Zorunlu eğitim ne kadar takip ediliyor?

Zorunlu eğitim çağında olup da okul yerine sokakta olan çok sayıda öğrencimiz var.

Yine aynı şekilde okul yerine üç kuruş maaşa tarlada, fabrikada ya da merdiven altı atölyelerde çok zor koşullarda 8, 10 saat çalışan milyonlarca çocuğumuz bulunuyor.

12 yıllık temel eğitim yasal bir zorunluluk olduğuna göre bunun gereğini yerine getirmek de hepimizin görevi.

Bu konuda boşuna kabahatli aramayalım, çünkü yasalar bir yerinden deliniyorsa bunu hep birlikte yapıyoruz.

Okula gitmemek nasıl ki yasaları çiğnemekse, yanında çocuk işçi çalıştırmak, sokaktaki çocuklara seyirci kalmak da bir o kadar gayri yasal ve vicdanları sızlatmalı...

Bu konuda muhtarlardan okul müdürlerine, iktidardan muhalefete, velilerden öğretmenlere kadar  herkese önemli görevler düşüyor.

Batılı ülkelerde zorunlu eğitim çağındaki bir çocuğun okul yerine sokakta gezmesi asla kabul edilemez. Çünkü bu en temel vatandaşlık görevidir.

Takibini de ilgili kurumlar yapar, yapmayana da hesap sorulur.

Okul çağındaki çocuğunu ısrarla okula göndermeyen velilere karşı ciddi müeyyideler uygulanır ve velayetin alınmasına kadar giden bir süreç yaşanır. Yani herhangi bir keyfiyete asla izin verilmez!..

Okuldan kopuş, pandemi öncesinde de vardı ama pandemi döneminde zirve yaptı ve sanki artarak devam ediyor. Eğer önlem alınmazsa çok daha ciddi boyutlara gelebilir.

Peki, bu ne anlama geliyor?

Her şeyden önce, öğrencileri yasaları uymamaya alıştırıyoruz ve bu bir hukuk devletinde asla kabul edilemez.

Yasalar uygulansın diye çıkartılır.

Bu konuda müthiş bir adım attık, devamını da getirmeliyiz ki, geleceğe çok daha iddialı hazırlanalım.

Sınav ve diploma odaklı eğitimden, üretim ve istihdam odaklı eğitime geçme zamanı geldi de geçiyor.

Kalkınmış ülkelerin tamamında yüzde 65, 70 mesleki eğitim; yüzde 30, 35 akademik eğitim dengesi var. Bizde ise tam tersi. Mesleki eğitime giden öğrencilerimizi bile üniversiteye yönlendiriyoruz. Oysa kalifiye ara insan gücü de, en az üniversiteler kadar önemli.

Elinde bir mesleği olanın, üç, beş diploması olana göre iş bulma şansı da, alacağı maaş da çok daha yüksek olabiliyor...

Peki, bu nasıl sağlanabilir?

Önce okuldan kaçışları durdurmak gerekir. Sonra da devam eden öğrencilerden bir an önce hayata atılmak isteyenlere yeni alternatifler sunulmalı.

Kaçış nedenleri incelendiğinde ilk sırada derslerin ağır oluşu geliyor.

Tarlada, atölyede, kamyonda, tesisatçıda çalışacak öğrencilere neden tıp ya da mühendisliğe gidecek öğrencilere yönelik dersler dayatılır anlamak mümkün değil.

Çok yazdım ama bir kez daha hatırlatmakta yarar var.

Çocuklarımıza en büyük kötülüğü, biz yetişkinler yapıyoruz. Devlet de, veliler de çocuklar için hep en iyisini istiyor ama çocuklar aynı çocuk değil.

Her çocuğa, ilgi, yetenek, kapasite ve hayalleri doğrultusunda verilecek eğitim, en doğru eğitimdir. Bundan asla vazgeçilmemesi gerekir.

En kötüsü ise tek tip eğitimin dayatılmasıdır.

Cumhuriyet tarihi boyunca eğitimde çok yol kat ettik, etmeye de devam ediyoruz ama  ayrıntılarda kayboluyoruz.

Özetin özeti: Her şey, her şeyden önce ülkemiz ve çocuklarımız içinse, çok daha fazlası gerek!..