Bir de can havli var

İstanbul’da bir kadın samuray kılıcıyla öldürüldü. Samuray kılıcıyla. 28 yaşında bir kadın. Mimar ve nişanlı olduğu bilgileri var haberde, o kadar. Bir de katil ‘zanlısının’ akli dengesinin yerinde olmadığı. Bu tabii insanı irkilten bir bilgi, çünkü büyük olasılıkla o adamın cezalandırılmasına mani bir durum olarak çıkacak karşımıza bu. Gencecik bir kadın katledildiğiyle kalacak. Durup dururken. Katili de fazla uzak olmayan
bir gelecekte, pek çok benzeri ‘dengesiz’ katil
gibi özgür bir şekilde aramızda olacak. 

Buna karşılık Çilem Doğan cezaevinde olacak mesela. Mahkemenin verdiği 15 yıl hapis cezasını Yargıtay da onadı çünkü. Kendisine yıllar yılı şiddet uygulayan, yetmedi fuhuşa zorlayan kocasına karşı çıktığı, canını kurtarmak için, o onu öldürmesin diye kafasına inen tabancanın tetiğine bastığı, kestirmeden söylersek “ölmediği” için hapiste olacak. Ölse halbuki “Bir kadın cinayeti daha” olacaktı, adalet isteyecektik onun için. Canı kurtuldu, katil oldu. Mahkeme bunun “nefsi müdafaa” olduğuna ikna olmadı. Belli ki Yargıtay da.   

Çilem Doğan DHA’ya yaptığı açıklamada diyor ki “Şiddete maruz kaldığım, zulme maruz kaldığım, ölmekten son anda kurtulduğum için cezaevine tekrar girmek istemiyorum. Eğer o gün kendimi, hayatımı savunmuş olmasaydım ve can derdinde olmasaydım, bugün Emine Bulut, Pınar Gültekin, Özgecan Aslan gibi nice kadından biri de ben olacaktım.” 

Ne kadar net ve anlaşılır değil mi? Mahkemedeki savunmasında gördüğü işkenceleri sıralarken de öyleydi. Her ay iki basamaklı sayılarla ifade eder olduğumuz, kocası tarafından öldürülmüş pek çok kadının yaşadıklarıydı, anlattıkları. Ama işte “Karşı masadaki adama biraz uzun baktı ve güldü” kadar, “Başka erkeklerle mesajlaştığını yakaladım” kadar, “Bana ‘Sen de erkek misin?’ dedi, erkeklik gururum incindi” kadar, “Çok sevmiştim hâkim bey, ama o beni aldattı, terk etti, boşanmak istedi, evden gitti, çocukları göstermedi” kadar geçerli ve inandırıcı sayılmıyor bu gerekçeler.
Bir cinnet gerekiyor, cinayeti kabul edilir kılmak için.  

Çilem Doğan müstakbel katili olması an meselesi olan kocası Hasan Karabulut’u öldürdükten sonra akli denge ya da psikoloji bozukluğuna sığınmadığı, bir buhranın pençesinde olduğunu ileri sürmediği için, neyi neden yaptığını aklı başında cümlelerle ifade ettiği, her duruşmada birbirinden tutarsız yeni bahaneler üretmediği için cezalandırılıyor özetle. Pınar Gültekin’in katil zanlısı öyle mi mesela? Sürekli öldüreni değil öleni suçlu çıkaracak yeni sebepler buluyor. Psikolojisi iyi değilmiş cinayeti işlerken.

Çilem Doğan’ın psikolojisi iyi çok şükür. Aklı fikri kendisi cezaevindeyken anasız babası ortada kalacak sekiz yaşındaki kızında. Onun için güçlü duruyor ve mücadeleye devam ediyor. Yıllarını can korkusuyla geçiren, ne zaman hakaret işiteceğim, ne zaman işkence göreceğim, ne zaman fuhuşa zorlanacağım gibi endişelerle yaşayan ve bir yandan da bütün bu zulümden çocuklarını korumaya çalışan kadınların depresyona girme, “psikolojisi bozulma” gibi lüksleri olmuyor. Kadınlık gururları da incinmiyor dayak yiyince. Can havli diye bir şey var, hepsinden önce gelen.