Tatile doyamadık!

Daha ara tatilin rehaveti bitmeden yeni bir tatile yelken açıyoruz.

Üstelik bu kez, bir değil, iki haftalık.

Öğrenciler, tatile elbette sevinecektir ama veli ve öğretmenler bu konuda ne düşünüyor, gerçekten merak ediyorum...

Tatil olmasın mı, elbette olsun ama okula gidilen gün sayısından daha çok olmasın!

4 yarıyıllı sistem bu yıl ilk kez uygulanıyor. Sonuçlarını yıl sonunda çok daha net göreceğiz ama gelen ilk sinyaller sanki taşların henüz yerli yerine oturmadığı yönünde.

Önümüzdeki süreçte, sistem daha yerli yerine mi oturur yoksa çok daha karmaşık hale mi gelir hep birlikte göreceğiz.

Ankara’dan gelen sinyaller, başta, ara tatiller ve yeni lise müfredat programı olmak üzere, 2023 Eğitim Vizyonu’nda yer alan pek çok ayrıntının çöpe atılacağı yönünde!..

Neden? Çünkü tatillerin motivasyon sorunu yarattığı kesin. Tatil öncesi ve tatil sonrası en az birkaç gün boşa geçiyor. Bu yüzden de öğretmelerimizin istedikleri performansı yakalamaları çok da kolay olmuyor!..

Bu arada kar kış tatilleri ne olacak?

Yasa çok net!

Kapalı gün ve saat kadar telafi eğitimi yapılması gerekiyor!

Sizi bilmem ama ben, bugüne kadar telafi eğitiminin yapıldığına hiç şahit olmadım!..

Eğitimde kazanımlar çok önemli, bakalım, ara tatiller çocuklarımıza ne kazandıracak?..

Ödev var mı?

Yarı tatilde ödev verilecek mi, verilmeyecek mi?

Bazı bakanlar, “Ödevi kaldırdık” diye müjde verse de öğretmenler, ödev vermeye devam edecektir, etmeli de. Tam tersini yapıp, öğrenciyi ödev bombardımanına tutun deseler de öğretmenlerimiz, yine doğru olan ne ise onu yapmaya çalışacaklardır.

Ödev verilmeli mi, verilmemeli mi, tartışmasına girmeden önce, aslında yapılması gereken, ödevden ne anladığımız sorusuna cevap aramak olmalıdır.
Tıpkı çağdaş eğitim sistemlerinde olduğu gibi ödev de kişiye özel olmalıdır.

Ödevde amaç, eğer, eksikleri gidermek ve farklı bir vizyon kazandırmaksa, bu, her öğrenci için farklı olmalıdır.

Kitap okuyun derken tüm öğrencilerin aynı kitabı okumalarını istemek yerine, farklı yelpazeden üç beş kitap önerip, bunlardan birini ya da birkaçını okursanız iyi olur demek, çok daha doğru olandır!..

Ödev kesinlikle kişiye özel olmalıdır. Tüm sınıfa aynı ödevi vermek eğer sürekli değilse bir ölçüde kabul görebilir ama her zaman aynısı yapılıyorsa, kolaycılıktır.

Bireysel yeteneklerin öne çıktığı ve desteklenmesi gereken bir süreçten geçiyoruz. Bu yüzden, çocuklarımızı birbirine benzetmek yerine, her birini kendi ilgi, yetenek ve hayalleri doğrultusunda yetiştirmeliyiz.

Bana kalırsa ki üniversitelerde derslere girdiğim dönemde hep bunu yaptım, öğrenciler, ödevlerini de kendileri seçmeliler.

Böylesi bir yöntem, üniversitede olduğu gibi ilkokulda da rahatlıkla uygulanabilir ve çok doğru sonuçlar verir.

Kaldı ki akla gelebilecek daha onlarca seçenek bulunabilir. İşte bu nedenle, adına ödev mi deriz başka bir isim mi koyarız, o hiç önemli değil, oturup hayal kursalar ve bunu gelip sınıfta paylaşsalar, buna bile bu bir ödevdir gözüyle bakılmalıyız...

İlle de kitap!

Okur sayısı azalıyor mu, çoğalıyor mu?

Hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da çelişkili bilgiler var.

Kitap, gazete, dergi gibi basılı yayınları okuyan sayısının çok azaldığını iddia edenler olduğu gibi, baskı sayısının da okur sayısının da çok arttığını söyleyenler var.

Kitap, eskiden dünyaya açılan tek pencereydi.

Zamanla önemini kaybeder gibi olsa da hâlâ baş tacımız olmaya devam ediyor. Gazeteler de öyle.

Okur sayısına gelince, azaldığı kesin.

Evet, basılan kitap ve gazete çeşitliliği arttı ama okur sayılarında ciddi düşüşler var.

Peki, bu boşluğu dijital medya, gazete ya da kitaplar dolduruyor mu?

Evet demek mümkün değil. Bu konuda neler yapılabiliriz? Siz de düşünün, biz de düşünelim. Çünkü bilgi hâlâ en büyük güçtür!

Özetin özeti: Gelecek bugünden de zor olacak ve geride kalan yok olacak!..