Geri Dön
GündemEşyanın tabiatı

Eşyanın tabiatı

Kalemin iyisi zamanla kendi sesini bulur, size uyum sağlar ve size ait olduğunu gösterir

Eşyanın tabiatı

MEHMET ÇELİK - “Bir arkadaşım, benimkiyle aynı marka, aynı model ve aynı yıl üretilmiş motosikletini tamir için getirdiğinde test sürüşü için çıkardım ve inanılması güç ama üretildiği fabrikanın bile aynı olduğunu gördüm. Bütün bu aynılığa rağmen açıkça görülüyordu ki benim motosikletimden tamamen farklı bir şekilde uzun zaman önce sadece ona özgü bir duygu, bir sürüş farkı ve değişik bir ses edinmişti.” Robert M. Pirsig, kült kitabı “Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı”nda böyle yazmış.

Geçen gün içindekileri unuttuğumu görüp bu kitabı yeniden okumaya başladım ve motosikletlerle dolmakalemler arasındaki bağı yeniden gördüm: Aynı yıl ve aynı model ve aynı uca sahip dolmakalemler de kullanıldıkça kullanıcısına özgü bir duygu, yazım farkı ve değişik bir ses edinir. Zaten bu nedenle bence bir dolmakalem kullanıcısından kalemini isteyip çalakalem bir yere yazmak ayıp sayılır. En azından ben böyle bir görgü kuralını uygulamaktan yanayım çünkü değeri ne olursa olsun size ait bir kalemi başkası kullandığında sonuç hiç de beklendiği gibi olmuyor. Hele çok sevdiğiniz “kıymetliniz” olarak gördüğünüz bir kalem ise çıkarıp göstermek bile istemezsiniz.

Korumak zahmetlidir

Belki bir hüsnükuruntu ama kimse sizin gibi kullanamadığı için ve sizin gösterdiğiniz özeni gösteremediği için o kalem geri alındığında her zaman bir tuhaflık olur. Bazen kıramadığınız biri çıkar, çok sevdiğiniz saydığınız biri kaleminizi ister ve denemek için hoyratça kapağını çekiştirir, ben de “aman, bir saniye, bu kalem vidalı lütfen çevirerek açın” diye yalvarmakla ağlamak arası bir sesle konuşurum. Sevilen kalemi korumak zahmetlidir

Galiba 12 yıl oldu, İstanbul’da Sirkeci’deki Büyük Postane’nin yanındaki sokakta bulunan tamirci Murat Usta’nın (onunla birlikte ancak iki kişinin sığabildiği) küçük kulübesinden kullanılmış bir Sheaffer NoNonsense almıştım. Benden önceki kişi öyle güzel kullanmış ki bu kalemi benzerlerini çok görsem de aynısını bu zamana kadar hiç göremedim. Zamanla ben kaleme kalem de bana alıştı ve artık ondan ayrılamıyorum. Bu nedenle bazen Tolkien üstadın yazdığı “Yüzüklerin Efendisi” kitabındaki Gollum karakteri gibi ne zaman bu Sheaffer’ı kullansam sesleri çarpıtarak “kıymetlimiss” diyesim geliyor. (Hatta kaybolduğu zaman araması kolay olsun diye bir kuyumcuya gidip kalemin tepesine oniks taşından bir parça eklettim.)

Çünkü bu kalemle yazmak büyük bir haz veriyor, kalemin ucu kâğıt türü ayırt etmeksizin her zaman yumuşacık bir dokunuşla yazıyor. Dolmakalemi diğer kalemlerden ayıran önemli bir fark da budur, kağıdı eze eze yazmak zorunda değilsiniz, hafif bir baskı yeter. Bendeki örnekte ise dokunmak bile yetiyor, mürekkep hiç dağılmıyor, çizgiler hep aynı kaliteyi koruyor ve böyle bir kalemle yazı yazmak bir nevi süper güçlere sahip olduğum yanılgısına neden oluyor. Tatlı bir yanılgı bu. Her kalemsever bir arayış içindedir ve benzer bir duyguyu yaşamak ister.

Her yeni kalem büyük bir heyecan demektir. Acaba o mu? Acaba istediğim gibi yazıyor mu? Hikayesi var mı? Gibi benzeri sorulara sahibiz. Hepimiz o muhteşem kalemi arıyoruz. Yumuşak altın uçlu, gövdesinden ışıltılar çıkan, büyük bir ustanın tezgahında doğmuş, nadir bulunur bir reçineden üretilmiş, el sanatlarının türlü örnekleri üzerinde icra edilmiş, sanki elinizi uzatınca manyetik bir bağ varmış gibi elinize yapışan ve bakması bile keyif veren o büyülü kalem nerede acaba? Belki de kalemliğimizde duruyor.

Haftanın mürekkebi: Sailor Kiwaguro

Kiwaguro, Japonca “karanlık” anlamına geliyormuş. Pigment bazlı nano partiküllere sahip Kiwaguro, suya dayanıklı ve parlak siyah bir mürekkep. (Evet bu çağda mürekkepler artık geleneksel yöntemlerle yapılmıyor, kimya biliminin günümüzde eriştiği düzey artık kalemseverlere de hizmet ediyor.)

Eşyanın tabiatı

Haftanın defteri: Lamy A5

Kaliteli çizgili defter arayan, yanında soluk kılavuz çizgileri de olsun diyenler için nefis bir defter. Kılavuz çizgileri yazısını geliştirmek isteyenler için önemli bir detay.

Eşyanın tabiatı

Haftanın kitabı: Saatler

Saatlerle ilgili bir kitabı en iyi kim çevirir? Elbette saatlerden anlayan biri. Daha da iyisi bir saat editörü. Belki de bir saat dergisinin yöneticisi ve bir ayağı İsviçre’de olan biri. Çevirinin çok iyi olmasını isterseniz bir Türkolog da iyi bir seçim olabilir. Neyse ki hepsi aynı kişi. Yedi yıldır Esquire Big Watch Book dergisini yöneten, aynı zamanda Esquire dergisinin de saat editörü olan Özge Dinç’in çevirdiği Saatler kitabı, aralarında sanatçılar, atletler, mucitler, besteciler, yönetmenler, yazarlar, fotoğrafçılar, sosyal bilimciler ve saat ustalarının yer aldığı birçok insanın öyküsünü anlatıyor.

Sadece insanlar değil, IWC, Patek Philippe, Breguet, Audemars Piguet, Ulysse Nardin, Rolex, TAG Heuer, Jacob & Co., Mondaine, Victorinox, Christophe Claret, Hublot, Zenith, Harry Winston, Montblanc, Omega, Jaeger-LeCoultre, Vacheron Constantin ve Cartier gibi saat markalarından da söz ediliyor.

Kitaptaki en ilginç öykülerden birinin kahramanı bir süre Hindistan’da yaşayan William Strachey isimli bir İngiliz. Kendisi 50 yıldan fazla bir süre boyunca İngiltere’de günlük hayatını inatla Kalküta saatine göre yaşamış birisi. Kendisi çay saatinde kahvaltı yapıyor, akşam vakti mum ışığında öğle yemeği yiyor, tren seferleri, alışveriş ve banka saatleri gibi gündelik hayatın diğer rutinlerine ilişkin kesin hesaplamalar yapmak zorunda kalıyormuş. Ama birkaç yıl sonra işler daha da karışmış; Kalküta saati Hindistan’ın geri kalanına göre 24 dakika daha ileriye gidince, Strachey’nin zamanı Londra saatine göre 5 saat 54 dakika ileriye gitmiş.

Eşyanın tabiatı

Baklava tadında bir saat: Batavi

Mikro markalar saatseverlerin yeni gözdesi, bunlardan biri de Amsterdam merkezli Batavi, kurucusu da Hollanda’da yaşayan Uğur Mamak

Bir saatin kadranında baklava deseni görünce önce şaşırmak sonra “yok değildir, bizim bildiğimiz baklava ile ilgisi yoktur” deyip yine de merakla bakınca ikinci kez şaşırmak her zaman başa gelen iş değildir. Ancak Hollanda’da yaşayan Uğur Mamak işte insanı ikinci kez şaşırtmayı başaran mikro saat markası Batavi’nin kurucusu ve başarılı bir girişimci.

Saatçilik dünyası pandemiye rağmen yine kıpır kıpır, mikro markalar bu zor dönemde farklı arayışta olan koleksiyoncular için ilaç gibi görülüyor. Birkaç kişiden oluşan butik üreticiler, güzel bir fikre sahip, gerekli maliyeti girişimcilerden veya internet üzerinden sipariş yöntemiyle yani bir “kickstarter” benzeri projelerle müşterilerden bir miktar peşinat alarak yola çıkıyor.

Batavi, günümüzde Hollanda sınırları içinde küçük bir yerleşim yeri ama tarihte Roma İmparatorluğu’na kafa tutan, özgürlüğüne düşkün, mücadeleci ve cesur insanların yaşadığı bir yer. Uğur Mamak da markasını oluştururken hem vintage saatlerden hem de bu öyküden ilham almış. Kendisi de birkaç başarısız girişimden sonra Ekim 2019’da Bavati’yi kurmuş. Nisan 2020’de üretime başladığı “Kosmopoliet GMT” ile büyük ilgi görmüş. Uğur Mamak, baklava desenli “Architect“ modelini de annesinin baklavayı kesme biçiminden ve mimariden ilham alarak tasarlamış.