Sınav ve dershane odaklı eğitim sona erer mi?

Türk eğitim sisteminin en önemli baş ağrılarından biri de sınav ve dershane odaklı oluşu.

Öğrenciyi dershaneden kurtarıp okula bağımlı hale getiremediğimiz sürece her şey
ters gider.

Tıpkı son 50 yıldır olduğu gibi.

Bu o kadar zor mu? Kesinlikle hayır.

Eğitimin kalitesini ülke genelinde yükseltir, doğru bir insan gücü planlaması yaparsak gerisi kendiliğinden gelecektir.

Dershaneler kapanmalı mı? Hayır. Sınavlara öğrenci hazırlamak yerine, mesleki yetkinlikler kazandırmaya yönelirse, kazanan sadece
onlar değil, öğrenciler ve ülkemiz de olacaktır!

Bu süreçteki en önemli engellerden biri ise ölçme değerlendirme. Objektif ve adil bir ölçme değerlendirme, eğitim sisteminin olmazsa olmazlarından biridir. O yoksa gerisi teferruattır. Hele ki bir de lise ve üniversitelere girişte dikkate alınıyorsa!

Peki, bizde karne ve sınav notlarının ülkenin her yanında aynı olduğunu söyleyebilir miyiz?..

Çelişkiler!

Veli, öğretmen, öğrenci ya da eğitimin diğer paydaşları bu konuda bir sorun olduğuna dikkat çekse de Bakan Selçuk gidişattan çok memnun.

Twitter paylaşımı bunu çok net olarak ortaya koyuyor:

“2023 Eğitim Vizyonu’muzun temel hedeflerinden biri olan ‘ölçme değerlendirme süreçlerinin kalitesinin artırılması’ yolunda önemli mesafe kat ettik.

Uluslararası araştırmalarda bayrağı yukarıya taşıyan mesai arkadaşlarım ve öğretmenlerime yürekten teşekkürler. Emeğinize sağlık.”

İlk yarıyılda liseliler karne alamadı ama diğer öğrenciler içerisinde takdir ve teşekkürü olmayan yok gibiydi.

Yine aynı şekilde, bazı okullarda 100 üzerinden 100 alan yok gibi, bazılarında ise 100’ün altında not alanı göremezsiniz.

Bir okuldan 90 üzeri ortalamayla nakil olan öğrencilerin, bir başka okulda 60 ortalamayı zor tutturduğuna çok şahit olduk.

En çarpıcı olan ise okul başarı puanları ile giriş sınav puanları arasındaki korelasyon! Öylesine çarpıklıklar var ki anlayana aşkolsun!

Lise birincileri hiçbir yere giremezken, diplerdeki öğrenciler çok iyi yerlere girebiliyor!..

İşte bu yüzden, ölçme değerlendirme konusunda, özellikle de pandemi döneminde kaliteden söz etmek sanki biraz abartılı olabilir.

Liselere girişte öğrencilerin yüzde 90’a yakını diploma notuna göre bir yere kayıt yaptıracak, üniversiteye girişte ise bir puanda ortalama on bin kişi yer değiştiriyor!

Yani sınavda ne kadar yüksek puan alırsanız alın, eğer OBP’niz düşükse bir anda on binlerce hatta yüz binlerce sıra geriye düşebiliyorsunuz ya da tam tersi olabiliyor!

İşte bu yüzden, bu konu
çok önemli!..

Yeni bir öneri!

Sürekli OBP’ye dikkat çekiyorum, çünkü milyonlarca çocuğumuzun kaderini çok yakından ilgilendiriyor.

Bu konuda her sınav döneminde yeni öneriler geliyor. Hepten kaldırılmasını isteyenler de var, daha fazla artırılmasını isteyenler de!

Olmasın mı elbette olsun. Hatta sağlıklı bir ölçme değerlendirme sistemi oluşturabilirsek, yerleştirme puanı, yüzde 50 OBP, yüzde 50 sınav puanı şeklinde de olabilir. Neden? Çünkü çocuklarımızı dershaneden kurtarıp, okula döndürmenin tek yolu bu!..

Bu arada farklı öneriler de yok değil.

Vergi Başmüfettişi
Y. Budak, bakın bu konuda
ne diyor:

“Çözüm önerimizde temel ilke, öğrenici başarılı ise hem merkezi sınavda hem de okul sınavlarında yüksek not alır.

Merkezi sınav sonucu yüzdelik dilimler dikkate alınarak; OBP’de düzeltme yapılarak normalleşme sağlanmalıdır.

OBP’nin normalleştirmesi şöyle yapılabilir:

Öğrencinin merkezi sınavda başarılı yani girdiği yüzdelik dilim üstlerde ise OBP’nin o orandaki (büyüklüğü) yüzdesi yerleştirme puanında dikkate alınır.

Bir başka deyişle öğrencinin merkezi sınav puanı düşükse OBP’nin de düşük bir kısmı yerleştirme puanına esas alınır.”

Değişik bir öneri.

Üzerinde simülasyon çalışmaları yapıp, sonucu görmek gerekir. Çünkü çok fazla değişken söz konusu!

Aslında, bu işlere MEB, YÖK ve özellikle de ÖSYM’nin kafa yorması ve denetlemesi gerekir ama gel de anlat!..

Gençlerin geleceğine yönelik kararlar vicdani sorumluluk gerektiren kararlardır. En ufak bir haksızlık bile vicdanları sızlatmaya yeter de artar!..

Özetin özeti: Sınavlar adil, objektif, güvenilir ve en önemlisi de seçici değilse, sonuçlar hep hatalı olur. Tıpkı bozuk terazinin yaptığı tartılar gibi!..