Amerikan çatışması piyasaya yansır mı?

ABD’de son yılların en büyük siyahi - beyaz çatışması var. Olaylar kısa zamanda yatışmazsa önce ABD, sonra küresel finansal piyasalarına “oynaklık” olarak yansıma olasılığı artacaktır

Amerika’da; 1992 yılında siyahi Amerikalı Rodney King’in dört polis tarafında darp edilmesi, polislerin mahkemece “suçsuz” bulunması sonrasında başlayan eylemlerden bu yana en büyük siyahi - beyaz çatışması yaşanıyor.

Geçen hafta Minneapolis’te George Floyd adlı siyahi Amerikalının beyaz bir polisin boynunu sıkıştırması sonucu boğularak ölmesiyle protestolar patlak verdi. Gösteriler, diğer Amerikan şehirlerine de sıçradı.

Ordu birlikleri, federal polisler bölgelere gönderildi. Bu yazı yazıldığı sırada 13 şehirde gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Koronavirüs salgını (Kovid-19) nedeniyle 2.5 ay içinde işsiz sayısının 40 milyon kişi arttığı bir ortamda zaten kendilerini çaresiz ve endişeli hisseden büyük çoğunluk için bu olay işaret fişeği oldu.

Bazı kesimler bunu “ABD Baharı” olarak şimdiden adlandırmaya çalışmışlar, ancak bunun olacağını çok da sanmıyorum. Geçtiğimiz yılın ocak ayında Milliyet Gazetesi’nde “Küreselleşmenin Laneti” başlıklı bir yazı yazmış ve küreselleşmenin dünyada gelir dağılımını önemli ölçüde bozduğuna (Her ne kadar gelişen ülkeler bundan önemli ölçüde yararlansa da onlarda da gelir dağılımı bozuldu!) bunun da önce popülist, sonrasında otoriter ve hatta totaliter liderleri iktidara getirdiğine değinmiştim. Aynı yazıda Brexit ve devamında Trump’ın küreselleşmenin tabutuna son çiviyi çaktığını belirtmiştim.

Ayrımcılık sürüyor

Siyah - beyaz ayrımcılığının halen daha sürdüğü, bu açıdan bakıldığında “sosyal kontratı” hayli zayıf olan ABD’de gelir dağılımı son 30 - 40 yıldır mavi yakalar adına son derece hızlı bozulmuştu.

2008 krizinden sonra yaşanan parasal genişleme ile beraber gelen istihdamdaki artışlar bu sorunu bir nebze halı altına süpürdüyse de koronavirüs sonrasında yaşanan işsizlik dalgası sorunun halının altına süpürülemeyecek kadar büyük hale gelmesine neden oldu.

Buna bir de Trump’ın izlediği “kutuplaştırıcı” politikalar eklenince toplumda biriken enerji Floyd’un polis tarafından öldürülmesi ile patlak verdi. ABD’lilerin bu tarz olaylarda tepkileri; kıta Avrupasındaki gibi demokratik gösteriler yerine (gerçi Fransa’daki ‘Sarı Yelekliler’ de benzer davrandı!) vandallık, tepkilerini daha çok yağma ve vandallıkla gösteriyorlar. Neyse ki şimdilik o çok sevdikleri “silahlar” olaylara karışmış değil.

Amerikan çatışması piyasaya yansır mı

Gelir dağılımı etkisi

Henüz organize bir dizi eylem olmadığından, önü alınmazmış gibi görünmüyor. Ancak bu ve benzeri olayların bundan sonra farklı sebeplerle ABD’de yaşanması ihtimali artacaktır.

Küresel gelir dağılımı bozulması ve koronavirüs sonrası gelecek işsizlik dalgasının en fazla etkileyeceği ülkelerin başında ABD geliyor.

Hong Kong’un özel statüsünü kaldıran, Çin’e yeniden atak yapan, Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilen Trump’ın kasım ayındaki seçimlerden önce ne gibi adımlar daha atacağı henüz belli değil. Ancak belli olan bir şey var ki ABD’deki olayların kısa zamanda yatışmaması durumunda bunun önce Amerikan, daha sonra da küresel finansal piyasalara yeni bir “oynaklık” olarak yansıması olasılığı artacaktır. İçine girdiğimiz hafta bu konuda önemli ipuçları verecektir...

Petrol bir ayda 70 dolar arttı!

Kendisi 35 dolar olan petrol fiyatı nasıl bir ay içinde 70 dolar artmış diye sorduğunuzu duyabiliyorum... Bu devasa artış 20 Nisan’da son işlem günü olan Mayıs ayı ABD ham petrolü (WTI) kontratının -40.32 dolara (Fiziki petrol alana üste bu kadar para verildi?!) geriledikten sonra uzlaşma fiyatının -37.63 dolar açıklanmasından kaynaklandı.

Neden böyle oldu?

Haziran kontratının da vadesi Mayıs 19’da doldu ve son işlem 32.50 dolardan uzlaşıldı. Böyle bakıldığında petroldeki artış 70 doları az da olsa artmış olarak hesaplanabiliyor. Gerçekten bu kadarlık artış oldu mu? Doğrusunu isterseniz, hayır!

Bu finansal petrol piyasalarındaki anormalliklerden kaynaklandı. Buradaki asıl sorun bana göre, fiyatların teminatların altın düşmesine müsaade eden CME yönetiminden kaynaklandı.

Vadeli kontratlar için bir teminat yatırırsınız. Bu teminat “ilk” ve “sürdürme” teminatı olarak ikiye ayrılır. Fiyat belirli bir seviyenin altına düştüğünde sizden sürdürme teminatınızı tamamlamanız istenir. Tamamlamazsanız, borsalar ilk teminatınızın da bir kısmını kullanarak pozisyonunuzu otomatik olarak kapatırlar, en kötüsünden teminatınızın bir kısmını kurtarmış olursunuz.

Aktif Rasyo

20 Nisan’da olduğu gibi fiyatların bu teminatın dahi altına düşmesine izin verilmesi, birilerine ekstra zarar, birilerine de müthiş bir haksız kazanç sağlamış görünüyor. Yaşanan bu hareket borsa sistemini sarsmış durumda. Koronavirus krizi sırasında bunu tartışmıyoruz, ancak kriz bittiğinde hatırlanacaktır!

Öte yandan BDDK tarafından 1 Mayıs’tan itibaren bankalarca hesaplanması ve her ay sonu o aya ilişkin aylık ortalamasının mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için yüzde 80’in altına düşmemesini istenen Aktif Rasyosu (AR) hesaplanmasında değişikliğe gidildi. Yapılan açıklamada 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren AR hesaplamasında;

3 aydan kısa vadeli kredilerin, pay kısmında yer alan “Krediler” kalemine dahil edilmemesine,

KOBİ kredileri, proje finansman ve ihracat kredilerinin pay kısmında yer alan  “Krediler” kalemine 1.1 kat sayı ile dahil edilmesine,

TL cinsi repoların ve ihraç edilen 6 aydan kısa vadeli TL finansman bonolarının paydada yer alan “TL Mevduat” kalemi altında dikkate alınmasına,

Yabancı para (YP) repoların, paydada yer alan “YP Mevduat” kalemi altında dikkate alınmasına,

Paydada yer alan YP mevduat kaleminde, YP kredilere kadar olan kısmın katsayısının 1, aşan kısmının 1.75 olarak dikkate alınmasına karar verildiği belirtilmiştir.

Düşük faizle dönüş

Son düzenleme ile kredi vadelerinin uzatılması, KOBİ, proje finansmanının ve ihracata verilen desteklerin teşvik edilmesi amaçlanırken, bankaların özellikle mevduat tarafında “arka kapı” yöntemlerinin önüne geçilmeye çalışılmış.

Son madde ile de aslında AR’nın “icat edilmesinin” ana motiflerinden olan dövizden TL’ye dönülmesinin “düşük faiz aracılığıyla” ikna edilmesi hedefleniyor.

Görünen o ki bankaların AR mengenesi biraz daha sıkılmış. Daha fazla uzun vadeli kredi vermeye, DTH’ları azaltmaya (Yeni düzenleme döviz kredisi fazla olan bankalar için az da olsa avantajlı) yönelik adımlar atılması isteniyor.

Bankacılığın; ekonominin bu belirsiz döneminde işi biraz daha zorlaşmışa benziyor. Yeni ve uzun vadeli kredi vererek risk mi almalılar, döviz mevduatını mı kovalasınlar...