Gıda arz güvenliğini mutlaka sağlamalıyız

13 Nisan 2020

Sebze ve ağaçsız meyvelerin ekim zamanı geldi. Bunu hızlı halletmemiz gerekiyor. Aksi takdirde korona sonrası dönemde bir de gıda arz güvenliği riski ile karşı karşıya kalabiliriz.

İlkokuldayken; 50 yıl öncesinden söz ediyorum(!); dünyada gıda konusunda kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri olduğumuz bize öğretiliyordu.

Yarım asır sonra mercimeği Kanada’dan, mısır ve soyayı Amerika’dan, buğday ve arpayı Ukrayna ve Rusya’dan ithal eder olduk! Hayvancılıktaki durumumuzu hiç konuşmayalım bile...

Korona sonrasında gıda (daha doğrusu tarımsal emtia) üreticileri, kendi ihtiyaçlarını garanti altına almak amacıyla belli sürelerle ihracatlarına sınırlama getirdiler. Korona sonrasının pek de beklenmedik etkilerinden birini de gıda tarafında yaşıyoruz.

Sanayici Zuhal Mansfield’ın henüz geniş kesimlere ulaşamamış bir yazısından (Twitter’da paylaştım!) öğrendiğim kadarıyla Çinli 300 bin arı üreticisi kovanlarını doğaya yerleştirememişler. (Bizde de durum çok farklı olmasa gerek!) Sadece bal için değil, bitkilerin döllenmesi açısından da önemli olan arıların doğada dolaşamaması tarımsal üretimi de olumsuz etkileme riski taşıyor.

Ekim, dikim, hasat

En iyi mısır üretimi konusunda hemen her yıl ödül alan ve en iyi tohumlarını etrafındaki çiftçilere dağıtan Amerikalı bir mısır üreticisine neden iyi tohumlarını diğer çiftçilerle paylaştığını sormuşlar:

Yazının devamı...

KORONA SONRASI NELER OLABİLİR?

6 Nisan 2020

Koronavirüs salgını dünyada birçok şeyin değişmesine neden olacak. Bundan sonra bizi nasıl bir dünyanın beklediğine dair ipuçları belirdi. İşte benim tahminlerim...

Dünyanın çok büyük kısmını “gönüllü ev hapsine” sokan koronavirüs birçok şeyin değişmesine neden olacak. Gönüllü ev hapsinden sonra sanırım hayvanat bahçesindeki hayvanları daha iyi anlar olmuşuzdur... Zira doğa bu kez bizi evlerimize hapsetti, bize dışarıdan bakıyor, biz ise içeriden... Kendisini hızla tamir ediyor, biz olmadığımızda!

Çevre bilinci için önemli bir umut doğdu. Sosyolojik, politik, ekonomik değişiklikler de olacak!

1986’dan bu yana finansal piyasalarda bilfiil içinde yaşayarak çok sayıda finansal - ekonomik kriz gördüm. 1988 ve 1994 Türkiye, 1998 Rusya - Asya krizi, 1999 Kocaeli depremi, 2001 Türkiye krizi, 2008 küresel finansal krizlerin hemen hepsi finans - ekonomi kaynaklıydı. (Belki Kocaeli depremini ayırmak gerek!)

AB çatırdayacak

Ancak içinde ilk kez “biyolojinin” ve “insanların ölüm korkusunun” olduğu bir kriz ile karşı karşıyayım(ız). Henüz daha küresel salgının yavaşladığı, hayatın normalleşebileceğine dair güçlü haberler almadık.

Ancak bundan sonra nasıl bir dünyanın beklediğine dair bazı ipuçları belirdi. Bu nedenle bu yazıma (1) koydum, yenilerini de yazacağım. İlk yazıdaki bazı saptama ve tahminlerime gelince...

Dünya lideri ve küresel kurumlar kalmamış! Trump’ın iktidara gelmesi ile bir yandan dünya liderliğinden gönüllü çekilmesi, diğer yandan 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası gibi kurumların etkilerinin azalmasına neden oldu. Ülkesel/bölgesel çözümler yerine, küresel çözümler gerektiren böylesi bir pandemiye karşı ülkeler ortak hareket edemediler.

Yazının devamı...

Virüsle mücadele için kılcal damara inilmeli

30 Mart 2020

Koronavirüs dünyada ve Türkiye’de yayılıyor. İnsanların salgına karşı evde kalabilmesi için yaşamını sürdüreceği gelir temin edilmeli. Ancak bu katkılar toplumda kılcal damarlara inmeli.

Küresel virüs salgını doğudan batıya hızlı ilerliyor. En batıdaki ABD en fazla vakanın görüldüğü ülke oldu. ABD’nin sağlık sisteminde parası olan tedavi görüyor. Obamacare ile fakirlere sağlık hizmetinin verilmesi, Trump’ın iktidara gelmesiyle rafa kalkıp, sosyal mesafe uygulamasına geç geçince ABD manşete çıktı!

Fed ve Trump yönetimi tüm silahları ateşleyerek ekonomi tarafını ayakta tutmaya çalışsa da piyasalardaki endişeleri azaltabilmiş değiller. Tüm dünya finansal piyasalarının odağında ABD var! Orası toparlamadan diğer piyasaların toparlaması da zor görünüyor.

Gelir desteği olabilir

Bizde de “evde kal” çağrıları çok geç de olsa karşılık bulsa da yayılım İtalya gibi hızlı seyir izliyor. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmediği için nasıl bir seyir izleyeceğini kestirmek zorlaşıyor. Ancak önümüzdeki 1 - 2 hafta oldukça kritik. Sokağa çıkma yasağını ekonominin çarkları dönmesi için koymuyorsak, insanların evlerine ekmek götürmek için mecburen sokağa çıktığı bir durumdaysak bu yayılımı önlememiz de hayli zorlaşacak.

Küresel tedarik zincirindeki kırılmaların benzerleri bizde de yaşanmaya başlıyor. Belki hep birlikte evde kalsak, bunu daha az hissedeceğiz. Ancak insanların evde kalabilmesi için yaşamlarını sürdürebilecekleri gelirin temin edilmesi, ya da mecburi ödemelerin bir kısmının ötelenmesi gerekli. Açıklanan paketlerle, büyükşehir belediyelerinin aldıkları kararlarla bazı zorunlu hizmet ödemeleri erteleniyor. Ama bunun yeterli olmayacağı hissediliyor.

İnsanların endişelerinin azalması için kamunun doğrudan gelir desteğine ihtiyaç duyuluyor. Bunu er geç yapmak zorunda kalabiliriz. Ancak bunun için kaynaklarımız kısıtlı.

Yazının devamı...

Korona öncesi ve korona sonrası çağ!

23 Mart 2020

Koronavirüs salgınıyla yeni bir dönemin başladığı konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Dünya bundan sonra ‘korona öncesi’ ve ‘korona sonrası’ olarak anılacak. Dilerim korona sonrası dönemde dünya daha barışçıl, daha işbirlikçi bir yer olur

Bir virüs tüm dünyanın günlük düzenini alt - üst etti. Virüse karşı Çin başta olmak üzere bazı ülkeler “baskılama” stratejisini izlerken, bazı ülkeler “hafifletme” stratejisini izlediler. Zengin ile fakiri bir anlamda “eşitleyen” bu salgına karşı ülkeler bir anlamda deneme - yanılma stratejileri izliyor.

SARS ve MERS salgınlarından daha hızlı yayılan KOVID 19’a karşı alınabilecek en iyi yöntemlerden biri “baskılama” stratejisi. Bireyler arasındaki teması en aza indirerek yayılmayı sınırlamak; böylelikle sağlık sistemleri üzerindeki baskıların azaltılması, kazanılan zamanda da virüse karşı aşı ve/veya tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi amaçlanıyor. Günün moda deyimiyle “eğriyi yataylaştırmaya” çalışılıyor.

Evet, bu virüs çoğumuzu hasta edecek. Mesele, hepimizin aynı anda hastalanmaması! Hepimiz aynı anda hastalanırsak dünyanın hiçbir ülkesi bunun altından kalkamaz. Tıpkı yolları maksimum trafiğe göre tasarlamadığımız gibi, sağlık sistemleri de hepimizin aynı anda hastalanmayacağı varsayımına göre, yani “optimuma” göre tasarlanıyor.

Eğer maksimuma göre bir tasarım yapacak olursak hem ilk yatırım maliyeti çok yüksek olacaktı, hem de bu yatırımın bakım ve onarım maliyetleri inanılmaz rakamlara ulaşacaktı. Hepimize düşen görev hasta sayısı eğrisini olabildiğince yataylaştırmak için kendimizi korumak, etrafımıza hastalığın bulaşmaması için de azami çabayı göstermek olmalı!

İllâki bitecek

Bu salgının doğal olarak devasa bir ekonomik boyutu da olacak. Ülkeler ardı ardına ekonomik destek paketleri açıklıyorlar. Sokağa çıkamayan insanlara düşük faizle kredi vermenin pek bir anlamı yok. Ancak bazı ülkeler doğrudan vatandaşlarının cebine para koyarak tüketimi ve dolayısıyla ekonomilerini ayakta tutmaya çalışıyorlar. İşe yarayacağından çok da emin değiller, ben de...

Yeni bir dönem başladığı konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Bu konuda bazı komplo teorileri sosyal medyada paylaşılsa da bunlara çok prim verme taraftarı değilim. Yine de içinden geçtiğimiz dönem illâki bitecek.

Yazının devamı...

Faiz indirimi virüsü tedavi edebilir mi?

16 Mart 2020

Sınırsız likidite verilse dahi, virüs nedeniyle ortaya çıkan talep azalmasını, faiz indirerek çözebilecek miyiz, çok emin değilim...

Kovid-19 virüsü neredeyse tüm ülkelerde görüldü. Farklı ülkeler, farklı sağlık tedbirleri alıyor. Sınırlar kapanıyor, uçuşlar iptal ediliyor. Dünya adeta durdu!

Doğal olarak ekonomiler ve piyasalar olumsuz etkileniyor. Oynaklık inanılmaz arttı. “Korku endeksi” olarak nam salan ABD’deki VIX endeksi Ekim 2008’deki 89.53’ten sonra en yüksek seviye olan 77.57’yi geçen cuma gördü.

Virüs endişesinin ekonomiye etkisini azaltmak için iş yine merkez bankalarına düştü. Fed’in 50 baz puanlık olağanüstü toplantı ile yaptığı faiz indirimi sonrası Kanada’dan 4 Mart’ta 50 baz puan indirim geldi. Kanada cuma günü 50 baz puan ek olağanüstü faiz indirimi daha yaptı, politika faizini yüzde 0.75’e indirdi.

İngiliz Merkez Bankası 50 baz puanlık olağanüstü toplantı ile faizi 0.25 yaptı. Fed cuma 1.5 trilyon dolarlık yeni bir parasal genişleme (QE4-5-n?) programı (Hazine tahvil alımı) açıkladı.

Evden çıkmıyorlar!

Bu hafta Fed’in 17 - 18 Mart’ta olağan toplantısı var. Burada da bir faiz indirimine kesin gözüyle bakılıyor. Yüzde 1 - 1.25 bandındaki Fed faiz bandının 100 baz puanlık indirim ile 0 - 0.25 bandına ineceği beklentisi arttı. Hatta JP Morgan’ın baş ekonomisti Michael Feroli toplantıyı dahi beklemeden Fed’in bu adımı atabileceğini tahmin etmiş.

Peki, faiz indirimleri evden dışarı dahi çıkamayan insanları nasıl tüketime, yatırıma yöneltecek? Dünya, tıpkı Japonya’nın onlarca yıldır yaşadığı soruna benzer bir noktaya gidebilir mi?

Yazının devamı...

Petrol fiyatları çökecek mi?

9 Mart 2020

Petrol fiyatlarında düşüş sürüyor. Koronavirüsle petrol piyasası ağır darbe alsa da bana göre çökmeyecektir. Ancak ortalama ihraç maliyetine oranla kâr marjları azalacaktır...

OPEC+ görüşmelerinden mutabakat çıkmayınca hafta sonu Suudi Arabistan; petrol üretimini günlük 10 milyon varilin üzerine çıkaracağını açıkladı. 

Halihazırda günlük kotalar nedeniyle 9.7 milyon varil üreten S. Arabistan’ın, tüketicilere verdiği iskontoyu da 2 dolarlardan 6 - 10 dolarlara artıracağına dair haberler var. Rusya’nın üretim kısıntılarına yanaşmaması sonrası “damping” yapacak olan Riyad yönetimi petrol fiyatlarında önemli düşüşlerin önünü açmış durumda.

2016 başlarında nükleer anlaşma arifesindeki İran’ın yüzer stoklarını ucuza kapatmak isteyen piyasa katılımcıları ile, ABD’deki “kayaç petrolü ve gazı” üreticisi olan şirketlerin pazar paylarına göz dikmiş olan S. Arabistan ve büyük petrol tacirlerinin “işbirliği” ile 27.08 dolar/varil’e kadar gerilemiş olan Brent petrolünde benzer bir düşüş yaşanır mı?

30 dolara iner mi?

Petrol fiyatlarının düşmesi petrol üreticisi şirketlerin bütçelerinde önemli açıklara neden oluyor. Bu nedenle OPEC+ eliyle ve de üretim kısıtlamalarının yardımıyla uzunca bir süredir fiyatları suni olarak yukarıda tutmayı başaran petrol ihracatçıları, Covid-19 karşısında direnmekte zorlanıyorlar.

Yabancı raporlarda petrolün varilinin 30 dolara inebileceğine dair analizler var. Katılmakta zorlanıyorum!

Riyad’da geçen hafta sonu bazı tutuklamalar oldu. Muhammed Bin Salman’ın emriyle gerçekleştiği söylenen tutuklamalar sonrası nasıl bir yönetim olacak, kestirmek zor. Lakin, 30 doların yakın zamanda söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle mart sonuna kadar son OPEC+ anlaşması gereği 1.5 milyon varillik günlük kısıntı devam edecek.

Yazının devamı...

ALTINDA GİDİŞAT NE YÖNE DOĞRU?

2 Mart 2020

Altındaki sert düşüşün arkasında biraz kârları realize edip, diğer zararları ‘dengeleme’ çabası var denebilir...

Beklentim 1.560 - 65 ons/dolar bandının korunması, 1 - 2 ay içinde yeniden 1.600’lerin üzerine çıkılacağı yönünde.

Geçtiğimiz cuma gününün büyük sürprizi altın başta olmak üzere değerli metaller tarafından geldi. 24 Şubat’ta 1.689 ons/dolar seviyesini gören altın, geçtiğimiz cuma günü 1.649’dan 1.563’e kadar geriledi, haftayı 1.578 seviyesinden kapattı.

Cuma günkü tepe - dip arasındaki fark yüzde 5.50’ye denk geliyor. Benzer hesabı gümüş için yaptığımızda tepe - dip farkı yüzde 8.98’e kadar ulaşmış.

Koronavirüs paniği nedeniyle altın güvenli liman olarak “algılanırken” neden böylesi bir satış geldi dendiğinde, arkasında biraz altındaki kârları realize edip, diğer zararlarını “dengeleme” çabası, biraz da ‘ters ayakta yakalananların’ teminat tamamlama çağrıları için dolar likiditesi yaratma çabaları var denebilir.

Düşen hisse senedi borsaları ve onların vadeli kontratları (uzun pozisyondakiler) için borsalardan gelen teminat tamamlama çağrılarına elinde parası/likiditesi olmayanlar diğer likit ve kârlı (güvenli liman algısı nedeniyle altın pozisyonları kârlı varsayımıyla!) pozisyonlarını boşaltıp hem kârı cebe indirmiş, hem de diğer pozisyonlarını destekleyebilecekleri likidite yaratmış oldular.

Güvenli liman mı?

Yazının devamı...