Korona mı, işsizlik mi daha çok can acıtıyor?

"Kırk katır mı, kırk satır mı?” gibi bir soru oldu!

Koronanın sonunda ölüm var, işsizliğin sonunda ise mutsuzluk!

Kronik işsizlere göre, koronayla mücadele, işsizlikten daha kolay!

Pandemi kurallarına uyarsanız, virüs kapma olasılığını minimuma indirebilirsiniz ama ne yaparsanız yapın işsizlikte yol kat etmek çoğu zaman mümkün olmuyor!..

Kim ne derse desin, gençlerin de, ebeveynlerin de bugün için en önemli sorunu işsizlik!

İşsiz yakını olmayan yok gibi!

Her evde olmasa da, komşulardan birinde mutlaka bir işsiz var ve moraller yerlerde sürünüyor!

Kimilerine şaşırtıcı gelebilir ama yıllardır çalmadık kapı bırakmayanlar için işsizlik, koronadan çok daha hayati önem taşıyor ve koronadan çok daha yıpratıcı, çok daha kahredici!

Bu yüzden birileri artık işsizliğe özellikle kafa yormalı!

Kafa yormalı ki, lafın ötesine geçip, gençler için bir şeyler yaptıklarına şahit olalım.

MEB, YÖK, ÖSYM ve tüm bakanlıklar insan gücü planlaması ve istihdam konusunda ciddi adımlar atmalı, alternatifler üretmelidir.

Bugüne kadarki anlayış ve uygulamalarla, işsizlik kervanını daha da büyütmenin ötesine geçemedik. Bu nedenle, ezber bozma zamanı geldi de geçiyor.

İcra makamlarına, farklı niteliklere sahip olanlar değil, çözüm için kafa yoran, çözüm üreten, bugüne kadar yaptıklarıyla öne çıkan, kendilerini defalarca kanıtlamış isimler getirilmelidir!..

Aidiyet elbette önemli ama liyakat çok daha önemli.

Eğer söz konusu olan ülkemiz ve gençlerimizin geleceği ise gerisi teferruattır. Ülkeleri ve kurumları yönetenler ya da yönetmeye aday olanlar umarız artık bunu görürler.

Ezber bozmak gerek

İşsizliğe yönelik proje üretirken klasik yöntemlerin dışına çıkıp, ciddi anlamda ezber bozmak gerekiyor!

Neden? Çünkü klasik yöntemler işe yaramıyor.

Mevcut sistem diploma odaklıydı! Alan da veren de memnundu! Anlaşıldı ki eğer ciddi anlamda bir insan gücü planlaması yoksa diplomanın hiç kimseye bir yararı yok!

Milyonlarca diplomalı işsiz ve bir o kadar da işsiz adayımızın olması bu yüzden!

Diploma odaklı eğitim yerine, üretim ve istihdam odaklı modüler bir eğitimin zamanı geldi de geçiyor.

Devletin alım gücü sınırlı ve birkaç alanı kapsıyor. Yani bu sistemin devamı daha fazla mutsuz yaratmanın ötesinde bir işe yaramaz.

Hemen her alanda, finansman desteği sağlanarak, girişimci gençlerin, küçük ölçekli üretim merkezleri açmalarına olanak sağlanamaz mı? Örneğin tarım ve hayvancılıkta, örneğin yazılımda, örneğin hizmet sektöründe, örneğin lojistikte, örneğin inovatif ürünlerde yeni modeller yaratılamaz mı?

Dershaneler iş garantili meslek kazandırıcı kurslara dönüştürülemez mi?..

Katma değeri  yüksek ürünler!

Kalifiye insan gücümüzün böylesine artması üretimin her alanına mutlaka yansımalı.

Ne üretirsek üretelim, onu en doğal haliyle ya da ham madde olarak değil, katma değeri yüksek ürüne dönüştürelim.

Markalaşma olmazsa olmazların başında gelmeli ve ürettiğimiz her ürünün markalaşmasına, pazarlanmasına ve sürdürülebilir hale gelmesine önem verelim. Krediler ve teşvikler tanıdıklara değil, artan bir şekilde üretenlere verilmelidir. Ancak o zaman yarınlar bugünden daha güzel olacaktır!..

Özetin özeti: Daha çok üretim, daha çok istihdam, daha çok tasarruf, daha sağlıklı ve daha mutlu yarınlar...