Geri Dön

'Âşık Veysel’i tanımadan bir şeyler yapıyorlar'

Âşık Veysel’le 4 yaşında tanışan, Veysel’in akrabası sayesinde onun sazına sahip olan bağlama ustası Şentürk İyidoğan, ‘Herkes belgeselini yapıyor ama onu tanımadan yapıyorlar’ diye sitem ediyor.

'Âşık Veysel’i tanımadan bir şeyler yapıyorlar'
Gizem Çetimen

 

Sivaslı bağlama ustası Şentürk İyidoğan, ilk sazını 4 yaşındayken çalmaya başlamış. İyidoğan’ın Âşık Veysel’le tanışması da o yaşlarda olmuş. İyidoğan, bu anısını “Âşık Veysel rahmetli olduğunda ben 4 yaşındaydım. Bir gün babamın yanında otururken babam ‘Ah Âşık Veysel ölmüş’ dedi. Rahmetli babamın bir insan için öylesine içten bir cümle kurması beni çok etkilemişti. O gün bugündür de Âşık Veysel dinliyorum” sözleriyle anlatıyor.

Kendisiyle Âşık Veysel ve bağlama üzerine konuştuk...

- Bağlama çalmaya başlamanız, yaşadığınız bir korku neticesinde olmuş, değil mi?

2 buçuk yaşındayken yıldırım çarpmasından dolayı dilim tutuldu. 4 yaşına girdiğimde Muhlis Akarsu, bizim eve gelip bana türkü söyletirdi. Türkü söylerken dil tutulması olmadığı için babam da bana gidip bir saz almış. Dil tutulması geçsin diye. Bizim de yakınımızda otuan bir Hıdır Amcamız vardı. Sazı akort edebilmek için onun yanına gittim. O da ban saz çalacağıma, saz yapmayı öğrenmemi söyledi ve bana nasıl saz yapıldığını anlattı. Ben de Hıdır Amca’nın anlattığı saz tarifiyle ilkokul 2’nci sınıfta saz yapmaya başladım ve kendi yaptığım sazı çaldım.

- Âşık Veysel’in sazı sizdeymiş...

1999 yılında atölyeme yaşlı bir amca, eski bir kılıfla geldi. Âşık Veysel’le amca çocukları olduğunu ve onun bu sazı babasına hediye ettiğini anlattı. “Bunu torunum çalamıyor, sana vereyim” dedi. Benden de torunu için bir tane dut oyma bağlama istedi. Ben de sazı hiç kılıfından çıkarmadan kaldırdım. İki yıl cesaret edip açamadım. Sonra açmaya karar verdim ve içinden eski bir saz çıktı. Ancak sap atıklığı vardı. Saz ustası olarak baktığımda çalışmasının mümkün olmadığını düşündüm. Biraz zaman geçince tel taktım ve taktığımda Âşık Veysel’in sesinin o tellerde gizli olduğunu fark ettim.

‘Hikâye gibi geliyor’

- Ardından da Âşık Veysel’i anlatmak için yollara düştünüz...

Âşık Veysel’i konserle anlatmaya çalışıyorum. Herkes Âşık Veysel’in belgeseini yapıyor, onun hakkında kitap yazıyor. Ama bunu onu tanımadan yapıyorlar. Ben memleket memkelet gezdim. Âşık Veysel’in kimlerle oturduğunu, kimlerle neler konuştuğunu, neler yaşadığını öğrendim. Herkes Âşık Veysel’i anlatıyor ama bana hikâye gibi geliyor. Çünkü ben Veysel’in hayatını biliyorum.

- Günümüzde bağlamaya olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bağlamanın unutulması mümkün değil. Zaman zaman popülerliğini kaybetmiş gibi görünse de bağlama 4-5 bin yıllık bir enstrümandır. Günümüzde bağlamanın önemli olduğunu gençler de dahil herkes anladı.

‘Heykeller aslında meydanda olmalı’

- Atölyenizin karşısına Ozanlar Müzesi’ni kurdunuz. Bu müzeyi kurma fikri nasıl oluştu?

Sivas ozanlar diyarıdır. Sivas’taki ozanlar hakkında araştırma yaptığımızda Aşık Veysel’den önce sadece Erdek bölgesinde 300 tane ulu ozanın olduğunu gördük. Ben 1993 yılında yaşanan Sivas Katliamı’nın Kerbelâ’dan daha vahim olduğunu düşünüyorum. 8 saatte devletin müdahele etmediği ve o kadar insanın bir odada boğularak öldüğü bir katliam oldu. Toplumun bunu bu müzedeki heykeller aracılığıyla unutmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu olaya destek veren kişilerin de kimleri öldürdüklerini görmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu heykellerin aslında meydanlarda her yerde olması lazım.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber