İç turizm kurtarıcı olabilir mi?

Pandemi, hemen her sektörü vurdu ama en çok da turizmi etkiledi!

Özellikle de yurt dışı turlar düzenleyen şirketlerimiz çok zorda, çünkü yaprak kımıldamıyor!

Peki, çare ne? Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir diyerek, batmalarını mı beklemek mi yoksa bu sektörü el birliğiyle ayakta tutmak mı?

Turizmden asla vazgeçemeyiz!

En büyük gelir kaynaklarımızdan biri. Özellikle de yabancı turistlerden!

80, 100 milyon turist hayali kurarken, hedef 20 milyon oldu.

Böylesi bir ortamda o rakama ulaşmak bile sevindirici. Ama yeterli değil!..

Bizim gibi turizmi gelişmiş ülkelerde örneğin Fransa, İtalya, İspanya, Almanya’da turizm gelirinin dörtte biri iç turizmden. Bizde bu oran yüzde 15’lerde ve giderek eriyor!..

İç turizmi canlandırmak için yapılması gereken, sadece kredi vermek değil, “güvenli turizmi” yabancı turistlere olduğu gibi yerli turistlere de anlatmaktır ama nedense bunu hep ihmal ediyoruz.

Yurt dışı turizm yapan seyahat acentelerimiz, iç turizme yöneldi ama tüm yapılanmaları dışarıya yönelik olduğu için içeride zorlanıyorlar. Keşke güçlerini birleştirebilseler!..

Sıkıntıdan patlayan, yeni arayışlar içerisinde olan yerli turist sayımız bir hayli fazla ama pandemi gözlerini korkutuyor!

Otel ya da tatil köyleri yerine yazlıkları tercih etmeleri bu yüzden!

Seyahatseverlerin bu eğilimleri göz önünde bulundurularak kişilere, ailelere, çekirdek gruplara yönelik yeni projeler üretilebilir!..

Altın yumurtlayan tavuğumuzu öldürmemeliyiz, pandemi gelir geçer ama tavuk bir ölürse onu yeniden hayata döndürmek çok da kolay olmaz!..

29 Ekim fırsatı

Ara tatiller ve bayramlar, turizmin can simidi!

Kurban Bayramı ile yakalanan ivme hâlâ hız kesmeden devam ediyor. Gelecek hafta, Cumhuriyet Bayramı tatiliyle yine zirve yapabilir.

Tatili şimdiden, uzatmalı hale getirip, seyahat organizasyonu yapanların sayısı çok fazla. Sarı yazın keyfini çıkarmak istiyorlar. Hayallerini gerçeğe dönüştürmek herkesi mutlu edebilir.

Yılbaşına yönelik tatil hayali kuranlar da az değil. Kışlık tatil yörelerimizden hareketlilik de sevindirici ama yeterli değil. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlar, her ne kadar moralleri negatif yönde etkilese de pes etmemek gerekir.

Evdeki sağlıklı koşulları hatta daha fazlasını yarattığımızda ve bunu samimiyetle anlattığımızda, adına tatil değil de belki de “misafirlik” diyeceğimiz bir projeyi, dikkate alan çok çıkacaktır!..

Zai muamması?

Futbol maçları, televizyonlarda canlı yayınlanmaya başladığında, görüntüyü ekrandan sesi de radyodan dinlerdim. Radyo anlatımları daha heyecanlıydı! Ama bir süre sonra gördüm ki, onların anlattığı maç ile benim izlediğim maç bambaşkaydı!

90 dakika boyunca ayağına neredeyse hiç top değmeyen futbolcular kahraman ilan ediliyor, maçın kaderini tayin edenlerden neredeyse hiç söz edilmiyordu.

Ertesi gün gazeteleri takip ettiğimde de durum farklı değildi. Sonra maç izlemeyi bıraktım…

Canlı yayınlarla çok şeyler değişti! Maça bile gitmeden ahkam kesen yazar çizerler yerine, antrenmanları da izleyen, maçı sizin göremediğiniz boyutlarıyla okuyan yeni bir kuşak geldi…

Hemen her alanda bu böyle değil mi?

Bir ara bazı abilerimiz de yeni açılan bir eş, dost üniversitesini, dünyanın en iyi üniversiteleriyle kıyaslamış ve “Harvard gibi” diye yazmışlardı. Harvard’ı bilmiyor olamazlardı, her ikisini de görmesek biz de “helal olsun” derdik ama abartının dozu öylesine kaçmıştı ki sadece “bu kadarına da pes” dedik!.. Dün de yazdım, her konuda, hepimiz abartmayı çok seviyoruz.

Övgüde olduğu gibi eleştiride de terazinin topuzunu bazen hepten kaçırıyoruz…

Bodrum’da yüzlerce şık restoran var. Zai de onlardan biri. Önceki hafta, biz de bir grup arkadaşla gitmiş ve derin hayal kırıklığı yaşamıştık. Mekân ve atmosfer güzel ama mutfak ve servis felaketti. Yorumları okuduğunuzda da genel görüş bu minvaldeydi.

Sonra bir baktım, aynı restoran öyle bir anlatılmış ki, artık izlemeyi bıraktığım o maçlar aklıma geldi! Gittiğimiz yer, aynı yer olamazdı!..

İşimiz gereği çok geziyoruz. Özellikle de seçim önceleri. Bu gezilerde, tercihim, toplu katılım söz konusu değilse, hiçbir zaman kenti yöneten siyasetçilerle, şehri gezmek olmadı. Çünkü onların göstermek istediği yerler ile bizim görmek istediklerimiz farklıydı. Biz her yeri görmek istiyorduk, onlarsa en güzel yerler görülsün istiyordu!

Üniversite ziyaretlerinde de kurucular ya da rektörlerle gezdiğinizde karşılaştığınız tablo, tek başınıza gezdiğimizde gördükleriniz ve işittiklerimizden çok farklı olabiliyor.

Yalan var mı? Hayır.

Sadece kimimiz dev aynasıyız, kimilerimiz de cüce yapan o sihirli aynalardanız. Çünkü öyle koşullandırıldık. Ya bu uçtayız ya diğer uçta!

Bu sadece politikacı ya da gazetecilere özgü mü?

Kesinlikle hayır. Maalesef, çoğumuz böyleyiz ve normal aynaya dönüşme zamanımız geldi de geçiyor!..