Zanaatkâr, usta, çoban ve kalifiye iş gücü...

Kaliteli ara insan gücü tıpkı KOBİ’ler gibi ekonominin olmazsa olmazlarından birisi.

Onlar yoksa ne ekonomiye ayakta tutmak mümkün ne de yaşam kalitesini...

Son zamanlarda evinizde, iş yerinizde ya da herhangi bir yerde, herhangi bir ustaya işiniz düştü mü?

Memnun kaldınız mı?

Yaptığı iş içinize sindi mi?..

Bu konuda öylesine can yanmışlık var ki, bir dokunuyorsunuz bin ah işitiyorsunuz...

Yüz binlerce işsiz mühendisimiz var ama elinden iş gelen teknisyenimiz, teknikerimiz yok!

Yüz binlerce işsiz ziraat mühendisimiz, veterinerimiz var ama bağınızı bahçenizi, hayvanlarınızı teslim edeceğiniz iş bitirici bahçıvanımız, çobanımız yok...

Çoban deyip geçmeyin, kendilerine öylesine cazip koşullar sağlanıyor ki, üniversite mezunları onları ancak rüyasında görür ama yok, yok, yok!..

100 milyon turist hedefimiz var ama ara ki iş bilen işini severek yapan, yaptığı işle gurur duyan garson, aşçı yamağı, ütücü, resepsiyon görevlisi bulasınız...

Lokomotif sektörlerden birisi de inşaat.

Peki, aradığınızda iyi bir taş ustası, fayansçı, tesisatçı, elektrikçi, kalıpçı, mobilyacı bulabiliyor musunuz?

Evet demek o kadar zor ki.

Neden? Çünkü herkese büyük hayaller kurduruyor sonra da yol ortasında bırakıyoruz.

Çıraklık ve meslek öğrenme yaşları da çoktan geçtiğinden geleceğe yönelik yeni bir yol haritası çizmeleri hiç kolay olmuyor...

Eskinin usta çırak ilişkisi çoktan yok oldu.

12 yıllık temel eğitim hayata bir an önce atılmak isteyenleri hem meslekten koparttı hem de okuldan.

İş ve okul yaşamını bir arada götürmeye yönelik farklı modeller deneniyor ama sayıları o kadar az ki, herkese çare olmuyor.

Hangi sektörde olursa olsun kiminle konuşursanız konuşun, hemen herkesin en büyük sorunu kalifiye eleman eksikliği.

Ortaokul, lise mezunları için açılan ilanlara başvuran üniversite mezunlarının sayısı çok daha fazla.

İşsiz kaldıkları için bir süreliğine o işleri kabulleniyorlar ama motivasyon eksikliği nedeniyle sürdürülebilir olmuyor.

İşte bu nedenle ülke ihtiyaçları doğrultusunda doğru bir insan gücü planlaması ve doğru bir mesleki eğitim elzem hale geldi.

Böylesi bir planlama, hem işsizliğe çare olacak hem de yaşam kalitesini yükseltecektir.

Yurtdışına gidenlerimiz çok görmüştür.

Hangi meslek erbabı ile karşılaşırsanız karşılaşın, yaptığı işle gurur duyuyor, keyifle yapıyor ve neden bu mesleği seçtiği sorulduğunda da “sevdiğimi için” cevabını alıyorsunuz.

Peki, aynı gözlemi yakın çevremizde yaptığımızda ve aynı soruyu sorduğumuzda benzer bir cevap alma olasılığı yüzde kaç olur?..

Okullarımızda her şeyden önce, her mesleğin kutsal olduğunu çocuklarımıza öğretmeli ve o mesleği en iyi şekilde yaptıklarında kendilerine standart          üstü bir yaşam kurabileceklerini göstermeliyiz.

Meslek seçimi, kolay iş bulurum ya da iyi para kazanırım mantığı ile değil ilgi, yetenek, hayaller ve sevgi odaklı olmalıdır.

Sevilerek yapılmayan bir iş, kaliteyi de beraberinde getirmediği için ne yapanı mutlu eder ne de yaptıranı.

Çocuklarımızı neden mutlu olabilecekleri mesleklere değil de ısrarla farklı alanlara yönlendiriyoruz...

Sınav odaklı eğitimin hem ülkeye hem de öğrencilere yarardan çok zarar verdiğini anlamak için daha kaç nesli sınav kurbanları haline getireceğiz?..

Özetin özeti: Popüler olan değil de doğru olanı yapmak neden bu kadar zor?..