Akşama doğru taarruza geçecekler!

Şimdi başlığa bir bakın rica ediyorum. Ne düşündürüyor size? Uzaylı istilası mı başlıyor? Zaman makinesinden çıkıp gelmiş dinozor sürüsüyle mi karşı karşıyayız? Zombi saldırısı mı sözü edilen yoksa? “Game of Thrones”a fazla kaptırdık kendimizi, kış da yaklaşıyor, akgezenler yeni sezonu bekleyemeden duvarı aşıp bize ulaştı? Ne oldu?

Bin bir çeşit olağanüstü felaket senaryosu olabilir, bilim kurguyla aram sınırlı olduğu için örnekleri çoğaltamıyorum.

Bir de üst başlığı var: İstanbul için korkutan uyarı! Yani bire bir bizi ilgilendiren bir taarruz söz konusu demek.

“İnternetin bir son dakika numarası daha” diyerek tıklıyorum; haber şöyle: “Meteoroloji ve AKOM’dan peş peşe gelen uyarıların ardından bir açıklama da ünlü meteorolog Orhan Şen’den geldi: İstanbul kuzeyden CB bulutları ile kuşatıldı. Akşama doğru taarruza geçecekler”.

Yağmur geliyormuş bir başka deyişle.

Şimdi en eskiden olsa, “Bu doğa olaylarını felaket gibi sunmak da bize mahsus. Sonbaharda yağmurdan, kışın kardan korkmak neyin nesi?” derdim, “Yağmasa mıydı yani, bulut kuşatması ne demek?”

Fakat öyle değil, ağustos sıcağında kafamıza kaya kadar dolu yağdıktan, metrolarda, vapurlarda mahsur kaldıktan, yıllardır sağ salim yaşadığım evimi üç defa su bastıktan sonra bana da “taarruz” doğru sözcükmüş gibi gelmeye başladı. Artık ortada bir doğa olayı değil, insan eliyle tahrip edilmiş doğanın, betonla örtülüp nefes alacak metrekare bırakılmamış toprağın, kesilen, yakılan, yok edilen ormanların mesajı var çünkü. Alıyoruz, değil mi?

Neden köşe yazarlığı?

Sakın bir ortası olmasın e mi? Ya bir insanı adeta ülkedeki bütün uyuşturucu trafiğinin baş sorumlusu ilan edip hapislerde çürütecek, yaşama hakkı tanımayacağız ya da tam tersi bir noktaya savrulup kendisine hangi pozisyonları sunacağımızı bilemeyeceğiz.

Deniz Seki iyi bir şarkıcı ve besteci. Şahane şarkıları var bence. Ve uyuşturucu konusunda göz önünde olmanın bedelini çok ağır ödediğini düşünüyorum. Haksızlığa uğradığını. Asıl suyun başında duranlar yerine kendisi de kurban konumunda olan Seki’ye çıktı bütün fatura. Ne pişmanlığı işe yaradı, ne samimiyetle günah çıkarması.

Nihayet hapishaneden çıktığı ve hayata döndüğü için çok sevindim. Yeni şarkılar yazacağı için, konserler vereceği için. Müzisyen çünkü kendisi. Ama rica ediyorum, neden köşe yazarlığı?

Bunu Deniz Seki vesilesiyle daha genel bir soru olarak soruyorum. Gazetecilik de diğerleri gibi ciddi bir meslek. Köşe yazarlığı denen şey de bunun bir parçası. Biliyorum eli kalem tutan herkes yaparmış gibi görünüyor ama aslında okura haber verdiğin, o haberlerle ilgili yorumlarını sunduğun bir alan orası, anı defteri değil. İnsanlar eğitimini alıyorlar, yıllarca çalışıyorlar bu işi öğrenmek için. Ünlü olmak, müzisyen, oyuncu, komedyen olmak ya da bir süre cezaevinde yatmış olmak değil ki şartı.