Dünya daha renkli bir yer olsun diye

4 Ağustos 2025

Bana uzun zamandır hayatın yaşanılası, insanın (isterse) sevilesi olduğunu hatırlatan bir sosyal medya hesabı var. ‘Gerçek’ hayatta tanımadığım, hiç yüz yüze gelmediğim ama güçlü ve dürüst kalbiyle tanıdığım pek çok insandan daha gerçek bulduğum bir sanatçı. İsmi Evre Başak (Okumuş) Clarke. Mimar Sinan Üniversitesi’nde moda tasarımı okumuş ama kendini bildi bileli resim yapmış, artofevre.com sitesinde kimi müthiş çizimlerini, “Dünyayı daha renkli bir yer yapmak için birleşelim” mottosunu kullandığı YouTube kanalında bazılarını yapma sürecini gösteren videoları bulabilirsiniz.

Hep bir mücadeleyle geçen yılların ardından İngiltere’ye taşınmış. Çoğumuz onu X hesabındaki “Hayatım boyunca hep bir şeylerin savaşını verdim, rahat yüzü gördüğüm pek söylenemez. Yıllar sonra gerçek aşkımı buldum, evlendik ve bebeğimiz oldu. Hayat bana ‘tamam hak ettin, artık mutlu olabilirsin’ dedi sanıyorum ama bugün kanser olduğumu ve oldukça ilerlediğini öğrendim”

Yazının Devamı

Sadakat’e can veren kadın

30 Temmuz 2025

Ben Kanal D’nin “Uzak Şehir” dizisini geç keşfedenlerdenim. “Bir ağa dizisi daha mı?” diye uzak durdum, herkes önerdikçe ayak diredim, sonunda yaz geldi, sezon bitti, ben bölümleri peş peşe izleyerek devirdim hepsini. Alya – Cihan çiftinin seyri çok keyifli uyumunun ve tüm diğer karakterlerin hakkını teslim ederek söylemeliyim ki dizideki Sadakat Albora gerçeğinin ayrı bir yeri var bu seri izlemede. Hani nefret ederek sevmek tam da bu. Kötü karakterlerin her zaman bir cazibesi vardır zaten de bütün Aliye Rona anneleri Sadakat’in yanında masum kalıyor, öyle hesaplı kitaplı bir kadın. Duru durağı yok. Karşısındakileri delirtirken (ki bu delirenler çoğunlukla kendi çocukları) o öylece durup izliyor ve bildiğini okuyor.

Haliyle onu bütün o sinir bozan soğukkanlılığıyla ete kemiğe büründüren oyuncuyu da çok merak ettim: Gonca Cilasun. Üstelik hakkında fazla bilgi yoktu, verildiği fazla röportaj da çıkmadı karşıma. Instagram hesabına baktım, iyice şaşkına döndüm. Sadakat Hanım ağır,

Yazının Devamı

Çok özel bir karaktere veda

28 Temmuz 2025

Bazı filmler var, insanı hayatının pek çok yerinden yakalıyor ve onunla beraber yola devam ediyor. İz bırakan filmler. Benim için Aslı Özge’nin son filmi “Faruk” böyle olmuştu. Ana karakteri yönetmenin 90’lı yaşlarındaki babası Faruk Özge olan film, asıl meselesi kentsel dönüşüm olsa da müthiş bir baba – kız ilişkisi anlatıyordu. Annenin erken kaybıyla daha da yakınlaşmış bir baba – kız ilişkisi… Kızını yakınında tutmak adına onun kanatlarını hiç kırmamış, uzaklara uçmasına destek olmuş bir baba, onu gittiği her yerde kalbinde taşımış, dünyanın dört bir yanından kartlar yollamış, her fırsatta da yanında olmuş bir evlat.

Faruk’un ömrünü geçirdiği, rahmetli eşiyle balkonunda oturduğu, her köşesinde anıları olan evinin kentsel dönüşüme girmesi söz konusu olduğunda biz de Aslı Özge’nin (Görüntü Yönetmeni Emre Erkmen’in) kamerası eşliğinde bu sürece tanıklık ediyoruz. İnanılmaz bir karakter Faruk. O apartman toplantılarında yaşı 90’ın üzerinde olduğu için

Yazının Devamı

‘Aynatuvar’dan sahnelere

16 Temmuz 2025

Adına ‘göbek dansı’ denilen, ‘oryantal’ denilen dansın markasının Nesrin Topkapı olduğu yıllarda büyümüş çocuklarız biz. Dansöz demek Nesrin Topkapı demek. Özellikle de yılbaşı gecesi demek. Işıl ışıl kostümü (meğer gizli ampuller dikermiş içine) ve âdeta insanı büyüleyen figürleriyle birçok kız çocuğunun büyüyünce dansöz olmaya karar verip gerdan kırarak anne babasının yüreğini hoplattığı yıllar. Neden olmaman gerektiğini de anlamazsın hiç. Balerin olmak mümkün, dansözlük tu kaka. Oysa Nesrin Topkapı’yı izlemek o kadar güzel ki.

Daha sonraları kendi stüdyosunda workshop’lar düzenlediğinden, 2000’lerde Bilgi Üniversitesi’nde dans dersleri verdiğinden, dünyanın dört bir yanında sanatının hakkının teslim edildiğinden haberim vardı da zamanında o ‘cıs’ denen mesleği nasıl seçtiğini, yürüdüğü yolda önüne ne engeller çıktığını, onları adeta bir sihirbaz gibi kendi yöntemlerini icat ederek nasıl aştığını

Yazının Devamı

Son çivi, ilk nota

14 Temmuz 2025

İnsanın bir tatil beldesine gitme sebebiyle onu dönüştürdüğü şeklin bu kadar taban tabana zıt olması gerçekten çok tuhaf. İstiyoruz ki gidelim doğaya yakın olalım, gürültüden, egzozdan uzak, temiz hava soluyalım, berrak denizlerde yüzelim, büyükşehrin yıl boyu yorduğu ruhumuza, bedenimize bir nebze şifa bulalım. Ama bütün bu güzelliklerin ortasını oyup binalar dikiyoruz. Sonra bir bakıyoruz dağ tepe bina. E biz buraya yeşil görmeye gelmemiş miydik?

‘Farkındalık’ çok işe yaradığından emin olduğum bir tanım değil ama ihtiyacımız olduğu kesin. Sahilinde hâlâ ılgın ağaçlarının kauçuklarla kol kola salındığı Gümüşlük’ün Müzik Festivali (Bodrum Klasik Müzik Derneği tarafından Bosfor Turizm’in ana sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen 22. Gümüşlük Müzik Festivali) de, çevreye verdiğimiz zarara dair farkındalık yaratmak amacıyla bu sene kendisine motto olarak “Son çivi, ilk nota”yı seçmiş. “Yeter

Yazının Devamı

İlişkiler için sihirli değnek

9 Temmuz 2025

“Bir sihirli değneğim olsa romantik ilişkiden önce kabalığı çıkarırım”. Şu sıralar YouTube’da karşıma en çok çıkan videolar psikiyatrist Gülcan Özer’in konuşmaları. Kah katıldığı programlar kah “İnsan Halleri” adlı kendi kanalında çeşitli konuları ele aldığı sohbetler. Kendisi “Aşk tesadüfleri sever” romantik cümlesini bile literatürümüzden çıkaracak bilgiler verirken tabii bu da bir tesadüf değil. Algoritmanın kararı. Ben de hiç atlamayarak hayatımızın efendisini haksız çıkarmamayı başarıyorum. “Bunu sevdiysen bunu da seveceksin”. Hay hay.

En başta yazdığım cümle ise izlediğim bu konuşmaların ardından edindiğim ve elimden bırakamadığım Yenal Bilgici imzalı nehir söyleşi kitabı “Bu İlişkiyi Konuşmalıyız”dan (Kronik Kitap). “Romantik ilişkiden önce kabalığı çıkarırdım. Nezaket eklerdim” diyor. Nezaket size de bir anda yapmacık bir şeymiş gibi geldi mi? Hani çok da yakın olmadığımız insanlara karşı gösterdiğimiz bir özelliğimizmiş gibi. Dışarıda harcadığımız, evde lazım

Yazının Devamı

Devam etme gücü veren müzik

7 Temmuz 2025

Aylar önce geleceği açıklandığından beri Max Richter konseri benim için bu senenin en çok beklenenlerinden biriydi. Müziğini seviyorum, sık sık dinliyorum, bilmediğim bir melodisine rastlasam hemen fark edip kulak kesiliyorum. Ama bir konserden beklediğim böyle sarsılmak, böyle büyülenmek, böyle arınmak, böyle başka bir şey değildi, baştan söyleyeyim.

32.İstanbul Caz Festivali’nin üçüncü günüydü, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu epeyce doluydu, sevindirici bir durum. Gökyüzünde tam ortasından kesilmiş bir yarım ay vardı. İstanbul sanki böyle müzik dolu, ışık dolu, neşe dolu bir şehir, dünya da huzurlu bir yer gibiydi. En azından 135 dakika için böyleydi.

Bilmeyen birine anlatacakken “The Last of Us”ın, “The Lefovers”ın, “Black Mirror”ın, hani “My Brilliant Friend”in de müziklerini yapan adam, diye tarif ettiğim (hayatta pek çok şeyi nasıl da dizilerle anlamlandırır olduk) Max Richter, İstanbul’da verdiği bu ilk konserinin programını tamamen iki albümündeki

Yazının Devamı

Asıl ‘başka şey’ budur

2 Temmuz 2025

Türk dizi tarihinden unutulmazlarını sıralayacak olsak “Behzat Ç.” birçok dalda listeye girer. Unutulmaz sahneleri, unutulmaz replikleri, unutulmaz karakterleri var ve bu karakterlerden gidişiyle en çok üzen, Canan Ergüder’in hayat verdiği Savcı Esra’ydı. Ölümünün üzerinden 13 yıl geçmiş, hâlâ onun ağzından dökülen “Dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 santim yerinden oynadı. Sen bana bir santim bile yaklaşmadın”dan daha vurucu isyan cümlesi duymadık bir dizi karakterinden. Âşık çiftler hâlâ birbirlerine “Ben seninle mutsuzluğa da varım” diyor şuursuzca, Savcı Esra’dan ödünç alarak. Ve hem şaşırtan hem sevindiren haber; Savcı diziye geri dönüyor. Ağustos ayında yayınlanacağı duyurulan yeni sezonda Canan Ergüder de var ve karakterimiz bu kadar yıl nerelerdeymiş sorusunun cevabı henüz sır.

Bu sene çok konuşulan platform dizisi “İstanbul Ansiklopedisi”nde de izlediğimiz Canan Ergüder, Mirgün Cabas’ın YouTube kanalına konuk oldu ve Savcı Esra

Yazının Devamı