Bakan Selçuk’a açık mektup (1)

Mehmet Gür, Hollanda’da okul öncesi eğitim kurumlarında, eşiyle birlikte, tam 35 yıl görev yapıp, emekli olan bir öğretmenimiz.

Deneyimlerini 25 yıldır MEB ile paylaşmaya çalışmış ama bir türlü bürokratik engelleri aşamamış.

Bu kez faklı bir yol deneyip, birikimlerini ve Türkiye-Hollanda eğitim sistemlerinin karşılaştırmasını, açık mektup şeklinde Bakan Selçuk’a iletmek istedi.

İşte o mektup:

“Sayın Bakanım, ben yurt dışında emekli olmuş bir öğretmenim.

‘Ben yeni Eğitim Bakanınızım. Bakmayacağım, göreceğim’, ‘Masadaki tuzluğun yerini değiştirerek sistemi değiştirmiş olmayız’ diyorsunuz.

Söyleminiz güven verici. Birçok şeyi değiştireceğiniz kanısını edindik.

Türkiye’deki eğitimin sorunlarını bir kişi bir günde çözemez.

Bu bir ekip işi, bir anlayış işi.

Öncelikle bunu bilmemiz gerekiyor.

Türkiye’de 2 milyon lise mezunu her yıl merkezi sınava giriyor, 300-400 bin kişi 15. tercihindeki üniversiteye giriyor, mezun olanların yüzde 70’i kendi alanında çalışmıyor, merkezi sınava giren adaylardan 20 bin kişi sıfır puan çekiyor, 2000 lise birincisi üniversitelere giremiyor.

Bu madalyonun bir yüzü.

Mezun olan öğretmenlerin 10-15 yıl gibi bir sürede atamaları yapılamıyor.

Mezun olan öğretmenler de çalışmak istediklerinde sınava tabi tutuluyorlar.

Bu devletimizin kendi verdiği eğitime kendisinin güvenmemesinin bir kanıtı değil midir?

Ya mezun etmeyeceğiz, mezun edince de istihdam edebileceğiz.

Sorunları böyle sıralayabiliriz.

Anlatmak istediğim, Milli Eğitim’deki işleyiş bir futbol takımındaki işleyiş gibidir. Yalnızca çok iyi bir kaleciyle sorunları çözemeyiz.

Sorunlar ortak bir hareketle çözülebilir.

İktidar ve muhalefetin ortak çabalarıyla bir Milli Politika oluşturulacak; kim gelirse gelsin bu politika yönünde yürümemiz gerekecek.

Her iktidar değiştiğinde, her şeye sil baştan başlamak bize çok şey kaybettirecek, kaybettiriyor da.

Eğitimde diğer ülkeler bu sorunlarını nasıl çözmüşler, öncelikle ona bakmamız gerekiyor.

Eğitimin sorunlarını veliler, okullar, öğretmenler ve uzmanlarla tartışarak çözebiliriz.

Eğitimin sorunları ülke sorunlarından da soyutlanamaz.

Öncelikle devletin planlamayla ilgili kurumlarının, ülkenin ihtiyaçları konusunda planlamalar yapması şart.

Ülkenin kaç öğretmene, kaç mimara, kaç doktora ihtiyacı konusunda bir araştırmadan sonra eğitim kurumlarının öğrenci kabulü yapması gerekir.

100 bin öğretmene ihtiyaç varken, biz 500 bin öğretmen eğittiğimiz zaman 400 bin öğretmenin, kalitesi ne olursa olsun istihdamı sağlanamayacaktır.

Bu bakımdan, öğrencilerimizi, ihtiyacımız oranında eğitmemiz gerekmektedir.

Eğitimin sorunlarını anaokulundan başlayarak çözmeliyiz.

Bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendiğinde, diğer düğmelerin iliklenmeleri de sorunlar yaratacaktır.

Öncelikle anaokullarımızın mimarilerine önem vermemiz gerekmektedir.

Yeterli bahçesi, beden eğitimi salonu, uygun sınıfları olan, uygun mobilyalarla ve gelişim materyalleriyle ancak çağdaş bir eğitim verilebilmektedir.

Sayın Bakanım, size bir e-mail göndererek eğitimimizin sorunları konularında düşüncelerimi paylaşmak isterdim. Ama araya özel kalemler, sekreterler, müdürler girince e-mail’imin size ulaşmayacağını yaşadığım deneyimlerden edindiğim için bu yolu seçtim.

Affınıza sığınarak özür dilerim, beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum...”

Özetin özeti: Farklı görüşlere her zaman açık olmak gerek.