Sınavsız eğitim mümkün mü?

Sınavlar öyle ya da böyle hep vardı, olmaya da devam edecek!

Ölçme değerlendirme olmadan performans değerlendirmesi yapmak elbette mümkün değil!

Tartışılan asıl konu ise sınavlara gerek duyulup duyulmamasından daha çok içeriği ve zamanlaması.

Pandeminin tam da zirve yaptığı bir dönemde okul içi yüz yüze sınavlar ne kadar acil? Daha da önemlisi, girilecek riske değecek bir değerlendirme söz konusu mu?

Akademik anlamda ne verildi ki ne isteniyor?

Giriş sınavlarına gelince... Doğan her çocuğun üniversite önüne yığılıp, umut tacirliği yapıldığı, öğrencilerin dershane kölesi haline getirilip, yüzde 90’ının enkaza dönüştürüldüğü kaç ülke var?

Sınavlar ilgiyi, yeteneği, beceriyi, vizyonu ve en önemlisi de yaratıcılığı, üretkenliği, vizyonu ölçebiliyor mu? Adil mi, güvenilir mi, objektif mi, seçici mi? Evet demek mümkün değil!

KPSS benzeri saçma sapan diğer sınavlar ise tam bir utanç tablosu!

En acısı ise bu yanlış sistemi, yarım asırdır, zerre kadar sorgulamadan kervana katılıyor olmamız!..

Hormonlu notlar!

“Şişirilmiş notlar” nedeniyle, liselere ve üniversitelere girişte ciddi sorunlar yaşanıyor ama nedense hiçbir kurum bu haksızlığı kabullenmek istemiyor.

MEB, üniversiteye girişte sorumluluğun YÖK ve ÖSYM’de olduğunu söylüyor, onlar da hormonlu notları kendilerinin değil MEB’in verdiğine dikkat çekiyor.

Liselere girişte durum daha da vahim!

Sınavla girilen okulların toplam kontenjanı yüzde 20’nin altında. Diğer okullara ise diploma notuna göre öğrenci alınıyor ve bu notların çoğu hormonlu!..

Önümüzdeki süreçte yüz yüze eğitime geçilmez ya da sınavlar gerçekleşmezse ne olacak?

Liselere yerleştirme nasıl gerçekleşecek?..

Bu yöndeki şikâyetler yeni değil. Dünden bugüne hep var.

Hemen herkes gibi her kurum da yaşananlardan rahatsız!

Peki o zaman neden üzerine gidilmiyor ya da neden hiçbir kurum sorumluluk üstlenmiyor?

İşte tartışılması gereken asıl sorun bu!

Üzerine gidilmediği için hormonlu not verenlerin sayısı giderek artıyor, bu yüzden de lise ve üniversitelere girişte haksızlıkların boyutu da aynı oranda tırmanıyor.

Yeni olan ise üniversiteye girişte eski ve yeni mezunlar arasındaki adaletsizlik!

Eski mezunlar çok kıt notlarla mezun olurken, yeni mezunlar şişirilmiş notlarla mezun edilerek, yüz binlerce adayın önüne geçebiliyorlar.

Üniversite sınavlarında ortalama puan dilimlerinde bir puanda on binlerce adayın öne çıktığını ya da geriye düştüğünü özellikle hatırlatmak isteriz!..

Bakan Selçuk, öğrencilerin merkezi sınavlarda ve okulda aldıkları puanlar arasında aşırı farklılaşma olmasının soruşturma konusu olduğunu söylüyor.

MEB, YÖK, ÖSYM ya da başka bir kurum, bakalım hangisi kangrene dönüşen bu soruna “dur” diyecek ya da daha adil bir çözüm yolu bulacak?..

İyice bunaldık ama...

Vaka sayıları ve ölüm oranları katlanarak artıyor.

Böylesi bir ortamda yüz yüze eğitimi, sınavları konuşuyor olmak bile abes.

Peki ama nereye kadar?

Ramazan ayında 3-4 haftalık tam kapanmadan söz ediliyor!

Ya sonrası?..

Koronayla mücadele ve eğitimin sürdürülebilirliği konusunda dünü dünde bırakmak, yaşananları unutmak elbette mümkün değil ama en azından ders alalım ve ona göre yeni bir yol haritası çizelim.

Alınan yeni kararlara bundan sonra istisnasız herkes uymalı ve asla taviz verilmemeli.

Yanlış yanlışla düzeltilmez!

Ne olur, artık bunu anlayalım, başkalarından beklediğimiz özeni önce kendimiz gösterelim.

Dünya geneline baktığımızda durumumuz çok da vahim değil ama çok daha iyi olabilirdik!

Olmamıza da ramak kalmıştı.

Yerli aşıların eli kulağındadır ve eminiz ki yaz sonuna kadar aşı olmayan kimse kalmayacaktır.

Peki bu, her şeyin çözüldüğü anlamına gelebilir mi?

Kesinlikle hayır.

Şu anda, mutasyon yüzünden, aşı olanlar da aynı risk altında ve tedirginler.

Görünen o ki salgın hastalıklarla birlikte yaşamayı ve mücadeleyi öğrenmek zorundayız.

Depremde olduğu gibi ötelemek ya da görmezden gelmek felaketleri beraberinde getirir ki buna da hiçbirimizin hakkı olmamalı.

Eğitim elbette çok önemli. Çocuklarımız da öğretmen ve velilerimiz de bu durumdan çok sıkıldı ama risk haritasının kızıla dönüştüğü bir dönemde “Haydi okula”, “Haydi sınava” demek ne kadar doğru? Hem de öğretmenlerimizin daha sadece yüzde 10’u aşılanmışken!..

Özetin özeti: Sağlığımızı biz ciddiye almazsak, hiç kimse almaz...