Geri Dön
Kültür SanatKendi hayatının başrolünde ol

Kendi hayatının başrolünde ol

Murat Şenöy’ün yönettiği “Benden Ne Olur?” hem gönülleri hoş eden bir romantik komedi hem de “Her kadın kendi hikâyesinin kahramanıdır” diyen bir kendini bulma filmi

Kendi hayatının başrolünde ol

MÜJDE IŞIL - Pandemi tüm hayatımızı sekteye uğrattığı gibi sanat alanında da ciddi problemler yarattı. Salonlar aylarca kapalı kaldı, yerli ve yabancı filmlerin vizyon tarihleri sürekli ertelendi. Yabancı prodüksiyonlar birer birer vizyona girip sinemaseverleri yeniden salonlara gelmeye alıştırırken yerli gişe filmleri de seyirciyle buluşmaya başlıyor artık. Aslı T. Kızmaz’ın aynı adlı kitabından, Kızmaz ve Müge Öztürk tarafından senaryolaştırılan, Murat Şenöy’ün yönettiği “Benden Ne Olur?” salonlara can suyu olacak ilk yerli yapımlardan biri gibi görünüyor.

Filmin kahramanı, İngiltere’de eğitim görmüş ama orada bar açmaya kalkınca ailesi tarafından İstanbul’a zorla geri döndürülmüş Sertab Bal. Ablası Harika’nın gerisinde kalmış, ailesinin kapasitesi sınırlı olarak gördüğü genç bir kadın o. Önce "iş ve ev” diyor ama kriterlerine uygun bir damat adayı ile evlenmeye de hazır. Yeni taşındığı binada komşusu, ünlü dizi oyuncusu Soner ile tanışıyor. Soner, Sertab’ın kriterlerine uygun olsa da işler umduğu gibi gitmiyor.

Biriyle değil birey olmak

Yakın dönemde popüler kitaplardan uyarlanan, popüler oyunculu yerli yapımlar izliyoruz. Şebnem Burcuoğlu’nun kitabından uyarlanan “Kocan Kadar Konuş”, Pucca'nın kitabından uyarlanan “Hadi İnşallah” gibi… “Benden Ne Olur?” da benzer bir güzergâh izliyor. Başkahraman yine sempatik bir genç kadın, merkezde yine yakışıklı damat adayı söz konusu, başkahramanın yaptığı hatalar hep mizah üretiyor vs… “Benden Ne Olur?”un başlıca farkı ise başkahramanı Sertab’ın yolculuğunu bir noktada ideal eş bulmaktan çekerek, kendini bulmak üzerine inşa etmesi. Hikâyenin ilk yarısı romantik komedi tarzında olsa da sonrasında aşk ve evlilik yerine kadının ayakları üzerinde durması, kendini tanıyıp kendi hayatının kahramanı olması, birisiyle değil birey olarak yaşamayı keşfetmesi şeklinde ilerliyor. Aslında tam bu noktada senaryo biraz tıkanıyor. Romantik komedinin hoş dinamikleri tıkır tıkır işlerken gerçekçi düzleme geçildiğinde hikâyede tıkanma ve süre uzunluğunu hissetme sorunu ortaya çıkıyor. Tür klişeleri başarılı şekilde kullanılırken verilmek istenen mesajlar ise bazen göze batarcasına vurgulanıyor; bu da ton farkına ve didaktikliğe neden oluyor. Yine de eli yüzü düzgün, keyifle izlenen, kebapçının ismi gibi hoş göndermelerle dikkati çeken bir yerli yapım var karşımızda. Tolga Çebi’nin enerjik müziklerinin de filme büyük katkı sağladığını belirtelim.

Enis Arıkan bir harika

Kendine özgü parıltısıyla Hazal Kaya, kameranın çok sevdiği yüzlerden… Onu en son iki Onur Ünlü filminde, “İtirazım Var” ve “Kırık Kalpler Bankası”nda izlemiştik. Uzunca bir aradan sonra popüler bir yapımda kendisini görmek ve canlandırdığı karaktere duyduğu sevgiyi, sahiplenmeyi hissetmek seyirciye de iyi geliyor. Filmin yardımcı oyuncu kadrosunun da hayli başarılı olduğunu belirtmek gerek. Özellikle Sertab’ın kız arkadaş grubunda izlediğimiz Selin Şekerci ve Elçin Afacan göründükleri her sahnede komedi dozunu yükseltiyorlar. Onur Tuna fiziki avantajıyla hayran kitlesini selamlarken filmin gizli ve asıl kahramanı Enis Arıkan oluyor. Arıkan yer aldığı her sahneyi büyütüyor, mizahını ve samimiyetini artırıyor. Film bittikten sonra da en çok onun sahneleri akılda kalıyor. Ne diyelim, herkese zor zamanlarında ve kararsız kaldığı anlarda Enis Arıkan gibi bir hayal arkadaşı ve iç ses nasip olsun.

Kadın kadının yurdudur

Aksiyon genelde bir erkek kahramanın tüm dünyayı ve insanlığı kurtardığı eril bir tür iken son dönemde özellikle #MeToo hareketinin de ivme kazanmasıyla belirgin şekilde farklılaşmaya başladı. “Ghostbusters”, “Ocean’s Eight” gibi yapımlarda bunun örneklerini izler olduk. “The 355/Kod 355” de bu yolda ilerleyen filmlere bir örnek. Başkahramanları kadın karakterlerden oluşuyor ve onları da ünlü oyuncular canlandırıyor.

Klasik bir casus filminin olay örgüsüne sahip “Kod 355”. Dünya üzerindeki tüm elektronik sistemleri yöneten ve imha edebilen cihaz, bir operasyon sonucunda el değiştiriyor. Onu elinde tutan kişi, istihbarat teşkilatlarıyla iletişim kurup satmaya çalışıyor. Bu cihazın peşindeki suç baronları ve istihbarat örgütleri tehlikeli bir yarışa giriyor.

Yurt dışından gelen ilk yorumlarda ağır bombardımana tutulan ve beğenilmeyen “Kod 355”, aslında bir ajan filminden beklenen tüm klişeleri barındıran ve oyuncusu kadrosuyla ilgi çeken bir yapım. X-Men film serisinin beyinlerinden, yapımcı ve senarist kimliğiyle bildiğimiz Simon Kinberg’in imzası var filmde. Kendisi “Dark Phoenix” ile ilk kez yönetmen koltuğuna oturmuş ve X-Men macerasını kadın odağına taşımıştı. Dolayısıyla “Kod 355”te onun ismini görmek pek de şaşırtıcı değil. Filmde Jessica Chastain, Diane Kruger, Penélope Cruz gibi deneyimli oyunculara, “12 Years a Slave” ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı kazanmış Lupita Nyong’o ile Çin’in en popüler simalarından Bingbing Fan’ın eşlik ettiği oyuncu kadrosunu izlemek bile oldukça eğlenceli. Aksiyon ve casus filmlerine yeni bir soluk getirmese de elindeki kaynakları değerlendirmeyi biliyor “Kod 355”. Evet Jason Bourne ya da James Bond derinliğine sahip değil, olmak gibi bir iddiası da yok zaten. Ancak sektör, yaş alan Liam Neeson’dan aksiyon kahramanı yaratmakta ısrar ediyorsa mesela, her yaştan kadın oyuncunun bir araya gelip casus filminde maceradan maceraya koşmasında da küçümsenecek bir durum yok.