fransa, bazen İngiltere ya da çikolatanın kalbi Belçika’ya gidip pastaneleri, lokantaları ve kafeleri ziyaret edip, La Pierre’i yaratmışlar. Bahar Önel, 16 yıldır sürdürdüğü halkla ilişkiler ajans başkanlığını, eşi İlker Önel ise aile mirası susam ve tahin fabrikasının yanında gerçekten günlük temiz, katkısız ve lezzetli pasta eşliğinde doğru yapılmış kaliteli kahve ya da sağlıklı çay içerek Fransız şansonları veya caz müziği dinleyerek, değişik bir kültür yaşatma imkanında Arnavutköy’de misafirlerini ağırlamaya hazır hale gelmişler. Düşündüm, ‘Arnavutköy’ün Bulgar sütçüsü, balık lokantaları, tavernası ve yalılarından başka nesi meşhur?’ diye, bir de aklıma Arnavut kaldırımları geldi. Tahminim o dur ki ‘La Pierre’ ismi de oradan geliyor.

Menü değişik ve zengin

Sabahın ilk saatlerinde iş görüşmesi yapmak isteyenlerin rağbet ettiği klasik tarzda şık konforlu masa ve sandalyelerle benzenmiş mekanın çok zengin bir kahvaltı menüsü var. Burada Ezine peynirinden Tavaklı ve Antakya’dan gelen zeytinlere, Karadeniz’in yüksek tepelerinde üretilen baldan anne reçeline, yumurta çeşitleri ve Kıbrıs’ı özleyenlerin hellim peynirinden ailenin tahin pekmez üreten fabrikasında yapılan spesiyallere kadar çok geniş bir seçenek mevcut. Tabii pastane olur da unlu mamuller olmaz mı? Fırından taze çıkan açmalar, poğaçalar, simitleriyle mekan, özellikle İstanbul’un en iyi kruvasan imal eden yerlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Kruvasan çeşitli, brownie’ler gün boyu mevcut. Müdavimlerin en çok tercihi ise ayçöreği, paskalya ve tahinli çörek.

Yazının devamı...

TAM KAPANMA TAM KORUNMA

30 Nisan 2021

Ülkemiz, dün itibarıyla aylar sonra tam kapanmaya gitti. Hafta içinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı eminim ki uzun tartışmalar sonucu mecburiyetten doğan kararı zor da olsa aldı. Şahsen bu yasakları tamamen destekliyorum. Eğer eski durum devam etseydi, sonuçları çok vahim olacaktı. Herhâlde siz değerli okuyucularım da benimle aynı kanaattedirler. Yoğun bakımların doluluk haberleri her gün ekrana geliyor. Bu noktada salgın başından beri canla başla mücadele eden sağlık çalışanlarımızın her birine gönülden teşekkürlerimi iletiyor ve onları takdir ediyorum.

Aşı konusu önemli

Bu dönemi biz kendi lehimize çevirebilirsek ve de ülkeye çeşitli kanallardan ciddi miktarda aşı gelirse, bir taşla iki kuşu vurmuş olacağız. 17 Mayıs sabahı yeni bir döneme başlarken, bizler de şu anda İngiltere’nin içinde bulunduğu durum gibi rahat ve huzur içinde yaşayacağız.
‘Çin aşısı’ olarak bilinen Sinovac’ın yanı sıra ‘Alman
aşısı’ diye anılan BionTech’in de gelmesiyle Türkiye’de artık iki çeşit aşı var. Sputnik V aşısı da yolda... Pandemiden bir an önce kurtulmak için birinin mutlaka yaptırılması gerekiyor. Elbette yan etkiler görülebilir. Ancak bunların geçici olduğunun unutulmaması lazım. Uzmanlara göre koronavirüse yakalanmaktansa, aşının bazı geçici yan etkilerini yaşamak çok daha akılcı.

İstismara dikkat!

Bugünkü rakamların sebebini tamamen kendimizde arıyorum. Eğer bizler için çırpınan başarılı Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’nın maske, mesafe ve hijyen kavramlarını dinleseydik, büyük toplantılara, kutlamalara, anmalara katılmasaydık, rakamlar bu denli büyümeyecek, en kötüsü de bu kadar çok vefat olmayacaktı.

Yazının devamı...

23 NİSAN BAYRAMINDA NOSTALJİ VE RİCA...

23 Nisan 2021

Çocukluğumda nisan, en sevdiğim aydı. Bunu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle ekim takip ederdi. En sevmediğim ay ise ülkemizin kurucusu, büyük devlet adamı, eşsiz komutan Mustafa Kemal Atatürk ölümü nedeniyle kasım ayıydı. Nisanın güzelliğine gelince tabii ki çocuklara armağan edilen bayram nedeniyleydi.
Nisanın ilk haftası stadyumda yapılacak gösterilerin provaları başlardı. Bir taraftan da giyeceğimiz kıyafetlerin ölçüleri alınırdı. Geceleri anneme; “Beni Fenerbahçe stadyumuna gelip izleyeceksin değil mi?” diye hep sorardım.
Gün yaklaştıkça, o zaman i tek süsleme materyali olan krepon kağıtlarıyla sınıf süslenir, getirdiğimiz ‘Büyük Atatürk’ resimleriyle adeta atamızın bahçesi olurdu. Biz o zaman bir apartman dairesinde otururduk. İstanbul’un bahçeli tarihi konaklarında, evlerinde oturan arkadaşlarım ise Atamızın resimlerini bahçelerinden getirdikleri ilkbahar çiçekleriyle bezerlerdi.

Ve o günün sabahı

Bir gece öncesi heyecandan gözümü uyku tutmazdı. Çünkü yarın bayramdı, hem de benim bayramım. O güne özgü elbiseler, ayakkabılar giyilirdi. Sabahları uyanmayı sevmeyen Reha, o sabah güneşin doğuşuyla hazırlanmaya başlardı. Törende Kadıköy kaymakamının bizi teftişindeki “Günaydın çocuklar” cümlesine coşkuyla “Sağ ol!” diye cevap verirdik. Galiba insanlar yaşlandıkça, ülkenin şartları değiştikçe eskiyi daha çok özlüyor. Hele salgın nedeniyle, ülkemin ve dünyanın içinde bulunduğu durum bizlere evlerimizde bayramı yaşatmaya, dijitalleştirmeye ve duyguları sunileştirmeye başlıyor.

Dijital nesil

İnternet üzerinden yapılan dersler ve video oyunlar nedeniyle odalarından çıkmadan ‘dünyayı sözde keşfeden’ bir nesil yetişiyor. Durum, özellikle büyük şehirlerimizde maalesef böyle... Sadece ülkemizde değil; dünyada özellikle Japonya’da artan ‘hikikomori’, çağın hastalığı olarak nitelendiriliyor. Japonca bir sözcük olan ve ‘içeri çekilme, hapsedilmiş olma’ anlamını taşıyan hikikomori, insanlardan kaçma, tek yaşamı güvenilir hissetme, bireyin kendini sosyal hayattan izole etmesi şeklinde görülüyor. Bu kişilerin temel ihtiyaçları dışındaki tüm zamanlarını odalarında geçirdiklerini belirten uzmanlar, aşırı koruyucu aile tutumları ve teknoloji bağımlılığının hastalığı tetiklediğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle miniklerde sosyal etkileşimin ve aile bağlarının güçlendirilmesinin önemini vurguluyor.

Obez jenerasyon

Yazının devamı...

KORONAVİRÜS VE 11 AYIN SULTANI

16 Nisan 2021

Değerli okuyucularım, ülke olarak içinde bulunduğumuz durum, özellikle önce Karadeniz’deki iller sonra büyükşehirlerde her gün artan vaka sayısı gayriihtiyari benim gibi sizleri de düşündürüyordur. Genellikle yazılarımın giriş bölümlerini modumun en yüksek olduğu günlerden biri olan pazar günleri yazarım ama bu sabah kötü bir haberle uyandım.

Bodrum’da denizlerde kanunsuzluk yapanların, uzun bir süre korkulu rüyası olan sahil güvenlik bot komutanı Melih Geçgil, çok genç yaşta koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Son haftalarda her gün çok sayıda hasta olan dostlarımın, bunların içerisinden maalesef zaman zaman da gelen vefat haberleri beni çok üzüyor. En son Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın yaptığı, “Türkiye’deki Kovid-19 vakalarının yarısı İstanbul’da” açıklaması, inşallah insanları, yüzlerine aniden vuran soğuk bir rüzgar gibi uyandırır, MASKE, MESAFE ve HİJYEN kurallarının dikkatine döndürür, evlerine yurtlarına kapatır. Devletimizin almış olduğu kısmi kapanma kararı ve aşılama sürecinin de bu noktada etkili olacağına inancım tam.

Evlerde ibadet

Ramazan, Müslüman alemimiz için en saygın aydır. Hem bize gün boyu aç kalmayı hatırlatır hem de iftar ve sahur sofralarının önemini... Eski yıllarda bütün şehirlerimizde kuruluşların iftar davetleri unutulmazdı. İmkanı olan aileler ise bunları evlerinde veya otel salonlarında yaparlardı. Son dönemlerde belediyeler de bu kervana katıldı ve dar gelirli vatandaşlarımız, onlar sayesinde iftar çadırlarında oruçlarını açtılar. Böylece sağlıklı ve evlerinde bulamadıkları gıdaya kavuştular.
Genellikle her Ramazan Bayramı sonrasında insanlar kilo almaktan şikayet ederler. Pideler, börekler, çörekler ve tatlılar bir ay boyunca yenince, tabii ki sonuç budur. Bu yıl koronavirüs sebebiyle bu etkinlikler yapılamayacağı için içe döneceğiz ve iftarımızı evlerimizde yapacağız. Tabii ki teravih namazları da evlerde olacak. Benim naçizane tavsiyem; karbonhidrattan mümkün mertebe uzak durmanız ve her imkanda hareket etmeniz.

10 altın kural

Elbette her konuda olduğu gibi virüsün kapımızda beklediği bu mühim günlerde de işin uzmanına danıştım. Ramazan ayı, genellikle sindirim ve kilo problemlerini beraberinde getiriyor. Bayramda da daha fazla yeme eğilimine giriyoruz. Yavaşlayan metabolizmamız hem bizleri şişmanlatıyor hem de bağışıklık sistemimizi düşürüyor. Tüm bu düşüncelerle Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Refik Sezgin’e, Ramazan ayında dikkat edilmesi gerekenler hakkında sordum. “Metabolizma hızı Ramazan ayı boyunca yavaşlasa bile oruç tutarken dengeli beslenmek ve kilo alımını engellemek mümkündür” cevabını aldım.

Sayın Sezgin, Ramazan beslenmesiyle ilgili 10 altın kuralı paylaştı, ben de çok değerli okuyucularıma aktarmak isterim:

Yazının devamı...