Aşının kutuplaştırdıkları

Geçen yıl bu zamanlar rüya gibi bir şeydi şu an gördüğümüz aşı kuyrukları, her gün artan aşılanma yüzdeleri. Normalde seviniyor olmamız gerekiyor bu aşamaya gelebildiğimiz için. Artık yoğun bakıma alınan hasta sayısı düşüyor, can kayıpları umarım bitecek, daha az korkacağız sokağa çıkar, anne babamızı, aile büyüklerimizi görürken, bir adım daha yaklaşacağız “normal” hayata. Fakat her güzel şeyle beraber korkuyu, kaygıyı ve akabinde öfkeyi büyütüyor olmamızı neyle açıklayacağımı bilemiyorum. “Çok güldük, çok ağlayacağız” psikolojisinin bir tezahürü mü bu acaba? Başımıza iyi bir şey geliyorsa mutlaka altında kötü bir şey vardır inancı mı? Ortalık şüpheci insan, komplo teorisyeni, diplomasız tıp uzmanı dolu. En güzeli de gene bölünecek en az iki kutup bulmuş olmamız. Bütün dünyayı sarsan koca koronavirüs salgını birleştirememiş insan evladını, nihayet aşılanabiliyoruz diye bir noktada uzlaşacak değildik ya.

Artık iki insan yan yana geldiği anda kaçınılmaz olarak aşı muhabbeti başlıyor. Oldun mu? Hangisi? Kaçıncı doz? Aynı aşıyı olmuşsak sorun yok, aynı takımdanız. Yok değilse, başlıyor herkes kendi seçiminin doğruluğunu savunmaya. Sinovac’çılar Biontech’çileri “Yalnız onun ileride ne sorun çıkaracağı belli değil, ben geleneksel aşı diye bunu tercih ettim” şeklinde korkuturken, diğerleri de “Sizinkinin de koruyuculuğu düşük ama” diye savunuyor kendi aşısını. Yeter ki kulaktan dolma bilgilerimizle karşımızdakini tedirgin edelim. İçimizdeki “Acaba sen de ötekini mi olsaydın, o daha mı iyiydi?” diye soran kuşkucu ses ancak öyle susuyor herhalde. Bir de “Olmadım, olmayacağım, ne diye vücuduma yabancı madde zerk ettirecek- mişim?”ciler var ki onlar “Ben inanmıyorum koronavirüse”nin artçıları ve her iki taraf için ortak düşman. Yeni öfke nesnesi bulunca bir süre omuz omuza çarpışabiliyoruz hiç değilse.

Biz sıradan halk olarak bu şekilde didişebilir, bunun sonucunda pek de kimseye zarar vermiş olmayız belki ama sosyal medyadaki kimi doktor açıklamaları ciddi paniğe yol açıyor. Misal en son bir doktorun attığı ısrarlı “mRNA aşısı olmayınız” tweet’leri. Önce çocuk sahibi olmayı ve 30 yıl daha yaşamayı umanları uyardı, “Aman olmayın” diye. Sonra da herhalde aklına halihazırda olmuş olanlar geldi ki onlara da kan sulandırıcı bitkiler tüketmeyi, yılda bir kanser taraması yaptırmayı ve çocuk sahibi olmamayı önerdi. Bu sonuncusu için “gerçekler ortaya çıkıncaya kadar” diye belirtmiş ki sadece bu ifade bile yeterince ürkütücü. Buna karşılık, bir kardiyologdan da “Bu safsatalara inanmayın. Kanama geçirirseniz bedelini siz ödersiniz. Böylelerine bir şey olmaz, yaptıkları yanına kalır” gibi öfkeli bir yanıt geldi. Daha kim bilir ne zıt görüşler var, gel de paniğe kapılma. 

Yapılacak şey sakin olmak, ortalığa kontrolsüz korku salan açıklamalara prim vermemek, emin olmadığımız noktada da tanıyıp güvendiğimiz hekimlere danışmak olmalı. Ben aşımı seçerken bunu yaptım ve onlardan da hiç “Aman ha şunu olma” gibi bir uyarı almadım. Hayatımızı esir alan şu pandemiyle mücadelede tam da yol alma noktasına gelmişken milleti aşıdan korkutup kaçırmak yapılacak son şey olmalı.