LGS’de özgüven erozyonu

Sınavla öğrenci alan liseleri kazananlar ve diğer liselere yerleştirme sonuçları belli oldu. MEB gidişattan memnun. Veli ve öğrenciler ise derin hayal kırıklığı yaşıyor.

Yıllardır geceli gündüzlü sınava hazırlanan, pandemi döneminde bile günde 500 test çözen öğrenciler hayallerindeki okulların yanından bile geçemediler.

Bu arada üniversite sınav sonuçları için de gün sayılıyor. ÖSYM bir sürpriz yapar mı bilmiyoruz ama liselere girişteki erozyonun çok daha büyüğü üniversiteye girişte yaşanırsa hiç şaşırtıcı olmaz!..

Liselere yerleştirme sonuçları veli ve öğrencilerin çok azını sevindirdi. Pek çok öğrenci istediği liseye yerleşemedi. Puanlar geçen yıla göre çok yükseldi. LGS puanıyla istediği okula giremeyenler, 85-90 diploma notuyla da evlerine en yakın okullarda kendilerine yer bulamadılar.

MEB her ne kadar “Yerleştirme süreci sonunda tüm öğrenciler bir ortaöğretim kurumuna yerleştirilmiş olacaktır” açıklaması yapsa da velilerden gelen yorumlar çok farklı:

“İzmir Karşıyaka’da yaşıyoruz. Geçen yıl taban puanı 83 olan okula bile yerleşemedik! Bizim puanımız 93, nasıl olacak bu iş? Bu çocuklar nereye gidecek?”

Umarız, her öğrenci girecek bir okul bulur, eylülde ders başı yapar ve eğitim yüz yüze kesintisiz olarak devam eder.

Hemen her öğrencinin bir okula yerleştirilmesi biraz da sistemin “dayatmalarından” kaynaklanıyor. Yani zorunlu tercih ve zorunlu yerleştirme. Hiçbir tercih yapmayan öğrenci bile açık liseye yerleştirildiği için MEB kayıtlarına göre açıkta kalan öğrenci olmuyor!..

Bu arada açık liseye giden öğrenci sayısı dünya ortalamalarının çok üzerine çıkmış, olayın bu yönüyle ilgilenen neredeyse hiç kimse yok!..

İlgi azaldı!

Sınavla öğrenci alan okullara tercih yüzde 34’e düştü! MEB’den yapılan açıklamaya göre, “2021 yılında merkezi sınava katılan öğrencilerin yüzde 34.49’unun sınavla alan okullara yönelik tercih yapması ve bu oranın 2020 yılına göre (yüzde 38.84) düşmesi öğrenci tercihlerinin değişimi hakkında önemli bir göstergedir. Bu sonuç, öğrencilerin sınavlı okullara yöneliminin bir önceki yıla göre kısmen azaldığını göstermesi açısından önemlidir...”

Peki, bu önemli gösterge ne olabilir?

Sınavla öğrenci olan okullar daha önceki Milli Eğitim Bakan’ının söylemiyle “nitelikli” okullar ise bu sonuç, öğrenci ve velilerin “nitelikli” okullara olan ilgisinin azalması yani daha iyi eğitim arayışından vazgeçmeleri mi yoksa umutsuzluğa kapılmaları mı? Bunun çok iyi analiz edilmesi gerekir. Yoksa, yanlışlar daha büyük yanlışlarla düzeltilmeye çalışılır!

Öğrencilerin her ne kadar yüzde 34’ü tercih yapsa ve bu okullara yerleştirilse de pek çoğu kazandığı okula kayıt yaptırmayacak.

Peki, o zaman tüm öğrenciler neden böylesi bir sınava zorlanıyor, derin hayal kırıklıkları yaşanıyor?

Daha da önemlisi, bu sistemin dershaneler ve test kitabı yayıncılığı dışında kazananı kim?..

Hayal tacirliği!

Liselere olduğu gibi, üniversitelere girişte de hayal tacirliğine artık son vermek gerekir.

Tüm öğrencilere sınav hakkı vermenin ne onlara ne de ülkemize bir yararı var.

Erken yönlendirmeyle hem onlar daha iyi bir gelecek kurabilir hem de lise ve üniversiteler önünde bu kadar yığılma olmaz!

Eskiden fen liselerine girişte olduğunu gibi baraj getirilse daha iyi olmaz mı? Örneğin, öğrencilere gidecekleri lise ya da fakülteye göre, liselerdeki alan derslerinde başarı ortalaması istenemez mi?

Eskiden uygulanıyordu ve bu konuda hiçbir itiraz da olmuyordu. İlle de fen lisesi diyen öğrenciler dershaneye gitmek yerine okul derslerine önem veriyor ve sınavla öğrenci alan bu okullara başvuru hakkı elde ediyor ve yığılma da olmuyordu!..

Özetin özeti: Sınav odaklı eğitimden vazgeçmenin zamanı hâlâ gelmedi mi? Şimdi değilse ne zaman?..